''Ağustosta Birikenler'' başlıklı yazımın bitiminde, ''Eylül başında blogun mayıs ayı başından beri kapalı olan yorum opsiyonunu açmayı düşündüğümü'' söylemiştim; ama bu kararımı yeniden gözden geçirip bir müddet daha böyle devam etmeye karar verdim.
Yazıda ilave olarak Vikipedi'nin Blogger'la ilgili bilgi verirken ''Güncel kayıtlı kullanıcı sayısı 2 milyonu aşkın olan Blogger sisteminin 'herkesin' web üzerindekibilgilere katkıda bulunmasıamacıyla kurulduğunu belirttiğini, o halde internet ortamında yazanların, yazdıklarına katkı ya da yanıt amacıyla yorum imkânı sağlamasının gerekli olduğunu da eklemiştim.
Son birkaç gündür ziyaret ettiğim bloglarda yorum imkânı sağlanan, ''Blog Yazmanın Detayları'' yazı dizisinde kendisinden epeyce bahsettiğim o acayip ve de şaibeli virüsün imlâdan uzak ve lakayt yorumlarla bırakın yazılara katkı sağlamayı, acayiplik ve kalite düşüklüğü yaratmaya devam ettiğine, üstelik daha önce uğramadığı blogları dahi listesine ekleyip kabul edilemez faaliyetlerini genişleterek sürdürdüğüne şaşkınlık içinde şahit oldum.
Bugün çok bunaltıcı bir hava var dışarıda. Termometre oda sıcaklığını 25 göstermeye başladı. Birdenbire oldu böyle. Aklı olan evden çıkmaz bence. Bu demektir ki, bundan böyle güneş battıktan sonraya kaldı hem flanöz haller hem de yürüyüşler. Az önce ''Mayıs Sıkıntısı'' diyerek balkondan içeri kaçtım; ama nereden hatırladığımı çıkaramadım. Bir N. Bilge Ceylan filmiymiş meğer. Altın Portakal Ulusal Film Yarışması'nda En İyi Yönetmen Ödülü almış.
Severim kendisini. Pandemi öncesi Troya Müzesi'nde karşılaşmıştık. Eşi ve oğulları da yanındaydı. Aynı anda gezmiştik müzenin katlarını. Ekranda gördüğümüzden çok daha uzun boyluydu ve oldukça mütevazı bir havası vardı. Akşama ''Mayıs Sıkıntısı''nı bulup izlemeli yeri gelmişken.
Ben de şu an spontane başlattığım ve adını ''Mayıs Pazarı Sıkıntısı'' koyduğum filmden zihnimde epeydir yerleşik duran konu başlığının açılımını yapayım. Pek neşeli bir yazı olmayacak, söyleyeyim.
Epeyce merak eden ve nedenini soran olduğundan hemen başlıyorum: Blog neden yorumlara kapalı?
Bunu epeydir düşünüyordum. Hatta dört-beş hafta kadar önce o kapalı yorumlardan birinde belirtmiştim. Kapatalı iki hafta bile olmadı aslında. Böyle iyiydi. Ancak, teknik arızalar yaşamaya başladım. Fark ettiyseniz cuma günü yayına verdiğim konser yazısı bir türlü listeye düşmedi. On saatten fazla, sabaha kadar bekledi. Cumartesi öğlen oldu, üzerine başka bir yazı daha girdim, yine kıpırtı yok. İkisi birlikte beklemeye başladılar. Can sıkıntısı içinde çözüm düşünürken buldum galiba. Yorumlar da blogun tarih-saat gösteren bir parçasıydı. Devreden çıkarınca sistem etkilenip arıza başlamış olabilirdi. Aynen öyleymiş. Ayarlar kısmına gidip kısa bir süreliğine açıp yeniden kapadım. Sorun çözüldü. Bundan sonrası ne olur bilemiyorum.
Blogger'ın halen devam etmekte olan yeni arayüz çalışmalarıyla birlikte birtakım sıkıntılar ortaya çıkmıştı.
Bunlardan en önemlisi neredeyse hepimizin baş etmeye çalıştığı; yazdığımız yazıların okuma listelerine geç düşmesi, yani güncellenme sorunu idi.
Bu sorunun bazılarında 8-10 saate kadar çıktığı oluyordu. Biliyorsunuz, okuma listesine baktığımız zamanlarda bunu gayet net anlayabiliyoruz. Hatta kendimizi takibe alıp takipçi gadgetinde yer aldığımızda, kendi yazımızın akıbetini, kaç saat sonra okuma listesine düşeceğini de görebiliyoruz. Bu sorunun gitgide büyüdüğünü...
