2016/10/09

Çarşı, Pazar ve Küreselleşme

Bugün günlerden Pazar. Haydi gelin, biraz çarşı pazar gezelim. Gezeceğimiz alışveriş noktaları dünyanın öbür ucunda olsa da ülkemizdekilerden fazla farkları olmadığını birlikte görelim...

Eskiden, yani ben çocukken yaşadığım şehirde süpermarket, hipermarket, AVM denen kavramların neredeyse hiçbiri yoktu.

Mahalle bakkalları vardı en çok. Olsa olsa bakkalların biraz büyükçe olanları şimdiki marketlere benzerdi. Bir de epeyce büyük mağazalar halinde toptancılar vardı. Arada perakende satış yaparlardı. Bu saydıklarımın içinde nerede öyle binbir çeşit şekerleme, dondurma, ithal çikolatalar, oyuncaklar, vb. olacak?

Onları ancak yurt dışında yaşayan aileler, en çok da Almancılar getirdiğinde görürdük. Şimdi hepsi, hatta daha fazlası bizim ülkemizde de var. Her birini ayrı özümsedik. Eski adıyla globalleşme, yani küreselleşme işte tam da böyle bir şey.

''Ürünlerin, fikirlerin, kültürlerin ve dünya görüşlerinin alış verişinden doğan bir uluslararası bütünleşme süreci'' olarak geçiyor hani. Fikirler, kültürler ve dünya görüşlerinde ne kadar(cık) bir ''bütünleşme'' yaşadığımız, malum. Genele yayılma yüzdesi ne? Biz başka ''süreç''lerin peşindeydik, ne de olsa. Diyeceğim o ki, söz konusu bütünleşme ''ürünler'' kapsamında gerçekleşmiş sadece. O da parası olup alabilene...

Bizdeki ''1 Milyoncu''ların neredeyse tıpkısı onlarda da var. Ne alırsan 1 Pound...
İçeride en çok şeker, çikolata, haribo vb var. Şekerin zararlı olduğunu bilmeyen kalmasa da kimin umrunda?
Bahçeler için çok değişik malzeme çeşidi oluyor. Sürekli yağmur yağan ülke. Ekmeyi, dikmeyi seviyorlar haliyle.
Köpekler için sahici kemikler de 1 pound...

Bakın mesela; şu gördüğünüz süpermarketin bizimkilerden ne farkı var? En alt sağdaki kare olabilir belki.
Ödemeyi makineye yapma tercihiniz var.

Durham'daki kapalı pazar yeri. Bizim pazar yerlerimiz bundan daha güzel değil mi??
El örgüsü bebek kıyafetleri ve battaniye standları dahil, benzeşiyor.

Bu kulübelerden pazar yeri dahil, pek çok yere koymuşlar. Jetonla çalışıyor.
İçeri girip kendi vesikalık resmini çekiyorsun.

Gördüğünüz gibi kartpostallar, hediyelikler. Kraliçe ve kraliyet bebekleri çok kıymetli.

Kupalara baskı, şehre ait semboller...
Kupa bu kadar yaygın değildi bizde. Benzer şekilde bizim kültürümüze de giriverdi.

Hepsi iyi hoş da, şunu söylemeye çalışıyorum:
Küreselleşme denen bu olgu; çarşı-pazar, giyim-kuşam, teknoloji vs yerine keşke fikirlerin, kültür ve dünya görüşlerinin harmanlanıp alış veriş edildiği bir uluslararası süreç olsaydı. Tüm dünya öncelikle sevgi ve barışa öncelik tanısaydı.
Bu bağlamda birleşip herkes birbirine benzese, iyilikler, güzellikler örnek alınsa, bozgunculara fırsat verilmeseydi.
Ah keşke maneviyata da önem verilseydi biraz. Bu çok mu zordu??
Aksi takdirde dünya kötülükle kuşanıp böylesi bir cehennem haline gelir miydi?

5 yorum:

  1. sevgiyi yaymada rakebet yapmıyoruz da ondan. Geri kalan herşey için kıyasıya bir rekabet içindeyiz.
    Sonuçta bu işte. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tespitin doğru tabii. Rekabet, gösteriş, dayatılanlar...

      Sevgi cimriliği çok yaygın. Banane'cilik...
      Ama ne oluyor, ne oldu sonunda? Enkaz haline girmiş bir dünya var elde kalan.
      Nereye kaçarsan kaç, ucu sana da dokunuyor işte!

      Sil
  2. Çok teşekkür ederim ayrıca siteme buyrun http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler davetiniz için. Geçen hafta sitenizin linkini bırakmıştınız. Girdim ama takip gadgetınız yok. Yorum opsiyonu da kullanmıyorsunuz. O nedenle birkaç yazınızı okuyup çıktım.

      Sil
  3. “İşçi Sınıfının Beynelmilel Kardeşliği” temelinde gelişen XIX.yy küreselleşmesi, sınır-ötesi akışkanlık, sermaye ve işgücünden ziyade emtiaya (ing. commodities) kazandırmıştı. Daha telgraf bile yokken gerçekleşen bu mucize, bugün INTERNET'le mümkün olamamaktadır.

    YanıtlaSil