2020/08/12

Gündemimden...

"Göğe Bakalım" dedik bir kere. Bugün gündüz gözüyle göğe bakıp da masmavi gökyüzünde arzı endam eden Ay'ı gördüğümde saat tam olarak 11.10'du. Gökyüzüyle fazlaca haşır neşir olduğum bu dönem, neredeyse öğlen vakti gördüğüm bu muhteşem tablo şaşırtıcı oldu benim için. Beyaz ve mavinin uyumu müthişti.

Aklıma uzunca bir zamandır ilgilenmediğim blogum geldi bu bahaneyle. Bir şeyler yazdıkça yazası geliyor insanın değil mi? Arayı uzatınca da tek kelam edesi gelmiyor. Özellikle de pandemi döneminde özene bezene yazılmış bir yazı çıkarmak pek mümkün olamıyor. Oysa yazmak terapiydi. Bundan emindik hani? Neyse, fazla irdelememek lazım kanımca. En son çektiğim fotoğraflardan yola çıkarak bir şeyler karalamaya çalışayım ben en iyisi. Yazdıkça açılıyor insan. Kalem oynamaya görsün bir kere.

Geçen hafta Çanakkale Kent Müzesi'ni ilk kez ziyaret etme fırsatım oldu.
Tabii ki sosyal mesafe kuralı dahilinde ve maskeli olarak. İçeriye üç kişiden fazlası alınmıyordu.
2019 yılında Dr. Mithat Atabay'ın kaleme aldığı ''Çanakkale'nin Evlatları- Çanakkale'ye Kimler Geldi, Kimler Geçti'' adlı kitabından yola çıkarak Çanakkale'de doğmuş ve burada iz bırakmış kimselere yer verilen bu sergide, Reşat Nuri Güntekin'den Teoman Alpay'a, Tevfik Rüştü Aras'tan Saniye Can'a edebiyat, spor, müzik alanlarından ve artık hayatta olmayan 17 isim konu ediliyordu.

2020/07/30

Temmuz Günbatımları

Temmuz da vaktini doldurdu, yola çıkmak üzere. Yarın el sallayacak uzaklardan. Sabah gazeteden öğrendiğime göre ''Eyyam-ı bahur'' sıcakları geliyormuş. Bu ifadeyi ilk kez duydum. Eskilerin yaz mevsiminin en sıcak ve boğucu günlerine verdiği admış. Bu yıl 31 Temmuz - 7 Ağustos tarihleri arasında yaşanacakmış. Bugünkünden daha sıcak günler nasıl olacak merak ediyorum. Bayramda kavrulacağız anlaşılan...

Gündüzleri gölge olan saatlerde ve geceleri balkonlar bizi bekler. Başka da hava alacak yer yok zaten. Hal böyle olunca, balkondan gökyüzü seyretmek bir gelenek oldu. Güneş, Ay, yıldızlar ise birer yoldaş. Daha önceden farketmediğim pek çok şey keşfettim bu süreçte...

Dolunay'dan Hilal'e evrilen Ay'ı gözlemlemek, ortaya çıktığı ve kaybolduğu noktaların günbegün değiştiğini izlemek epeyce heyecanlı. Hele bu ara gün bitmeden ortaya çıkan kocaman bir yıldız var ki, yıldızdan ziyade altından yapılmış pırıltılı ve üçgen formda bir yaka iğnesine benziyor. Seyretmeye doyamıyorum. Kim bilir kaç bin yıl öncesinden gönderiyor bize o ışıklarını. Yaz akşamları, geceleyin özellikle, büyülü bir atmosfer yansıyor gökyüzünden...

2020/07/27

Dondurulmuş Vişne ve Saklama Kapları

Her zaman olduğu gibi, daha birkaç hafta öncesi dallarda fotoğraflarını çekerken ''Vişne yemem, vişne sevmem. En sevdiğim meyveler arasında sondan birincidir'' benzeri cümlelerle hiç de hak etmediği biçimde öyle yüklenmiştim ki, meğer vişne ile imtihan edileceğim günler yaklaşmış.

