Üç ay kadar önce, mayıs ayı başlarında bir gündü. İskele Meydanı'na kestirme bir yoldan çıkmak üzere şehrin parklarından birinin içinden geçerken aynı zamanda bitkileri incelemeye alıyor, sıradan peyzaj düzenlemelerinin, ağaçların, yeşilliklerin arasında pür dikkat ilerliyordum.
Aniden gözüme eşsiz bir pırlanta gibi çarpan büyüleyici bir çiçeğin önünde kalakaldım. Öyle canlı, öyle derin ve mor-mavi tonunda öyle eşsiz bir görünümdeydi ki, başından dakikalarca ayrılamadım. Hani sinema tarihinin unutulmaz efsanesi Elizabeth Taylor’ın dünyaca ünlü o nadide menekşe gözleri vardır ya; işte bu çiçek de tam olarak o asil bakışlarla toprağın üzerinden bana bakıyordu.
Heyecanla hemen telefonuma sarılıp, o büyüleyici canlılığı kaybetmemek için peş peşe iki poz çektim. Meğer o anki heyecandan başka bir açıdan çekmeyi bile akıl edememiş, neredeyse birbirinin aynı iki kareyle kalakalmışım! Ama olsun varsın; o fotoğraflara şimdi ne zaman baksam, yine de parktaki o ilk büyülenme anını, o saf heyecanı aynen görebiliyorum.
Eve dönüp bu güzelliğin adını araştırdığımda karşıma Cezayir Menekşesi (Vinca minor) çıktı. Botanikte bu çiçeğin yaz kış yaprak dökmediğini, en zorlu gölgelere ve ağaç altlarına bile meydan okuyarak toprağı asil bir halı gibi kapladığını öğrendim.













