Bugün pazar. Dışarıda iç ısıtan ama bir yandan da insanı evde kalmaya davet eden tatlı bir sonbahar yağmuru var. Normalde -özellikle pazar günleri- açık havada yürüyüş yapmaya, temiz hava almaya bayılırım. Ama bugün hava bana "Evde kal ve biraz yavaşla" dedi. Yine de içimdeki o hareket etme isteği durduramadı beni. Tam "Ne yapsam?" diye düşünürken, aklıma pandeminin o zor günlerinde rahmetli Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu’nun insanın içini ısıtan yemek masası hikâyesi geldi.
Doğan Hoca, pandemide sokağa çıkma yasaklarının olduğu dönemde eşi ile birlikte evde hareketsiz kalmamak için yemek masasının etrafında döne döne yürüdüklerini anlatırken bu yöntemi bir "oyun" ve "yaşam enerjisi bulma" yöntemi olarak paylaşmıştı. O dönem dinleyenlerin yüzünde tatlı bir tebessüm bırakan bu anı, özünde çok derin bir felsefeyi barındırıyordu. Masanın etrafında yürümek, pasif kalmayı reddetmenin ve şartlara adapte olmanın eğlenceli bir yoluydu. Doğan Hoca bu örneği verirken hep şu psikolojik altyapıya vurgu yapıyordu: İçinde bulunduğumuz şartlar ne kadar kısıtlayıcı olursa olsun, şikayet etmek veya hayata küsmek yerine elimizdeki imkânlarla "üretmeye" ve "yaşamı sürdürmeye" odaklanmalıyız.
Bugün ben Doğan Hoca'nın kulaklarını çınlattım. Açtım güzel bir müzik, geçtim yemek masasının etrafına ve adımlamaya başladım. Dışarıdaki yağmura inat, evin içinde adımlarımı tamamlarken zihnimi de tazeledim.










