28/10/2009

Cumhuriyet Bayramı ve Bir Anıt Ağaç

Akşam haberlerinde, Ankara Kızılcahamam'da yaşayan Dr.Derviş Özer'in oluşturduğu Türkiye'de bir ilk olan
''Ağaç Şehit Anıtı''nın yarın, yani 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nda yapılacak bir törenle açılacağını öğrendim. Az önce...

Aynı zamanda bir heykeltraş olan Dr.Özer, Genel Kurmay Başkanlığı'ndan 1980 yılından günümüze kadar terörle mücadelede şehit olan 6 bin Mehmetçiğin isimlerini, doğum ve ölüm tarihlerini öğrenip yaklaşık bir yılda, her birini kendi eliyle tek tek paslanmaz krom künyelere yazmış ve bunları zincirlere takıp bir sedir ağacının üzerindeki yapraklar olarak canlandırmış.

Dr.Özer bu fikrin oluşmasının çarpıcı öyküsünü anlatırken ''10 yıl önce kızım daha 3 yaşındayken, tatil dönüşü bir mola yerinde yalınayak, perişan görünümlü iki adamla karşılaştım. Kızımı bu adamlardan uzaklaştırmaya çalışırken, onların traktörle köylerine şehit cenazesi taşıyan yoksul iki köylü olduğunu öğrendim.

26/10/2009

Kolay Nar Soymak


Faydaları saymakla bitmeyen narı hepimiz severiz, fakat soyup tanelerini ayırmaya gelince üstümüze bir üşengeçlik çöker. Büyük ihtimalle de yemekten vazgeçeriz :)
Tam da mevsimiyken ve bol bol yememiz gerekirken gelin bu işi kolaylaştıralım.


Sevgili Zeynep Aşkın'ın anlattığı yöntemden daha başka bir yöntem de ben buldum.
Zarlı olan kısımları tahmin etmeden direkt narı ortadan ikiye bölerek işe başlıyoruz.
O kısımdaki taneler de ortadan kesilmiş oluyor; ama katlanacaksınız o kadarına.



Daha sonra bir tatlı kaşığı yardımıyla narlı kısımları kabuktan daire çizerek biraz gevşetiyoruz. 
Altına derin bir kap koyup, narı sol elimize alıyor ve ters çeviriyoruz. 
Sonra da büyük bir kaşıkla var gücümüzle kabuğa vuruyoruz.
Taneler hızla ve çok kısa bir süre içinde kabın içine dökülmeye başlayacak.




Buyrun narınız efendim. Afiyetle yiyin...
Işığa dikkat etmemişim ve fotoğraflar güzel çıkmamış. Ve bir de nar kalın kabuklu çıktı şansımıza. 

Kusura bakmayın olur mu?



Pratik ve zahmetsiz bir şekilde nar suyu çıkarmak için yeni öğrendiğim bir tekniği buraya eklemek istiyorum: Narı iyice yıkayın. Geniş bir mermere her tarafını vurarak iyice yumuşak bir hale getirin.
Sonra herhangi bir yerinden delik açarak bir bardağa suyunu sıkın.
Epeyce bir suyu çıkıyor gerçekten.
Afiyet olsun....


24/10/2009

Bu Kadar Şeker Olunmaz !




Bu minik abi kardeşe bayıldım ben :)
Hafta sonu tebessümünüz olsun sizin de..

Sevgiler..

10/10/2009

Yeter Ki İste, Zafer Senin!

Şunu anladım ki yaşam tıpkı bir tiyatro sahnesi gibi. Birçok rolü peş peşe oynuyoruz ve bu rol elimize verilen bir text'ten ezberlediklerimiz değil.
Herkes kendi rolünü yazıp kendisi oynuyor aslında. Bu, yaşadığımız olaylar karşısındaki duruşumuz, ne yapacağımız ile ilgili kararlarımız ve olaya bakış açımıza bağlı tamamen...
''Bir şeyi gerçekten ve yürekten istemek.'' Hak ettiğine inanarak istemek özellikle. Bunun yolu ''büyük düşünmek''ten geçiyor, bunu bilin. Önünüze çıkan hiçbir engel sizi yıldırmasın. Asla ve asla umudunuzu kaybedip pes etmeyin, olumsuzluklara, haksızlıklara razı olmayın...

İnanın... Çünkü;
''İnanmak başarmanın yarısı'' gerçekten...
İçimizdeki korkuları büyütmekten fırsat bulup isteklerimize yoğunlaşamıyoruz. İstesek bile bunun dozajı çok zayıf kalıyor. Ve ''Bu işin olması kesinlikle imkansız'', ''Bu iş çok zor'' gibi sözlerle beynimize olumsuz frekanslar gönderip duruyoruz. Sürekli bu tarz düşünmek de umutsuzluğu tetikleyip iyimserlik adına bir şey bırakmıyor bizde.
Ve tam burası bizi yaşama bağlayan ipleri koparıp pes ettirecek nokta işte...

Bir şeyi ne kadar çok arzularsak ona erişmek için ihtiyacımız olan enerjimiz o kadar büyüyor içimizde. Şiddetle istemek yetmiyor. Ona inanıp, onu almaya hazır bir inanç içinde olmalıyız. Tek şart; bu inancımız uykularımızı bölecek, rüyalarımıza girecek kadar güçlü olmalı.

O yüzden, ''Benim gücümü aşar, yapamam, aşılması bu kadar zor engellerin altından kalkamam'', ''Ben o kadar cesur değilim'', ''Bu iş buraya kadarmış'' gibi cümleler ilerlediğimiz yolda enerjimizi eksiltiyor.
Gitmek istediğiniz yere kadar gidebileceğinizi, olmak istediğiniz mevkide olabileceğinizi ve kimsenin bunu engelleyemeyeceğini düşünün. Sürekli düşünün. Hatta ''engel'' sözcüğünü hayatınızdan çıkarın. Yapamama korkusu, başarısızlık ve güvensizlik niteleyen sözcükler bile her kullanımda enerjimizi kesiyor ve bizi hedeften uzaklaştırıyor. İnanın buna...
Ahkâm kesmekle olmuyor ama, bunu bilin.
Hayata geçirin ve yaşayın...

Geçen hafta içinde bu söylediklerini aynen uygulamış biri olarak hedefime ulaştım. Birdenbire her şey başka bir boyuta girdi ve bu yolda bana inanıp güvenen harika insanlar çıktı karşıma. Onların yardım, destek ve bana olan inançlarıyla oluşmuş bir birliktelikti her şeyi başaran...
Ve anladım ki;

İnsan inancı ile eşittir.
Ve yapabileceği,ne kadar yapabileceğini düşünüyorsa o kadardır.



02/10/2009

Neden?


Hayatın her kesimi haksızlıklarla kuşanmış. Nasıl da yeri geldiğinde karşımıza çıkıp yaşama sevincimize ket vuruyor ve bizi kederlere boğuyor...

Hak ettiğimiz karşılıklar, yaşamamız gereken küçük mutluluklar neden bu kadar sımsıkı kilit vurulmuş kapalı kapılar ardında kalır birileri yüzünden? Neden ellerimizi bu kadar takatsiz bırakırlar da aralayamayız o kapıları ve yapabileceğimiz her şey yetersiz kalır?

Ne kadar iyimser olursam olayım başaramıyor, üstesinden gelemiyorum. Mücadele etme isteğim yok oluyor. ''İyimserlik hayata dört elle sarılmaktan geçiyor'' diyorlar. Umudun bize acılar karşısında direnme gücü verdiğini de... Umudunu, inancını, iyimserliğini kaybettirmişlerse hayata hangi direnme gücüyle sarılabilir insan?

Normal olmayan şeyler dönüyor! Sadece kendileri için yaşayanların kirlettikleri bir hayatın içindeyiz. Başkalarının sorunları için oturdukları koltuklarda, kendisinden ve yakın çevresinden başkasının tebessümüne sebep olmayı en başından reddetmiş, ömrümüzün her dakikasında nefretle anımsayacağımız kişilerin hüküm sürdüğü bir yer, haksızlıkların yol aldığı, hak etmeyenlerin baş tacı edildiği kirletilmiş ve pis kokan bir dünya bu...

Sihirli bir dokunuşla her şey çocuk zamanlarımdaki masumiyete bürünsün istiyorum. Dünyayı, insanları, içinde kaybolduğum kalabalıkları sevebileyim, iyimserliğimi hiç kaybetmeden haksızlıklarla ve kötülüklerle çevrelenmiş bu gezegende yaşama sevincimi yitirmeden içimdeki umuda yer açabileyim istiyorum.

Olmuyor...