2016/11/24

Thisbe ve Pyramus'un Aşkı

Karadut ağacının bir zamanlar kar gibi beyaz olan meyvelerinin ansızın renk değiştirmesinin Yunan Mitolojisindeki hikâyesini yazmak istedim bugün. Shakespeare'in ''A Midsummer Nights Dream'' adlı oyununda da isimleri geçen gencecik iki sevgilinin pek de bilinmeyen, etkileyici ve acı dolu hikâyesini...

Thisbe, Kraliçe Semiramis'in ülkesi Babil'in en güzel kızı, Pyramus ise en yakışıklı delikanlısıydı. İki genç komşuydular aynı zamanda. Oturdukları evler birbirine bitişikti. Öyle ki, duvarlardan biri diğerinin de duvarıydı.

Gençlerin birlikte geçen çocuklukları zamanla aşka dönüştü. Evlenmek istediler. Ancak bitişik duvarlarının aksine birbirine oldukça uzak olan aileleri buna izin vermedi. Thisbe ve Pyramus ne kadar yalvarsa da boşunaydı. Konuşmalarına, görüşmelerine de yasak koyuldu. Hep denir ya ''Aşk engel tanımaz'', Pyramus ile Thisbe bu duruma çare ararken evlerini birleştiren duvardaki çatlakta varlığını başka kimsenin bilmediği bir delik keşfettiler. İki sevgili geceleri o delikten konuşmaya başladılar. Karanlıkta dudaklarını deliğe yanaştırıp birbirlerine öpücükler gönderiyor, şafak olup günün ilk ışıkları çimenlerin üzerindeki çiy tanelerini kurutuncaya kadar birbirlerine aşk sözcükleri fısıldıyorlardı.

Bir gece ''Bu duvar dünyanın en acımasız şeyi,'' diye fısıldadı Pyramus.
''Nasıl olur da bizi ayrı tutabilir?''
Thisbe; "Bu çatlağa minnet borçluyuz sevgilim. Sevgi dolu sözler göndermemiz için bize izin veriyor," diye fısıldadı. Pyramus; ''Doğru,'' dedi, usulca...
İki sevgili tıpkı diğer gecelerde olduğu gibi o gece de duvardaki çatlağın önünde birbirlerine aşk dolu sözcükler fısıldadı. Bir gece tekrar bir araya geldiklerinde Pyramus derin bir özlemle; ''Thisbe, artık dayanamıyorum!'' dedi ve yaptığı planı anlatmaya başladı. Böyle bir gecede kaçıp Ninos'un mezarı yanındaki dut ağacının altında buluşacaklardı.

O gün güneş kaybolup ortalığa karanlık indiğinde Thisbe ayak parmaklarının ucuna basarak sessizce evden ayrıldı. Mezarın bulunduğu yere geldi. Pyramus henüz ortalarda yoktu. Sevgilisini beklemeye koyulan genç kız ansızın bir kükreme sesi duydu. Arkasını döndüğünde ay ışığı altında dişi bir aslanın durmakta olduğunu gördü. Ağzından kanlar damlayan aslan belli ki karnını az önce doyurmuş ve mezarın yanındaki kaynaktan su içmeye gelmişti. Thisbe hemen kaçtı oradan. İçi boş bir kayanın içine saklandı. Korkudan titreyerek, nefesini tutarak sessizce bekliyordu. Ancak, kaçarken sırtındaki pelerini düşürmüştü. Aslan pelerinin başına gelip kanlı ağzıyla parçaladı onu. Ve ormana geri döndü.

