2015/12/08

Günah Keçisi (Scapegoat)

Keçiler önemli deyim ve atasözlerinde ne çok yer alıyor, şaşırıyor insan. İnatçı keçi, günah keçisi, keçileri kaçırmak
ilk aklıma gelenler... Hazır gündemle de doğrudan alâkalıyken bugün bu deyimlerden ikisine yer vereceğim.
Eminim ki okuduğunuzda siz de benim kadar şaşıracaksınız.

''Günah Keçisi'' deyimi asıl sorumluları korumak gibi kötü bir amaçla, suç ve günahlar birilerinin üstüne yıkıldığında kullanılır hani. ''Yolunda gitmeyen her türlü işten sorumlu tutulan, başkalarının cezasını çeken ya da sorumluluğunu üstlenen kişi (kurum, nesne)'' anlamındadır. İnsanlık tarihi kadar eskidir bu olgu, bir gelenektir özünde. Yapılamayan, başarılamayanlar için haksız yere suçlanacak birini aramak, günahları taşıması istenen bir bedene yönelmektir. Deyimin kökeni bir Yahudi geleneğine dayanıyor. Olay Yahudilik inanışında ve tarihinde uygulanmış. İçeriği ise İncil’de anlatılıyor.

''Günah Keçisi'' Yahudilerin her yıl Kefaret Günü ayinlerinde günahlarını yükledikleri inancıyla -Kudüs dışında olmak şartıyla- vahşi doğaya ya da çöle salıverip başıboş bıraktıkları yahut büyük bir uçurumdan aşağı attıkları erkek keçiye verilen ad, kavme ait tüm günahların yüklenmiş olduğu bir keçinin başrol oynadığı ve arındıklarına inandıkları bir ritüelmiş.
En yüksek seviyedeki Musevi din adamı bu törende Allah'a adamak üzere iki keçi seçiyormuş. Keçilerden biri kesilip kurban edilecek, diğeri İsrail halkının tüm günahlarını yüklenecekmiş. Bu iki hayvan için kura çekimi yapılıyormuş.

Kurada kurban edilmek üzere ismi çıkan keçiyi din adamı Aaron kesiyormuş. Daha sonra ikinci keçinin başına ellerini koyuyor, bu şekilde İsrail halkının o zamana kadar yaptığı tüm kötülükleri, haksızlıkları, itaatsizlikleri ve haddini bilmezlikleri, sözün özü akla gelebilecek her türlü suç ve günahı keçiye geçiriyormuş. Günah yüklenen bu keçi sırtında topluma ait tüm günahlarla, arkasındaki insanları günahsız bırakarak çöle ya da vahşi doğaya doğru yol alıp gözden kayboluyor ya da uçurumdan aşağı uçuyormuş. Gelenek bu şekilde yüzyıllar boyu devam etmiş.


Başlangıçta ''kurtulan keçi'' veya ''kaçan keçi'' olarak anılan keçinin adı sonrasında ''günah keçisi''ne dönüşmüş.

Eski Yunan’da da buna benzer bir gelenek yani yılın belirli bir zamanında düzenlenen bir tören varmış aslında. Bir erkek ve bir kadın seçiliyor ve tüm kentte dolaştırılıp önce sopalarla dövülüyor sonra da taşlanarak ikisi birden öldürülüyormuş. Aynı şekilde, toplumun yıl boyunca biriken günahlardan arındığına inanılıyormuş.

"Keçileri kaçırmak" deyiminde ise, ne gariptir ki esas oğlan keçi değil de at.
Bunun sebebi bilimsel olarak halen ortaya çıkmamış; ama atlar yanlarında keçi olduğu zaman rahat ve huzurlu hissediyorlarmış. Ahırda tek bir keçi olduğunda, hatta keçi kokusu sinmiş olduğunda dahi anında sakinleşiyorlarmış.
At, keçinin yokluğunu hissettiğinde huysuzlanıp sinirleniyor, anormal davranışlarda bulunuyormuş. Ve sırf bu yüzden girdiği yarışı kaybediyormuş. Aynı yöntem günümüzde de kullanılıyor mu bilmiyorum; ama eski çağlarda at yetiştiricileri bunu iyi bildiklerinden haralarda keçi bulunduruyorlarmış.
Atın keçiye olan zaafı ilginç gerçekten. Dünya üzerinde o kadar hayvan varken neden keçi acaba?
Ve keçisi kaçan at neden bunalıma girer?

