2021/07/30

Çanakkale'de Bir Arboretum: Calvert Bahçesi

Çanakkale'ye akın akın gelen ve şehitlik turlarını bitirdikten sonra şehir merkezine de uğrayan ziyaretçilerin görmek isteyeceği yerler bellidir. 

Olmazsa olmazların başını çeken Aynalı Çarşı, kordonda bulunan ve Brad Pitt'in rol aldığı Troy filmindeki Troia Atı, kordonun bitiminde bulunan Çanakkale Deniz Müzesi ile hemen yanı başındaki Çimenlik Kalesi... 

Feribotla gelip İskele Meydanı'nda inmiş biri bu saydıklarımın her birine sadece 5 dakikada ulaşabilir. Daha da güzeli; gerek kendi imkânlarıyla gerek tur ve rehber eşliğinde şehre gelenler tarafından adeta ezbere alınmış olan bu ziyaret noktalarından hiçbiri ücretli değildir. İskeleye birkaç dakika mesafede olan, görülmeye değer daha nice güzellikler vardır bilseniz. Çanakkale Kent Müzesi, bir dakika ötesindeki Mor Salkımlı Yalı Han, ondan en fazla 5 dakika ötede Manfred Osman Korfmann Kütüphanesi. 

Bir önceki yazıda konu ettiğim Çanakkale Seramik Müzesi de kordona çok yakın bir konumdadır mesela ve giriş ücretsizdir. Ancak, ne yazık ki bu saydıklarım pek bilinmeyenler arasında. Hele bir Halk Bahçesi vardır ki, yanından ya da önünden geçerken sıradan bir şehir parkı sanılmıştır çoğu ziyaretçi tarafından.

2021/07/26

Çocukluktan Bir Anı

Yaşadığım kentte ülke çapında isim yapmış bin bir çeşit meyvenin tam da en olgun ve leziz halleriyle tezgâhlarda boy gösterdiği zamanlar. Mis gibi çilekler, sarıdan bordoya uzanan renk renk kirazlar, vişneler, Bayramiç beyazı, nektarin, sulu sulu şeftaliler, boy boy armutlar, elmalar, kayısılar...

Kayısı deyince bir ES vermeli. Meyvelerden en sevdiğim kayısıdır benim. Reçellerden de. ''İflah olmaz bir kayısı hastasıyım'' desem daha doğru olacak. Çocukluğumdan beri anılarımda da hep yerini almıştır. Merak edenler için bir tanesi ŞURADA örneğin.

Dolayısıyla, bayram öncesi Migros'ta satılan Iğdır kayısılarına da kayıtsız kalamayıp kilo kilo almam yetmedi. Reçelini yapmam da sırf bu yüzden. Şekerle aram iyi değil. Ancak, kayısı reçeli olsun da kavanozda öylece dursun, o bile yeter:) Çekirdek içleri de dahil edilmiş, yoğun kıvamda, mis kokulu, nefis...

O nedenle; blogunda bu aralar askerlik anılarını anlatmakta olan değerli arkadaşımız, usta kalem buraneros'tan özenmiş olmalıyım, ben de ilkokul yıllarıma inip bir anımı anlatmak istiyorum bugün.

Efendim, Sevgi yediğimiz, içtiğimiz ayrı gitmeyen, beş yıl aynı sırayı paylaştığım, teneffüslerde bile hiç ayrılmayıp kol kola gezdiğim, sözün özü; en sevdiğim, en samimi sınıf arkadaşım. Annelerimiz de tanışıyor, ama evlerimiz çok yakın değil. Bu arada Sevgi'nin adı Ayşe Karaman diye geçiyor. Göbek adı mı Sevgi idi, neden öyleydi tam bilemiyorum. Eğer bir gün nette adını aratır da bu yazıya ulaşırsan ben buradayım Sevgi:)

2021/07/19

Çanakkale Seramik Müzesi

Çanakkale Boğaz Komutanlığı, görmüş olduğunuz Tarihi Er Hamamı'nı 2000'li yılların başında Seramik Müzesi olarak kullanılması için Çanakkale Belediyesi'ne devreder. Uzun zamandır kullanılmayan hamam yeniden işlev kazanıp rölöve ve restitüsyon projeleri ile gerekli yasal onayların alınması sonrası restorasyondan geçip bugünkü halini alır.  

