2016/09/05

Cep Telefonu ve İnternet Bağımlılığı

Cep telefonunun icat edilmesiyle no mobile phobia sözcüklerinden türemiş nomofobi (cep telefonundan mahrum kalma korkusu) kısa bir sürede fobiler arasında yerini almış, telefonda yalnızca SMS varken dahi sürekli kısa mesaj yazan bağımlılar türemişti. Bu kişiler ''başparmak nesli'' olarak tanımlanıyor, SMS ''bir çeşit nomofobi'' olarak niteleniyordu. Keşke bu haliyle kalsaydı...
Günümüzde interneti olmayan telefonun yüzüne bile bakan yok. Demode diye alay konusu olan SMS, akıllı telefonların sunduğu mesaj uygulamalarına ve dahi görüntülü iletişime yenik düştü. Dahası, avucunuzun içine internet gibi bir okyanus, her türlü bilgiye anında erişim imkânı bahşedildi. Derken, ipin ucu iyice kaçtı. Yaşı kaç ya da statüsü ne olursa olsun milyonlarca bağımlı çıktı ortaya. Nasıl çıkmasındı ki? Sosyal ağlar sayesinde tüm yaşamları o telefonun içindeydi.

Akıllı telefon ve internet bağımlılığı, psikolojik bozukluklar kapsamına dahil edilmiş son model bir bağımlılık türü artık.
Belirtileri malum: İnternet başında geçirilen sürenin gitgide uzaması. Süre üzerindeki denetimden yoksunluk ve tekrarlı başarısızlık, sabah kalkar kalkmaz internete bağlanma ihtiyacı, telefon çekmeyen noktalarda hissedilen huzursuzluk...

Yeşilay Derneği'nin bağımlılık sıralamasına sigara, alkol ve madde bağımlılığından sonra ''Teknoloji Bağımlılığı''nın girdiğini biliyor muydunuz? Ben öğrendiğimde çok şaşırdım. Bilgi almak isteyenler ilgili linke tıklasın lütfen.

Durum gerçekten vahim. Nereye gidersek gidelim, toplu taşımada, restoranda, deniz kenarında, cafelerde cep telefonu elinden düşmeyen yığınla insan görüyoruz. Dış dünyadan kendini tamamen soyutlamış, bırakın aralarında sohbet etmeyi, birbirinin yüzüne bakmayan, hatta selfie anı dışında gülümsemeyi bilmeyen, ekrandan başka yüz tanımayan insanlar...
Sürekli sosyal medyada gezinen, bunu yaparken katışıksız bir asosyallik hali sergileyen bağımlılar onlar.
Hatta bir araştırma insanların cep telefonlarını günde ortalama 150 kez kontrol ettiğini ortaya çıkarmış.
Sözün özü; tüm dünyayı feci şekilde sardı bu illet.

Bir an önce çaresine bakılmalı; ama nasıl?

Londra'nın 80 mil güneybatısındaki New Forest National Park'ta aile içi samimi duyguları teşvik etmek ve farkındalık duygusu uyandırmak üzere 2014'te başlatılan bir uygulama var örneğin: Tech Creche (Tekno Kreş)
Sadece çocukları değil, ebeveynleri de tekno bağımlılıktan kurtarmak üzere programlanmış bir uygulama.
Parka girişte arabanızın anahtarını, cep telefonu ya da tabletinizi kreşe bırakmak zorundasınız.
Gerisi doğaçlama ve de birlikte geçireceğiniz her anı doya doya yaşamak...
Videoyu izlerken özellikle ailedeki genç kıza yani ablaya dikkat edin:)


Çinliler ise konuya etkileyici bir kamu spotu ile el atmışlar. Abartılı gibi görünüyor;
ama gelinen son nokta videodakilere çok yakın bence...


Ülkemizin konuyla ilgili zirve yaptığını görmek çok etkiledi ve üzdü beni.
Akıllı telefon ve sosyal medya kullanımında Dünya lideriyiz!!??
Bizde de en kısa zamanda, hatta acilen birtakım önlemler alınması ya da uygulamalara başvurulması gerekiyor.

Önlem almak için bağımlı olmak şart değil, internete harcanan süreyi mümkün olduğunca aza indirmek gerek.
Ben şahsen kendi adıma bazı kararlar aldım...


17 yorum:

