2022/09/23

Sosyal Medyada Sıfır Kişiyi Takip Etmek

On gün önce başıma gelen tuhaf bir olay ve devamında gelen merak duygusuyla yaptığım araştırmalardan oluşan kısa bir yazı giriyorum bu akşam. Ağırlık görsellerde.

Efendim, on gün önce Twitter sayfamı açtığımda tanıdık bir blog yazarının beni takibe aldığını gördüm. Kendisinin yazılarıma bıraktığı ve hatta ''Ben de beklerim'' diye bitimlediği birkaç yorumu da var bu blogda. 

Blogger'da kimseyi takip etmeyen birini takip etmek prensibim değildir. Ancak, davetine icabet edip ben de onun yazılarına yorum bırakmıştım. Bu kez de Twitter'daki takibine karşılık verip ben de onu takibe aldım. Ancak, ertesi sabah bir de ne göreyim? Daha 24 saat geçmeden terki diyar eylemiş. Sadece beni değil, sayısız kişiyi çıkarmış takipten. Profilindeki ''tanıdığın takipçiler'' başlığından anladığıma göre takip ettiğim çok değerli birkaç arkadaşı da aynı akıbete uğratmış. O kadar şaşırdım ki bu rezalete. İnsan böyle bir şeyi nasıl yapar? Nasıl cesaret etmiş ya da ne tür bir menfaat gözetmiştir? 
Blogger'da sıfır kişiyi takip eden birinin bu mecrada da ''kurnazca'' bir tavır sergilemesi normal midir?

İlk görseli dikkatle inceleyiniz lütfen. Konuyla ilgili ''NASA'nın bile takip ettiği 181 hesap var'' şeklinde füze atışı bir görüşe de rastladım çünkü; ama o sayfayı bulamadım. Bulunca eklerim.

2022/09/20

Kordonda Retrobüs Coşkusu

Sekiz yıl önce Ankara'da çektiğim bu fotoğrafa hemen bir sepya efekti uygulayıp hikâyesini şurada anlatmıştım. Bu arkadaşlar sıra dışı bir müzik grubu olan Retrobüs'ün kurucusu ve solisti Fırat Şahverdi ile gitaristi Murat Yerden. Onlar sahnede 70'ler, 80'ler ve 90'ların ün yapmış efsane isimlerini ve o dönemlerin unutulmaz Türkçe Pop ve Rock parçalarını tiyatral bir havada yorumlayarak yaşatmakta olan bir müzik grubu. Bunu yaparken de peruk takarak o yıllarda moda olan saç stilini yansıtıyor, dönemin kostümlerini ve aksesuarlarını kullanıyorlar.

Dolayısıyla konserleri sonrası normal hayata ve giysilerine geri döndüklerinde onları tanıyabilmek pek mümkün değil. Bu durum aynı zamanda bireysel olarak kendi isimlerini parlatmak, ünlü birer solist olmak benzeri herhangi bir amaçları olmadığının da kanıtı. Belki de dünyada bu türden bir misyon üstlenmiş ilk ve tek müzik grubudur kendileri.

Geçmiş yılların hepimizin çok sevdiği efsane sanatçıları Cem Karaca, Tanju Okan, Barış Manço, İlhan İrem ya da Haluk Levent ve elbette Hababam Sınıfı müzikleri. Gösterilerinin sonunda her seferinde diyorlar ki: 
''Taklitler asıllarını yaşatır.''

2022/09/17

Anjelika Erikten 1 Günde Pestil

Şanslı olduğum konulardan biri var ki Anjelika eriğin bol üretildiği bir şehirdeyim. Her nedense pek öyle her yerde bulunmayan, kendine özgü enfes tadı ve aromasıyla beni mest eden klas bir erik türü. Buradaki hasılatı rekor düzeyde bu yıl. 

İki çeşidi oluyor. İçi kırmızı olan ve olmayan. İçi kırmızı olmayandan da ne yaparsanız yapın yine kıpkırmızı renkte muhteşem bir sonuç elde ediyorsunuz. Meyve suyu, jöle, marmelat ya da pestil mı yapacaksınız? Mis gibi kokusu, tadı ve rengiyle hemen yerleşiyor oraya. 