Biliyorsunuz ''keçileri kaçırmak'' deyimi günümüzde insanlar için;
''Düşünme düzeni bozulmak, bunalıma girmek veya aklını yitirmek'' anlamında kullanılıyor.

Sözün özü mü?
Gündeme fazlasıyla uygun düşen ''günah keçisi'' ve ''keçileri kaçırmak'' deyimlerinin hikâyelerine de hiç yabancı değilmişiz...


KAYNAK: www.newworldencyclopedia.org

17 yorum:

  1. Vay be...demek o günay kecisi bu resimdeki keciymis, görmüs olduk:)

    Saka biryana, cok ilgincmis gercekten. Gerci kecilere de yazik ama o eski Yunanlarinki daha da kötüymüs.

    Öyle cok sözler, deyimler var ki günlük hayatimzda dilimize dolanan ve kökeninin nereden geldigini bilmedigimiz. Böyle ögrenmek cok güzel oluyor arada. Tesekkürler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ah pardon, "günay kecisi" ne yaa..günah olcekti o günah (utandim)

      aman aman, günay isminde biri varsa okuyan sakin üzerine alinmasin:))

      Sil
    2. Haha:) Evet, o keçi bu keçiymiş. Günay keçisi değilmiş:) Parmağın klavyede hemen üstteki y tuşuna basmış sadece. Şaka bir yana yabancılar da bu deyimi aynen bizim kullandığımız durumlarda kullanıyor, ''Scapegoat'' diye adını koyuyorlar.
      Keçiler öyle ya da böyle kesilip yenecek zaten de neden ritüelde başrol oynuyorlar, ilginç gerçekten. Eski Yunandaki gelenek ise korkunç.
      Tarihi gerçekleri öğrenmek iyi oluyor dediğin gibi. Ben teşekkür ederim.

      Sil
  2. Yahudilerin keçiyi uçurumdan atarak günahlarından kurtulması beni çok üzdü. Zavallı hayvan insanların günahını temizlemek için kurban ediliyor. Ne kadar yazık. Aslında günümüzde de bir takım insanlar günah keçisi ilan edilip toplumdan dışlanmıyorlar mı? Birçok insanın gizli saklı yapmış oldukları davranışların, işlemiş oldukları günahların vebalini o insanlar çekmiyor mu? Kalemine sağlık canım, yazını çok beğendim. Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vahşi doğaya ya da çöle salmak hadi bir yere kadar. Hatta daha iyi. Hayvan ölene kadar özgürlüğüne kavuşmuş oluyor da uçurumdan atmak iyi bir şey değil. Yazık hayvana. Zaten böyle bir gelenek yok artık. Ardında sadece bu deyimi bırakarak yok olmuş :) İnsanlara da kullanmak kalmış. Günümüzde günah keçisi arayan o kadar çok suç ve suçlu var ki, sorma Nermin. Buluyorlar da...
      Beğenin için teşekkür ediyorum. Sevgiyle...

      Sil
  3. Ah bu günahlardan böyle kurtulmalarına bayılıyorum! İnsanoğlu ne tuhaf bir canlı yahu...Zavallı keçilerin keçileri kaçırmamaları mümkün değil bak :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu gelenek her yıl tekrarlanıyormuş ya, bak şimdi aklıma geldi. Yani yine akıllanan yokmuş ki koca bir yıl yine tonlarca suç ve günah işleniyor, yine yeniden keçiye yükleyip rahatlıyorlarmış. Sahiden de tam keçileri kaçırmalık :)

      Sil
  4. Desenize insanın günahının, açgözlülüğünün, tatminsizliğinin ceremesini yine günahsız hayvancağızlar çekiyormuş... Kurban et, uçurumdan at, kes gitsin. Oh her yer mis gibi oldu arındık bitti gitti. Sitemim size değil, hayvanların yaşam hakkını yaşama alanlarını her şekilde ellerinden alanlara. Paylaşım için teşekkür ederim:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen öyle oluyormuş. Bir de rahatlıyorlarmış ki gelsin koca bir sene yine yeniden değişik suç ve günahlar. Nasıl olsa bir keçiye bakıyor olay :))
      Yok canım, siteminiz neden bana olsun ki. Aklımın ucuna bile gelmez.
      Yalnızca teşekkür edebilirim...

