31/08/2026

Uluslararası Çanakkale Boğazı Yüzme Yarışı Şampiyonu

Dün izlediğim 30 Ağustos Zafer Bayramı programı bitiminde, hemen bitişikteki İskele Meydanı'nda tesadüfen rastladım bu görkemli etkinliğe. Saat henüz 10.30 civarı idi. Yarış bitmek üzereydi. Detayları araştırdığımda etkinliğin her yıl 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda düzenlenen Çanakkale Boğazı'nı Geçme Yarışı (Uluslararası Çanakkale Boğazı Yüzme Yarışı) olduğunu öğrendim. Ancak, sporcuların hem akıntıyla hem de kendi sınırlarıyla mücadele ettiği bir spor müsabakası değildi bu. Aynı zamanda tarihsel bilinci ve minnet duygularını canlı tutan bir saygı duruşu özelliği vardı.

Boğazın en kritik noktası burasıydı. Sıradan bir su yolu değildi. Nice savaşlara şahit olmuştu. Her bir kulacın altında devasa bir tarih, batıklar, mayın patlamaları ve vatan savunmasının izleri yatıyordu. Sözün özü; anlamlı olduğu kadar bir o kadar da heyecan dolu bu özel müsabaka, yüzme tutkunlarını bir araya getirdiği kadar aynı zamanda Çanakkale Zaferi'nin önemini vurguluyor, Boğaz'ın serin sularında kulaç atan sporculara birlik beraberlik halinde dayanışma ve mücadele ruhu yaşatıp geçmişte yaşanan kahramanlıklara saygıyı da pekiştiriyordu.

Yüzücüler o sularda sadece fiziksel olarak değil, ruhen de geçmişe saygı duruşunda bulunarak kulaç atıyorlardı. Bir de şu vardı ki; boğazdaki akıntılara direnç gösterip meydan okurken bizzat kendileri de geçmişteki destansı mücadeleyi sembolize ediyorlardı.
Saatler 10.40’ı gösterdiğinde, kordondan denize bakarak bu muazzam mücadelenin son anlarına tanıklık ediyordum. Yarış bitmiş, yüzücüler sudan çıkmıştı. Herkesin yüzünde o zorlu parkuru tamamlamanın haklı gururu vardı. Boyunlarından derin anlamlar taşıyan madalyalarını çıkarıp yakın fotoğraflama yapıyor, o anı ölümsüzleştirmek istiyorlardı. Madalyanın fotoğrafını çekmeyi ben de çok istedim; ama kalabalığın coşkusundan bir türlü istediğim netliği yakalayamıyordum.

30/08/2026

30 Ağustos Zafer Bayramı

Bugün saat 10.00'da başlayan çelenk koyma töreni sonrası Çanakkale Valisi Ömer Toraman, Boğaz ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Birol Orak ve Belediye Başkanı Muharrem Erkek Kordon'da gerçekleştirilecek resmi geçit alanına doğru ilerlerken.

Büyük Taarruz'un 104. Yıl Dönümü'nde Başkomutan Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına, kahraman Mehmetçiğimize, fedakâr Kuvayı Milliyecilerimize saygı, sevgi, rahmet ve minnetle...

30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun!

(Millet Meclisi 19 Eylül 1921'de, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'ya, kanunla ''Müşir'' yani ''Mareşal'' rütbesi ile ''Gazi'' unvanı vermiştir.)

28/08/2026

Troas’ın Saçları Üzüm Elleri Toprak Kokulu Zamansız Kadınları

Osman Hoca’nın bağrına bastığı Troya köylüsü asil kadınlar...
Saçlarındaki üzüm salkımları, bu topraklara verdikleri emeğin en kutsal tacı.
Her şey kulaklarımda çınlayan o neşeli ada rüzgârı ve Ata Demirer’in ''Kargalar yimeden sen yi!!'' diyen muzip çağrısıyla başlamıştı aslında. Koluma sepetimi takmış, Bozcaada'nın o meşhur Bağbozumu Festivali’nde yaşatılan asırlık bir geleneğin görkemli coşkusuna ortak olmuştum. Hiç tanışmadığımız insanlarla aynı traktörün kasasında, bir darbukanın neşeli ritmi eşliğinde, günün tüm stresini ve koşturmacasını tamamen ardımızda bırakarak bağlara doğru yol alıyorduk. Bizim için seçilen bağda mis kokulu ada üzümlerini dalından koparırken ve o şahane salkımları sepetime keyifle yerleştirirken, o an sadece bir hasat mevsimini değil; aslında bu kadim toprakların binlerce yıllık en canlı ritüellerinden birini, duvarları süsleyen o saçları üzümlü antik kadınların mirasını yaşadığımdan habersizdim.

