25 Ağustos 2008 Pazartesi

Güzel Helen ve Truva Atı'nın Hikayesi


Çanakkale'nin en merkezi caddesinde iki yıldır sergilenmekte olan bu at ünlü aktör Brad Pitt’in başrolünü oynadığı ''Troy'' filminde kullanıldıktan sonra 2004 yılında bu şehre getirtildi.



Bir kadın düşünün. Dünyanın en güzel kadını bu. Yunan mitolojisine göre,  yani Homeros'un İlyada destanında yer alan bu güzel kadının ismi Helen.
Destana göre güzel Helen Troia yani TRUVA Savaşı'na neden oluyor.  10 yıl kadar süren evliliğini bırakıp Truva Prensi Paris ile kaçıyor çünkü.
Bunun üzerine kocası Menalus tarihteki en büyük Yunan ordusu ile Agamemnon komutasında efsanelere konu olacak savaş için Truva'ya gidiyor.  Ayrıca bütün Yunan krallarına haberci göndererek,  Helen’in kurtarılması için yardım istiyor.
Akhalılar,  Truvalılar ile 10 yıl boyunca savaşıyor.  Savaşlarda bir sonuç elde edilemeyince,  Truva'yı ancak bir savaş hilesiyle alabileceklerini düşünüp,  savaşı bırakıp, evlerine dönecekleri izlenimini yaratıyorlar.  Bunun üzerine Akhalılar,  büyük bir tahta at yaparak Truvalılar’a hediye olarak sunmaya karar veriyor.  Zafer sarhoşu Truvalılar,  hediyeyi kabul ederek kutlamalara bile başlıyor. Gece herkes uyuduğunda,  tahta atın içine gizlenen Akhalı askerler, dışarı çıkıp şehrin kapılarını açarak Akhalılar’ın şehri ele geçirmesini sağlıyor.  Ve zafer onların oluyor.

Hiç aklımıza gelir miydi bu atın dünyanın en güzel kadını Helen için, daha doğrusu çok büyük bir aşk için on yıl süren savaşları sona erdiren bir araç olduğu ?  İşin ilginç yanı bu savaşı sembolize eden ve sergilenen Truva atının herkesin bilmediği başka bir yönü daha var.   Çanakkale’ye getirtilen fiberglastan yapılmış Troia Atı’nın montajı için Almanya’dan da özel bir ekip geldi.  Montaj ekibinde yer alanlardan biri de Alman Mühendis Erik Ludwig idi.  Çalışmalar sırasında Ludwig, bu ekibe ve kendisine tercümanlık eden Semra Beder ile tanışıp arkadaş oldu.
Zaman geçtikçe montaj sırasındaki arkadaşlıkları çok büyük bir aşka dönüşen çift, 13 Temmuz 2005 tarihinde evlendi ve şu an Çanakkale'de yaşıyor.
Alman Mühendis Erik Ludwig,
-''Düşünün ki binlerce yıl önce bir savaş olacak.  Truva Atı bu savaşın kaderini değiştirecek.  Daha sonra savaşı konu alan bir film çevrilecek. Bu filmde kullanılan at sergilenmek üzere Çanakkale’ye getirilecek.  Biz birbirimizle tanışacağız ve evlenerek mutlu olacağız.  Truva Atı'nın savaşı değiştirdiği gibi bizim de kaderimizi değiştirmesi çok ilginç'' diyerek halen atamadığı şaşkınlığını dile getiriyor.

Gerçekten çok ilginç.. Nereden nereye ?  Böyle büyük bir aşkın ve savaşın filmi çekiliyor.  Bunu sembolize eden bir at var ve bu atın montajı sırasında dünyanın bir ucundan öbür ucuna uzanan bir aşk daha gerçekleşiyor.

Ey aşk, sen nelere kadirsin !


* * * *

(Konuyu haber yapan Sabah Gazetesi'nde Semra Beder ve Erik Ludwig bu şekilde yer aldı.)

Read more...