Mutfak için kış hazırlıklarının devam ettiği şu günlerde ilk kez farklı bir şey düştü aklıma. Pestil yapabilir miydim acaba? Çocukluğumda birkaç kez yemişliğim vardı. Genelde erikten yapılan lezzetli ve keyifli bir atıştırmalık olarak bildiğim, bir-iki kez de kuru yemişçide rastlayıp aldığım; ama pek beğenmeyip bir daha almadığım. Anjelika erik pestili var mıydı ki? 

Hemen internete girip biraz araştırma yaptım. Elbette ki vardı. Youtuberlar yetişti yine imdada. Birkaç çeşit tarif vardı. İlk denemem olacağı için kolay olanını seçtim ki, başarılı olamazsam emeğim boşa gitmesin.

2022/09/15

Eylülde Fethiye ve Ölüdeniz

Muğla'nın Fethiye ilçesine bağlı bir belde Ölüdeniz. Tıpkı Assos'ta olduğu gibi, eski çağda gelişen bir balıkçı köyü iken şimdi son derece gelişmiş bir turizm merkezi. Nüfusu yaklaşık 5000.

Fethiye deyince akla öncelikle Ölüdeniz gelir. Ölüdeniz deyince de yamaç paraşütü. Tandem yamaç paraşütünde Avrupa'nın en iyilerinden. 

Ölüdeniz'in merkezi noktası, kumsalın arkasında yükselen Babadağ esasında. Bu konumu ile yamaç paraşütünde dünyanın en iyi noktalarından biri. Ölüdeniz'i bu spora başlamak için ideal hale getiren de devasa dağ ortamı ve turkuaz renkli o muhteşem deniz. Dağın yaklaşık 2000 metrelik zirvesinden sahildeki yumuşacık kumlara inme cesaretine sahipseniz tabii:)

Seçenek yalnızca yamaç paraşütünden ibaret değil elbette. İster grupla ister yalnız, eğlenceli tekne turlarına katılabilir, olağanüstü güzellikteki koyları gezebilirsiniz. Safari turları ile bölgeye ait yeşil alanları görebilir, dilerseniz tüplü dalışlar yaparak akvaryum misali denizdeki balıklarla arkadaş olabilirsiniz. Dalaman'a gidip rafting heyecanı yaşamak gibi bir şansınız da var. Bununla birlikte, genel anlamda da, yani tüm şehir pitoresk ortamıyla muhteşem.  Bir taraftan da, Likya bölgesinin bir parçası. Yaklaşık 3000 yıl öncesine dayanan bir tarihe ve kalıntılara sahip. Fethiye'den Antalya'ya kadar uzanan ve yol boyunca pek çok tarihi kalıntının bulunduğu bir yürüyüş parkuru olan Likya Yolu'na katılabilirsiniz.

Ölüdeniz'in ismini ancak kendisini görünce idrak ediyorsunuz. "Ölü Deniz". O kadar sakin ve durgun ki neredeyse ölü! En fırtınalı zamanlarda bile deniz yüzeyinde ufak dalgalar oluştuğu, bu özelliği ile yüzmek için tam güvenli aile plajlarına sahip olduğu biliniyor. Belde ayrıca nispeten ılıman kış sıcaklıklarıyla kutsanmış. Bu nedenle hangi mevsimde ya da ayda olursa olsun kolaylıkla ziyaret edebilir ve etrafınızdaki serin yaşam tarzının ve büyüleyici doğal manzaraların tadını çıkarabilirsiniz.

2022/09/12

Âşıklar Bayramı

Halk âşığı ''Heves Ali'' birbirlerini hiç görmeden geçen 25 yılın ardından bir gece oğlu Yusuf'un kapısını çalar. Hastadır, Kırşehir'e hastane için gelmiştir. Sağlık durumu son derece kötüdür. Asıl amacı hastalığını saklayarak bir geceliğine de olsa oğlunda kalmak, onu görmeden ölmemektir.  

Babasının durumunun ciddiyetini uyumadan önce üzerinden çıkardığı belgeleri ona fark ettirmeden inceleyerek öğrenen Avukat Yusuf, Heves Ali'nin biletini almış olduğu ertesi günkü yolculuğunda ona yardım etmeyi seçer. İşlerini bir avukat arkadaşına devredip kendi arabasıyla yola çıkar ve babasının içinde olduğu otobüse yetişip onu Kars'taki Âşıklar Bayramı'na kendi aracıyla götürmek ister.

Bu uzun yolculukta ister istemez eski yaralar üzerinde farklı biçimde çalışmalar başlar. Yusuf yol boyunca hakkında pek çok şey öğrendiği babasına olan duygularıyla çatışır. Zaman zaman hiddetlenir, ancak çabucak kendine gelir. 