      Sil
  5. Gündemle bağlantı kurarak keçi hikayelerini ne güzel aktarmışsınız. Yayla kesiminde, dağlık yörelerde keçi çok değerli sayılıyor. Çocukların içmesi için keçi sütü inek sütünden daha değerli ve daha pahalı. Keçi çok hareketli olduğu için dağlara, tepelere tırmanabiliyor, eti daha az yağlı, o yüzden tercih ediliyor.
    Yazınızı okurken eskiden ilkokullarda Türkçe kitaplarımızda okuduğumuz "İki inatçı keçi" hikayesi aklıma geldi. İkisi de inatlaşıp birbirine yol vermediği için köprüden suya düşüp ölmüşler. Keçi olmak istemezdik, inatçılık yapmazdık çocuk olarak. Oysa şimdi...
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Özellikle de Toroslarda yaşayan keçiler çok değerli sayılıyor, duymuştum. Keçi sütünün yanı sıra keçi peyniri çok leziz oluyor. Ve pahalı, evet. Keçi ve oğlak eti de biraz sert ama usulünce pişirildiğinde yumuşuyor ve çok lezzetli. Kim bilir dur durak bilmeden ağaçlara, kayalıklara tırmanıp duran hareketli keçiler bu özellikleri yüzünden dikkat çekmiş ve seçilmişlerdir belki de. Koyunla benzeşmeyen özellikler taşıyorlar.
      Keçi gibi inatçı olmak haklı ya da haksız hep kendi dediği olsun istemek ve asla vazgeçmemek. O hikâyenin çocuk şarkısı versiyonu var bir de. Çok ünlü. Sözleri beynimize kazınmış. ''Bir köprüde karşılaşmış inatçı iki keçi, Hahhahha..hahhahha...'' diye başlar.
      Çocuk ya da büyük, inatçı olmak hoş bir şey değil. Karşılıklı anlayışla ortak paydalarda birleşip orta yol bulunmalı, çocuklar da konuyla ilgili eğitilmeli diye düşünüyorum.
      Detaylı, güzel yorumunuz için teşekkür ediyorum, sevgiyle...

      Sil
  6. Ahh! Uyanık insanoğlu işlediği günah ya da suçların bedeli olarak suçsuz günahsız bir hayvanı feda/heba edip 'bir günah keçisi seçip' sıyrılmışlar işin içinden, ne yazık... Zavallı hayvanlar.
    Atların keçilere karşı zaafı çok ilginç sahiden de.

    Aydınlatıcı güzel paylaşım için teşekkürler

    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiç değilse gerçek bir keçi bulup ona yüklemişler işledikleri suç ve günahları.
      Ya şimdi? Ortalıkta keçi falan yok ama suçlar, günahlar, yalanlar, dolanlar, arsızlıklar, hırsızlıklar gırla gidiyor. Keçi yerine günahlarını kime neye yükleyeceklerini de çok iyi biliyorlar. Sütten çıkmış ak kaşık gibiler adeta!!

      Atların keçilere olan duygusal yakınlığı inanılır gibi değil, sorma. Ben de yeni öğrendim.
      Ziyaretin için teşekkür ederim.
      Sevgiler

      Sil
  7. Vah zavallı keçilere neler neler yüklemiş insanoğlu!. Ne zalim varlıklarız yahu!.. suçları, günahları işle, sonra da at masumun üzerine...bir de eylemine, konu mankeni olarak 'keçi'yi seç!.."Günah Keçisi" ve "keçileri kaçırmak" deyimlerinin hikayelerini ilk kez duyuyorum!. bu aydınlatıcı paylaşımın için teşekkürler Zeugmacığım..Gerçekten gündeme çok iyi uyan, gündemle örtüşen bir yazı olmuş..

    *Kurtlar kuzu postuna bürünmüş, kurtlarla kuzular yer değiştirmiş bir haldeyken..ve kişisel menfaatlerle bir zamanlar kurtlarla dost olup aynı sofraya oturanlar, menfaatler bittiğinde, mağdurlar durumuna düşüp "keçileri kaçırıyor" ise!.. hani nerede ak kaşıklar! ak kim? kara kim? kimin eli, kimin cebinde? belli değil!. "deveye boynun neden eğri" demişler.. o da "nerem doğru ki!" demiş..işte o hesap. Ülkemizin durumu aynen böyle şimdi!. ülkemizi böylesine kaos ortamına sokanları, ve ortak menfaatleri gereği objektif olmak ve gerçekleri ortaya koymak yerine, gündem saptıran, yandaş medya organlarının %80' nin ve figüranların hepsinin o 'keçinin düştüğü durumlara' düşmesinde hep bir payı var!.Daima, hangi iktidar olursa olsun; Tarafsızlık, özgürlük, dürüstlük hep bir şiar olmalı!.. insan önce kendine karşı doğru olmalı, sonra halka doğrular anlatılmalı, halk aydınlatılmalıdır!..Bukalemun gibi her devrin ve her dönemin insanı/insanları olmamalı!..