23 Ağustos 2008 Cumartesi

Elif'in Gerçeği

İnsana bahar tazeliği hissi veren,son derece güzel,gencecik,utangaç ve duygu yüklü bir genç kızdı Elif.
Koyu kestane rengi saçları,kıvır kıvır kirpiklerle bezeli kocaman simsiyah gözleri vardı.
Her sabah sınıfa en önce o gelir,elinin alışkın olduğu belli tavırlarla ve hamarat bir şekilde bir gün önceden kalmış sınıfı derleyip toparlardı.Daha sonra camları açıp havalandırır,masa örtüsünü silkeler,epeyce uzaklara sürüklenmiş çöp kutusunu köşedeki o bilindik yerine getirir,sonra da sağa sola kaymış sıraları düzenlemeye çabalardı.
Nöbetçi olup okula erken geldiğim günler farketmiştim bu özelliğini.Sınıfın içini böyle özenle düzene sokmaya çalışması ne kadar hoşuma gitmişti..
Diğer öğrencilerin kayıtsızca etrafa çöpleri savurup sınıfa ait her türlü eşyayı hoyratça kullandıklarını göz önüne aldığımda içimden ona sarılmak gelmişti.Köyden erken geldiği için bunu her sabah yapıyordu üstelik..
Sınıfta kapının yanındaki en ön sırada tek başına oturuyordu.
Sınıf mevcudu epeyce kalabalık olmasına rağmen neden hep sırada yalnızdı ki? Kendi tercihi miydi,yoksa arkadaşları mı istemiyorlardı?
Sınıfına girdiğimde ve onu bu şekilde yalnız oturuyorken gördüğümde aklıma hep bu sorular takılıyordu.Ama garip bir nedenle,belki de kalbini kırabilirim korkusuyla hiç sormamıştım.
Ders esnasında ister istemez gözlerim takılıyordu o mahzun ve güzel yüzüne..Sürekli bir dalgınlık halindeydi.Ders dinlediği söylenemezdi,bir sıkıntısı vardı sanki ama ne olduğunu kestirebilmem pek mümkün değildi.
Genç kız olması nedeniyle belki bir aşk söz konusu olabilirdi.Fakat yine de farklı bir sıkıntıydı onunki.
Kapının hemen yanıbaşında çok gizemli bir tablo oluşturuyordu aslında.
Verdiğim ödevleri de yapmıyordu genellikle.Bu kadar hamarat bir kızın ödev yapmaya gelince neden böyle sorumsuz davrandığını da aklım almıyordu bir türlü.
Bir kez uygun bir dille uyardım.Bu şekilde kendine zarar vereceğini,ödevleri yaptığında konuyu daha iyi kavrayacağını belirttim,ama maalesef devam etti.
Ama ben nedense ona hiç kızamıyordum.Çok seviyordum. Sanki o böyle yaptıkça benim de ona karşı sevgim artıyordu garip bir biçimde.
Sınıflarını yazılı yapmıştım o gün.Ertesi gün okula gelip derse girdiğimde öğrencilerin hemen hepsi ''Hocam yazılıları okudunuz mu?''ya da ''Neden okumadınız?''türü sorularla kafamı şişiriyorlardı büyük bir gürültüyle.Haklılardı ama.Onları ben alıştırmıştım en geç iki gün içinde yazılılarını okumaya..
En sonunda o kadar çok gürültü oluştu ki sınıfta,
-Eeee..Yeter ama.Ne bu gürültü? Diğer hocalar kaç günde okuyor yazılılarınızı.Onlara böyle yapabiliyor musunuz? Hem benim hiç mi başka işim yok.Akşam olup eve gidince dünya kadar iş beni bekliyor.Yemek yapılacak,bulaşık yıkanacak.Daha bir sürü daha iş var.Hiç mi düşünmüyorsunuz bunları..?
diye bağırdım.
Aradan beş saniye geçmeden Elif ayağa kalkıp kendini kaybetmiş bir şekilde haykırarak,
-Yaaa işte Hocam !! Şimdi anladınız mı beni?
-Ne diyorsun Elif? Haddini bil !! Seni neden anlayacakmışım ben şimdi? Ne alakası var?
Elif bu sözler üzerine hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı ve,
-Hocam,benim dört ay önce annem öldü.Evde en büyük benim.Bütün işler ve kardeşlerim bana kaldı.Ödev yapmıyorum diye bana kızmıştınız.Şimdi anladınız mı? Ben de evde yemek yapacağım,bulaşık yıkayacağım,babama ,kardeşlerime bakacağım diye aynı sizin gibi ödevlerimi yapamıyorum işte.Üstelik annemi de çok özlüyorum...
Bunları söylerken ağlaması çığlıklara dönüşmüştü.Ve yerinden fırlayıp elleriyle yüzünü kapatarak sınıfı terk etti.
Tabii ben de arkasından.O an ders,sınıf,ödev,yazılı,diğer öğrenciler hepsi aklımdan uçup gitmişti.
Elif'i kolundan yakalayıp bahçede uygun bir yere götürüp oturttum ve dakikalarca teselli etmeye çalıştım.Hatta ondan özür bile diledim.
Onu bir nebze olsun rahatlatmayı başardım sonunda. Ama özünde şaşkınlık ve üzüntüden mahvolmuştum orada.
Bu kara gözlü,mahzun yüzlü güzel kız bana ne büyük bir ders vermişti.
Ömrüm oldukça unutmuyorum,unutamam...

