imlâ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
imlâ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22/01/2026

Tırnak İşaretinin Doğru Kullanımı

George Orwell'ın 2013'te 35. baskısını yapan ''Hayvan Çiftliği''
CAN Yayınları tarafından basılmış herhangi bir kitap gerekliydi bugün bana. Orta odadaki küçük kitaplıkta beyaz kartona kırmızı kalpli baskısıyla hemen göze çarpan ince bir kitap olan 152 sayfalık ''Hayvan Çiftliği'' geldi aklıma. İşimi görecekti. 1981'de kurulan ve kısa sürede ülkemizin en saygın yayınevlerinden biri haline gelen CAN, geçen yıllar içinde modern, klasik ve çağdaş edebiyatın önde gelen kaliteli yayınevlerinden biri olarak yoluna devam ediyor.

13/09/2017

"Bloguma" mı "Bloğuma" mı?

Merhabalar. Bu yazıyı "blog" sözcüğünün kullanımı ile ilgili son dönem artış gösteren sorular üzerine, görüşlerimi merak eden, açıklama rica eden ya da yanlış kullandığımı iddia eden okurlar için, tek tek yanıt vermek yerine topluca bir açıklama olması adına, başka bir deyişle; "gerektiği" için yazıyorum.

Evet arkadaşlar, on yıla yakın bir süredir blog yazıyorum ve "blog" sözcüğüne ünlü ile başlayan bir ek getireceğim zaman sözcüğün son ünsüzü olan g'yi yumuşatmadan, yani yumuşak g'ye dönüştürmeden yazıyorum. Blogumdaki hiçbir yazı ya da yorumda aksine rastlayamazsınız. "Bloğumda" değil "Blogumda" diye başlıyorum cümleye. "Bloguma, blogunu, blogunuzu..." diye yazıyorum. Asla yumuşak g kullanmadan. Neden mi? Çünkü "blog" sözcüğü hiçbir değişime uğramadan, tek harfi değişmeden, olduğu gibi dilimize girmiş tamamıyla yabancı bir sözcüktür. Yabancı bir sözcüğün özünü bozarak kullanmak yanlıştır. Benim gerekçem budur.

Bu haliyle pek yeterli gelmemiş olabilir. Öyleyse biraz daha açalım:
Hali hazırda sözlüklere ve yazım kılavuzlarına girmemiş olan "blog" sözcüğünün doğru yazımıyla ilgili kafa karıştıran bu durum için 2013 yılında TDK'ya bir başvuru yapılmış ve kurumun başkanı Prof. Dr. Mustafa Koçalin'den şöyle bir yanıt alınmış: "Psikolog, monolog, vb. sözlere ünlü ile başlayan bir ek geldiğinde sözün son ünsüzü genellikle yumuşamaktadır. Bu durum blog sözü için de geçerlidir."

Oysa sözü edilen kelimelerin her biri dilimize bir miktar değişime uğradıktan sonra, yani Türkçeye biraz daha uygun hale getirildikten sonra girdiler. Sanırım sayın başkan açıklamayı yaparken bu durumu göz önüne almayı unutmuş. Özünde bu sözcüklerin hiçbirinin g ile bitmediğini İngilizce karşılıklarıyla buyursun bilmeyenler de görsün:

19/07/2015

Medya ve İmlâ

Görsele bakıp da futbolla ve Melo’nun ne yaptığı ile ilgilendiğim zannedilmesin sakın. Bu görüntüye az önce açık olan TV’de tesadüfen rastladım ve refleks olarak alt yazıya gözüm gitti. Orada CNN Türk’e hiç yakışmayan koskoca bir imlâ hatası vardı. Hemen ekranı dondurup fotoğrafını çekmeye karar verdim.