  1. Çok şaşırıyoru Zeugma'cığım. Şimdi sana yazacağıma belki inanmayanlar olacak ama çok şükür telefon bağımlılığım neredeyse sıfır. Evet inan öyle. Herkesten çok geç cep telefonu aldım. O da bir senaryom dikkat çekince beni ararlarsa anında haberim olsun diye:)))2007 veya 2006 filan. Ve en ucuzu hangisiyse onu almıştım. Bozuldu yine en ucuz model, resim bile çekmeyen bir tane aldım. 40 liraya:))şu anda halen onu kullanıyorum. Akıllı telefon almaya niyetim yok. Sabah uyanınca filan asla kontrol etmiyorum, :))çalarsa zaten duyarım. Dahası öyle ekmek almaya filan giderken asla yanıma almıyorum. Evde bırakıyorum. Ha eski usul ev telefonum, ha bu. Ne demek bağımlılık acayip geldi bana:))Hakikaten insanlar otobüste, yolda ellerinde tık tık tık. Hiç bana göre değil.
    Sevgiler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Müjdecim neden inanmasınlar. Benim tanıdığım çok kişi var öyle. Cep telefonları yalnızca aramaya açık, bir de SMS var tabii. Onu bile nadiren kullanıyorlar.
      Böyle kalabildiğin için seni kutluyorum. Benim tlf'da internet var ama sadece evden uzakta olduğum zaman, gerektiğinde kullanırım. Blog yazarken 1 kez kullandım. Ben de sevmiyorum.
      Burada asıl konu internet bağımlılığı aslında. Günlük limit koymalı kişi. 2 saati fazla aşmamalı bence.
      Sevgiler:)

      Sil
  2. Vallahi ben bile kendi kendime kızmaya başladım. Bu konuda kendimi frenlemem gerektiğine karar verdim. Hep birlikte dışarıdaysak kimseye elletirmiyorum telefonları muhabbet edeceğiz diyorum ama evde tek başıma çok fazla elime almaya başladım :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de memnun değilim halimden. Örneğin aklıma bir şey takıldı, Google'a yazıp buldum, öğrendim. Çık artık değil mi? Yok ama.. Oradan oraya link tıklamaktan, o linklerden başka linklere açılmaktan bıktım artık. Dediğin gibi , insan kendini frenleyemiyor :( Birtakım kararlar almak zamanı...

      Sil
  3. Yolda giderken duran arabaya çarpıyordum neredeyse:)) o derece bağımlıyım üzgünüm:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eyvah eyvah... Bildiğin Çinlilerin kamu spotu.
      Dikkat et lütfen. Dışarıda yürürken ve araba kullanırken özellikle, çok tehlikeli...

      Sil
  4. Listeye baktım da daha bağımlı olma durumun da değilim:))) bir yıl olmadı akıllı telefon alalı ilk sebep Torun aşkına şimdi sıkça resim ve videoları gelince daha bir yanımız da hisseder olduk,bazen iyi var diyoruz bazen de off çok mu abartılıyor ne dediğimiz konulara denk gelebiliyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yol yakınken sakın bağımlı olmayın bence. Günlük limitiniz olsun. Çok önemli durumlar hariç o limiti aşmayın. Aslında torununuzu karşınızda canlı canlı da görebilirsiniz. O uygulama yok mu sizde?

      Sil
  5. Sanırım azınlıktanım. Telefona bilgi içerenler hariç hiçbir uygulama indirmiyorum. Atsam nerede bulamıyorum. Çoğu zaman kapalı kalıyor. Anneme gidince bakıyorum elinden hiç telefon düşüyor. Eski neslin, yeni nesilden farkı kalmadı. Geç kavuştukları teknolojinin cılkını çıkarıyorlar. Hatta komik bir şey ekleyeyim; 15 Temmuz'da Ankara'da bomba seslerinden titrerken, annem elinde telefon feyse yazıyor "Yakınımıza bomba düştü." beş dakika sonra yine yazıyor "Bir bomba daha düştü." Ölüp gitsek feysbuktaki arkadaşları kurtaracak herhalde. Ah anne.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel. Bende de Whatsapp uygulaması dışında hiçbir şey yok. O da akrabalar nedeniyle zorunluluktan. Hiçbir zaman telefondan başını kaldırmayan görünüme bürünmedim. Görünenler yeterince ikaz edici etkide çünkü...
      Yalnız anneninkine benzer bir davranış benim de oldu. Geçen yıllarda bir deprem olmuştu, ilk aklıma gelen Twitter'a bakmak oldu. Herkes deprem oldu diyordu. Tabii ben de katıldım :(

      Sil
  6. Kendimi sınadım. Bağımsız olmadığım bir gerçek ama 'hastalık derecesinde' bağımlı da değilim bunu biliyorum. Buradaki bağımlılıktan kastım internetin sağladığı faydalar ve dolayısı ile takip etmemizi kolaylaştıran artı hizmetleri. E-postadan, faturalara, önemli belge, veri gönderimine kadar hatta scanner özelliği ile anında oturduğumuz yerden pek çok işimizi halledebiliyoruz, bize sağladığı olanakları saymakla bitmez...teknolojiyi bu anlamda etkin kullandığımızı söyleyebilirim. Ama çevremde tanık oluyorum facebook, intstagram..vb. sosyal platformlarda en basitinden; selfie yapanları! aman Allahım :))) dakika dakika özel hayatını teşhir edenleri!..sabah kalkmış görüntüsü ekranda, yatarken, ekranda, sofrada, ark.larıyla vs.. sürekli görüntüler akıyor!.. narsistlik boyutunda..kısaca hastalık düzeyinde.. kimileri de yok dişim ağrıdı, başım ağrıyor, düştüm, şaştım, annemi uğurladım, babamı vs.. vs.. hayatındaki en ufak bir detay 'özel hayattır' kaygısı düşünmeden hep sosyal platformlarda..gereksiz, gevezelikler :))

    bu insanların yüksek eğitimli, kariyer sahibi olmaları da gerekmiyor..eğitimlisi, cahili!..üstelik toplum psikolojisi..sirayet ediyor, adeta yarış halinde!.. işte bunlara diyecek söz bulamıyorum. Bu insanların hastalık derecesinde bağımlı olduğunu düşünüyorum ben:) böyle vakit geçirmek mi olur yahu :))

