vişne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vişne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27/07/2020

Dondurulmuş Vişne | Saklama Kapları

Her zaman olduğu gibi, daha birkaç hafta öncesi dallarda fotoğraflarını çekerken ''Vişne yemem, vişne sevmem. En sevdiğim meyveler arasında sondan birincidir'' benzeri cümlelerle hiç de hak etmediği biçimde öyle yüklenmiştim ki, meğer vişne ile imtihan edileceğim günler yaklaşmış.

Diyebilirim ki hayatım boyunca ''zar zor'' yediğim vişnelerin toplamı kadar vişneyi son 1 haftadır yemişimdir. Hem de bayıla bayıla. Artık sevdiğim meyveler listesinde en başta. Rüyamda görsem inanmazdım. Hemen anlatayım. Geçen yıl nereden öğrendim bilmiyorum, siyah üzümü tanelere ayırıp akşamdan dondurucuya atıyor ve ertesi gün çıkarıp sıcaktan bunaldığım anlarda yiyordum. Mükemmel bir lezzet ve keyifti.

Bu yıl tam mevsimiyken dolaba biraz vişne atayım dedim. Bunu yaparken, üzüme yaptığım işlem acaba vişnede nasıl sonuç verir diye merak ettim. Yok böyle bir lezzet! Dondurulmuş üzüm tanelerini silip geçti resmen. Sadece lezzet mi? Bu kadar zahmetsiz biçimde gerçekleşen dört dörtlük bir meyveli dondurma, müthiş bir serinletici. Öyle ki, bir kase bitiyor, bir tane daha. Üçüncüsü için zor frenliyorum kendimi. Ben ve vişne? Şu boğucu sıcaklarda hızır gibi yetişti.

Dondurucuya bir şeyler atma zamanı bezelye ile birlikte başlamıştı. Vişne, erik benzeri meyvelerden sonra yavaştan yavaştan taze fasulye, bamya, dilim domatesler sıraya girecek. Çoktandır değinmek istediğim ve bu yazı için zamanı diye düşündüğüm bir konu var. Saklama kapları ve üzerlerindeki sembollere dikkat edilip edilmediği, o sembollerin anlamlarının ne olduğu konusu. Bloga yazacağım bazı konularda akrabalar ya da arkadaşlar üzerinde ufak bir kamuoyu yoklaması yapıyorum çoğu zaman. İşte bu sembollerle ilgili de bir yazı yazmak gerektiğine inandım.

13/06/2012

Sadece Bir An Dönsem

Çocukluğumun geçtiği ev bahçeli, müstakil bir evdi. Bahçesi ayrıca bir kapıyla kocaman bir bahçeye daha açılırdı. Burası, vişneyi çok seven annem tarafından abartılarak vişnelik haline getirilmişti.
Ona sorarsan fidanların bir kısmı tutmaz diye bu kadar çok dikmişti. Tek bir fire vermeden tutmuştu ama hepsi.

Yıllar yılı yer gök vişne idi bizim evde. Sadece bizim ev değil, eş-dost, hısım-akraba, komşular dahil herkes vişneye doyardı bütün yaz.

Yaz kış üstelik.

Reçeller, marmelatlar, hatta sulandırılıp içilmek üzere konsantre kıvamda olanından yapılır olmuştu en çok. E, bu kadar abartılan bir durumdan da benim gibi bir ''vişnesevmez'' çıkmıştı ortaya.

Görünce bile başını çevirecek kadar hem de. Ağzıma bile süremiyorum halen...

Ben kayısı seviyordum en çok...
İşte tam da bunu anlatacağım şimdi...

Bu vişneliği çevreleyen duvarlardan biri arka sokaktaki birkaç komşunun bahçesine bitişikti.
O bahçelerden birinde dallarının yarısı bizim bahçeye doğru uzanan öyle güzel bir kayısı ağacı vardı ki,
onu unutmam mümkün değil!

Kayısılar olgunlaşmaya başladığı zaman, yani en lezzetli halleriyle dallarında duramaz olduklarında bizim bahçeye düşüyorlardı. Bu durum tarafımdan keşfedildiği andan itibaren sabah uyandığımda ilk işim koşa koşa o kayısı ağacının altına gitmek olmuştu artık.
Olay mahalline(!) vardığımda en az 15 kayısı düşmüş oluyordu dalların altına. Lezzetini tarif etmem mümkün değil. İyice olgunlaşmış, mis kokulu, tazecik, şekerpare...
Kahvaltı falan edemiyordum sonrasında, tahmin edersiniz.
''Yine mi kayısı yedin!'' diye azarlanmak da cabası...

Nereden mi düştü aklıma bunlar?
Şimdiki kayısılara bir bakıyorum da şekil olarak gayet güzel, albenili.
Peki ya tadı? Kayısıyla uzaktan yakından ilgisi var mı?
Tatsız tuzsuz, lastik gibi, tuhaf...
İki tane zor yiyebiliyor insan.
Çilekler de öyle. Görüntü var, lezzet arama.

Çocukluğumuzdaki günler güzel birer düş gibi hayli gerilerde...
Dünyanın eski hali kalmadı, biliyoruz. Tüm detaylarıyla hem de...
Buna yediğimiz içtiğimiz de dahil oldu artık maalesef...

Yarın sabah uyandığımda çocukluğuma dönmüş bulsam kendimi. Bir anlığına olsa bile yeter...
Sadece o düşü yaşamak için, koşa koşa gitsem yine o dalların altına....

Ne çok isterdim........


Fotoğraf: Scott Suchman