Böyle bir alt yazıya şaşırdım mı peki? Hayır tabii ki. Çünkü bu bir ilk değil. Bu türden yazım hatalarının gerek yazılı gerek görsel medyada epey bir zamandır iyice sıklaştığını üzülerek fark etmekteyim. Bu şekilde giderse çok daha vahim sonuçlar çıkacak ortaya, kesin…

Böylece, aklıma her zamanki gibi, birkaç yıl önce seyrettiğim o açık oturum düştü yine. Gazete patronlarından biri demişti ki orada: ''Ben işe alacağım elemanın üniversitesine değil, lisesine bakarım.’’ Evet cümlesi kelimesi kelimesine bu idi. Liseyi bitirinceye kadar yazım kuralları öğrenilememişse bir daha asla öğrenilemez demek istiyordu. Öyle çok hak vermiştim ki...

Dilimizde yerine göre ayrı yerine göre birleşik yazılması gereken ''de'' ve ''ki'' ekleri var hani. Dikkat edin bakın, bu eklerin nasıl yazılması gerektiği konusunda bocalayan büyük bir çoğunluk var. Ve bu çoğunluk böyle bir bocalama sonrası ''Her ne olursa olsun,'' deyip ayrı yazmaya karar veriyor ve kurtuluyor bence. Bu onların suçu mu? Hayır, kesinlikle değil. Öyleyse çözüm Türkçe ve Edebiyat öğretmenlerinden geçiyor. Sorumluluk onlarda. Şunun şurasında iki adet ek bunlar. Ancak, ilk etapta epey karmaşık oldukları da bir gerçek. Biraz daha emek, tüm öğrenciler anlayana kadar biraz daha çaba lütfen.

Şimdi de yine beni aynı konuyla ilgili tebessüm ettirmiş olan bir görüntüye geçelim.
Bakkal kardeşimiz öğrenciyken ''de'' nin hem ayrı hem birleşik yazıldığını kafasına yerleştirmiş.
Ancak, solda doğrusunu; ama emin olamadığı için sağ taraftakini ayırarak yazmış garibim.☺



Kalın sağlıcakla...



14/03/2012

İmlâ Katilleri

İmlâ, insanın yazılı anlatım yoluyla kendini olabilecek en doğru şekilde ifade etme, anlam kaymalarını önleme biçimidir ve hayatta en çok önem verdiğim şeylerden biridir.

En basitinden; ayrı yazılması gereken ''de''leri ya da ''ki''leri birleşik, birleşik yazılması gerektiğinde ayrı yazanları gördüğümde ne kadar rahatsız olduğumu anlatmam mümkün değil. Rahatsız olmaktan da öte, yazılanları imlâsı oranında ciddiye alıyorum otomatik olarak. Elimde değil.

Bu yazdıklarıma şaşırdın mı?
Peki sen, imlâya hiç dikkat etmeyen bir gazete alır okur muydun?

İmlâya dair pek çok yazı var bu blogta. Bu da onlardan biri olacak.
Sebebi de Ankara'nın, önünden her gün binlerce insanın geçmekte olduğu en işlek caddelerinden birinde
''nal gibi'' sergilenmekte olan şu tabela.

Söyleyin bakalım şimdi, tutulacak yeri var mı oradaki kelimelerin?
Öyle her önüne gelen tabelacı olmamalı bence.
Ya da yazdıklarını götürüp bir yerlerde denetimden falan geçirtmeli.

Gördüğümüz üzere hem tabelacı hem ilanı veren imlâdan bihaber. Bunu anladık da, peki hazırladıkları şaheseri insanların gözüne kocaman kırmızı harflerle sokup çıldırtmaya ne hakları var?


EK: Aşağıda kendinden çok emin bir şekilde ahkâm kesen yorumcuda rahatsızlık uyandıran durumun aydınlığa kavuşup rahatsızlığının ortadan kalkması adına ve önerisi üzerine TDK sözlüğe buradan da bakılmıştır. Sözlüğün 702.sayfasında yer almış yazım şekliyle ''imlâ'' kelimesi ve anlamı...(Yandaki görseli tıklayın lütfen)

*   *   *

Ve 
👇
(Bkz. imlâ)

18/09/2011

Şapka (^) Kullanıyor Muyuz?