24/08/2026

Daldan Dala Ağustos Günleri

Evden dışarı pek çıkamadığımız boğucu sıcaklardan geçiyoruz yine. Çarşı pazar hak getire. İyi ki sanal marketler var. Ancak, pazardan taze sebze meyve alışverişi yapmanın yerini hiçbir şey tutmuyor. Cuma günü sabah 7.30 gibi yola düştük ki serinlikte hem yürüyüş olsun hem de işimizi çabucak bitirip sıcak basmadan eve dönelim. Fakat sıcaklık yükselmeye başlamıştı bile. İncecik kıyafetlerimize rağmen daha pazara varmadan su gibi terlemiştik. Bu demekti ki havadaki nem oranı aşırı yüksek.

Demek ki alışveriş için çok da fazla dolanmadan hızlı çekim yapmak gerekiyordu. Zaten kaç gündür ne astığım çamaşırlar doğru dürüst kuruyordu ne de tepsiye yaydığım son parti taze naneler. Bunca sıcağa rağmen kurumak için üçüncü güne sarkan nane hiç görmemiştim. Şöyle bir ovuşturayım dediğimde doğru dürüst çıtırdamıyordu bile. "Onca ayıklayıp yıkadım, boşa gitmesin" diye düşük ısıda biraz fırında bekleteyim dedim. Kurumuştu ve çıtırdıyordu; ama nane kokusuna benzer bir şey kalmamıştı. Onca emeğim boşa gitti. Sıcaklar naneyi bile nanelikten çıkarmıştı.

15/08/2026

İki Hekim İki Dünya: "Çok Konuşuyoruz" mu Yoksa İnsan mı Unutuyoruz?

Hayat bazen karşımıza öyle zıtlıklar çıkarıyor ki, insan ister istemez durup düşünüyor: Bir mesleği "büyük" yapan şey, sadece duvardaki diplomalar ve teknik beceriler midir, yoksa o mesleğin ruhuna üflenen insani nezaket mi?

İki yıl önce Ankara’da, alanında çok ünlü bir göz hastalıkları profesörüne muayene olmuştum. Tedavinin getirdiği o doğal endişeyi daha odasına girer girmez silip süpüren bir kibarlığı vardı. Muayene bittiğinde, hiç mecburiyeti yokken kendi telefon numarasını uzattı bana. "Gelişmeleri mutlaka bana bildirin, aklınıza bir şey takılırsa da çekinmeden arayın" dedi. Bir profesörün, bir insanın hayatına bu denli incelikle dokunması, bana sadece şifa değil, müthiş bir güven ve değerlilik hissi vermişti gerçekten de.

Bu olaydan bir yıl kadar sonra da yolum bir başka şehirde, özel bir diş hekiminin koltuğuna düştü. Doğal olarak, maddi karşılığını fazlasıyla ödediğiniz özel sektörden, en azından Ankara'daki o insani yaklaşımın ufacık bir kırıntısını beklersiniz değil mi? Ancak diş hekimim ile iletişim sorunu yaşıyorduk. Anlaşılmaz türden bir ulaşılmazlık...

08/08/2026

Kuluçkaya Yatamayan Küçük Kumrular

Bizim buralarda o kadar çok küçük kumru var ki. Çok çabuk ürediklerini öğrenmiştim zaten. Uçmak yerine genellikle hep yerde geziniyorlar. İnsana yakın bir tür olduğu için de kaçmıyorlar. Yolda yürürken neredeyse üstlerine basacağız. O derece ve her yerdeler:)
Geçen yıl yuva kurma çalışmalarını çok yakından izlemiş ve çok akılsızca bulmuştum. Bir çift küçük kumru bizim arka taraftaki küçük odanın penceresi önünde her Allahın günü yuva yapıyordu. Akşama kadar uğraşılan ve sabah olunca uçup gitmiş bir yuva. Her sabah dişi küçük kumru hiç yılmadan gelip yine köşeye yerleşiyor, erkek olan bulduğu incecik çalı çırpıları ağzıyla ona getiriyor. O da gagasıyla eşinin gagasından alıp yuva olsun da yumurtlayabilsin diye altına yerleştiriyordu. Tam yuvaya benzeyeceği sırada bir rüzgâr geliyor, ya yarısı ya da hepsi birden uçup gidiyordu.