Başrolleri Kıvanç Tatlıtuğ ve Settar Tanrıöğen tarafından paylaşılan Özcan Alper imzalı filmde baba oğulun uzun süre ara verilmiş ilişkilerine oldukça fazla odaklanılmış. Kim bilir, katettikleri yol belki de uzlaşabilmek adına hayli uzun. Yusuf yolculuk esnasında babasının hayal kırıklığına uğrattığı, daha doğrusu terk ettiği kişinin sadece kendisi olmadığını öğreniyor. Sonuçta o bir sanatçı, ünlü bir halk ozanı. Bu gerçeği de izleyiciye anlatı aracı olarak bildirme görevini oğul üstlenmiş. İkisini de yaşadıkları hayatlar şekillendirmiş. Bunu öğrenmemize rağmen hikâyedeki ana tema birbirleriyle ilişkilerinde ne tür bir uzlaşmaya girdikleri. 

2022/09/09

Sonbaharla Birlikte...

Şu merdivenlerin genç öğretmenler tarafından dizayn edilerek boyanışı daha dün gibi gözümün önünde. Oysa epeydir eskimiş bir görüntü sergiliyor. 

Basamaklarda renkler solgun, harfler birer ikişer kayboluyor. Zaman geçmeye görsün üzerinden. Canlı, cansız her şey eskiyor, yaş alıyor ve yaşlanıyor. Olup bitenin bu kadar basit bir özete sığması ise ayrı garip. 

Merdiven kenarlarındaki ağaçlar ve bitkiler sonbahara geçiş döneminin görüntü ve renk değişimi içinde misal. Yer-gök, ağaçlar, bitkiler, insanlar, giysiler, Dünya, Ay, Güneş, yıldızlar... Özet olarak; gördüğümüz ve hissettiğimiz ne varsa, hepimiz, her şey, tüm kainat otomatik olarak gelişen muazzam bir devinim içinde. 

''Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,'' 
diye başlamış ya ''Merdiven'' şiirine Ahmet Haşim, bence benzer duygular içinde yaşamı sorgulamış o mısralarda. Hatta şu an ben de ondan etkilenip sağ tarafta merdiven çıkan genç kız ile sonbaharı birleştirip eteklerinde sararmış (güneş rengi) bir dolu yaprak olduğunu farz ettim:)

2022/09/07

Aynı Tepside Pişen Pide ve Pizza

Ne zamandır aklımda olan bir proje vardı. Olur mu, olmaz mı diye tereddüt içindeydim aslında. Nasıl olur acep? Güzel mi olur yoksa kokular ve tatlar birbirine mi karışır? Ucunda ölüm yok ya. Olmazsa bile çöpe atmam ki. Hiç adetim değil. Piştikten sonra güzelce dilimler, birazını hemen yer, kalanını derin dondurucuya atar, arada azar azar çıkarıp yerim ve biter, dedim. Sonra da dedim ki: Ne var ki bunda? Pizza da zaten bir nevi pide değil mi? İtalyan pidesi işte. 🍕 

Bunca pozitif duygu ve bir de cesaret sayesinde galiba, tahmin ettiğimden çok daha güzel, hatta inanılmaz bir sonuç çıktı. Tepsinin her iki tarafı birden tek başına pişmiş kadar usulüne uygun, nefis ve lezzetli, görmüş olduğunuz 40 cm çapındaki büyük fırın tepsisi en az üç kişiyi zevkle ve tıka basa doyuracak kadar keyifliydi. Enflasyonun arşa doğru yol aldığı ve çoğunluk tarafından dışarıda yemek yemenin iki kez düşünüldüğü şu dönem için başvurulacak ekonomik ve garantili bir çare.

2022/09/01

Sonbahar Geldi, Hoş Geldi

Sonbaharın renkleri, bitkileri ve meyveleri ile baş başayız artık. Hep söylerim. Eylül en sevdiğim aydır, sonbahar ise en sevdiğim mevsim. Doğa rengârenktir ve muhteşem bir döngü ilk sinyallerini vermeye başlamıştır. Gözümüze gönlümüze bayram ettirmeli, kendimizi mümkün olduğunca doğaya atıp tadını çıkarmalı derim. 

Ben bu aralar otacı haller içindeyim. Bitkilerle tedavi olayı en büyük ilgi alanım. Kantaron yağına o kadar merak sardım ki, kantaron çiçeği gördüğümde toplamadan duramıyorum. 