Resmi yazışmalarda veya okuduğum yayınlarda rastladığım zaman büyük bir çelişki olarak kabul ettiğim ve edebiyatçıların konu ile ilgili ikiye ayrıldığı ''a üzeri şapka (^)'' olayına, yani ''inceltme işareti'' ne el atmam gerekiyordu bugün. Yazın dilimizdeki kurallara göre şapka var mı yok mu emin olmam gerekiyordu.

Hürriyet Gazetesi yazarı Prof. Şükrü Kızılot'un üç yıl kadar önce başına gelen bir olay son noktayı koymuş bence. Buyrun siz de okuyup ikna olun ve gülümseyin :)

Hocanın konferanslarından birine katılan yerel gazete sahiplerinden biri ayağa kalkar ve sorar:
- '' Sayın Hocam, 'a' nın üzerindeki şapka kalktı mı, duruyor mu? ''
- '' Net bir şey söyleyemeyeceğim. Kalktı diyen de var, bazı harflerde uygulanıyor diyen de...''
- '' Ahh !!! Kalktı deseydiniz çok sevinecektim...''
- '' Neden peki? ''
- ''Arabası ile adrese teslim kömür satan bir adam gazeteme ilan vermişti. İlanda, kömürün fiyatına arabacının nakliye kârının da dahil olduğunu eklememi istedi. Hazırladığımız metindeki 'kâr' ın üzerine şapka koymadık ve tabii ilan gazetede ;

' Bulunmaz fırsat! Kömürün tonu 200 YTL. Buna arabacının karı da dahil! ' şeklinde çıktı.
İlanı okuyanlar, arabacıyı kömür için değil de karısı için arayınca da olanlar oldu. Çok kötü bir durumun içine düştüğünü söyleyen kömürcü gelip benim yakama yapıştı. Şu an mahkemelik durumdayız. ''


Mutlu ve aydınlık bir Pazar sizinle olsun...
Görüşmek üzere...
Sevgilerle...

* * *
Bilmeyenler için klavyede sesli harf üzeri şapkanın nasıl uygulandığını açıklayalım:
Shift tuşuna parmağınız basılı iken 3' ü tıklayıp şapka(^) getirin ve ardından sesli harfinizi yazın.
Bunu, sesli harf büyük ise elinizi shift'ten hiç çekmeden, küçük ise şapkadan sonra çekerek yapın.
Not: 3' e bastığınızda şapka(^) görünmez, aktif hale gelir. Harfe basıldığında şapkalı olarak gelecektir.

25/06/2011

Doğru Yaz, Doğru Konuş, Dilini Koru!

İmlâ deyip de geçmeyin sakın.
Ne zaman elime bir kitap ya da gazete alsam, cümleleri okuyormuş gibi değil de duyuyormuş etkisi sağlayan, konuyu vurgulamalar dahilinde en üst seviyede algılamamıza neden o işaretler de aynı anda geçer gözümün önünden.

Tek bir virgülün bile bazen cümleyi tam tersinden algılamama neden olacağını bilerek özel bir dikkat gösterir, yazarın kullandığı anlatım dilinin yanı sıra editörün kalitesini de görerek, pozitif duygularla ve huzurla ilerlerim satırlar arasında. Totalde kitabın, okuduklarımın kalitesi demektir bu. Hiç düşündünüz mü, ülkedeki bütün gazeteler, dergiler ya da kitaplar imlâya hiç dikkat edilmeden fütursuzca basılsaydı, hangimizin hoşuna giderdi bu? Ve ciddiyetine inanıp kaçımız elimize alıp okumak isterdik? Dolayısıyla buna blog yazarken de azami ölçüde dikkat edilmesi gerektiğine inananlardanım.