Diyebilirim ki hayatım boyunca ''zar zor'' yediğim vişnelerin toplamı kadar vişneyi son 1 haftadır yemişimdir. Hem de bayıla bayıla. Artık sevdiğim meyveler listesinde en başta. Rüyamda görsem inanmazdım. Hemen anlatayım. Geçen yıl nereden öğrendim bilmiyorum, siyah üzümü tanelere ayırıp akşamdan dondurucuya atıyor ve ertesi gün çıkarıp sıcaktan bunaldığım anlarda yiyordum. Mükemmel bir lezzet ve keyifti.

Bu yıl tam mevsimiyken dolaba biraz vişne atayım dedim. Bunu yaparken, üzüme yaptığım işlem acaba vişnede nasıl sonuç verir diye merak ettim: Yok böyle bir lezzet! Dondurulmuş üzüm tanelerini silip geçti resmen. Sadece lezzet mi? Bu kadar zahmetsiz biçimde gerçekleşen dört dörtlük bir meyveli dondurma, müthiş bir serinletici. Öyle ki, bir kase bitiyor, bir tane daha. Üçüncüsü için zor frenliyorum kendimi. Ben ve vişne? Şu boğucu sıcaklarda hızır gibi yetişti.

Dondurucuya bir şeyler atma zamanı bezelye ile birlikte başlamıştı. Vişne, erik benzeri meyvelerden sonra yavaştan yavaştan taze fasulye, bamya, dilim domatesler sıraya girecek. Çoktandır değinmek istediğim ve bu yazı için zamanı diye düşündüğüm bir konu var. Saklama kapları ve üzerlerindeki sembollere dikkat edilip edilmediği, o sembollerin anlamlarının ne olduğu konusu. Bloga yazacağım bazı konularda akrabalar ya da arkadaşlar üzerinde ufak bir kamuoyu yoklaması yapıyorum çoğu zaman. İşte o yüzden, bu sembollerle ilgili de bir yazı yazmak gerektiğine inandım.

2020/07/21

Ayçiçeği Özlemi

Yazın çıkılan şehirler arası yolculukların olmazsa olmazı, güneşe benzeyen harika çiçekleriyle görünmeye başladıklarında başlı başına bir sevinç kaynağıdır ayçiçeği tarlaları...
Güneş ne taraftaysa o yöne dönüp takip etmekten, güneşe bu derece âşık olmaktan güneşe benzemiştir sanki ayçiçeklerinin yüzleri.

Sergilediği bu özelliğe uygun olarak diğer dillerde ''güneş çiçeği'' diye adlandırılmasına rağmen bizdeki adı uyumsuz kalmış. Ay ile uzaktan yakından ilgisi yokken sırf kulağa hoş gelsin diye ''ayçiçeği'' denmiş olmalı. Oysa her biri güneşe âşık ''güneş çiçeği''dir onlar. Güneş kaybolduğunda hepsinin birden aynı anda başını öne eğip adeta üzülmelerini bu duruma defalarca şahit olmuş biri olarak son derece inanılmaz bulurum. Altın sarısı saçlarıyla katıldıkları o büyülü ritüelin eşsiz katılımcılarıdır muhteşem güneş çiçekleri...

Pandemi günlerindeyiz, malum. Tatille, seyahatlerle, gezilerle işimiz olmuyor. Dişimizi sıktık, o eski güzel günlerin geri dönmesini bekliyoruz. Fakat ''Ayçiçeklerini görmeden yaz bitecek'' diye üzerimde yeni bir stres başlamasın mı? Hemencecik çaresini buldum tabii. Arabanın aküsü şarj etsin diye şehir dışına doğru, AVM'ye gideli bir ayı geçmiş. Ne garip. Zaman bir taraftan geçmek bilmezken bir taraftan da hızla akıyor. Bu ne yaman çelişki? O zaman haftalardır kıpırdamayan ve de yıkanmayan arabayı yerinden oynatma zamanı gelmiş. Şehir dışına doğru bir tur bizi bekler. Benzin istasyonuna kadar olması yeterli. AVM'ye bir daha gitmeme kararım var. Hem yatmaktan toz içinde kalmış arabayı şöyle köpükler içinde, güzelce bir yıkatmalı. En önemlisi de yol kenarlarındaki ayçiçeği tarlalarıyla hasret gidermeli.