İkinci sorun; takipçi gadgetinin halen düzeltilememiş olduğu, eğer yeni bir takipçi gelmişse, gadgetteki profilini tıkladığımızda blogunu asla göremiyor, ulaşamıyor olmak, onun yerine takip ettiği blogları görmek.
Oysa Blogger o gadgeti ilk uyguladığında GFC diye adlandırıyordu. Yani Google Friend Connect(Google Arkadaş Bağlantısı). Şu an adıyla ilgisi yok tabii. Yeni gelen bir blogger arkadaşla bağlantı sağlayıp bloguna ulaşmak mümkün değil.
Üçüncü sorun ise dün başıma geldi. Bu yazıyı da onun için yazıyorum.
Benim kadar uzun süreli yayın saati problemi çeken bir blog yazarı daha olmamıştır herhalde. Hem de kaç yıldır...
Bazı arkadaşlar hatırlayacaktır. Bu durum öyle sinir bozucu bir hale gelmişti ki yazıların panele düşmesi 24 saati bile aşmaya, tarih değiştirmeye başlamıştı. İki yıl kadar önce bu problemin Feedburner kaynaklı olduğunu öğrenip hemen ilgili ayarları yapmıştım. Başlarda, yani ilk birkaç yazıyı yayınlarken hiçbir sıkıntı yaşamamıştım. Sorun tam olarak çözülmüştü.
Sonrasında yine gecikmeler devreye girdi. Ancak, gecikmeler bu kez 45 dakika ya da en fazla 2 saat sürüyordu. Üstelik pek çok blogger aynen bu şekilde sorun yaşamaya başladığından yalnız da değildim. O nedenle bu kez fazla önemsemedim. Belli ki bunun sebebi, Blogger'ın başta İzleyiciler Gadget'ı olmak üzere o sıra yoğun biçimde sürdürdüğü değişiklikler idi.
Neyse toparlayayım hemen. Üç yazı öncesi yine uzun gecikmeler baş gösterdi. Yorum opsiyonu dahil, blogun tüm ayarlarını tek tek elden geçirmeme rağmen yazdığım yazılar yine saatler sonra panele düşmeye başladı.
İyi ki Feedburner'dan haberim olmuştu. Bir de oraya bakayım dedim. Aynen öyleymiş! Oradaki saat dilimi ayarı kendi kendine değişmiş meğer! Ayarı GMT+02:00 İstanbul'un bulunduğu dilime getirip aktive ettiğimde, sorun saniyesinde çözülüp bekleyen yazı anında yayına girdi.
Benzer bir yayın sorunu yaşıyorsanız bu kontrolü sizin de yapmanızı öneririm. Görseldeki baloncukları ve okları takip ederek saat dilimi ayarınıza ulaşıp bir bakın lütfen. FeedBurner sayfanızdan Publicize başlığını tıklayıp aktive ettikten sonra ilgili alanları sırayla takip ederek ayarlarınızın güncel olup olmadığını kontrol edin. İyi bloglamalar, kolaylıklar...
Bir blogger için yazdıklarının saatler sonra panele düşmesi tahmin edersiniz ki çok büyük bir stres.
Uzun bir süredir devam etmekte olan Blogger yayın saati problemim şubat ayı geldiğinde tam iki yılı dolduracaktı. Bugün düzelir, yarın düzelir derken sabır denen şey kalmamış, blog yazmak ve paylaşmak benim için bir sıkıntı haline girmişti. Bu sorun için yardım isteyen YAZI (Tıklayın lütfen) bile yazmıştım. Onca kişi gelip bildiği ne varsa yardım etmek istemiş, ancak hiçbiri çare olamamıştı.
Ta ki Sevda Hanım'ın sayfasında teknik konulardan çok iyi anlayan uzman bir blogger arkadaşa rastlayana kadar.
Kronik hale girmiş ve ne yapsam çare olmayan sorunumu Guney59 Paylaşım (Tıklayın lütfen) adlı blogunda akla gelebilecek her türlü teknik soruna çözüm önerileri sunan Adnan Bey'in çözeceğine inandım ve detaylarıyla birlikte kendisine iletmeye karar verdim. Son derece yardımsever bir insan olan ve yayın saati sorunumla hemen ilgilenen Adnan Bey'in benim için gösterdiği çözümlerin içinde öyle bir madde vardı ki bu hiç aklıma gelmemişti: FeedBurner... Evet, sorun bir RSS okuyucu servisi olan Google'a bağlı FeedBurner'daydı. Uzun yıllardır güncellememiş olduğum bu serviste başta saat dilimi olmak üzere ayarlar bozuktu. Aktive edilmesi gerekiyordu. Bu durum aklımın ucuna gelmemişti. Üstelik yazılarım panele geç düşmekle kalmıyor, görsel olmadan görüntü veriyordu.