Böylece İtalya’daki Faenza International Museum of Ceramics ve Deruta'daki The Ceramics Regional Museum ile Fransa ve İspanya’nın bazı şehirlerinde olduğu gibi bir seramik kenti müzesi kurma hayali 2008 yılında gerçek olur.
Günümüzde müzenin Süreli Sergi Salonu olarak kullanılan üst katında önceden belirlenmiş programlarla her yıl periyodik sergiler hazırlanmakta ve bu sergilerde farklı koleksiyonlara sahip Çanakkale seramiklerinden başka günümüz seramik sanatçılarının ürünleri, seramik/pişmiş toprak tarihi ve üslupları üzerine farklı sanat/tasarım ürünlerine yer verilmektedir.

2021/07/17

Pandemi Günlerinde Muayene!

Bayrama birkaç gün kala herkes gibi temizlik ve alışveriş ağırlıklı günlerden geçerken sıcaklarla cebelleşiyoruz bir taraftan. Çık dışarıya çıkabilirsen. Çıktığında zaten hayretler içinde kalmadan eve dönebilen var mı? Eski normale çoktan dönmüşüz de bizim mi haberimiz yok? Sanırsınız pandeminin kökü kazınmış...

Bloga yazma rutinimi bozmama kararım var. O nedenle; bir mola anında iki satır olsun yazıp gündemi aktarayım istedim. Bu hafta Sağlık Ocağına ilaç yazdırmaya gitmem gerekiyordu. Aile hekimim izinliymiş. Başka bir doktora aktarıldım o yüzden. Neyse sıram gelip içeri girdiğimde orta yaş üzeri doktor bey ''Buyrun'' dedi. Ben de kapı girişinden ileriye birkaç adım yürüyerek oturduğu masaya en fazla 1 metre kadar yaklaşıp tam derdimi anlatacağım ki doktor beyden ''Lütfen çok yaklaşmayın, lütfen!'' diye sert bir uyarı geldi. Zaten çok yaklaşmamıştım ki. Sanırsınız masasının önünde boş duran iki koltuğu aşıp masaya yapıştım.

''Yaklaşmadım ki zaten!'' dedim ve haklı olarak sinirlendim tabii. Aklıma hemen pandeminin ilk aylarında parmağımdaki bir sorun nedeniyle gitmek zorunda kaldığım ortopedist geldi. Aşırı derecede korkarak ve çift maske takarak gittiğim hastane ortamında sıram gelip odasına girdiğimde bir de baktım ki doktor beyde maske falan yok. Üstelik bırakın ''Yaklaşmayın!'' diye uyarmayı, yerinden kalkıp yanıma gelerek parmağımı eliyle bizzat kontrol etmiş ve ''Bir şey yok, ama biz yine de bir röntgen alalım,'' deyip röntgen odasına göndermişti beni.

2021/07/11

Men Dakka Dukka ve KARMA

Duymuşsunuzdur mutlaka. ''Men Dakka Dukka'' diye bir deyim vardır Arapçada. ''Dakk'' kapı çalmak, ''dakka'' kapıyı çalan kişi olduğundan ''Kapı çalanın kapısı çalınır,'' anlamındadır ve her nedense en çok siyasetçilerimiz tarafından kullanılmaktadır. 

