Bozcaada etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bozcaada etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22/08/2021

Bozcaada Kalesi Arkasında Beach

Bozcaada Kalesi'nin arka taraftan, yani yeni plajdan görünümüne bakar mısınız? 
Bu manzaraya gözler pek aşina değil, öyle değil mi? Akşam saatlerinde denizde ışıldamaya başlayan yakamozlarla birlikte kale tüm heybetiyle karşınızda... 

Bozcaada'da bir ilk.  Bu yıl kalenin arka tarafı bu şekilde değerlendirilmiş. 2021 yılında yapılan geniş bir ahşap iskele sayesinde adanın merkezinde denize girilebilecek harika bir beach yaratılmış. İskelede gündüz şemsiye ve şezlonglar var. Denize inen merdivenler de mevcut. Ya şu manzaraya ne demeli? Her şey çok güzel bence...

Salhane için gayet şık ve özel bir nokta diyebiliriz. Konum olarak ada merkezde ama evlerden uzak uç bir kısımda. Kayaların arasında uzaktan görünen küçük, sarı bina eskiden mezbahane olarak kullanılıyormuş. Fikir adalı bir mimara aitmiş ve restore edilerek gündüz beach, gece içinse bar olarak hayata geçirilmiş. Ne diyelim? Adaya hayırlı olsun o halde...

13/08/2021

Pandemide Bozcaada

Uzunca bir aradan sonra Bozcaada tıpkı eski günlerde olduğu gibi misliyle ziyaretçi ağırlıyor. Hatta bir ara ''Artık gelmeyin!'' diye duyuru bile yapıldı. Fakat ne çare ki insanlar pandeminin verdiği sıkıntı dahilinde ada havası almayı fena halde özlemiş.

Çınaraltı Kafe bir kıstas bana göre ve günün değişik saatlerinde eskisinden daha kalabalık. Peki, en sondaki görselde Ayazma Plajı'ndaki yoğunluğa bakar mısınız? Yoksa ''başka denizlere kıyasla nispeten soğuk olan'' adanın serin suları bu sıcaklarda ilaç gibi mi geliyor?  Genelde pandemi ağırlıklı pek çok neden var tabii. Maalesef aşıya ve Covid-19'a inanmayanlar da var. 

Uzunca bir süre tatil-alışveriş imkânı bulamamış olan insanlar oluk oluk para harcıyor bu arada:) O halde  fotoğraf ağırlıklı bu yazı, çehresi epeyce değişmiş olan (ya da bize öyle gelen) Bozcaada'yı özleyenler için...  

14/05/2021

Şarabı, Ayazma Plajı ve Bağbozumu ile Bozcaada

İlk bakışta çoraklığı ve ıssız halleriyle karşılar sizi Bozcaada. ''Hadi canım'' dersiniz. ''O dünyaca ünlü şaraplar bu adadan mı çıkıyor?'' Küçük, sessiz ve tıpkı adı gibi boz renkte bir adadır. Ancak içinde Homeros'un ''insanların daha uzun yaşamaları için yaratılmış'' dediği bir cennet gizlidir adeta.

Berrak, serin ve turkuaz renkli denizi, ince kumlu plajları, en çok da yaz sıcaklarında esen serin rüzgârlarıyla ünlüdür. Bu rüzgârların meyilli arazilerindeki kireçli topraklarla harmanlanıp şarapçılık için ideal ortamı oluşturduğu söylenmektedir.

Antik çağlardan beri süregelen "Tenes'in adası'' anlamındaki ''Tenedos" adıyla da bilinen Bozcaada'nın M.Ö. 400 yılındaki sikkelerinde bile üzüm salkımı kabartması olduğu görülür. Cumhuriyet kurulduğunda Rumların gönderilmesinin ardından şarapçılık kesintiye uğrasa da, devlet desteğiyle yeniden canlanmıştır. Gelin görün ki dünya genelinde şaraba ilgi çoğalırken Bozcaada gibi bir şarap adasının bağları gün geçtikçe azalmaktadır. Nedenin de şarap sayesinde canlanmış olan turizm olması gariptir...