Türkçemiz dünyadaki en zengin dillerden. Bizi biz yapan en önemli milli değerimiz. Adeta parmak izimiz gibi. Atatürk başkanlığında ve dönemin -aynı zamanda milletvekili olan- ünlü edebiyatçıları tarafından kurulan Türk Dil Kurumu, amacını "Türk dilinin öz güzelliğini ve varsıllığını ortaya çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek" olarak belirlemiş, ulu önderimiz çağdaş Türkçe ile ilgili dilbilgisi, sözlük, yazım, deyim ve terim çalışmalarını bizzat izlemiş ve demiştir ki:

''Türk dili, Türk milleti için mukaddes bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği nihayetsiz hadiseler içinde ahlakının, ananelerinin, hatıralarının, menfaatlerinin, velhasıl bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde muhafaza olunduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.''

Bu sözlerden anlamaktayız ki milli gelenek, ahlak, örf ve ananelerimiz gibi varlığımızı borçlu olduğumuz tüm değerlerimiz için ihtiyacımız Türkçedir. Bunun haricinde hiçbir güç bunu sağlayamaz.

16/05/2011

Püskevit Meselesi

Biliyorsunuz, kaç gündür gündemi aşırı derecede meşgul eden bir sözcük bu. Çarşıya, pazara, okullara, nereye giderseniz gidin insanların ağzından düşmüyor.
Hangi gazeteyi elinize alırsanız alın, hangi kanalı açarsanız açın ya da nete girin, ardından sıralanmış eleştirilerle birlikte karşınızda mutlaka bu sözcük. Remixleri mi yapılmadı, marka olması için Türk Patent Enstitüsü'ne başvuranlar mı olmadı...
Türkiye'nin başka hiçbir sorunu kalmadı mı Allah aşkına?

O kadar çok yüklendiler ki, haberlerde bu sözcüğü neden bu şekilde telaffuz ettiği ile ilgili açıklama yaptı durdu Devlet Bahçeli. En son Ali Kırca'nın karşısında iki bisküvi arasına lokum sıkıştırmak suretiyle uygulama yaparak anlatıyordu gerekçelerini. Üzüldüm açıkçası...
Gerek var mı tüm bunlara?


Şimdi... Madem kullandığımız dile böylesine önem veriyoruz; ''Eğri oturup doğru konuşalım,'' diye bir söz vardır hani, ya da ''Yiğidi öldür, ama hakkını yeme,'' denir bu gibi durumlarda güzel Türkçemizde. Ha, bir de ''Sezar'ın hakkını Sezar'a vermek lazım,'' deyimi kullanılır sıkça... Hatırladınız mı?

Sayın medya mensupları, bu sözcüğü halkın karşısında; onlara hitap ederken sarfeden Bahçeli'ye çok fazla yükleniyor, onu çok yanlış bir noktadan vurmaya kalkıyorsunuz.
Bırakın püskeviti, büskeviti, büskiviyi yeter artık!

Siyasi rengimin ne olduğu hiç farketmeden bu mesele yeterince canımı sıkıyor benim.
Dolayısıyla hangi partinin sempatizanı olduğumu tamamen bir kenara bırakarak, sadece ''insan'' sıfatımla; aklımın ve yüreğimin sesini dinleyerek soruyorum:
Türkiye genelinde bu kelimeyi kaç kişi doğru telaffuz edebiliyor, söyler misiniz lütfen?

Kaldı ki siz de, mesleğinize dair en çok kullanılan ''gazete/gazeteci'' sözcüklerini bile sürekli ''gaste/ gasteci'' diye telaffuz etmiyor musunuz? Bir dikkat edin isterseniz. TV haberlerinde bile bu böyle.
Bunun aksine neredeyse hiç rastlamadım ben.

Sözü daha fazla uzatmadan TDK ne diyor, bir göz atalım ve son noktayı koyalım...

püsküvüt: Bisküvi (Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)
gaste: Gazete (Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)

03/02/2009

İnternet Dili

Bugünlerde kafama takılan bir konu var arkadaşlar.
Dünyada konu bitti de bu takıldı aklıma ne yapayım.
Ben internet yazışmalarında imlaya son derece dikkat eden biriyim. Öncelikle onu söyleyeyim. Zaten dikkat etmişseniz bilirsiniz.

Şimdi... Konuya şöyle girelim.
''Nbr? slm, iiyim'' gibi kelimeleri bu şekilde kısaltarak yazmak bize belki eğlenceli ve pratik gelebilir. Ama biliyor musunuz böyle devam ede ede Türkçemiz çok hızlı bir şekilde ve göz göre göre bozulmakta. Hatta yok olacak.
Bu yüzden dikkat ediyorum yazdıklarıma. Takıldığım kelimeler için dönüp TDK Sözlük'ten yardım alıyorum hatta. Elimde değil, böyle olması gerektiğine inanıyorum çünkü. Başka türlü içim rahat etmiyor.

Örnek : ''elele'' sözcüğünün doğru yazılışı ''el ele'',''bir takım'' değil ''birtakım''..

Şimdi burada asıl konu şu : Sanal ortamda cümleleri yazdıktan sonraki psikolojimiz için aşağıdaki işaretleri kullanmamıza gerek var mıdır yok mudur ?

Ben bunlardan :) :( :D :P olanları kullanmaktaydım. Duygu ve düşüncelerime katkısı olduğu inancındaydım. Ama geçende akademisyen bir arkadaşım tarafından feci şekilde eleştirildim.

İşaretlere bir kez bakıp kısa bir görüş bırakırsanız çok memnun olacağım. Tabii buraya koyduğum liste oldukça abartılı. Ben dahil pek çok kişi birçoğunu ilk kez görüyor, eminim. Başka ne ikonlar varmış bilgimiz olsun efendim :)

Biliyorsunuz, bunlara aynı zamanda ''duygu ikonu'' da deniyor.

:-) Gülümsemek  { } Kucaklamak

:-D Kahkahayla Gülmek     @-'-,-- Senin için bir gül

:-))) Çok gülmek  l_l} Bir fincan kahve

;-) Göz Kırpmak  8 :-) Sihirbaz

;-P Dil Çıkarmak  :'-)Mutluluktan ağlamak

;-X Sır Vermem ( ağzı mühürlü)  (-: Solak

:-( Üzülmek     %-)Saatlerdir ekrana bakıyor

:-l İlgisiz kayıtsız kalmak  :)= Keçi sakallı

:-((( Çok üzülmek  [:) Robot

:'-( Ağlamak  8-) Güneş gözlüğü takıyor

8-) Şaşkın  3:-o İnek

>;-> Şeytani şekilde göz kırpmak

::-) Normal gözlük kullanıyor

>:-< Çılgınlık

() Bağrına Basmak

:-o Sürpriz

:-[ Vampir

8 Sonsuzluk

:-* Öpmek

O:-) Melek

:-)~ Ağzı sulanmak

l-l Hala uykulu

:-~) Üşütmüş

[:-) Walkman dinliyor

~~~~8} Yılan

:-0 Yüksek sesle konuşmak

8) Kurbağa

:@ Bağırmak

:V Ağaçkakan

:$ Paragöz

B)Güneş gözlüğü takmış kurbağa

Ve son olarak da sevgili ''Meskun Mahal'' Burak 'ın icadı olan bir işaret daha:

?-) Korsan

Burak'ı kutluyorum bu arada. Bu işaret çok sevimli ve yaratıcı çünkü :)

Bir de bu var:

(._.) ( l: ) ( .-. ) ( :l ) (._.) (-.-)

Artı;

"Sabah alarm çalar ve bizler (~_~) (-_-) (o_-) (-_o) (>_<) (o_O) (o_o) böyle oluruz."