Bugünkü yazı ile Yedigöller gezimizin Safranbolu ayağındayız. Muhteşem mimarisiyle görenleri büyüleyen Safranbolu evlerini dolaştıktan sonra Tokatlı Kanyonu ve Cam Teras'a geçiş yapacağız.
Karabük ilinin en eski ilçelerinden olan Safranbolu, Batı Karadeniz kıyılarını Kuzey ve Orta Anadolu’ya bağlayan yol üzerinde.
Coğrafi konumu nedeniyle çok eski devirlerden beri yerleşim alan şehir, 14. yüzyılın başından itibaren Türklerin hakimiyetinde. Ve hepimizin bildiği gibi 18. ve 19.yüzyıl Osmanlı mimarisine özgü ahşap, yığma evleri ile ünlü...
Sokakları, çarşılarıyla o eski zamanların huzurlu dünyasından esintiler taşıyan Safranbolu'nun Beypazarı'ndakine oldukça benzeyen geleneksel şehir dokusu, tarih ve kültür turizmi açısından hayli önem taşıyor. Bölgede yetiştirildiği için adını aldığı safranın heykeli şehre yapılalı 2 yıl kadar olmuş. Heykelin üzerine en kısa haliyle safrana dair şu bilgiler geçilmiş: ''Homeros ve Hipocrates, safranın çağlar boyunca İran ve Keşmir Bölgesinde yetiştirildiğini kaydetmiştir. Moğollar safranı Çin'e, Araplar İspanya'ya, Haçlılar Batı Avrupa'ya tanıtmışlardır. Dünyada safranın 70 cinsine ait 1800 türü vardır.''
Safranbolu evlerinin neredeyse tamamını son derece geniş bir panorama içinde izlemek istiyorsanız
Hıdırlık Tepesi'ne çıkmanız gerekiyor. Ya da benim yaptığım gibi Cinci Han'ın en üst katına.
Evlerin uzaktan tıpkı oyuncak evler gibi dizilmiş görünme nedeni birbirinin önünü, güneşini, manzarasını
tamamen kapamayacak, aynı zamanda komşunun evinin içini görmeyecek tarzda yapılmış olmaları.
Varlıklı ve kalabalık Türk aile yapısına göre inşa edilmiş Safranbolu evleri 2 ya da 3 katlı ve genellikle cumbalı.
Arnavut kaldırımlı yollarda ve dar sokaklarda gezinirken sokağın yukarı kısmının dar olduğunu, ancak aşağı
inildikçe bu darlığın genişlediğini göreceksiniz. İşte bunun nedeni, yük taşıyan at arabalarının sokağın
çıkışına geldiklerinde manevra alıp rahat dönebilmeleri içinmiş.
Karabük ilinin en eski ilçelerinden olan Safranbolu, Batı Karadeniz kıyılarını Kuzey ve Orta Anadolu’ya bağlayan yol üzerinde.
Coğrafi konumu nedeniyle çok eski devirlerden beri yerleşim alan şehir, 14. yüzyılın başından itibaren Türklerin hakimiyetinde. Ve hepimizin bildiği gibi 18. ve 19.yüzyıl Osmanlı mimarisine özgü ahşap, yığma evleri ile ünlü...
Sokakları, çarşılarıyla o eski zamanların huzurlu dünyasından esintiler taşıyan Safranbolu'nun Beypazarı'ndakine oldukça benzeyen geleneksel şehir dokusu, tarih ve kültür turizmi açısından hayli önem taşıyor. Bölgede yetiştirildiği için adını aldığı safranın heykeli şehre yapılalı 2 yıl kadar olmuş. Heykelin üzerine en kısa haliyle safrana dair şu bilgiler geçilmiş: ''Homeros ve Hipocrates, safranın çağlar boyunca İran ve Keşmir Bölgesinde yetiştirildiğini kaydetmiştir. Moğollar safranı Çin'e, Araplar İspanya'ya, Haçlılar Batı Avrupa'ya tanıtmışlardır. Dünyada safranın 70 cinsine ait 1800 türü vardır.''
Hıdırlık Tepesi'ne çıkmanız gerekiyor. Ya da benim yaptığım gibi Cinci Han'ın en üst katına.
Evlerin uzaktan tıpkı oyuncak evler gibi dizilmiş görünme nedeni birbirinin önünü, güneşini, manzarasını
tamamen kapamayacak, aynı zamanda komşunun evinin içini görmeyecek tarzda yapılmış olmaları.
Arnavut kaldırımlı yollarda ve dar sokaklarda gezinirken sokağın yukarı kısmının dar olduğunu, ancak aşağı
inildikçe bu darlığın genişlediğini göreceksiniz. İşte bunun nedeni, yük taşıyan at arabalarının sokağın
çıkışına geldiklerinde manevra alıp rahat dönebilmeleri içinmiş.



