Osman Hoca’nın bağrına bastığı Troya köylüsü asil kadınlar...
Saçlarındaki üzüm salkımları, bu topraklara verdikleri emeğin en kutsal tacı.
Her şey kulaklarımda çınlayan o neşeli ada rüzgârı ve Ata Demirer’in ''Kargalar yimeden sen yi!!'' diyen muzip çağrısıyla başlamıştı aslında. Koluma sepetimi takmış, Bozcaada'nın o meşhur Bağbozumu Festivali’nde yaşatılan asırlık bir geleneğin görkemli coşkusuna ortak olmuştum. Hiç tanışmadığımız insanlarla aynı traktörün kasasında, bir darbukanın neşeli ritmi eşliğinde, günün tüm stresini ve koşturmacasını tamamen ardımızda bırakarak bağlara doğru yol alıyorduk. Bizim için seçilen bağda mis kokulu ada üzümlerini dalından koparırken ve o şahane salkımları sepetime keyifle yerleştirirken, o an sadece bir hasat mevsimini değil; aslında bu kadim toprakların binlerce yıllık en canlı ritüellerinden birini, duvarları süsleyen o saçları üzümlü antik kadınların mirasını yaşadığımdan habersizdim.

Benim için üzüm, o gün sadece Bozcaada'nın sokaklarını süsleyen şirin asmalardan ve o köklü şarap fabrikalarından yayılan nefis kokulardan ibaretti. Oysa bastığım topraklar, antik Tenedos’un paralarında bile üzüm salkımı taşıyan kadim bir kültün ta kendisiydi.















