2015/07/29

Zarif İnsan Olmak

Nezaket, zarafet, kibarlık deyince pek çok kişinin aklına yapaylık geliyor günümüzde. ''Ne gerek var?'' diye düşünüyor. Bazıları için piyano çalmak, bale öğrenmek gibi şeyler bunlar. Abartılı ve gereksiz.
Böyle düşünenler çoğaldıkça da farkettiyseniz üniversite diplomasına rağmen kibarlıkla gram ilgisi olmayanlar çığ gibi büyümekteler toplumda.
Onlara sorarsanız doğal davrandıklarını bile iddia edebilirler.
Kim bilir, ''Oha anne ya!'' ''Oha baba be!'' diyen gençler çok daha normal ve olması gerekendir onlar için belki de...

Bu şartlar altında en lüks restoranda bile kadının oturacağı sandalyeyi hafifçe geriye alıp oturmasına yardım eden kaç nazik erkek gördüğünüzü sormayacağım elbette. Etrafınızda ''Lütfen'' kelimesini kullanan kaç kişi var hiç dikkat ettiniz mi örneğin? ''Teşekkür ederim, Rica ederim, Afedersiniz'' benzeri nezaket sözcüklerini asla ağzına almayan, tebessüm etmekten, selâmlaşmaktan, sabahları ''Günaydın'' demekten bile özel bir gayretle kaçınanlarla doldu taştı her yan.
Bu konuya nereden mi geldim?
Geçende rastladığım ve ilginç bulup takıldığım bir TV programında konu Zarafet idi. Konuklar arasında bulunan erkek eğitmen orada bulunanlara uygulamalı olarak bir bayanın ve erkeğin nasıl oturması kalkması, yürümesi, yemek yemesi gerektiğini, insanları birbiriyle tanıştırma faslının nasıl başlayacağı, kadın ve erkek karşılaştığında öncelikle kadının elini uzatması gerektiği gibi detaylarda bilgi veriyor, zarif bir insan olmanın kurallarını diğer konukları model olarak kullanma yoluyla uygulamalı olarak öğretiyordu. Telefon konuşmalarında eğer arayan kişi telefonu kapatmadan karşı taraf kapatırsa bunun çok büyük bir saygısızlık olduğu, toplum içinde suratımıza asla asık bir ifade değil, hafif bir tebessüm yerleştirmemiz gerektiği gibi sayısız görgü kuralı, izleyebildiğim 15 dakikalık sürenin içine sığdı, inanır mısınız?
Zarafet eğitmeni, kendi üzerinde takım elbiseli bir erkeğin toplum içinde ceketini nasıl çıkarması gerektiğini de gösterdi ki işte bunu daha önce hiç duymamıştım. 5 sn süren çok zarif bir-iki hareketle ceketini öyle güzel çıkarıp katladı ki, hayran kaldım.
Bunlar ufak tefek detaylar olsa da, zarif bir insan olmak gibisi yoktu gerçekten.

İşte bu yüzden küçük bir araştırma yapma gereği duyup zarafet kurslarının haftada 1 saat olmak üzere 3 ay sürdüğünü öğrendim. Bu da, toplam 12 saatte zarif bir insana dönüşüp sertifika alabilmek anlamına geliyor.
Zarafetin yapaylıktan kurtarılıp, iş ve sosyal yaşantıda nasıl doğallaştırılacağını öğreten bu kurslara talep gün geçtikçe artmaktaymış. Çalıştığı iş yerinde nasıl davranması gerektiğini bilmeyen, düzgün bir diksiyona sahip olmak, yürüyüşünü düzeltmek, toplumsal yaşamda pot kırmamak isteyen kadın-erkek her türlü katılımcıya açıkmış kurslar.

Öyle ya da böyle ''Eğitim şart!'' klişesi ne kadar doğru aslında. Eskiler nazik, zarif bir genç gördüğünde ''İyi bir aile terbiyesi almış,'' diye niteler hani durumu. Zarif olmaya giden yol ailelerin zamansızlıklarından(!) dolayı zarafet kurslarından geçiyor şimdilerde.