Ateş, su, hava, toprak! Dünyanın temeli bu dört element ise, tartışmasız, yaşamın temeli de dört işlem, yani matematik!
Evet, yaşam aslında dört işlemle yürütülüyor. Mimarisinden savaşlarına, tarihinden coğrafyasına kadar her karesi bir matematik gerçeği!
Matematik? İsmen tanınır genellikle, değil mi? Düşünecek olursak; tam bir tanımının yapılabilmesi güçtür. Eğer ucunu kaçırmışsan kavrayabilmen de güçtür. Bu nedenle adı bile korkutur birçoğunu. Çekince duyulan bir yapısı vardır.
Bütün bilimlerin, en başta da fen bilimlerinin temelidir. En anlaşılır tanımlarından biri "Biçim, sayı ve çoklukların yapılarını, özelliklerini ve aralarındaki ilişkileri mantık yoluyla inceleyen ve aritmetik, cebir, geometri gibi dallara aynlan bilim dalı". Veya; ''Mantık ile düşünmenin, fikir yürütmenin, problemleri saptayıp çözümler üretmenin dili.'' ''Sayılar, işlemler, açılar, çember, alan gibi, insan zihninde geliştirilen kavramlarla anlam bulan, yaşayan ve gelişen bir iletişim sistemi'' ya da… Poisson matematiğin önemine vurgu yaparken demiş ki:
”Hayatta yaşamaya değer iki şey vardır; matematiği keşfetme ve matematiği öğretme”
Bu görüşten hareketle günümüzde benzer görüş ve uygulamaların yaygınlaştırılması yoluyla her öğrenciye mutlaka matematik disiplini kazandırılması gerektiği savunuluyor. Hızla gelişen teknolojik gelişmelerin süreklilik kazanması ve yaşama geçirilmesi için öncelikle matematiğe gereksinim duyulduğu kesin. Amerika’da ''Mathematics for All'' prensibi çıkışlı çalışmalar ve projeler sürdürülüyor olması işte bu yüzden.
Ülkemizde 2012 LYS ham puan dağılımında 558 bin 601 adayın matematik testinden sıfır ve 5 aralığında puan alması, geometri testinde 536 bin 171 adayın sıfır çekmesi ne demek düşünebiliyor musunuz? 12 yıl eğitim aldıktan sonra matematiğe dair tek soru bile çözememek tek kelime ile ''Korkunç!''.
ÖSS’de her yıl binlerce öğrencinin sıfır çekmesi ile ilgili 70 ilde 17.500 öğrenci üzerinde yapılan dev bir ankette başarısızlık nedenleri ''Matematik korkusu, öğretmenlerin dersi sevdirmemesi, dilinin anlaşılmaz olması, matematiğin günlük hayatta kullanılmayıp sadece ders olarak görülmesi, günlük hayatta işe yaramayacağı ve sıkıcı olduğu inancı...'' şeklinde sıralanmış.
Çocuklarımıza hiç değilse ''temel matematik'' bilgisi sunulması bu yüzden. Ancak ezbere dayalı bir sistemle değil, tüm işlemlerin birden fazla çözümü olduğu ve yaşamın dört işlemle yürütüldüğü kavratılmalı, matematik dersi müfredatlarında yapılan değişiklikler bu doğrultuda olmalıdır.
Bu konunun açılması bile sıkıcı belki. Ancak, bir toplu iğnenin yapımının bile bilime ve matematiğe bağlı olduğu düşünülürse acilen el atılması gereken en temel sorunlarımızdan biri matematiktir! Bu, açık ve net biçimde ortaya çıkmış.
Şimdi gelin bu uğurda emek verilerek imza atılmış bir başarıyı izleyelim.
Bu üç öğretmeni ve şirin öğrencilerini tebessümler içinde ve ayakta alkışlıyorum.
Matematik işte böyle sevdirilir!
Blogger yayın saati sorunu ile birlikte başlayan ve yaklaşık dokuz aydır sürmekte olan can sıkıcı bir durumun içindeyim arkadaşlar. Benimle birlikte birkaç blog daha aynı durumda. Zaten sizlerin de dikkatini çekiyordur mutlaka.