Bozcaada denince ilk akla gelen şarapçılıktır esasında. Homeros, İlyada'da Bozcaada'dan bahsederken şarapçılığı övmüş, Evliya Çelebi Seyahatname'de hem Bozcaada'daki şarapçılıktan hem sikkelerin üzerindeki üzüm formlarından bahsetmiş. Yanı sıra, Homeros'un Troyasını arayan tüm gezginler adanın şaraplarından övgüyle söz etmişler.

Bakın, Tenedos Sikkesi'nin (MÖ 400-350) ön yüzünde aksi yönlere bakan Zeus ve Hera'nın başları vardır. Roma dönemi sikkelerinde kullanılan bu form, onların geçmişe ve geleceğe baktıkları, geçmişin ve geleceğin tanrı(ça)ları olduklarını betimler. Sikkenin arka yüzündeki motif de Anadolu'da sürekli kullanılan ve Tenedos baltası denilen çift başlı baltadır. Altta betimlenen üzüm salkımı ada yaşamında bağcılığın önemine işaret eder. Sikkelerin üzerinde ana sembol olmasa da yan sembol olarak sıklıkla üzüm salkımı ve kantharos (şarap içiminde kullanılan çift kulplu kap) kullanılması Tenedos'un bugünkü gibi Antik Çağ'da da üzümleri ve şarapları ile ünlü olduğunu kanıtlamaktadır.

2017 ve 2018'de New York Times Dergisi'nin ''Bu yaz gidilip görülmesi gereken uzak adalar'' listesinde yer alan Bozcaada, tam da yazar Stephanie Danler'ın betimlediği  gibidir: "Dar sokaklar ve beyaz badanalı binaların hepsi, adanın Yunan mirasını ve tarihini hatırlatıyor.''

11/11/2018

Tak Sepeti Koluna, Haydi Bozcaada Bağbozumuna!

Bu yıl Bozcaada'dan gelen ve sloganı "Tak sepeti koluna, haydi bağbozumuna!" olan, kayıtsız kalınamayacak bir davet vardı. Üstüne üstlük Ata Demirer; "Kargalar yimeden sen yi!" diye bas bas bağırıyordu:) Bir şenlik kapsamında dünyanın en lezzetli üzümlerini Bozcaada'daki bağlardan, dallarından toplamak harika olmalıydı. Adanın 19 yıldır süregelen ünlü Bozcaada Bağbozumu Festivali bu yıl 7-9 Eylül tarihleri arasındaydı. Adaya günübirlik de olsa gitmenin, bir günlüğüne olsa bile ada havası almanın, festival atmosferi içinde eğlenceli ve heyecanlı saatler geçirmenin tam zamanıydı.

İşte bu nedenle Bozcaada'ya gidip adanın ünü dünyayı aşmış üzüm pazarını 'destekleme ve genişletme amaçlı' bağ bozumu turlarına katıldık. Ege’nin en güzel üzümlerinden elde edilen şarapların bağlarını gördük. Üzüm yemek üzere götürüldüğümüz bağda mis kokulu üzümleri yemekle kalmadık, kolumuza taktığımız sepetleri de tıka basa üzümle doldurup eve getirdik.
Sözün özü; "Tak sepeti koluna, haydi bağbozumuna!" diyenler kervanına katılıp gerçekten de unutulmaz bir gün geçirdik...

Toplamda 3 gün süren festival kapsamında, eski bir geleneği unutturmayıp yaşatmak adına çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Bu etkinliklerin başında sembolik olduğu kadar bir o kadar da eğlenceli olan bağbozumu etkinliği var.

Bağbozumu şenlikleri eskiden bir yıllık hasadın sonunda bağcılar ve ada halkının birleşerek kutladığı ufak çaplı bir etkinlik iken, gelişen turizmin etkisiyle son birkaç yıldır büyük bir organizasyon şeklinde gerçekleşiyor. Bozcaada bağcıları işçilerle ve festivale gelen ziyaretçilerle birlikte ilk üzümleri toplamak üzere traktörlere biniyor ve bağlara gidiliyor.

Toplanan üzümler küfelere konularak tıpkı eskiden olduğu gibi at, eşek ya da pırpır denen mini traktörlerle adadaki meydana getiriliyor. Bu son derece eğlenceli yolculuk süresince müzikler çalınıyor, şarkılar söyleniyor, tempolar tutuluyor. Böylece keyifli bir şekilde bağlara gidilip dönülerek hasat zamanı kutlanmış oluyor. Bağ bozumu etkinliği ile başlayan festival, üç gün boyunca çeşitli kültür ve sanat etkinlikleri ile devam ediyor tabii. Bozcaada Kalesi'nde verilen konserler adaya bambaşka bir renk katıyor.

