Dün izlediğim 30 Ağustos Zafer Bayramı programı bitiminde, hemen bitişikteki İskele Meydanı'nda tesadüfen rastladım bu görkemli etkinliğe. Saat henüz 10.30 civarı idi. Yarış bitmek üzereydi. Detayları araştırdığımda etkinliğin her yıl 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda düzenlenen Çanakkale Boğazı'nı Geçme Yarışı (Uluslararası Çanakkale Boğazı Yüzme Yarışı) olduğunu öğrendim. Ancak, sporcuların hem akıntıyla hem de kendi sınırlarıyla mücadele ettiği bir spor müsabakası değildi bu. Aynı zamanda tarihsel bilinci ve minnet duygularını canlı tutan bir saygı duruşu özelliği vardı.
Boğazın en kritik noktası burasıydı. Sıradan bir su yolu değildi. Nice savaşlara şahit olmuştu. Her bir kulacın altında devasa bir tarih, batıklar, mayın patlamaları ve vatan savunmasının izleri yatıyordu. Sözün özü; anlamlı olduğu kadar bir o kadar da heyecan dolu bu özel müsabaka, yüzme tutkunlarını bir araya getirdiği kadar aynı zamanda Çanakkale Zaferi'nin önemini vurguluyor, Boğaz'ın serin sularında kulaç atan sporculara birlik beraberlik halinde dayanışma ve mücadele ruhu yaşatıp geçmişte yaşanan kahramanlıklara saygıyı da pekiştiriyordu.
Yüzücüler o sularda sadece fiziksel olarak değil, ruhen de geçmişe saygı duruşunda bulunarak kulaç atıyorlardı. Bir de şu vardı ki; boğazdaki akıntılara direnç gösterip meydan okurken bizzat kendileri de geçmişteki destansı mücadeleyi sembolize ediyorlardı.
Saatler 10.40’ı gösterdiğinde, kordondan denize bakarak bu muazzam mücadelenin son anlarına tanıklık ediyordum. Yarış bitmiş, yüzücüler sudan çıkmıştı. Herkesin yüzünde o zorlu parkuru tamamlamanın haklı gururu vardı. Boyunlarından derin anlamlar taşıyan madalyalarını çıkarıp yakın fotoğraflama yapıyor, o anı ölümsüzleştirmek istiyorlardı. Madalyanın fotoğrafını çekmeyi ben de çok istedim; ama kalabalığın coşkusundan bir türlü istediğim netliği yakalayamıyordum.

















