2009/03/04

Yenilgi


Bu kadar kısa sürede nasıl sığmıştı gövdesine onca inanılmaz acı? Tomurcuklar içindeyken birdenbire sonbaharını yaşayıp yapraklarını döken ve şiddetli rüzgarlarla savrulup darbeler almış yaşlı bir ağaca nasıl dönüşmüştü?
Küçücük de olsa içinde hiçbir zaman yok etmediği, gözyaşlarıyla durmadan ıslatıp canlı tuttuğu ve yeşerttiği tek umudu, kopup gitmesine izin vermek istemediği tek bir yaprak kalmıştı üzerinde.

Nefes almakta zorlandığı dünyanın acımazlığına inat, sımsıcak ve tertemiz saklamaya çalıştığı kalbi hızla atıyordu.

Soğuk bir namlunun ucuna gelip dayanmış acımasız bir kurşun gibi yine dilinin ucundaydı yüzleşmekten korktuğu gerçek. Vazgeçmek için direndiği, yok etmek için çabalayıp durduğu, her şeye inat büyüdükçe büyümüştü içinde.

Hızla çarpan sol yanı daha şimdiden hazırdı yüz yüze gelmeye. Biliyordu ki o gri kurşun, hedefi hiç şaşırmadan darmadağın edecekti onu şimdi... Bundan sonrası kaçınılmaz bir şekilde boşluktu, hiçlikti. Bunu iyi biliyordu.

Nedensiz sorular kafasında yer bulmaya çalıştıkça beynini kemiriyor, sonra bir bir uçup gidiyorlardı cevap bulamadan.

Bir nedeni vardı inanmak istemediği...

Yavaş yavaş küçülüyor, yok oluyor gibiydi. Bir titreme geldi, üşüdü önce...
Nefesiyle ısıtmaya çalıştığı ellerinin paramparça olduğunu gördü hayretle. Sonra dayanılmaz bir sızıyla yanmaya başlayan yüreğinden bedenine yayılan yakıcı bir ateş savurdu onu.

Gökyüzü birdenbire zifiri karanlığa dönüştü. Tıpkı ona benziyordu artık her yan. En ufak bir ışık kalmamıştı içinde.
Başını kaldırıp yıldızları aradı yaşlarla dolu gözleri. Hepsi birden mi yok olup gitmişlerdi? Giderken anılarını çekip alsalar unutmak daha kolay olmaz mıydı?
Gökyüzüne tekrar baktı. Zifiri karanlıktı...

Titreyen elleriyle hayal kırıklıklarının dökülen son parçalarını toplamak istedi yerden. Sonra vazgeçti. Çünkü bu kez ölüme beş kaldığını biliyordu...

Asırlık karanlıklar içine ağır adımlarla ve hıçkırıklarla ilerlerken yok olduğunu hiç bu kadar yakıcı hissetmemişti...