2012/06/13

Sadece Bir An Dönsem

Çocukluğumun geçtiği ev bahçeli, müstakil bir evdi.
Bahçesi ayrıca bir kapıyla kocaman bir bahçeye daha açılırdı.

Burası, vişneyi çok seven annem tarafından abartılarak vişnelik haline getirilmişti. Ona sorarsan fidanların bir kısmı tutmaz diye bu kadar çok dikmişti.
Tek bir fire vermeden tutmuştu ama hepsi.  Yıllar yılı yer gök vişne idi bizim evde. Sadece bizim ev değil, eş-dost, hısım-akraba, komşular dahil herkes vişneye doyardı bütün yaz.
Yaz kış üstelik.

Reçeller, marmelatlar... Hatta sulandırılıp içilmek üzere konsantre kıvamda olanından yapılır olmuştu en çok...
E, bu kadar abartılan bir durumdan da benim gibi bir ''vişnesevmez'' çıkmıştı ortaya.
Görünce bile başını çevirecek kadar hem de. Ağzıma bile süremiyorum halen...

Ben kayısı seviyordum en çok...
İşte tam da bunu anlatacağım şimdi...

Bu vişneliği çevreleyen duvarlardan biri arka sokaktaki birkaç komşunun bahçesine bitişikti.
O bahçelerden birinde dallarının yarısı bizim bahçeye doğru uzanan öyle güzel bir kayısı ağacı vardı ki,
onu unutmam mümkün değil!

Kayısılar olgunlaşmaya başladığı zaman, yani en lezzetli halleriyle dallarında duramaz olduklarında bizim bahçeye düşüyorlardı. Bu durum tarafımdan keşfedildiği andan itibaren sabah uyandığımda ilk işim koşa koşa o kayısı ağacının altına gitmek olmuştu artık.
Olay mahalline(!) vardığımda en az 15 kayısı düşmüş oluyordu dalların altına. Lezzetini tarif etmem mümkün değil. İyice olgunlaşmış, mis kokulu, tazecik, şekerpare...
Kahvaltı falan edemiyordum sonrasında, tahmin edersiniz.
''Yine mi kayısı yedin!'' diye azarlanmak da cabası...

Nereden mi düştü aklıma bunlar?
Şimdiki kayısılara bir bakıyorum da şekil olarak gayet güzel, albenili.
Peki ya tadı? Kayısıyla uzaktan yakından ilgisi var mı?
Tatsız tuzsuz, lastik gibi, tuhaf...
İki tane zor yiyebiliyor insan.
Çilekler de öyle. Görüntü var, lezzet arama.

Çocukluğumuzdaki günler güzel birer düş gibi hayli gerilerde...
Dünyanın eski hali kalmadı, biliyoruz. Tüm detaylarıyla hem de...
Buna yediğimiz içtiğimiz de dahil oldu artık maalesef...

Yarın sabah uyandığımda çocukluğuma dönmüş bulsam kendimi. Bir anlığına olsa bile yeter...
Sadece o düşü yaşamak için, koşa koşa gitsem yine o dalların altına....

Ne çok isterdim........


Fotoğraf: Scott Suchman



34 yorum:

  1. ayyy zeugma aynı durum bizde de var :)) ama vişne ağacı hastalanmış, içten içe çürümüş ve kesmek zorunda kalmışlar. bence intihar etti zavallı.
    ben de sevmem vişneyi oldum olası. annem; reçeller, konsantre meyve suları, pestiller yetmezmiş gibi bir de kurutuyor kışa yenmesi için. bakalım bu yazı nasıl geçirecek o vişnelerle oyalanmadan :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İntihar mı etti :))) Ne çok güldüm.
      Doğrudur valla...
      Annelerin vişne hastalığı yüzünden sevmediğimiz kesinleşti..
      Pestili fena olmuyordur ama. Bizimki bilmiyordu onu :)