Öyleyse iki ay sonra da olsa ancak düzenleyip bloga aktarabildiğim Bozcaada Bağbozumu etkinliğimiz gelsin...

Bozcaada'ya ulaştığımızda vakit öğlen saatlerine yaklaşmıştı.

Etkinlikler henüz başlamamıştı.
Zamanımız kısıtlıydı. Öncelikle her yıl farklı renklere ve güzelliklere bürünen adada bir tur atıp son bir yılda neler değişmiş görmek lazımdı.


İlk hedef, Güven Serin arkadaşımızın Bozcaada yazılarımdan birindeki yorumuna istinaden adanın en tepe noktasına ulaşıp arka taraftaki gizemli manzarayı ve kayalıkları keşfetmek idi. Zirveye fazla bir şey kalmamışken hedefe ulaştıracak yolu/yönü bulamamak can sıkıcı olsa da, bu sayede adanın ve kalenin ilk kez izlediğim panoramik manzarası inanılmazdı. Umuyorum ki bir dahaki sefere o patika yolu bulacağım.

Buradan sonrası evlerin arasından yokuş aşağı inen dar sokakları kullanarak adanın merkezine inmek oldu...

Adanın şirin Rum evlerinde boya-badana değişimleri, sokaklarında yeni graffitiler gözlemleniyordu.


Çiçek Pastanesi'nden nefis kokular yayılıyor,
sokaklarda her zamanki gibi el ele âşıklar. Bir taraftan da en aktif zamanlarını yaşayan şarap fabrikaları gözlemleniyor...

Bozcaada evlerinin asmalarla ya da sarmaşıklarla bütünleştiğini bilmeyen var mı?

Adadaki ünlü şarap fabrikalarına bir yenisi daha eklenmiş. Tabii ki her biri dünya çapında markalar.

Bu fotoğrafı bir boşluğa rastlatıp çektim. Yoksa alış veriş edenler bir hayli yoğun idi.

Adanın sokaklarında dolaşma süremiz sona erdi. Çünkü feribot iskelesinin hemen karşısında oluşturulmuş bağbozumu etkinlik noktasından bize verilen saat geldi.

Buradan önlüklerimizi ve sepetlerimizi alıp
traktörlere bineceğiz.

Traktörlerin bir tarafında bağdan topladığı üzümlerle inenler, diğer tarafta bilet saati gelip boş sepetlerle
yeni binenler birbirine karışıyor.

Belediyenin düzenlediği bağ bozumu seferleri 17.30'da başlayacağı için biz daha erken saatlerde gerçekleşen ve ücretli olan turları tercih ettik mecburen.

Ve traktörümüz boş yer kalmamaca dolup en son darbukacımız da bindiğinde şarkılar, türküler eşliğinde gerçekleşen bir yolculuk sonrası bizim için seçilen bağa indik. Ha, bu arada kimse kimseyi tanımıyordu, üzüm toplarken tanıştık:))

Doğrusu, sağlam salkım ararken epeyce zorlandık her birimiz.
Çünkü bu yıl erken olgunlaşan üzümlerde pek hal kalmamıştı.
Yine de dalından bol bol üzüm yiyerek ve sepetini doldurarak mutlu sona ulaştı herkes.

Bozcaada -Bağ Bozumu

Bağbozumu dönüşü, adanın merkezindeki Atatürk Anıtı'nın bulunduğu meydanda yapılacak üzüm yarışması için hazırlıkların başladığını gördük. Ancak, feribotumuz 19.00'da hareket edeceği için ne yazık ki bu kadarını görebildik.


Bir sonraki yayında Troya Müzesi'nde görüşmek üzere,
esen kalın...



01/02/2018

Mavi Gözlü Kargalar

Bozcaada’ya gezmeye gelenler, kedilerden sonra (bazen de önce) kargaların bolluğunu farkederler. Hele fırtına öncesinde kalenin üzerinde rüzgâr dansı yapan yüzlerce karganın toplu uçuş gösterisi turistik yerlerde yapılan ses ve ışık gösterilerine fark atar.