''Kapı çalmak'' burada mecazi anlamda tabii. Söz konusu kişinin geçmişte yaptıkları demektir. Biraz daha açarsak; eğer iyi kalpli ve yardımsever biriysen, hayatının dönüm noktalarında özellikle, iyi kalpli insanlarla karşılaşıp yardım görecek; yok eğer hayatını insanlara kötülük yaparak geçirmişsen, er ya da geç bedelini mutlaka ödeyeceksindir. 

''Men Dakka Dukka'' için dilimizdeki ''Ne ekersen onu biçersin'' atasözü ya da ''Etme bulma dünyası'' ile eş anlamlı diyebiliriz. Bu deyişler ile kim olursa olsun eninde sonunda herkesin yaptıklarının karşılığını bulacağı, kimsenin kimseye yaptığının yanına kâr kalmayacağı ifade edilmekte, en kısa haliyle ''Eden bulur'' denmektedir. Başka bir deyişle de ''ilahi adalet'' tecelli etmektedir... 

''Men dakka dukka'' bir halife ile bahçıvanın hikâyesinde sıkça kullanılmış bir atasözü. 

2021/07/07

Doyumsuz Günbatımları

Adım adım günbatımı takip etmek geçen yıldan beri neredeyse en büyük tutkum. 

Pandemi günleri zorunlu balkon hayatıyla gelen harikulade bir alışkanlık oldu bu bende ve özelikle de temmuz ayında zirve yapıyor. İşin garibi artık balkondan izlemek kesmiyor. Şehrin en yüksek tepelerinden birinde bulunan Özgürlük Parkı'nda geçirilecek bir akşam öncesi bu olağanüstü keyfi ikiye katlıyor çünkü. 

Günbatımı güzelliğinin zirve yaptığı günlerden geçiyoruz, evet. Gökyüzünde hafiften bir pembelik ve bulut kümelerinde dalgalar halinde kızıl çizgiler belirdiğinde başlayan  doyumsuz  günbatımları (gurub) üzerine öyle çok söz söylemiş ki şair ve yazarlar. Tam bu satırları yazdığım dakikalarda yeni bir günbatımıyla ömrümüzden bir gün daha sona erdi kızıl alevler arasında...

2021/07/02

Kaldırım Genişletmek İçin Ağaç Kesmek

Şu gördüğünüz kaldırım var ya. Orada bulunan ağaçlar kimseyi rahatsız etmiyor biliyor musunuz? Tam tersine, üzerinde yürürken dünyanın en güzel duygularını yaşatıyor insana. O yüzden, ş
ehrin en sevdiğim kesitlerinden biridir bu yol.

Doğaya ve insanlığa dair eşsiz bir sunum var çünkü bu kaldırımda. Duyarlılık ve saygının adeta elle tutulur hale geldiği anıtsal görüntüler ve alınacak muazzam dersler var. Sıra dışı bir mutluluk ve keyif eşliğinde gelen tebessüm hali var her şeyden önce. Yerinden kıpırdatılmamış asırlık çamların altında ilerlerken emeği geçenlere sevgi, saygı ve minnet hissi var. 


Çevre düzenlemesi, yol yapımı ya da kaldırım genişletme gibi çalışmalar nedeniyle ağaç kıyımlarının olağan hale geldiği bir dönemden geçiyoruz malum. Bu bağlamda, geçen hafta Pelin Pembesi'nde okuduklarım beni de etkileyip üzdü. Zaman zaman bisikletiyle gezintiye çıkan Buket belediyenin çalışmalarından, çevre düzenlemesi adına yeni yürüyüş ve bisiklet yolları yapmasından oldukça memnundu. Ancak bu kez, yaşadığı küçük sahil beldesinin kumsalına yapılan son düzenlemenin hoşuna gitmediğinden bahsetmiş ve yaya kaldırımının, üzerindeki tüm ağaçlar kesildikten sonraki fotoğrafını koymuş bloguna. Bir ağaç kolay yetişmiyor. Kesmemek için farklı bir proje geliştirilemez miydi? Üzülmemek elde değil gerçekten:(