Google Friend Connect aracılığıyla takip edilen bloglar, kontrol panelinde, yani blogger.com anasayfamızda ''Tüm bloglar'' başlığı altında listeleniyorlar hani. Benim yazılarım işte oradaki listelemeye kullandığım görsel olmadan ve noreply@blogger.com şeklinde başlayarak tuhaf biçimde düşüyor (Daha iyi anlamak isteyenler kullandığım görseli incelesin lütfen).
Yayın saati sorunum uzunca bir süre sonunda çözümlenmişti. Ancak, sözünü ettiğim listelemedeki tuhaf görüntünün dokuz aydır düzeleceği yok. Takdir edersiniz ki oldukça uzun bir zamandır süren çok can sıkıcı bir durum bu.
Şimdilik kısa kesiyorum. Çünkü izah ettiğim durumu düzeltebileceğine inandığım bir çözüm geldi aklıma az önce. Bu yazıyı yayınlarken o çözümü uygulayacağım. Dolayısıyla; bu bir deneme yayınıdır. Şayet yazı yayına girdiği an paneldeki listelemeye görseliyle birlikte, dokuz ay önceki gibi, yani olması gereken normal görüntüsüyle düşerse aylardır süregelen sorunum çözüme ulaştı demektir. Bunu başarırsam çözümü ek olarak yazıya ilave edeceğim.
Not: Ne yazık ki bu çözüm de işe yaramadı :(
EK: Şimdi gelelim aşağıdaki yorumlarda bu yazıya sonradan ek yaparak açıklayacağımı söylediğim ''görsel'' ile ilgili sorunumun ne olduğuna. Sorunu farkettiğimde çözümün orada gizli olduğuna inandım. O yüzden bu yazıyı alelacele yazıp yayınlayarak test etmeye ve emin olmaya karar verdim:
Sorun yazıya ait görsellerin HTML sayfasındaki linkleriyle ilgili.
Ama https://.. diye başlayan türden bir sorun değil benimki.
Bendeki görsellerin linklerinin son kısımları bozuk. Görsellerin adları 9 aydır %'ler, rakamlar ve harflerle karmakarışık bir hale girerek geliyormuş yazıların HTML sayfasına...
Örnek: "http://4.bp.blogspot.com/-qs6aPQNqs8g/VGqKTH7cMCI/AAAAAAAASaA/oMvmINzKbsk/s1600/akordeon%2B%C3%A7alan%2Bk%C4%B1z.jpg"
Bu postu yayınlamadan önce de aynı şey oldu.
Ve ben görselin bozuk linkini olması gereken şekilde düzelttikten sonra yayınladım bu yazıyı..
Sonuç?
Değişen bir şey olmadı!
İlgilenenlerin bilgisine efendim....
Blogger'ın yayın ayarlarıyla ilgili uzun bir zamandır sorun yaşıyorum. Düzelir diye bugüne kadar bekledim; ama boşuna. Üstelik sorun daha da acayipleşti.
Konuyla ilgili epeyce araştırma yapmama ve ilgili birkaç kişiye sormama rağmen maalesef bir çözüm bulamadım.
Hatta Ayarlar-->Diğer sayfasında Feedburner adresi yoksa o yüzden olabilir, diye bir yorum okudum. Sahiden de öyle bir adres yoktu bende. Hemen oluşturup kaydettim.
Değişen bir şey yine olmadı.
Teknik bir arıza var; ama ne?
Yayınladığım postlar son birkaç aydır Blogger listesine saatler sonra düşüyor. Öyle kısa süreliğine değil. 5 ila 15 saat arası beklemeden sonra. Hatta perşembe günü yayınladığım ''Tiffany'de Kahvaltı'' postunun bekleme süresi 20 saati de geçti.
Yok mu aranızda bu berbat sorunun nereden kaynaklandığını bilen sevgili dostlar?
En son yaşadıklarımı anlatayım: ''Tiffany'de Kahvaltı'' postu listeye düşmemişken bir post daha yazdım o gün. Hani en son yazdığım Google Support'a teşekkür postunu. Yazdım ve yayınladım.
Ne yazık ki o da listelenemedi. Bu kez iki post birden beklemeye başladı. Artık Blogger hazretlerinin canı ne zaman isterse o zaman! Sinirlerim altüst tabii...