      Sil
  2. Kesinlikle Zeugma'cim. Yiyeceklerle iceceklerle oynaya oynaya ne tat kaldi ne tuz. Organiklerde dunya parasi. Ben birtek Ayvalik'a gittigimde domatesin suyuna ekmek batirabiliyordum. Umarim hala oyledir:)
    Eski tatlari cok ozluyoruz...
    Didem

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Organik domatesler çok lezzetli; ama insan içine sinerek yiyemiyor yine de.
      Salatalıklar, biberler falan ne biçim öyle? Çok nadiren rastlıyor doğru dürüst olanı. Bilim bu gidişata bir çare bulur umarım Didemcim.

      Sil
    2. Sorma hormonlu olan sebzelerin suyu veya lezzeti olmadigi gibi sekilleri de cok ilginc oluyor. Mesela cilekler kocaman elma gibi. Salataliklari gorsen sasarsin. Burada yeni moda insanlar tarlalardan alisveris yapiyor. Senelik oduyorsun gidip istedigin kadar kendin koparip aliyorsun. Onu denemek istiyorum.

      Sil
  3. keşke olsa böyle bir şey. İnsanlara bir hak verseler hangi yaşına geri dönmek istersen dön buyur diye..:)

    bizim komşunun da incir ağacı vardı öyle, koca koca incirler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rüyasında çocukluğunu görür ya insan bazen. Keşke çok kısa bir süreliğine gerçek hayatta da dönebilseydi. En sevdiği an'ın içine ama.Onu diyorum ben de :)
      Hiii.. İnciri çok severim ben. Siyah incir özellikle.

      Sil
  4. ananemin bahçesinde de vardı vişne. olduğu zaman üstünden inmezdim, ekşi ekşi ağaçtan yemek ne güzel olurdu... bir de yan evin incirinden inmezdim... üstüm başım kırmızı ve şekerlenmiş vaziyette eve döndüğümde ananemin azarlarını unutmam hiç... çocuklar gibi olabilseydik...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben almayayım Sibelcim :) Adını bile duyduğumda dişlerim kamaşıyor. Ama bak, o vişneliğin uç kısmında kocaman bir karadut ağacı vardı. Ben de ona çıkar, dalından yemeyi çok severdim. Maymun gibi inerdim sonra aşağıya.
      Yine çıkabilsek, yine azarlansak keşke, hiç dert değil.

      Sil
  5. Geleceğe dair tüm umutlara rağmen hala geçmişindeki anıları özlüyorsa insan... Tamamlayamadım cümleyi. Geçmiş mi suçlu, gelecek mi umutsuz aslında? Yoksa sadece gelecek ve geçmişten bağımsız bugün mü "tatsız"? Bilemedim...

    Bir tek şeyi biliyorum; benim de böyle anılarım, zaman dilimlerim olduğu. Gitsem aynı şeyleri tek bir değişiklik olmadan yeniden yaşasam dediğim...

    Ne çok isterdim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ''Geleceğe dair tüm umutlarına rağmen geçmişteki anıları özlemek''
      Tamamlanmasına gerek yok aslında. Söylenmek istenen her şeyin özeti bu.
      Yalnız; bu özlem bazen o kadar yoğunlaşıyor ki burnunda tütüyor insanın...

      Sil
  6. Oğlan yesin bari diye balkona birkaç saksıya çilek ektik, öyle güzel ki kokusu ve tadı. İşi büyütüp bodur meyve ağaçları mı diksek diye düşünüyorum. Ayrıca bir vişnesever olarak hala duruyorsa vişnelerinize talibim :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İmkanınız varsa bahçeli bir ev edinin ve işi büyütün gerçekten, ne güzel olur.
      Vişnelerimiz hala dursaydı keşke. Size eşlik eder, zorla da olsa beraber yemeye çalışırdım bi-iki tane:) Ben liseyi bitirene kadar vardılar. Şimdi orada 4 katlı bir apartman dikili...