2020/07/18

Balkondan Halı Silkeleme Yasağı

Bu bayram için on gün önceden yayınlamayı aklıma koyduğum konuyu bodoslama yazmaya başlıyorum. Geçen bayram yazamamıştım. Gerçi temizlik yaptığını zanneden medeniyet abideleri arasında işe on gün önceden başlayanlar vardır da, olsun. Ben yine de geç kalmadığımı farzederek yazacağım. Bir kişi bile görüp okusa, derdine derman bulsa kâr bence.

Çok katlı binalarda yaşayıp da balkonlardan halı-kilim silkelemeyi en doğal hak olarak görenlerden muzdarip insanlara bir duyuru niteliğinde olacak bu yazı. Cezası olduğunu gözleriyle görsün, derdine derman bulsun diye. Halı-kilim silkelemek mi dedim?! Çok pardon. Eline koca bir sopa alıp güm güm halı dövmek desem daha yerinde olacak. Hatta bu iş için metalden yapılmış özel halı dövme aletleriyle halı dövmek...

Balkonuna evindeki tüm halıları çıkarıp saatlerce halı dövüp çıkardığı gürültü, etrafa saçtığı tozlarla ortalığı pisliğe ve mikroba boyayan duyarsız benciller. Şu yandaki karikatürdeki kadından zerre farkınız yok, biliyorsunuz değil mi? Aaaa!! Ne kadar da benziyor. Yoksa sizin apartmanı mı çizmişler, ne dersiniz?

Bakın, ben size geçen bayram bizim sokakta 10 daireli lüks bir apartmanda meydana gelen olayı kısaca aktarayım. En üst katta yaşayan Bayan Diktatör bu evin arsasının sahibiymiş önceden. Müteahhitle anlaşmış, arsa karşılığı çatı dublekslerden biri ve zemin kat daire onun olmuş. Olmuş ama kadın zannediyor ki tüm dairelerin, bahçenin, herkesin sahibi kendisi. O ne derse olacak. Bahçenin yan taraflarına sebze ekiyor mesela. Ön kısmı çiçek ekmek için zor kurtarmışlar. Yan taraflara ektiği sebzeleri çapalamak ve sulamak için başına dikilip emirler vere vere birinci kattaki kiracısını kullanıyor. Ara sıra kendisi de suluyor sebzelerini. Bilin bakalım nereden? Dünyada bilemezsiniz! Altıncı kattan, hortum tutarak suluyor. Sular en alta ininceye kadar rüzgârın etkisiyle savrularak milletin yeni silinmiş camlarına doğru, kireç lekesi bıraka bıraka akıyor! Olsun, en azından su. Uyarmak kimin ne haddine? Gürlüyormuş sonra. Arsa onun tabii.

2020/07/15

Veba Salgını ve Ölüm Dansı

Ölüm Dansı...
En çok kullanılan hali Fransızcası olan Danse Macabre. İng. Dance of Death, Alm. Totentanz, İtalyanca ve İspanyolcası Danza Macabra, Portekizcede Dança da Morte...

Yandaki resim, Geç Ortaçağ'da ölümün evrensel oluşuna dair çok yaygın bir alegori* olan Danse Macabre (ölüm dansı) örneği. 18. yy'dan kalma, ressamı bilinmeyen bir Alman tablosundaki ana detay. Görüldüğü üzere, farklı sosyal statüdeki dokuz kadın ölülerle dans ediyor.
Resmin tamamını bulup incelediğinizde Papa'dan imparatora, tüccardan deliye pek çok farklı figürü ölümle dans ederken göreceksiniz. Resim, cennet-cehennem, çarmıha gerilme, cennetten kovulma benzeri dini sahnelerle çevrelenmiş.

Ölüm teması, özellikle 14. yüzyıl boyunca süregelen ve savaşlardan daha çok can alan veba, yani Büyük Kara Ölüm salgınlarının ardından, dönemin sanatsal ifadelerinde tekrar eden popüler bir simge haline gelmiş. Bu sanatsal motifteki ana fikir; ölümün evrenselliği ve kesinliği karşısında dünyevi zevklerin ve ihtişamlı yaşamların önem taşımaması üzerine.
Kara veba salgını yüzünden tüm Avrupa'nın üzerine sinen ölüm dehşeti ve her an, her yerde gelmesi mümkün ani ölüm olasılığı insanlardaki dini duyguları yoğun hale getirirken, bu tarz histerik bir eğlence arzusu da uyandırmış: Ölüm dansı adıyla soğuk bir teselli. Ölümün kaçınılmazlığını gösteren, ona her daim hazır olmayı empoze eden öğretici bir oyun.