Peki, madem 12 saatte zarif insan olunabiliyor, bugüne kadar okullarda neden hiç yer verilmedi bu derslere? Düşünsenize, ilkokuldan itibaren okul müfredatlarına reel hayatta zerre kadar işe yaramayıp çöpe gidecek tonlarca bilgi yerine, haftada 1 saat olsun ''Zarafet'' ya da ''Görgü Kuralları'' adında bir ders konsaydı neler neler değişirdi hayatımızda. Başkalarının haklarına saygısı olmayan, hatta gaspeden, argo kullanmaktan zevk alan, oturmasını kalkmasını, toplum içinde nasıl konuşması, nasıl davranması gerektiğini bilmeyenler birbirleriyle etkileşime girip bu kadar çoğalabilir miydi sizce? Dünya sevgi, saygı, nezaket ve incelikle kuşanırdı her şeyden önce.

En önemlisi de; kin, nefret, iktidar hırsı büyüten, neredeyse kainata hakim olmak isteyen acımasız ve sevgisizler sayesinde şu son noktaya gelinmez, kan ve barut kokan bir dünyada bu kadar boğulmazdı hiç kimse...


Görsel: Pinterest

22 yorum:

  1. Ne güzel yazmışsın.
    Sevgi,saygı,nezaket kuşanılsın istenmiyor ki...Bak eğitim ne hale getirildi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Eğitim, evet. 1950 yılından beri yazılmış tüm ders kitaplarının emperyalizmin elinden geçmesi boşuna değildi. Şimdi meyvelerini topluyorlar.

      Sil
  2. Can'ın askeri okuldan kalma bir kitabı var bu kurallar üzerine. Aa, çıkartsam da çocuklarla okusak:-)

    Çok haklısın, biraz incelikle insanların arasındaki sorunları çoğu daha ortaya çıkmadan kalkabilirdi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Askeri okullardaki eğitim dört dörtlük bence. Sıkı bir disiplin eşliğinde eğitimden geçmelerine rağmen dans etmeyi çok iyi bilirler örneğin.

      Elbette ki sorunlar asgariye inerdi. Nezaket ve incelik her şeyden önce karşısındaki insan(lar)a saygı demek.

      Sil
  3. Efenim pek rica eder, iyi günler dilerim:):)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim zarif prenses :)

      Sil
  4. Ailede başlıyor mahrem yerlerini gösteren oğlan çocuklarına alkışlar, küfür edince gülmeler. Bütün bunlar doğalmış gibi, kendilerini eleştirenleri dışlıyorlar garip.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen öyle, onlara göre çok doğal. Mahrem yerleri açıkta bebek resmi çektirme modası bile var. Her birinin ayrı birer görgüsüzlük olduğunu bilseler eleştiriye tahammülsüzlük gösterirler mi hiç?