Bu şekilde beklerken Kontrol Paneli'ne girdim. Oradaki Okuma Listesi'nden kendi blogumun adını bulup en son hangi postumun göründüğüne bir bakayım dedim ve tıkladım. O an şaşırtıcı bir biçimde, bekleyen iki postun ikisi birden aynı an, aynı saniyeyle göründü ve listelemeye girdi!!
Tamam, dedim. Sorun buradan kaynaklıymış.
Yalnız eskisinden farklı bir görüntüyle listelenmeye başlamışlardı...
Panelde görünen postlarımın hiçbirinde görsel yoktu. Artı noreply@blogger.com şeklinde, diğer bloglarınkinden farklı bir girişle görünüyordu (halen öyle).
Şimdi işin en tuhaf kısmına gelelim: Yayınlanan bu postlardan sonuncusu, durmadan yayın saati değiştiriyor.
Bu yazıyı yazma nedenim de bu zaten.
Bugün bir arkadaşın blogunda farkettim. Üzerinden iki güne yakın süre geçmiş son postum ''3 saat önce'' diye görünüyordu. Sanki yayın saatini durmadan ben değiştiriyorum, alâkası yok! Blogta perşembe gününe ait tarihiyle kıpırdamadan duruyor.
Nedir bu zamanlama ve yayın karmaşası? Sabır denen şey kalmadı. Blog yazmaktan soğudum resmen.
Bilen biri yardımcı olursa çok sevineceğim. Gerçekten...
Olan biteni bütün detaylarıyla aktarmaya çalıştım. Sorun nedir? Nereden kaynaklanıyor?
Lütfen yardım eder misiniz?
Not: Bu post sağ taraftaki yayın ayarlarında ''Yayınlanma tarihi: 26 04 2014 22:50'' diye görünmesine rağmen listeye yine giremedi :(
Arada sırada aklınıza gelip de kendinizi sorguladığınız olur mu ? Dürüst bir şekilde bunu yaptığınızda elde ettiğiniz veriler kişiliğinizle ilgili neler gösterir ? Ya da şöyle diyelim:
Çıkan sonuçlar doğrultusunda kendinizi sever miydiniz?
Ben bunu arada yapıyorum. Sonuç olarak dört dörtlük bir insan olarak mı çıkıyorum. Elbette ki değil. Zaten bunu söylesem inanır mıydınız ?
Sorgulama sırasında esas olan kendimizi güçlü olan yanlarımız ve gelişmesi gereken yanlarımız olarak ikiye bölerek bir listeleme yapmak.
Bu listeye olumlu yanlarımızı sıraladığımızda kendimize müthiş bir özgüven geldiğini göreceğiz. Bu güvenin bize verdiği geribildirim kendimizi sağlıklı bir şekilde yönetebileceğimizi gülümseterek gösterecek. Tabii bu, sıralamanın ne kadar uzadığına bağlı..
Örneğin ben çok sevdiğim bir eşyayı kaybettiğimde günlerce üzülüp içimden atamıyorsam duygusal becerimin zayıf olduğu sonucunu çıkarıyorum.
Yaşadığımız çağ itibariyle önerilen görüş genelde duygularımızı serbest bırakmamız yönünde. Fakat bunu tamamen uygularsak bencil, kendini beğenmiş, maddi ve manevi anlamda her yönden sınırsız bir tüketici olarak yer alırız yaşamda. Üstüne düşen her türlü sorumluluktan kaçan, zevklerini kutsallaştırmış ve bu konuda asla taviz vermeyen böylesine sevimsiz bir insan tipi olmak istemiyorsak duygularımızı denetlememiz gerekiyor. Bunu yaparken dikkat etmemiz gereken en önemli nokta ise ''DENGE''...
Öte yandan duygularımızı fazlaca bastırmaya kalkarsak depresif bir kişilik olacağımız sonucu da kaçınılmaz.
Fakat kesin olan bir şey varsa; denetlemediğimiz duygularımızın hem kendimizde hem çevreyle olan ilişkilerimizde hasar oluşturacağı..
Bu anlatılanları yapmak '' Her zaman mutlu oluruz'' şeklinde bir sonuca ulaşmak değil elbette. Çünkü bu da doğru değil..
Bu şu demek : Duygularını dengeleyip tepkilerini kontrol edebilen, kime, nerede, ne şekilde davranacağını iyi düşünen, bencillikten arınmış, kendinin ve insanların huzurunu kaçırmayan, sorunlara takılıp kalmayıp aksine çözüm üretmeye çabalayan, mutlu olduğu dışarıdan da belli olan insan kendiyle barışık olacaktır..