04/08/2026

Cezayir Menekşesi: Rousseau, Elizabeth Taylor Gözleri ve Gölgelerin Asaleti

Üç ay kadar önce, mayıs ayı başlarında bir gündü. İskele Meydanı'na kestirme bir yoldan çıkmak üzere şehrin parklarından birinin içinden geçerken aynı zamanda bitkileri incelemeye alıyor, sıradan peyzaj düzenlemelerinin, ağaçların, yeşilliklerin arasında pür dikkat ilerliyordum.
Gözüme aniden eşsiz bir pırlanta gibi çarpan büyüleyici bir çiçeğin önünde kalakaldım. Buğulu bir mor-mavi tonunda, öyle canlı, öyle derin ve eşsiz bir görünümdeydi ki, başından dakikalarca ayrılamadım. Hani sinema tarihinin unutulmaz efsanesi Elizabeth Taylor’ın dünyaca ünlü o nadide menekşe gözleri vardır ya; işte bu çiçek de tam olarak o asil bakışlarla toprağın üzerinden bana bakıyordu.

Heyecanla hemen telefonuma sarılıp, o büyüleyici canlılığı kaybetmemek için peş peşe iki poz çektim. Meğer o anki heyecandan başka bir açıdan çekmeyi bile akıl edememiş, neredeyse birbirinin aynı iki kareyle kalakalmışım! Ama olsun varsın; o fotoğraflara şimdi ne zaman baksam, yine de parktaki o ilk büyülenme anını, o saf heyecanı aynen görebiliyorum.
Eve dönüp bu güzelliğin adını araştırdığımda karşıma Cezayir Menekşesi (Vinca minor) çıktı. Botanikte bu çiçeğin yaz kış yaprak dökmediğini, en zorlu gölgelere ve ağaç altlarına bile meydan okuyarak toprağı asil bir halı gibi kapladığını öğrendim.

02/08/2026

Anjelika Erikler ve Kantaron Yağı İşlemleri

Anneannemin ilk göz ağrısı, mutfak konusunda el verdiği biricik torunu olarak bayrağı taşımaya devam. Temmuz ayı sona erdi. Bu demektir ki bu yıl da sırası gelenlerle kış hazırlıklarına işlem vakti.

Yalnız bu yıl içimi öyle bir heyecan kapladı ki! Meğer isimlerin bize oynadığı tatlı bir oyun varmış. Ben o lezzetine bayıldığım mis kokulu, meşhur Anjelika eriğin peşine düşüp mitolojik hikâyesi olup olmadığını araştırırken, karşıma meleklerin şifası olan "Melekotu" Angelica Archangelica çıkmaz mı? Yolculuk başta biraz karışsa da, mutfakta işlemden geçmeyi bekleyen bu asil ve de leziz mor eriklerin kuruma hikâyesi kendi mucizesini yaratmaya yetti bile!

25/07/2026

Balkondaki Ağustos Böceği (Cicadidae)

Sanırsınız ki makro çekim yaptım. Hayır efendim, her zamanki gibi sıradan cep telefonum ile çekip birleştirdim bu iki fotoğrafı.

Hayatımda ilk kez böyle bir böcek gördüm. Dikkatlice bakın bakalım, siz gördünüz mü?
''Sanki uzaydan gelip bizim balkona inmiş,'' diyeceğim; ama iki seksen bir doksan yatıyordu mutfak balkonunun zemininde :)

Güldüğüme bakmayın, vallahi biraz ürperdim ilk gördüğümde. Nereden gelip de oraya düştü hiç bilmiyorum. Acaba karganın ya da kırlangıçın biri buldu da yavrularına götürürken ağzından mı düşürdü? Sanki canlı gibiydi. Baktım hiç kıpırdamıyor, elime alıp incelemek istedim.

Peki ama fosilleşmiş bir böcek bu. Kupkuru; fakat canlıymış gibi bakıyor. Neler oluyor?

Bir alttan bir üstten detaylı fotoğrafını çekip Google'a sormak ancak geldi aklıma: Ta taam!

''Ağustos böceği'' imiş meğer. Yahu bu ne cahillikmiş bende. Şu yaşa geldim ne kendisini görmüşüm ne fotoğrafını. Sadece sesini biliyorum, sesini. Hemcinsleriyle yaz aylarında görev aldığı o koroyu, koristliğini. Nasıl da severim o içimi her nedense huzur ve güven duygusuyla dolduran, sıcak yaz günlerinin neredeyse kesintisiz ve de benzersiz muhteşem korosunu.