      Sil
  5. İnsanlarımızın en kusurlu yönlerinden biridir 'nezaket kuralları' nı, yapaylık ve 'kibarlık budalalığı ile karıştırmalarıdır. Nezaket, zarafet, ilk önce ailede başlar, ama aile de yoksun ise bu hasletlerden eğitim şarttır. Ben anımsıyorum, ilk okul yıllarımda 'görgü kuralları' adı altında dersimiz vardı. Öğretmenimiz özellikle uygulamalı işlerdi bu dersi. Oturup kalkarken, konuşurken, yerken, içerken, tf.da ayrı, yüz-yüze ayrı ayrı uyulması gereken kurallar nelerdir bir bir anlatırdı?. Şimdi sözüm ona 'öz-güven' ve rahat davranmak adı altında, zarif olmayan davranışlara bir kılıf aranılıyor. Zararın neresinden dönülürse kârdır! hesabı, kim bilir belki bu kurslar bir işe yarar!. eksikliğinin farkında olan, değiştirebilir, geliştirebilir kendisini.. Toplumun, kindar ve bağnaz, basit ve kaba insanlara değil, pozitif düşünen, zarif, ahlaklı ve gelişimlere açık insanlara ihtiyacı var. Çok önemli bir konuya dikkat çekmişsin. Teşekkür ederim Zeugmacığım...Sevgilerimle..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğitimsiz olmaz Esinciğim. Ailede başlayacak devamı okul eğitimiyle, uygulamalı olarak öğretilip bütünleşecek. Dediğin gibi aile yoksunsa çocuk nereden öğrenecek? Okuduğun ilkokulda ''Görgü Kuralları'' dersi olması ne kadar güzelmiş. Tebrik edilesi bir durum. Ancak bu ders okul idaresinin inisiyatifinde ''Seçmeli Ders'' kapsamında, özel olarak seçilmiş. Bizim de lise sonda ''Astronomi'' dersimiz vardı, onun gibi. Matematik öğretmenimiz girerdi. Başka hiç kimseden Astronomi dersi gördüğünü duymadım. Seninki de onun gibi olmuş. Aslında üniversitelere bölüm açılmalı, görgü kuralları dersi zorunlu ders haline getirilip diplomalı, yetkin öğretmenler tarafından verilmeli, diye düşünüyorum. Bu çok mu zor Allah aşkına? Kaba saba, kindar insanların çoğunluğu oluşturduğu bir toplum olur muyduk o zaman? Din kisvesi altında her türlü pislik böylesi korkunç bir bataklığa dönüşebilir miydi? Aslaa...!
      Ben teşekkür ederim Esinciğim, sevgilerimle...

      Sil
  6. Nezaket, incelik,zarâfet geçmiş yıllarda aranan,kabul gören özelliklerdi.
    Ama toplumdaki çoğu insaňın beklentileri ve değer yargıları günümüz ölçülerine göre değişime uğruyor,

    Kaba kuvvet, güç çoğu kez daha çok prim yapıyor. Bazı davranışları kurslarla kazaňdırmâk çok ğüç.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hatta zaman zaman hala gösterilen eski Türk filmlerinde köyden şehre gelmiş, giyinip kuşanmayı, oturup kalkmayı, konuşmayı bile beceremeyen ve bu nedenle alay edilip dışlanan ''köylü kızı'' teması çok işlenmiş. Kızın içine işleyen bu durum sonucu, ona hocalar tutulup kısa bir süre içinde zarif bir prensese nasıl dönüştüğü, herkesin ona nasıl taptığı gösterilmiş.Hiç de fena yapılmamış...

      Kaba kuvvet ve güç konusunda insanlar birbirini tetikliyor aslında. Aile en ufak bir çaba göstermemişse, içinde de yoksa, sonradan kazanmaları mümkün değil. Zaten eğitim sistemimiz konuyla ilgili çok güdük kalmış. Nereden, kimden öğrenecekler?

      Sil
  7. Baran Bedir29 Temmuz, 2015

    Ayakta alkışlıyorum, harika bir yazı olmuş çok çok beğendim kesinlikle çok haklısınız toplumumuz çok soğudu öyle ki buz kestik!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Siz de buz kesmemiz konusunda çok haklısınız.
      Çok teşekkür ederim Baran Bey...

      Sil
  8. Haklısınız. Ama hala duyuyorum bu dediğiniz kelimeleri. Hala o gençlerden mevcut yani..
    Evet keşke okullarda olsa ne güzel olur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Duymamak mümkün mü? Zaten şimdiki gençlerin seslerinin ayarı da yok.
      O derece yayıldı ki bu sözcük, ''Oha!'' denen kişi neredeyse iltifat olarak kabul edecek, o kadar normal :S
      Bilmeyenler için kelimenin anlamını da verelim hazır yeri gelmişken.
      ünlem (o:ha, o:ha:) 1. Büyükbaş hayvanları durdurmak için kullanılan bir seslenme sözü.

