Bugün cumartesi pazarında dolaşırken dünya tatlısı göçmen bir ninenin tezgâhı önünde durdum. Önündeki taze, kütür kütür salatalıkların üzerine öyle muzip ve gülümseten bir fiyat etiketi koymuştu ki, fotoğrafını çekmeden duramadım. Muhacir şivesinin o kendine has samimiyetiyle kâğıda yazdikları ''Hiç ilaç yok, tamamen doğal'' demek istiyordu. Telefonumla anı ölümsüzleştirirken, zihnim beni birden yıllar öncesine, hayatımın en yorucu; ama en güzel yolculuklarından birine ışınlayıverdi.
19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı tatiliydi. Kapadokya’ya uzanan ve 14 saate yakın sürmüş o bitmek bilmeyen 4 günlük okul gezisinin tam ortasındaydık. Oraya vardığımızda hepimizin göz kapakları ağırlaşmış, uykusuzluk ve yol yorgunluğu omuzlarımıza çökmüş, zihnimizi ve bedenimizi yavaşlatmıştı.
Kısa bir süre içinde yol kenarında tezgâhlarda salatalık satıldığını gördük. Okul müdürümüz hemen öne atılıp ''Arkadaşlar, çocuklar! Bu salatalıklar sizi kendinize getirir. Hemen birer tane alıp yiyin!'' dedi.