O ne cayırtılı korodur, o ne ani dönüşlerle bezenmiş koreografidir, akrobasidir…
Sonra, özellikle meydana yakın kahvelerde otururken, etrafta gezinen kargaların samimiyeti dikkatleri çeker. Masaların üzerinde, sandalyelerin kenarında, ayakların dibinde dolaşırlar.
Oysa normalde kargalar ürkek, pimpirikli kuşlardır. Yemek yerken yaptığınız sert kol hareketlerinden bile korkup kaçarlar. Ama Bozcaada kargaları epey evcilleşmiştir. İnsandan pek çekinmezler. Kedilerden de!
Ki, bu gaflet bir çoğunun sebebi felaketidir! Son günlerde Itırlı Bahçe’de sabahleyin bulduğumuz parçalanmış üç karga ölüsünden biliyorum.
Kendine güvenmek iyi bir şey ama, doğaya meydan okuma derecesine gelmemeli. “Akrep akrepliğini yapacak” cümlesiyle biten kurbağa ile akrebin hikâyesini hatırlayınız!
Oysa kargalar akıllılıklarıyla bilinirler. Kedinin pususu karganın usunu bastırabiliyor demek ki!

Bozcaada kargaları farklıdır. Görece küçük ve gevezedirler. En tiz perdeden gark gurklarken birbirlerine neler dediklerini hep merak etmişimdir. Belki de, o sese yakışmayacak kadar güzel konuşmalar geçer aralarında!
İçlerinde mavi gözlü olanları da vardır. Ressam Solmaz Aksoy salt mavi gözlü kargaların portrelerinden oluşan bir sergi bile açmıştı birkaç yıl önce. Mavi gözlülük bir cinsin belirtisi midir, yoksa Van kedilerinde olduğu gibi kalıtımsal bir bozukluk işareti midir, bilmiyorum. Bildiğim, mavi gözlü kargaların insanı şaşırttığı…
Gene de, sesleri bu kadar çirkin olmasaydı “güzel” diyebilirdik kargalar için diye düşünüyorum. Bet sesli ve sözlü bir çok insan için de böyledir. Neyse ki, bu ikincilere pek rastlamazsınız poyrazaltındaki adamızda. Bağrış çığrış bir yer değildir Bozcaada. Meğer ki kalabalık yaz günlerinde İstanbullu ziyaretçiler park yeri kavgası yapıyor olsun!

18/09/2017

Bozcaada'nın Mavi Gözlü Kargaları

Bozcaada'ya gidenler adanın sembollerinden birinin karga olduğunu, ada halkının bu zeki hayvanlarla iç içe yaşadığını iyi bilirler. Özellikle, adanın merkezinde bulunan ve klima etkisi yapan büyük çay bahçesinde serinlemek üzere bir çay molası vermişseniz ya da karnınız acıkıp da işletmelerin dar sokaklara sıraladığı masalardan birine oturmuşsanız...

Çok fazla geçmeden adanın sempatik kargalarından biri masanıza ışınlanıp size bir ''Hoşgeldin'' ziyaretinde bulunacaktır. Bu ziyareti elzem kılan adanın leziz mezeleri olabildiği gibi, çayın yanında deneyimlediğiniz Çiçek Pastanesi'nden alınma kurabiyenizin ya da patates kızartmasının favorisi olduğunu ve bu yüzden çay bahçelerini tercih ettiğini bilin.😉

Bozcaada nın mavi gözlü kargası. Nam-ı diğer; Tenedoslu Corvus ...
Asla ürkmeden size eşlik eden, boncuk gözleriyle ultra sevimli ve de cesur bir kara şövalye. Evet, ada kargalarının genel davranış tarzı aynen böyle.
Mavi gözlü kargaları ilk gördüğümde hayli şaşırmıştım. Fotoğrafını çekebilme isteğiyle dolup taştım haliyle. Ancak, her ne kadar insana yakın tür olsa da kıpır kıpır bir hayvan. Durduğu yerde durmuyor. Poz verecek hali yok elbette.

Azmin elinden bir şey kurtulmazmış hani. Epeyce çabaladım; ama başardım.
Şunun güzelliğine bakar mısınız? Sıra dışılığına...