2021/06/27

Balkondaki Öğrenciler

Yıl 2010. Akşam üzeri eve dönerken uzun zamandır görmediğim eski komşularımızdan birine rastlıyorum. Ayaküstü sohbet ediyoruz haliyle. Hal hatır sorma aşamasında diyor ki komşum: 
- Biz de işte yatırım olsun diye yeni bir daire satın alalım dedik. 
- Çok güzel bir karar vermişsiniz. Hayırlı olsun.
 - Teşekkür ederim. Aldık ve hemen üniversite öğrencilerine kiraya verdik. 
 - Öğrenciler ev bulmakta zorluk çekiyor. Çok iyi yapmışsınız.
 - Evet bence de. Dört erkek öğrenciye 600 TL'ye verdik. Kız öğrenci olmasını ben istemedim zaten. 
- Aa, neden ama? 
- Eve erkek alırlar diye. 
- ????!!!! 
Ne zaman öğrenci ve kiralık ev konusu gündeme gelse hemen bu diyalog düşer aklıma ve ''Değişen bir şey var mı? Sanki erkek öğrenci olduğunda eve kız arkadaşları gelmeyecek'' diye kıs kıs gülerim. 

Tesadüf bu ya, bizim evin tam karşısındaki dairelerden birinde erkek öğrenciler oturuyor. Corona yüzünden bir yıldan fazladır gelen giden yoktu eve; ama iki haftaya yakındır full dolu. En az 5-6 kişi olmak koşuluyla akşam olduğunda hemen balkona konuşlanıyor gençler. Paket servis taşıyan kuryelerin biri geliyor diğeri gidiyor bu arada. Muhabbet, kahkaha, gümbürtü gırla ve birinin bile aklına şunlardan hiçbiri gelmiyor:

2021/06/26

Anadolu Medeniyetleri Müzesi

''Ben değil fotoğraflarım tatilde'' diye bir başlığa (hashtag) rastlamıştım. Bu ironik başlık pandemi öncesi çektiğiniz fakat yayımlama fırsatı bulamadığınız fotoğraflar için kullanılmaktaydı. Günübirlik kısa yolculuklar dışında fazla uzağa kıpırdayamadığımız bu dönemde benim de aklıma Anadolu Medeniyetleri Müzesi yazılarımın son bölümünü yazıp da yayımlayamadığım ''Taş Eserler Salonu'' fotoğraflarım geldi.

Ankara'da bulunan Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Osmanlı Devrinden kalma iki yapıdan oluşuyor. Oldukça geniş bir alanda yarı açık bir müze olarak son şeklini 1968 yılında alan bu görkemli müzedeki eserler kronolojik bir sırayla sergileniyor. 1997'de Avrupa'da Yılın Müzesi seçilen müze, seçkin ve geniş çaplı koleksiyonları ile dünyanın en saygın müzeleri arasında. 
Hitit İmparatorluk Dönemi Alacahöyük kabartmaları (M.Ö. 14. yüzyıl), Geç Hitit Beylikleri Dönemi taş kabartmaları (MÖ 1200-700), Malatya, Kargamış, Sakçagözü, Zincirli gibi beyliklerden gelen eserler, Frig kabartmaları (MÖ 1200-700) ise Ankara civarında bulunmuş olanlar ile temsil ediliyor. 
Heykeltıraşlığın mimari ile kaynaştığı Hitit sanatında özellikle kapı girişleri yarı heykel biçimde hayvan kabartmaları ile anıtsal yapıların ön cephelerinin alt kısımları ise “ortostat” olarak isimlendirilen kabartmalı taş bloklarla kaplanmış. Benzer bloklar Friglerde  mezar girişlerini süslemiş. Elinde nar bulunan boynuzlu “Tanrıça Kubaba” ortostatı ile Asur etkisinde yapılmış “Kral Mutallu” heykeli mutlaka görülmesi gereken Geç Hitit Dönemi taş eserlerinden.