2020/07/05

Kırlangıç Ailesi - Mini Belgesel

Dün biraz hava almak için öğle saatlerine kadar gölge alan ön balkona çıkmıştım. Kısa bir süre sonra tam karşımdaki elektrik teline iki minik kuş konup şahane bir ikili oluşturdu. Fotoğraflarını çeksem ne güzel olur deyip oturduğum yerden yavaş yavaş, sessizce kalktım. Serçe ya da karga gibi başka türden kuş olsalardı kesinlikle ürküp kaçmışlardı. Ama bunlar hareketlerimi gördükleri halde hiç oralı olmayıp bir güzel izlediler beni:)
Şaşırdım...
İçeriden fotoğraf makinasını getirip onları oturduğum yerden yakın plan fotoğraflamaya başladım. Kanatları ve kuyrukları hareket ederlerken netleşince anladım ki bunlar kırlangıç! Ama o kadar küçüktüler ki. Bildiğiniz serçe kadardılar.

İncecik gövdeleri, upuzun kanatlarıyla gökyüzünde süzülüşleri dışında kırlangıçları yakından görme fırsatım hiç olmamıştı. Tıpkı bundan 3-4 yıl önce yağan yoğun kar zamanında olduğu gibi içimdeki ornitolog anında devreye girdi. O zaman da karlı dalların arasında harika bir kızılgerdan görmüş, kuşlara olan ilgim uzun süre devam etmişti. Kırlangıç görmek sıradanmış gibi gelebilir. Fotoğraflara, daha önce hiç duymadığım, görmediğim şeyleri adeta bir belgeselmiş gibi yaşatan şu kırlangıç ailesine bir bakar mısınız? Ben kuşların tellerde uyuduğunu hiç görmemiştim mesela. Bakalım siz de benim kadar şaşıracak mısınız?

2020/07/02

Altı Renkli Bileklik - Kuş Kondurmak

Dr. Mehmet Öz'ün pandeminin başladığı haftalarda aklıma yerleşmiş bir açıklaması vardı. Çin'deki karantina gelişmeleri incelendiğinde oradaki insanların süreç boyunca depresyona girdiğini, bu yüzden bir hobi edinip kendimizi geliştirmemiz gerektiğini söylemişti.

Ne kadar da haklıydı. Sadece beden olarak değil, beyin olarak da bir duraksama dönemine girmiştik çünkü. Bedenimizdeki birtakım değişiklikleri, üzerimizdeki o anlaşılmaz yorgunluğu haftalar sonra dışarı ilk çıkışımızda, yaşayarak öğrenmiştik. İşte bu nedenle beyin kapasitemizi aktif tutmak ya da artırmak üzere düzenli zihin egzersizlerine ihtiyacımız vardı.

TV karşısında beyin öldürmek değil tabii bu. Hiçbir iş yapmadan oturanlar bildiklerini hızla unutup yeteneklerini yitiriyorlar. Sürekli köy kahvehanelerine gidip miskin miskin oturan ihtiyarları düşünün. O insanların bunama seviyesine hızla indiklerini herkes bilir ne yazık ki...

Zihinsel olarak aktif kalabilmek için neler yapmalı peki? Okumak var, en başta. Bulmacalar, oyunlar, zihni çalıştıran pek çok düşünsel hobi. Yeni bir dil öğrenmek olabilir. Yeni bir enstrüman çalmayı öğrenmek gibi yapabileceğinize inanmadığınız bir şeyi yapmayı denemek, mesleğinizle ilgili yeteneklerinizi geliştirmek, ünlü düşünürlerle ilgilenip -ki bu benim en sevdiklerimden- felsefe alanına girmek. Özetle; daha önce yapmaya fırsat bulamadığımız şeyleri yaparak beynimizi de çalıştırıp aktif tutmalıyız ki, yeri geldiğinde o da bedenimiz gibi kötü sürprizler yaşatmasın...