21/08/2017

Bozcaada Evleri ve Sokakları

Adı bir zamanlar "Tenedos" olan Bozcaada 40 km2 yüzölçümü ve kış aylarında 1500 olan nüfusu ile bir küçük ada. Anakaraya uzaklığı 6 km. Adından tarihte ilk kez Troya Savaşı'nda bahsedilmiş. Denizciler için her daim güvenli bir liman ve sığınak olmuş adanın Aulis limanı üs olarak kullanılmış. Bu nedenle ünlü tarihçi Heredot yazılarında Bozcaada'dan sık sık bahsetmiş. Hatta "İnsanların daha uzun yaşamaları için yaratılmış ada" şeklinde bir betimleme yaparak ondan övgüyle söz etmiş.

Eğer siz de uçsuz bucaksız bağların arasından, olağanüstü kekik ve lavanta çiçeği kokuları eşliğinde kuytu sahillere, pırıl pırıl bir denize açılan otantik ve sıra dışı bir tatil yapmak istiyorsanız, kesinlikle doğru tercih.

Sakinliği ile ün yapan ve iki farklı kültür barındıran ada sizi tiryakisi yapacak. Yaşadığınız kente döndüğünüzde adaptasyon sorunu yaşamanız bile mümkün. İlk kez kimler tarafından yapıldığı bilinmeyen ve pek çok uygarlık tarafından kullanılıp en son 1800'lerde Osmanlılar tarafından inşa edilen kalesi, yapımı Venediklilere dayanan Meryem Ana Kilisesi, pencereleri ve kapı önleri rengarenk çiçeklerle ve asmalarla bezeli, beyaza boyalı Rum evleri, Arnavut kaldırımlı sokakları, pansiyonları, çay bahçeleri, meyhaneleri, organik ürün ve reçelleri ile temmuz başlarında Bozcaada'dan yansıyanlar...

20/07/2017

Ada Gelincik - Ada Cafe

Bozcaada'da, Çınaraltı Meydanı'na gelindiğinde hemen görünen, keyifle oturup soluklanabileceğiniz küçük, şirin, kaliteli bir mekân burası. Adanın sembolü adeta.
Girişte, İEL amblemli geleneksel varilleriyle dikkat çekiyor. İçeride ise gelinciklerle bezeli her yan.

Önce gözleriniz buluşuyor gelinciklerle. Duvarlardaki tablolar, raflardaki bardaklar, kavanozlar, tabaklar... Baktığınız her noktada gelincik var. Gelinciğin her hali. Gelincikten yapılma el emeği çeşit çeşit ürün var. Büyük cam sürahilerde gelincik şerbetleri, gelincikli lokum, gelincik reçeli, gelincikli kurabiye, gelincik soslu muhallebi. Gelincikli sabun...

Kendisi küçük ama Bozcaada'nın tanıtımı ve gelişmesine büyük katkılarda bulunmuş bir işletme burası. Adayı ziyaret edenlerin bir elin parmak sayısını geçmediği yıllarda, tam 23 yıl önce ''turizme yönelik ilk kafe'' olarak hizmet vermeye başlamış. İşletmenin kurucuları adanın gelişmesi için ellerinden ne geliyorsa yapmış, başta yeme içme olmak üzere her türlü ihtiyaca cevap vermişler. Yerine göre turizm enformasyon bürosu olup ziyaretçilerin tüm sorularını yanıtlamış, hatta bisiklet kiralamak isteyenlere bisiklet temin etmişler. Gelincik misyonu nasıl mı başlamış? Üretim ve pazarlama gibi bir niyetleri hiç mi hiç akıllarında yokken!

24/08/2012

Bayramda Bozcaada

Bayramdan bir gün öncesi TV haberlerinde geçen bir alt yazı dikkatimi çekmişti.
''İstanbul boşaldı''...

Nereye gitmişti onca insan? Herkes bir yerlere kaçma derdine mi düşmüştü?

Eş, dost, akraba ziyareti bir yana; her zamanki gibi, parası olup da günlerce öncesinden lüks otellere, tatil köylerine rezervasyon yaptıranlar, tur şirketlerinin yurt içi veya yurt dışı gezilerini böyle tatiller için bulunmaz fırsat olarak değerlendirenler var elbette...

Teknolojiyle birlikte yoğunluk ve yorgunluğu artmış insanlar öyle eskiden olduğu gibi evinde bayramla, ziyaretle, misafirle uğraşmayı pek sevmiyor, bu da var (Belki de haklılar, kim bilir).

