Uzun zamandır blogda sessiz kaldığımın, detaylarını bildiğiniz bazı süreçlerin geciktiğinin siz de farkındasınız değil mi? Bugün size, ekranın arkasında bir süredir verdiğim ve beni ruhen çok yoran o mücadeleden bahsetmek istiyorum. Biliyorsunuz, burada paylaştığım yazılardan çoğu uzun süren araştırmaların, kelime kelime işlenen emeğin, en önemlisi de ruhumun birer parçası. Fakat ne yazık ki, dijital dünyanın getirdiği en çirkin durumlardan biriyle yüzleşmek zorunda kaldım. 15 Temmuz 2020'de büyük bir özenle kaleme aldığım "Veba Salgını ve Ölüm Dansı" başlıklı yazımın, başka bir sitenin yazarı (!) tarafından değişik bir yöntemle, arsızca, botlarla cümlelerimin arasına sızarak çalındığını tespit ettim.
Kendi cümlelerimin arasında, hatta yazının en sonundaki hırsızlığı ve emeğimin gaspını görmek beni derinden yaraladı. Sanki suçlu olan benmişim, sanki o çalıntıyı gerçekleştirenler haklıymış gibi, aylardır bu çirkinliğin amacına ulaşmış biçimde internette durması beni çileden çıkarmak üzere.
Bakınız Google, yaptığım ilk incelemede dijital tarih damgama bakarak daha en başından bana hak vermekle kalmayıp şu güzel cümlelerle de haklılığımı nasıl onaylamıştı:

