      Okullara ders olarak konsa en sevilen derslerden biri olurdu. Bundan adım gibi eminim..

      Sil
    2. Benim dediğim kelimeler, lütfen, rica ederim, afedersiniz, olanlar.
      Siz azaldı dediniz ya, ondan ben hala duyuyorum. onlardan mevcut demek istedim. yani bir umut var gibi..

      Sil
    3. Umut tamamen tükenmedi ama azaldıkları da bir gerçek.
      ''Oha''cılar daha baskın maalesef.

      10-12 yaşlarında bir grup çocuk var bizim sitede. Kimi görseler ''Merhaba!'' ya da ''Nasılsınız?'' demeden geçmiyorlar. Öyle tatlılar ki...

      Sil
  9. Lise yıllarımda ben doğduğum köydeki genel kabalığın bir parçası olmayacağım diye sahaf sahaf gezip adabı muaşeret kitabı almış, kuralları ezberlemiş uygulamaya koymuştum. Ama zamanla sizin de belirttiğiniz gibi hiç kimsenin bunlara aldırış etmediğini, hatta habersiz olduklarını görünce ne yazık ki ben de unuttum gitti... Nezaket fakiriyiz. O da bir kenara, artık milletçe yegane amacımız idealimiz hayatta kalmak olduğundan bunun bir eksik olduğu anlaşılmıyor bile...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kendi gayretinizle o kitabı arayı bulmanız ve kuralları ezberlemeniz inanılmaz güzel. Ben de evdeki eski ansiklopedilerden birinde arayıp buldum bugün. Bazıları gerçekten abartılı ama. Ve güncelliğini yitirmiş. Örneğin sofra düzeni. Tabakların, bardakların, çatal, kaşık ve bıçağın nereye konması gerektiğini biliyorduk da bir de masada oturuş düzeni kuralları varmış. Hatta yuvarlak ve dikdörtgen masaya göre 2 ayrı çizimle gösterilmiş. Masa dikdörtgense ev sahibesi uzun kenarın ortasına oturacak, sağına en yaşlı ya da önemli misafir, soluna 2.derecede önemli misafir, tam karşısına ev sahibi (eşi), onun sağına ve soluna ya karşısındakilerin eşleri ya da başlıca davetliler.... diye sürüp gidiyor. Günümüzde evlerde aile bireylerinin bir araya gelip birlikte yemek yiyebilmeleri bile çok nadir gerçekleşiyor. Artı, nerede öyle görgü kurallarına harfiyen uyan sofralar? Öyle kalabalık davetler nerede? Keşke olabilse. Bu ülkede en nefret ettiğim görgüsüzler yerlere tüküren, sigara izmaritini ateşi bile sönmeden sağa sola savuranlar. Bu ikisi başı çekiyor. Diğer görgüsüzlükleri yazmaya kalksak liste aşağı doğru 10 metre uzar...

      Ve dediğiniz gibi, ne garip. Artık bunlar farkedilmiyor bile. Yegane ideal hayatta kalmak.
      Fazıl Say'ın geçen günkü köşe yazısındaki gibi artık: ''Yaşamak Hezimete Uğradı''

      Sil
  10. Zarif insan olmakdan önce keşke vicdan sahibi, duyarli hatta insan olmayi basarabilsek. Bence sonrasinda zarafet gelir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnsan olmayı gerektiren belirli özelliklerden yoksunsa kişi, üzerinde hiçbir erdem barındırmıyorsa, sadece kendi menfaatleri üzerine odaklanmış korkunç bir yaratığa dönüşmüşse ve bu uğurda ne gerekiyorsa gözünü kırpmadan gerçekleştirebiliyorsa yapacak bir şey yok.
      Dünya bu türden yaratıklar yüzünden can çekişmiyor mu zaten...

      Sil