      Sil
  7. Bende.. O bahçenin eriklerinden yemek için. Yada sadece o bahçede olmak için.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ''O bahçe'' derken? Kendi bahçeniz sanırım.
      Erik de sevmiyorum ben :) Ekşi meyvelerle aram iyi değil demek ki.

      Geçmişe gidip özlem giderebilmek ama asıl mesele, değil mi?

      Sil
  8. Ben istemezdim sanırım yahu...

    Nedenini bilemedim bak hemen ama az daha düşündüm de, istemezdim :)

    Böyle iyiyim ben :)

    Öpüldün şekerim ve o kedi bu masaya gelecek :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tamamen gidip yeniden büyümek değil be Sazancım.
      ''Sadece Bir An Dönsem'' dedim ben de baksana :)

      Vişne yerken kıl da çıkmadı ama neden tiksindim bilmem :)))
      O kedi nerede o kedi?
      Gönder de azıcık seveyim :))

      Kocaman öptüm ben de seni...

      Sil
  9. Ben de tam tersine kayısıyı görmek bile istemiyorum nedeni sanırım küçükken zorla yedirmeye çalışmalarıydı :) Ama vişneyi sabah akşam yiyebilirim nefis bir şey :)

    Meyvelerin tadı hem toprağın hem de atmosferin içeriğinin bozulmasından kaynaklanıyor sanırım. Dayım hep "dünyanın iyi bir temizliğe ihtiyacı var, doğa kendini yeni baştan şekillendirmeli, yoksa geriye bir şey kalmayacak" diyor..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kayısı insan vücudunu inanılmaz bir şekilde onarıyor yalnız.
      Sıcakta yapılan şehirlerarası bir yolculukta, klimaya rağmen hiçbirimizde hal kalmamıştı. Elimizi yüzümüzü yıkamak için mola verdik ve indiğimiz o yerde satılan kayısılardan aldık. Buz gibi suyla yıkayıp epeyce yedik. İnanır mısın, yarım saat içinde hepimiz sıfırlandık. O derece bir dinçlik geldi üzerimize.
      Kayısıyla ilgili bilgilere ulaştığında bunun teyit edildiğini sen de göreceksin..

      Meyveler gelişimlerini toprak yerine başka şeylerle tamamlıyorlar. Genleriyle de oynanınca ucube şeyler çıkıyor ortaya.
      Dünyayı sil baştan temizlemek için çok geç kalındı artık.
      Belki kısmi önlemler işe yarayabilir, daha da kötüye gitmemek için..

      Sil
    2. Haklısınız elbette her meyvenin farklı özellikleri var lakin beni küçükken öyle bir zorluyorlardı ki yemem için, şimdi kayısıyı görünce kaçıyorum.. Sanırım kendi kendimi zorlarsam bu durumu aşarım :)

      Sil
  10. Nasıl güzel anlatmışsınız çok etkilendim, bizimde bahçeli bir evimiz vardı bazı yerleri benzer bulduğum için galiba etkiledi beni, dut,vişne, üzümümüz vardı bizimde, en çok dutu özlüyorum. Satın alınacak bir meyve değil ki dalından yenir sadece bana göre, bazen rastlarsam uzanıp toplarım birkaç tane, keşke dönebilsem çocukluğuma dediğim benimde o kadar çok oluyor ki, her geçen gün geçmişi daha bir aratıyor sanki, meyveler de de hemfikiriz kandırmaca gibi ne meyvesi ne de yaşanan günlerin eskiyle yakından uzaktan alakası yok, tadı yok, bu arada vişneyi bende sevmem :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yerine koyulabilecek gibi değil yaşananların hiçbiri.
      Bunları düşünürken etkileniyor işte insan. Öyle böyle değil hem de.
      Derin bir özlem duygusu kaplıyor ruhunu, endişeyle karışık...