Bir müddet sonra Pyramus göründü. Yerde Thisbe'nin kanlar içindeki pelerini vardı. Delikanlının yüreği ister istemez şüpheyle doldu. Etrafa bakınıp yerde aslana ait ayak izlerini görünce şüphesi aniden derin bir üzüntüye, anlatılmaz bir acıya dönüştü. Kendinde buldu suçu. Oraya daha önce gelip sevgilisini tehlikelerden koruyamamıştı. Pelerini eline alıp: ''Seni ben öldürdüm,'' dedi. Kılıcını çekip dut ağacının yanına gitti. ''Sen de benim kanımı içeceksin şimdi,'' dedikten sonra olanca gücüyle kılıcı göğsüne sapladı. Ağaçtaki dutlar Pyramus'tan fışkıran kanla kızıla boyandı.

Aslandan korkup kaçtığı kayalıktan çıkan Thisbe, Pyramus'u bekletmemek için mezarın başına gitti yeniden. Fakat beyaz dut ağacı yerine kara bir dut ağacı vardı orada. Altında kanlar içinde yatan Pyramus'u görünce sevgilisinin kollarına atıldı. Derin bir keder içinde ağlayarak dudaklarından öptü onu. ''Ben geldim, Pyramus. Bak, ben Thisbe!'' dedi hıçkırarak. Sevgilisinin sesini duyan Pyramus büyük bir güçlükle gözlerini açtı. Thisbe'ye son bir kez baktı ve oracıkta öldü.

Thisbe Pyramus'un kılıcını çekip aldı eline. "Benim için öldürdün kendini. Ama ben de cesurum ve aşkla doluyum. Bizi ancak ölüm ayırabilirdi; oysa şimdi o birleştirecek!" dedi ve üzeri Pyramus'un henüz kurumamış kanıyla kaplı kılıcı göğsüne saplayarak o da öldürdü kendini.

Aileleri ve tanrılar acıdılar iki sevgiliye. Anne ve babaları ölülerini yakıp küllerini bir kaba koydular.
Tüm yaşananlara şahit olan tanrılar ise Pyramus'un kanını meyvesine, Thisbe'nin gözyaşlarını
yaprağına verip bu büyük aşkı karadut ağacıyla ölümsüz kıldılar.

* * *

Çocukluğumun geçtiği evin bahçesinde tepesinden inmediğim kocaman bir karadut ağacı vardı.
Bilir misiniz, karadut ağacı meyvesinin lekesi yalnızca yaprağı ile silindiğinde çıkar.
Thisbe'nin gözyaşlarıyla...😑😑😴


Görseller: en.wikipedia.org / prezi.com

4 yorum:

  1. Çok duygulandım çok böyle yaşanmış hikayeler beni fazlasıyla etkiler.Severim bu meyveyi, şimdi nasıl yerim karadutu ve pekmezini hep aklıma gelecek biliyormusunuz .
    Duymadığım bilmediğim bir konudan haberdar oldum hatta lekesnin yaprğıyla çıktığını bilmiyordum emeğinize sağlık sevgili Zeugma.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyle düşünmeyin lütfen. Her zamanki gibi rahatlıkla yiyin karadutunuzu. Biliyorsunuz, çok çok eski zamanlardan beri halk arasında anlatılagelen (anlatılırken değişime de uğrayan) olağanüstü varlıkları/olayları konu edinen hayalî hikâyelere efsane deniyor. Bu hikâyede pek olağanüstü varlık olmasa da tanrılar var. Toplumun hayal gücüyle biçim değiştirmiş bu tür halk hikâyelerine mit ya da mitos da deniyor. En çok da Grek Mitolojisinde rastlanıyor.
      Gördünüz mü sevgili Aysel Hanım, yazıya kendimi kaptırıp en alta fikir bile eklemişken aklımı başıma getirdiniz. Benim yüzümden karaduttan nefret etmesin hiç kimse diye açıklama üstüne açıklama girdim :) Hep aklınıza gelecek olanlar değişsin lütfen.
      Ancak bahçemizdeki karadutun lekesinin yaprağı ile çıktığını çocukluktan beri bilirim. Ellerimizi yapraklarıyla iyice ovuşturur, ondan sonra yıkardık. Yoksa lekesi çıkmazdı;)
      Nazik ziyaretiniz için teşekkürler.

      Sil