Read more...

16 Ağustos 2008 Cumartesi

Ankara Aşkım

Ankara..Öğrenciliğimin geçtiği sessiz,munis,gönlümün sultanı güzel şehir...
Adını her duyduğumda özlemiyle yanıp tutuştuğum,hem yurdumun hem gönlümün başkenti...
Sana sevdalıyım ben ! Mezun olduktan sonra yıllarca göremedim seni.Ama aklımdan bir an bile çıkmadın ki ! Büyük şehir olduğun için mi sanki hep büyük bir mahcubiyet içindeydin sen,yoksa bana mı öyle geliyordu? Kesinlikle hayır..Farklıydın,farklısın sen her zaman..
Öylesine mütevazı,öylesine sessiz ve utangaçtın ki! Hep öyleydin,halen öylesin..Bu yüzden de gözlerini yerden kaldıramayan bir gelin edasında görürdüm seni hep..Çok seviyordum,hiç ayrılmak istemeyecek kadar..
Ankara'dan yolu geçen,öğrenciliği geçen ya da yaşamının bir kesitini burada geçiren herkes bu özel duyguları yaşar ve asla unutamaz.
Her zaman için büyük bir özlem duyar,arar..Geçmişini geri istemek gibi bir duygudur sanki.Koşarak gidip tekrar o havayı solumak,o farklılığı,özel duyguları yeniden yaşamak ister.
Burada kalan geçmişi iliklerine kadar hissetmek istemektir bu aslında..Her sokakta,her semtte,her bulvarda bir parçası kalmış gençliğini yeniden görmek ve içi cız ederek başka boyutlarda gezmektir iç çekerek.
Ve sanki geçen zamanı aynı yoğunlukta ve tüm hücrelerinizde hissederek birebir yaşamak gibidir yeniden..
Çarpar geçer insanı bu yoğun duygular,savurur hatta..
Çünkü zaman durmuş gibidir yaşadığınız o anlarda sizinle birlikte..
Geçmişle ilgili sevinçli ya da hüzünlü olması hiç farketmeyen küçücük bir anı bile gözünüzün önüne gelip ağlamaklı yapar sizi..Dalar gidersiniz derinlere..
Sonra birden kendinize gelip silkelenir,gerçeğe dönersiniz bir anda..Anılar aynı,yaşanmışlıklar aynı.. Ama ya siz..?
Zaman ne kadar da acımasızmış değil mi? Kahrolursunuz işte o an..Anlatılmaz..
Son iki yıldır ben bu duyguları çok yoğun hissediyorum.Çünkü artık Ankara'ya sık gidip geliyorum.
Öylesine değişik duygular yaşıyorum ki..Kelimelere sığdırılamayacak kadar başka,hatta kalbimin atışı bile başka.Çok yoğun hissediyorum anlatmaya çalıştığım bu duyguları..
Bu yazı fotoğraflarla birlikte belki yukarıda aktarmaya çalıştığım özlemi yaşayanlara biraz çare olur..