      Bu yazıyla birlikte anladığım ilginç bir şey var:
      Çocukken bahçesinde vişne ağacı olanların hiçbiri vişne sevmiyor :)
      Yalnız değilmişim...

      Sil
  11. Ne yediklerimizde ne içtiklerimizde bir tat kaldı sevgili Zeugma.. İnsan pazardan ne alacağını kestiremiyor artık.. Albenisi çok ama tatları saman gibi meyvenin de sebzenin de..Ben de ister istemez kıyas yapıyorum böyle durumlarda..her geçen gün özlemlerim çoğalıyor.. Bekliyorum şöyle mis gibi kokulu bir kayısıya denk gelebilmeyi..bulsam hemen reçelini yapacağım:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir iki hafta öncesine kadar yeşil biberler resmen plastikten yapılma gibiydiler. Salatalıklar yoğun şekilde ilaç kokuyordu. Patlıcanlar kauçuk gibi. Hangi yemeğini yaparsan yap, olmuyor, benzemiyor.
      Bu yıla kadar bu kadarını görmemiştim. İster pazardan al istersen marketleri dolaş, bulamıyorsun.
      Üreticileri denetimden geçiren bir kuruluş yok mu? İlaçtan başka bir şey yemiyoruz gibime geliyor sevgili Esin.

      Belki şu günlerde rastlayabiliriz şansımız varsa.
      İnşallah sen de kayısı reçelini yaparsın. Çok severim ben de :)

      Sil
  12. 50 yıl sonra ...
    Çocuklar bilgisayarda çilek fotografının üzerine mause ile tıklayıp yutkunarak o kırmızı meyveye baktıktan sonra, ilaç pazarından annelerinin aldığı Çilek Kokusu hapı'nı yutacak ve ''Annee çileğimi de yedim,şimdi gidip oyun oynayabilirmiyim sanal arkadaşlarımla'' diyecek ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ''Yok artık!'' demek isterdim..
      Ama sanki öyle bir gidişata doğru hızla ilerliyor gibiyiz.
      Zaten siz de şaka olsun diye söylememişsiniz, belli.

      Sil
  13. Bizler de çocukken daha doğaldık , büyüdükçe yediğimiz hormonlu,tatsız,tuzsuz yiyeceklerden dolayı eski tadımızı,sıcaklığımızı,doğallığımızı kaybettik!
    Galiba yediklerimize benzedik...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tamamen aynı fikirdeyim...
      Ruhumuz ve duygularımız da epeyce yontuldu bu arada.

      Sil
  14. Şehirler bizi boğuyor olmalı :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şehirler, insanlar, yediklerimiz.
      Sıkıntı yapıyor, çareler aratıyor...

      Sil
  15. Kesinlikle bizlerin çocukluğunun tadı tuzu daha başka. Şu anda rahmetli anneannemin ve rahmetli dedemin yaşadıkları yerde kalıyorum geçici bir süre, bu bahçede de kayısı ağacı dolu, ve bende çocukluğumda her yaz bunlar için ve baktıkları hayvanlar için yanlarına gelmeye can atardım.
    O bahsettiğiniz lezzete sahipler hala..keşke imkan olsada size göndersem.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mavi Tutku çok naziksiniz, çok teşekkür ederim.
      Kısa bir süre sonra ben de dut, kiraz ve kayısı ağaçlarının bol olduğu, kimyasallardan uzak bir yere gidiyorum, dalından yemeye :)
      İnşallah ben de sizin gibi resimleyip post yapacağım.
      Yaşadığınız yerin keyfini çıkarın.
      Tekrar teşekkür ederim iyi niyetiniz için.
      Sevgiyle kalın..

      Sil
  16. ben gitmek, uzaklaşmak için her şeyimi verebilirim şu günlerde...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bazı zamanlar öyle oluyor nini.
      ''Cehennem sıcakları'' yaşadığımız şu günlerde özellikle..

      Sil