Bir tane de şişeye yaptım görüldüğü gibi. Görüntüsünü seyretmeye doyamadığımdan en başa koydum. Pencere önünde yerini alıp güneşle muhabbete o da katıldı. Ciltteki kırışıkları önlemede üstüne yokmuş kantaron yağının. Biten nar ekşisi şişesi kolaylık oldu. Vakti gelip renkleri kırmızıya evrildiğinde süzülüp koyu renkli cam kaplara aktarılacaklar. İmkânı olan yaptığında asla pişman olmaz söyleyeyim. Kantaron bulamam diyorsanız pazarda satılıyor. Bu arada; kavanozda olandan baharatımsı ve iştah açıcı türden öyle hoş kokular geliyor ki. Kekikli zeytinyağından daha leziz bir aroması var kesinlikle.

2022/08/31

Yorum Opsiyonu Meselesi

''Ağustosta Birikenler'' başlıklı yazımın bitiminde, ''Eylül başında blogun mayıs ayı başından beri kapalı olan yorum opsiyonunu açmayı düşündüğümü'' söylemiştim; ama bu kararımı yeniden gözden geçirip bir müddet daha böyle devam etmeye karar verdim. 

Yazıda ilave olarak Vikipedi'nin Blogger'la ilgili bilgi verirken ''Güncel kayıtlı kullanıcı sayısı 2 milyonu aşkın olan Blogger sisteminin 'herkesin' web üzerindeki bilgilere katkıda bulunması amacıyla kurulduğunu belirttiğini, o halde internet ortamında yazanların, yazdıklarına katkı ya da yanıt amacıyla yorum imkânı sağlamasının gerekli olduğunu da eklemiştim.

Son birkaç gündür ziyaret ettiğim bloglarda yorum imkânı sağlanan, ''Blog Yazmanın Detayları'' yazı dizisinde kendisinden epeyce bahsettiğim o acayip ve de şaibeli virüsün imlâdan uzak ve lakayt yorumlarla bırakın yazılara katkı sağlamayı, acayiplik ve kalite düşüklüğü yaratmaya devam ettiğine, üstelik daha önce uğramadığı blogları dahi listesine ekleyip kabul edilemez faaliyetlerini genişleterek sürdürdüğüne şaşkınlık içinde şahit oldum.

2022/08/28

Sarı Kantaron (Hypericum Perforatum)

Sarı kantaron anneannem demektir benim için. Yaz aylarında zeytinyağı ile harmanlayıp güneşte demlendirerek şişelediği olmazsa olmazı, her derde deva ilacıydı rahmetlinin.  

Hatırlıyorum da, kantaron yağını özellikle yanıklar, yara ve kesikler için bulundururdu evde. Mucize gibiydi. Sürüldüğü yerdeki acıyı kısa sürede alır, hasarlı bölgede hızlı bir iyileşme süreci başlatırdı.

Her nedense hayatın akışı içinde unutmuştum kantaron yağını. Ta ki geçen yaz başlayan dayanılmaz diş sorunumla birlikte diş hekimine koşana kadar. Dişin kurtarılamayıp çekilişi, kaplama yapılacağı için çekilen yerin hızla iyileşmesi gerektiği, dolgu gereken iki farklı diş daha çıkması, yetmedi ''Son Mohikan'' gibi baş gösterip ''Beni de çekin'' diye bağıran son 20'lik diş derken ağzım kazı yerine dönmüştü adeta:)

Canım diş hekimim süreci hızlandırma amacıyla çekim yapılan/müdahale edilen diş etlerim için kantaron yağı önerdi bu arada. Oy, oyy, bilmez miyim hiç? Hemen o gün gidip satın aldım ve gerçekten de olması gerektiğinden daha hızlı bir süreçte hedefe ulaştık. E, o zaman ben de anneannem gibi her yıl kendi ellerimle kantaron yağı çıkarmayayım mı şimdi? Böyle bir alışkanlık kazanmayayım mı artık? Üstelik yaptığım araştırmalar sonrası kantaron bitkisinin daha pek çok özelliğini öğrendim. Zaten bitkiyi ve çiçeklerini iyi tanıyordum. Son bir-iki haftadır yeşil alanlarda, yol kenarlarında gözüme çarpıp duruyordu. Demek ki niyet eşittir farkındalıkmış.