İşin özünde ülkenin her geçen gün yoğunlaşarak artan ve iç yakan gündemi nedeniyle boğulmakta olan, bunu pek farketmeyip ne yapacağını, nereye gideceğini bilmeyen, sadece ve sadece sakin bir yerde nefes almak isteyenler var ve çoğunlukta sanırım. Tıpkı bizim gibi...

Evet, İstanbul boşalmış gerçekten...
Hatırı sayılır bir miktarı kendini Bozcaada'ya atmış, bu kesin.

10/08/2009

Zeugma İle BOZCAADA



Bozcaada.. Ege'nin incisi, adalarımızdan Gökçeada'dan sonra büyüklükte ikincisi. 
Antik çağda Leukophrys, Yunan Mitolojisinde ise Tenedos adıyla bilinen Bozcaada'nın ilk sakinleri Akaların bir kolu olan ve M.Ö.2000 yıllarında buraya yerleşmiş olan Pelazziler.. İlk defa 1455 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na katılmış. 1912 yılında Balkan Savaşı sırasında Yunan donanmasınca işgal edilmiş, Lozan Antlaşması sonucunda 20 Eylül 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlanmış. Zeugma bugün Bozcaada'daydı. Gördüklerini aktarmaya çalışacak :)


Arabalı vapurunuz Bozcaada'ya yaklaştıkça gözünüze ilk çarpan, heybetli görüntüsüyle ''Hoşgeldiniz'' der gibi tam karşıda dikilen kalesi oluyor. Son derece iyi korunmuş bu kalenin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı tam olarak bilinmiyor, fakat Venedik, Ceneviz ve Bizanslılar döneminden beri kullanıldığından söz ediliyor.


Ayazma Koyu ve Plajı adanın en popüler, en kalabalık koyu. Turkuaz rengi denizi ve incecik kumu ilk defa gelenleri gerçekten şaşırtıyor. Deniz pırıl pırıl ve tertemiz. Yukarıda, yolun uç kısmına parketmiş 34 plakalı yüzlerce jeep vardı bugün. Sanki bütün İstanbul oradaydı. Ve ufuk çizgisinde en az 50 şilep görüntüdeydi.. Ayazma Plajı için konaklama imkanı ne yazık ki yok. İzne kapalıymış çünkü.  Ama kaliteli yeme, içme ve duş imkanları mevcut.

Bozcaada'da 12 burun ve 12 koy, kuzey kıyılarında kumullar bulunmakta. Yılın bütün aylarında, özellikle kışın müthiş rüzgarlı. Bu yüzden burada 3 ayda bitirilmiş ve Haziran 2000’de faaliyete alınmış 17 adet türbinden oluşan ve yılda 35 milyon kw/h elektrik üreten ''Rüzgar Enerji Santrali'' kurulu. Bitki örtüsü olarak en önemli örtü üzüm bağları. Halkın geçim kaynağı zeytincilik, bağcılık ve şarap yapımı üzerine. Adada dört şarap fabrikası bulunuyor.
Hayatımızda bu kadar lezzetli üzüm yemedik.  Alanlar fotoğrafta gördüğünüz bu küçük üzüm kasalarından en az 3 tane alıyor. İncecik ve enfes sarmalar yapmak için kavanozlara hazırlanmış asma yapraklarına da talep çok fazla..


Rumların bırakıp gittikleri evler. Hepsi restore edilmiş. Kimi otel, kimi pansiyon olarak kullanılıyor. Adada fiyatlar çok ucuz. Bu otellerde kahvaltı dahil günlük 35 YTL'ye kalınabiliyor. Odalar 3 kişilik. Ayrıca yine çevredeki restoranlarda balık, yemek ve ızgara çeşitleri çok uygun fiyatlarla tarifelendirilmiş. Üstelik Bozcaada'nın temiz, sürekli esintili, kendiliğinden klimalı havası insanı hiç terletmiyor ve bezdirmiyor.



Ve akşam karanlığı inmeye hazırlanırken, o heybetli kale bu kez sizi dönüş yolunda uğurlamak için orada beklemekte olan bir imge gibi adeta..
Not:  Bu posttan üç yıl sonra yazılmış olan BAYRAMDA BOZCAADA (Tıklayın lütfen)