Read more...

13 Ağustos 2008 Çarşamba

Çalsın sazlar..

Bugün sıkıntıdan patlıyorum.Ne yapsam da hafiflesem diye düşünürken tabii ki aklıma blogum geldi.
Dert ortağım,arkadaşım..İçimdekileri döktüğüm,dökerken her bir kelimesinde hafiflediğimi hissettiğim sevgili güncem...
Sana çok fena alışmışım.Bunu çok yoğun bir biçimde hissettim.
Yok şöyle bir konu bulayım,yok olay örgüsü düşüneyim sıkıntısında falan değilim.Aklıma ne gelirse...
Hiç düzeltmeden,olduğu gibi...Cümleler üzerinde oynayıp,en güzele ulaşma,betimleme derdine düşme yok.

Şu son hikayemde insanlar akşam olup kapılarını kapattıklarında gözlerimi kapayıp her bir kapının ardına güzel hikayeler,mutlu hayatlar kondurmayı planlamış ve uygulamıştım.
Ve elimde''Sihirli bir değnek''varmışcasına,o kapıların ardındakileri düşleyebilecekleri en güzel hayallere anında ulaştırıp karanlık sokakları şen kahkahalarla çınlatmıştım.
Ee..? Ben bunu neden kendime uygulamıyorum ki? Hadi hemen yapıyorum ve kapıyorum gözlerimi.
Kurguluyorum,kurguluyorum...
Hımmm...Öncelikle ve kesinlikle erkek olmalıyım.Büyük bir avantaj bu.Çünkü felekten bir gece çalmak istiyorum..Ömrümde ilk kez yapacağım bunu.Heyecanlıyım...
Aklıma hemen şu evin önünde park halinde bulunan modeli ve rengi bana beğendirilen ama kullanmaya gelince kem küm edilip izin verilmek istenmeyen otomobil geldi.
Sahi ben neden ehliyet almıştım ?
Nedenini unuttum.Bir dakika !! Şimdi hatırladım.Hiç bir zaman direksiyona oturamamak,oturunca alay edilmek,''Kesin çarpacaksın!''diye demoralize edile edile ''Pes!''dedirtilmek ve en sonunda ''Debriyaj sağdaki mi,soldaki miydi acaba ? Yoksa o gaz mıydı?'' demek için almıştım...
Ben bu arabayı nasıl kullanacağım şimdi? Üstelik gece karanlığında.Aaa !! Farları nereden yakıyorduk? O kadar da yüksek notlarla geçmiştim sınavlardan..Hepsi boşmuş demek.Tebrikler..Cidden tebrikler..Dizginleri nasıl da acizce eline vermişim birilerinin.Hale bak ya?
Aaa !! Sahi...Sihirli değneğim vardı.Bunların hepsini o başaracaktı.Ne kadar da çabuk unutuyorum.
Atladım arabama,kuruldum direksiyona.Bastım gaza...İster sağdaki ister soldaki gaz,mühim değil.Sihirli değneğim var benim.
Arabamı nasıl da şahane kullanıyorum ama...Hatta uçuyorum...Harikayım ben yaa !!
Şimdi az kaldı,şurdan ana caddeye çıkınca tamam.Birkaç arkadaşım var,onları da doldurdum mu içine şahane olacak.
Artık gerisini ne siz merak edin ne ben...Sabaha kadar felekten bir gece çalacağız işte.Çalsın sazlar oynasın kızlaaar!!! O bar senin bu saz benim gezeceğiz yaa !!
Gerisini anlat(a)mayacağım.Çünkü çaktırmayın,bilmiyorum gerisini,nasıl eğlenileceğini yaa !!
Zaten yeter. Bu kadarı bile fazla geldi,heyecanlandım..Hatta aşırı derecede rahatladım.Gerisini almayayım ben  : )

Read more...