    Burada limitler koymamız, seçici olmamız şart. Blog takibinde de aynı şekilde 100 lerce bloğu aynı anda takip edemeyiz.. istesek de bu mümkün değil!. seçmek gerektiğine inanıyorum. Yoksa zaman yetmez!.. anlamı da yok..biz toplumca hiç bir konuda ölçüyü tutturamıyoruz sanırım.. ya da teknoloji bizi tuzağa mı düşürüyor dersin :)) araştırmayı seviyorsak hele daldan dala..oradan oraya..oku dur :))

    Teşekkürler Zeugmacığım..Hepimiz teknolojinin nimetlerinden faydalanıyoruz..bu yüzden konu, bir kez daha bizi kendimizle yüzleştirdi..videoları keyifle izledim :)) Sevgilerimle, iyi haftalar dilerim..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hastalık derecesinde bir bağımlılık olmadığını ben de biliyorum. İnternetin sağladığı kolaylıklar yadsınamaz Esinciğim. Elbette ki kullanacağız. Oturduğumuz yerden pek çok hizmet alabilmemiz paha biçilemez. Örneğin ben tüm bankacılık işlemlerimi interaktif hallediyorum. Elektrik, su ödemeleri. Hastaneden randevu alma, vb. Eskisi gibi olsaydı hiç çekilmezdi. Evden kalkıp gideceksin, sıraya gireceksin, ohooo... Bu anlamda ben de çok etkinim ve çok memnunum.
      Hahahaa:) İnstagrama ara sıra ben de bakıyorum. Tam da dediğin gibi, ağzına sağlık. Ya suratını olduğu gibi filtreden geçirip like alanlara ne demeli? ''Ahh canım çok güzelsin, şarap gibisin, bu ne güzellik, sen hiç yaş almaz mısın? Vb vb vb.. Bir de firmalardan durmadan hediye kabul edip o ürünü üzerinde ya da evinin değişik köşelerinde fotoğraflayanlar var. Herhalde kargo firmaları durmadan onlara çalışıyor:) Ama artık vergi geliyormuş o işlere...
      Bloglar konusunda çok haklısın canım. yüzlerce blog var. aralarında her gün yayın yapanlar var. Tüm gününü harcasan yine yetişemezsin. Kıstaslar koymalı o yüzden. Hem de en kısa zamanda...

      Ben de hemfikir olduğum görüşlerin için çok teşekkür ederim Esinciğim...
      Benden de çok sevgiler, keyifli haftalar...

      Sil
  7. Yanıtlar
    1. O görünmez fanusun içinde fazla kalmamalı...

      Sil
  8. Bu yazınızdan sonra yazdıklarınızı yoruma kapamışsınız.
    Gökçeada yazınıza bayıldım.Benim de orada 2-3 günümü geçirmişliğim olduğundan yazdıklarınızı o paralelde okuduğumdan ayrı bir keyif aldım.Gökçeada yazınıza yorumumu bırakmak isterdim ama buraya yazmak zorunda kaldım.Mutlu günler dileklerimle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Yazıyı beğendiğinize sevindim. Teşekkür ederim. Gökçeada'ya her yıl en az 1 haftalığına gitmeli diye düşünüyorum, net! Deniz, kum, güneş, tarih, mitoloji, sakinlik, her şey bir arada ve mükemmel. Değerli ziyaretiniz ve nazik yorumunuz için tekrar teşekkürler. Keyifli günler...

      Sil
    2. NOT: Evet, öyle oldu. Yorumlar bir müddettir kapalı. Kusura bakmayın lütfen.
      Değişik versiyonlarıyla halen sürmekte olan yayın saati problemime çözüm olarak yorum opsiyonunu kapayarak yayınlama, sonradan açma gibi bir uygulama içindeydim epeydir (Aksi takdirde yayınlar panele asla düşmüyor). bu yazıdan sonra yayımladığım ''Kurban Kesmek Vahşet midir?'' başlıklı postun altında akıl almaz hadsizlikler sergileyen bir yorumcu ve yandaşı yüzünden yazıları yoruma kapalı yayımlayıp o şekilde devam ettirdim.. Zaten ondan öncesi üstteki yazı itibariyle kendime günde 1 saat internet limiti koymuş durumdaydım. Yorumlarla ilgili de yeni bir tarz benimsemem gerektiğini düşünüyordum. Dolayısıyla bir sonraki yazıda yorumlar yeni kararımla birlikte açık olacak. Mutlu günler size de...

      Sil