    Kıssadan hisse çıkarılacak bu bilgilendiren, bilgilendirirken düşündüren yazı için emeğine sağlık Zeugmacığım...Sevgilerimle, iyi haftalar dilerim..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Başları sıkıştığında direkt hayvanlara başvurmuşlar sanki değil mi Esinciğim? Sen kurtlardan kuzulardan, deveden, bukalemundan bahsedince aklıma geldi birden. Yılanla ilgili de çok deyim ve atasözü var. ''at gözlüğü takmak'' var mesela. ''nankör kedi'' var, ''tilki gibi sinsi'' var. Uzar gider...
      Oysa dediğin gibi hepsi masum hayvancıklar. Kendi hallerinde yaşayıp gidiyorlar. Ama keçi konu mankeni olarak ne çok kullanılmış yahu! :) ''Günah Keçisi''ni merak edip bir araştırayım dedim, ''keçileri kaçırmak'' da o esnada çıktı karşıma. Sözün özü ben de yeni öğrendim bu deyimleri Esinciğim. Özellikle ''Günah Keçisi'' ülkenin gündemiyle ne kadar örtüşüyor bu ara. Ve sen bu örtüşmeyi öyle güzel özetlemişsin ki, üstüne tek kelime bulamadım. Ellerine, yüreğine sağlık.
      Asıl ben teşekkür ediyor, sevgiler gönderiyorum.
      Huzurlu bir hafta dileklerimle...

      Sil
  8. Sevgili Zeugma, isminizi ortak arkadaşlarımda görüyordum ama tembellikten tıklamaya üşeniyordum:( tanışmak, güzel bloğunuzu tanımak bugüne nasipmiş:)
    Günah keçisi lafını hep duyardım ama ardındaki hikayeyi bilmezdim. Sayenizde öğrenmiş oldum kaleminize sağlık. Yalnız çok da üzüldüm öğrendiklerime:((vah zavallılar yahu bu hayvancağızların insanlardan çektiği ne?:((Hele hele kadınla, erkeği seçip sopalamak! Nasıl bir akıl? Hoş bizim kurban bayramının da (dindar kesim çok kızacak ama)bundan farkının olmadığına inanıyorum, bin yıl sonra belki bu da bu şekilde anlatılacak ve okuyanlar şaşırıp, üzülecekler....
    Sevgilerimle :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Müjde Hanım, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Sizi burada görmek beni çok mutlu etti, inanın. Dediğiniz gibi ben de sizi ortak arkadaşlarımızın bloglarında görüyordum sürekli, ama tembellikten mi artık yoksa yorumlarınıza odaklanmaktan mı, tanışıp takipleşmek bugüne kısmetmiş. Bu da sayenizde gerçekleşti. Çok teşekkür ediyorum.
      Dediğiniz gibi geçmişte ''inanç'' adı altında toplumlara özgü ve hiç de tasvip edilmeyecek bazı gelenekler varmış. Demek ki aklı selimler sayesinde yanlış olduğuna dair bir inanç daha gelişmiş ve yok olmuş o gelenekler. Çok da iyi olmuş. Bir kadın ve erkek seçip taş ve sopalarla öldürmek ve arındığına inanmak ne tür bir hastalık haliymiş ve kabul görmüş sahi?
      Şunu belirtmek isterim yalnız; biz her ne kadar yıllardır ''bağış yapma'' yoluyla gerçekleştiriyor olsak da kurban kesimine karşı değilim. Sonuçta kasaplar durmadan hayvan kesiyor ve o etler satın alınıyor. Ancak bir şartla karşı olabilirim: Götürüp mezbahanede kestirip gelecek ve en az üçte birini fakirlere dağıtacak. Öyle ilkel görüntülerle sokak ortasında, deniz kenarlarında ortalığı kan gölüne çevirmeden, gazetelere ''vahşet'' başlıklarıyla konu olmadan yapacak.
      Zaten ''inanç'' adı altında hayvan yerine insan kesiyorlar şimdi. Antik Yunan'daki ilkelliği, Yahudilerin keçi kesmesi, uçurumdan atması devede tüy kalıyor. Sahi dünya aşırı derecede iğrenç bir hale girdi...

      Sevgilerimle:)

      Sil