07 Ağustos 2008 Perşembe

Karanlığın Hüznü

Bilmem hiç düşündünüz mü? Akşamüstleri yoğun bir hüznün temsilcisi gibidir.
İşte bakın..Yine yorgun bir akşamüstü çökmeye hazırlanıyor bu küçücük şehrin üzerine isteksizce...
Biten bir günü uğurlamaya çalışan,maviden griye,sonra hafif bir kızıllıkla birlikte laciverte dönüşmek üzere olan gökyüzünün hüznüdür sanki inen.
Sokaklardaki insanlar bu hüznü farkeder ve adımlarını sıklaştırırlar sanki evlerine doğru telaş içinde.
Gittikçe koyulaşan bu karanlıkta belki bu hüzünden kaçma korkusuyla da hızlanmaktadırlar aynı zamanda.
Kimileri de bariz ama nedeni belirsiz bir korkaklık içinde gibidir.Karanlık mıdır onları bu sebepsiz korkuya iten ? Öyle görünmektedir.. Ama çocukluktan beri süregelmiş bir alışkanlık da olabilir,kimbilir ?
Biraz sonra gün ışığının kaybolmasıyla devreye giren,ama henüz aydınlığı farkedilemeyen halojen lambaların belirginleşen ışıkları altında her şey çok daha başka bir görünüme ulaşacaktır.
Bu esnada simsiyah bir şekilde tamamen ortalığı kaplamak için tutkulu bir şekilde acele eden karanlık ve onunla birlikte her şey,sanki görünmeyen ve ürküten bir varlığın emriyle gözle görülür bir biçimde hız kazanmıştır.
Günün hiçbir saatinde görülemeyen bu hareketlilik,bu telaş,doğa ile insanların birbiriyle inat içinde yarışı gibidir aynı zamanda.

İşte bu şaşırtıcı hareketlenme bana bambaşka duygular yaşatıyor...
Kimi zaman''Neler oluyor?''dedirtip ürkütücü gibi gelse de o çok sevdiğim siluetlerle harmanlanmış olan görüntüler ve bu olup biten işin özünde derin bir huzur veriyor bana...
Ve koşturmacalarını tamamlayıp kendilerini hızla evlerine atan yorgun insanlar kapılarını kapadıktan sonra da gerisi hayal dünyanıza kalıyor...
Bunu çok seviyorum...Sonrası için gereken gözlerinizi kapayıp hayal etmek ve kurgulamak.Öylesine güzel senaryolar yazabilirsiniz ki !
Buyrun,her şey sizin elinizde..Kurgulayın..İmkanlarınız sınırsız.Elinizde sihirli bir değnek varmışcasına tamamlayın hikayelerinizi tek tek ve gönlünüzce...
Her bir kapının ardında ayrı bir yaşam,ayrı bir öykü var...
Başrol oyuncularınıza dilediğiniz gibi rol verin.Siz siz olun,mutlu edin onları.Hem de hayatları boyunca olamayacakları,inanamayacakları kadar...
Güzel bir dünyada insanca yaşamak için gereken her şeyleri olsun.Öncelikle mutluluk ve sevgiyle donatın onları.Yüzlerine gülücükler kondurmayı unutmayın.
Öylesine memnun ve mutlu olsunlar ki sokaklar en karanlık köşelerine kadar sevinçle atılan ve birbirine karışmış kahkalarla çınlasın...
Sonra sihirli değneğinizi yavaşça bir kenara bırakın.
Ve sakın ama sakın bu büyüyü bozmayın...

Read more...

Web Analytics

  © Blogger templates The Professional Template by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP