2018/08/31

Eleni Karaindrou ile Rüya Gibi Bir Gece

Bundan çok uzun yıllar önce Yunanistan'ın Teichio adındaki dağ köyünde bir kız çocuğu doğar. Köyde ne elektrik vardır ne de radyo.

Eleni adı verilen bu minik kızın müzikle ilk tanışması babaannesinin söylediği halk türküleri ile başlar. Yanı sıra, doğduğu köydeki dağların, rüzgârın, akarsuların ve bülbüllerin sesleri de ruhuna bir bir nakşolur. Tüm bunları;
“Rüzgârın, damdaki yağmurun, akarsuyun müziği. Bülbülün şarkısı ve karın suskunluğu. Sırtüstü yatmış yıldızları seyrederken hâlâ bütün gece mısır soyan kadınların güzel seslerini duyarım. Kilisede dinlediğim Bizans melodilerini de hatırlarım,” diye betimliyor Eleni.

Unutulmaz filmlere yaptığı müzikleri hepimizin ruhuna işleyen ve şu an 77 yaşında olan dünyaca ünlü piyanist ve besteci Eleni Karaindrou'nun hikâyesi çok küçük yaşlarında başlar. Yaratıcılığını besleyen bu türden karşılaşmalar ve keşiflerden sonra, matematik profesörü babasının onları oturdukları küçük köyden Atina'ya taşıması bir dönüm noktası olur onun için. Çünkü yeni evlerinin karşısında bir açık hava sineması vardır. Oynayan tüm filmleri yatak odasının penceresinden izleyebilmektedir. İlk izlediği film Anna Karanina'dır. Üstelik filmler her gece iki kez gösterilir.

Yeni taşındıkları böylesi bir ortam, elektrik ve radyonun bile olmadığı bir köyden gelen bu küçük kız için müthiş bir keşif olur. Her gece uyumadan önce odasının penceresinden film izler Eleni. Özellikle filmlerdeki müzikten çok etkilenir.
Sekiz yaşında piyano ile tanıştığında da sinema ve piyano arasında bağlantı kurarak hayatının en büyük tutkularını bulur.
Bu tutkular bir daha da asla peşini bırakmaz. Piyano başına oturduğu andan itibaren melodiler yaratmaya başlayacaktır.

2018/08/17

Fazıl Say - Troy Sonata (Dünya Prömiyeri)

Bugün, 9 Ağustos 2018 gecesi tanık olduğum kelimenin tam manasıyla ''büyüleyici'' bir geceden bahsedeceğim...
Gururumuz, dünyaca ünlü piyanist ve bestekârımız Fazıl Say’ın ''2018 Troia Yılı'' adına
altı aylık bir zaman diliminde bestelediği Truva Sonatı’nın dünya prömiyerinden...

Evet, Truva Sonatı dünyada ilk kez Çanakkale'de çalındı. Unutulmazlarım arasında tartışmasız en başa geçen bu özel gecede, Fazıl Say'ın eşsiz performansını baştan sona ''nefesini tutarak'' izleyen ve ayakta alkışlayan yaklaşık on bin kişiden biri olma şansını yakaladım.

55. Uluslararası Troia Festivali’nin ilk günü gerçekleşen ve tüm dünya sahnelerinde çalınacak olan eserin dünya prömiyeri sunumunu seslendirme sanatçısı ve yazar Yekta Kopan yaptı. Muhteşem destan Troia'ya ait tüm dramatik ögelerin müzik diline aktarıldığı, yaklaşık 40 dakika süren Truva Sonatı; I. Ozan Anlatıyor, Homeros, II. Ege Rüzgarları, III. Troya Kahramanları, IV. Sparta, V. Helen, Aşk, VI. Troya, VII. Aşil, VIII. Savaş, IX. Truva Atı, X. Sonsöz başlıklı on bölümden oluşuyor.

Fazıl Say

2018/07/01

Gündemden, Havadan, Sudan...

Bugün buraya bol fotoğraf eşliğinde pazar yazısı kıvamında bir şeyler karalamaya karar verdim. Seçim süreci boyunca yeteri kadar yıprandı bünye. Hava sıcaklığında da ciddi artış var.

Şöyle akşam serinliği balkona oturmuşken laptopun başına geçip biraz havadan sudan bahsedeyim. Malumunuz, bog yazmak iyi gelir..

Günlerdir bulduğum her boşlukta Twitter'ın başındaydım. Gündemi sıcağı sıcağına oradan takip ettim. Olanı biteni başka mecralardan, kırpılmış ya da çarpıtılmış haliyle değil, yetkili ağızlardan, sözü söyleyenlerin kendi kaleminden aynı saniyede öğrendim. Her türlü duyguyu bir arada yaşadım. Sevindim, heyecanlandım, umutla doldum. Kızdım kimi zaman. Coşku ya da öfkeyle dolduğum anlarda devreye ben de girip içimi döktüm. Hatta uykusuz kaldım.

Artık hepsi geride kaldı. Frida Kahlo'ya ait bir söz paylaşıyorum hemen. Bugün öğrendim: "Bir gün her şey yoluna girerse, umarım hâlâ hevesim ve isteğim kalmış olur!" İşte tamı tamına budur son halim. Başka da bir söz söylemeye gerek yok.

2018/06/29

Gerginlik...

Kaplumbağalar yavru iken çok sevimlidir, bilir misiniz?

Çocukken ailecek pikniğe gittiğimizde her seferinde kaplumbağa görürdüm. İnsan gördüklerinde kıpırdamazlardı. Minicik bir kaplumbağaya ise ilk kez Lise 1 öğrencisiyken, eve dönüş yolundaki ağaçlık bir alanda rastlamıştım.
Etrafta ne anne kaplumbağa vardı ne de kardeşleri. Ceviz büyüklüğünde, minicik bir şeydi. Ve çok çaresiz görünüyordu.

''Ölecek'' diye korkup eve götürmeye, evde beslemeye karar vermiştim o an. Evde, içini otla doldurduğum bir sandık ayarladım önce. Bir kenarına da küçük bir kap su...
Ne yer, ne içer hiç bilmiyorum ama. Belki su bile içmiyordu, halen bilmiyorum. Deneme yanılma yoluyla yiyecek veriyor, küçük küçük doğranmış sebze ya da meyveler koyuyordum önüne. En çok ot yemeyi seviyordu, bir de marul yaprağı, o aklımda. Hatırladığım en bariz özelliği ise; çok ama çok korkak ve ürkek olduğu, evcilleşmek istememesiydi. Birilerinin varlığını hissettiğinde ölü taklidi yaptığı. Sözün kısası, ne özene bezene hazırladığım yeni yuvasına alışmaya niyeti vardı ne de bana. 1 hafta kadar böyle devam etti. Bu süre içinde ara sıra başını ve ayaklarını çıkarmaya niyetlense de olmuyordu, olmayacaktı. Ürkmek ve saklanmaktı onun işi. Daha da önemlisi mutsuz ve huzursuzdu, üzülüyordum.

En kısa zamanda götürüp doğada, uygun bir ortama bırakmaktan başka çare kalmamıştı. Öyle de yapmıştım.
O minicik, şirin şeyden geriye kalansa yaşayarak öğrendiğim şaşılası özellikleriyle zihnimde yer alan resmiydi.
İster küçük ister büyük olsun kaplumbağaların hepsi türünün bu özelliklerini sergiliyorlardı.

2018/06/22

Zamanın Ruhu: Tarihi Merkez Hastanesi

Ülkemizde, inşa edildiği dönemi belgeler nitelikte tarihi hastane sayısı çok fazla değil.
Terkedilmiş bir harabe görünümündeki Osmanlı döneminden kalma bu bina onlardan biri. Günümüze kadar 'bir şekilde' ayakta kalmaya çabalamış, her haliyle gerçek, devasa bir belge özelliğindeki Çanakkale Tarihi Merkez Hastanesi.

Adı bir zamanlar Kale-i Sultaniye Hastahane-i Askeriyye olan hastane, Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti dönemine tanıklık etmiş, yıkık duvarlarla da olsa bugüne ulaşabilmiş tam teşekküllü bir muharebe hastanesi.

Romalı düşünür M.T. Cicero'nun ünlü bir sözü vardır: "Tarih, geçen zamanların şahididir, onun gerçeklerini aydınlatır, anıları meydana çıkarır.''

Eğer bir gün bu hastaneyi ziyaret edecek olursanız, Cicero'nun bu sözünün ne denli doğru olduğunu, yıkık dökük duvarlardan zamanın ruhunun nasıl sızdığını, dört bir yandan adeta tarih fışkırdığını yaşayarak, hissederek öğreneceksiniz. Hayal gücünüz otomatik olarak devreye girecek çünkü. Duvarlardan sızan zamanın en acımasız gerçeklerine hayal gücünüz eşlik edecek, tarihin derinliklerinde içiniz titreyerek kaybolacaksınız.

Bakışlarınız taş duvarlar ve sütunlar arasında dolanırken beyniniz her saniye bir sinyal algılıyor. Gözünüzün önünde beliren imgeler birbirine eklenip senaryosunu önceden bildiğiniz fantastik bir film gibi seriliyor adeta önünüze.