2026 Mart ayı Kuzey Yarımküre için ilkbahar geçiş dönemi. Kuzeydeki birçok bölge, yükselen sıcaklıklar ve eriyen karlarla birlikte ilkbaharı yaşamaya başladı. Ancak bu durum aynı zamanda yüksek rakımlarda kış koşullarının devam etmesi veya ani soğuk hava dalgalarının önemli miktarda kar yağışına neden olabileceği bir geçiş dönemi. İklim değişikliği farklı bölgeleri farklı etkiliyor; bazı bölgeler diğerlerinden daha büyük bir etkiyle karşılaşıyor. Misal, yaşadığım şehirde bu yıl ve geçen yıl soğuk hayli geç geldi. Hiç kar yağmadı. Toplamda en az bir ay süresince kar yağan beş altı yıl önceki kışlarla kıyaslarsak keskin bir zıtlık söz konusu.
kış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11/03/2026
01/03/2025
Dondurucu Şubattan Kalanlar
16/12/2023
Aralık Ayazla Yağmurla Geçiyor
Kesintisiz lodos eşliğinde başlayan sıkıntılı bir hava hiç hızını kesmeden saatlerce esti, savurdu bugün. Sıralama yine şaşmadı. Akşama bir iki saat kala aniden gelen kısa süreli bir dinginlik hali ve ardından gece boyunca yağacak olan şiddetli yağmur. Hızlı, aralıksız ve sesli yağmasına sağanak deniyor hani, işte ondan.
Yağmur yağarken klasik müzik eşliğinde kitap okumak müthiş bir keyiftir. Ancak, böyle bir keyif sağanakta gerçekleşemiyor bende. Radyoyu açtım o yüzden. Pal NOSTALJİ - Pal ALATURKA arası parçalar eşliğinde blogun başında bir şeyler karalamak hiç de fena değil şu an.
Hafta sonu geleneği olarak çalakalem bir şeyler yazayım yine havadan sudan, çarşıdan pazardan. Aralıkta çektiğim fotoğraflar eşliğinde elbet. Giriş için her mevsim açan ve Euryops Pectinatus adı verilen şu sarı papatyalar olsun. Mevsimin en canlı çiçekleri. Diğer adı ''Güneş Papatyası''. Çiçekleri uzun süre üzerinde kalan bu peyzaj bitkisi aralık ayının güneşi bence de.
05/02/2023
Yılın İlk Kar Taneleri Düşüyor!
Geçen yıl kar görememiştik. Bu yıl da öyle olacağını neredeyse garantilemişken, yılın ilk kar taneleri saat 10.47 itibarıyla narin bir şekilde ve dans halinde kendini gösterip tek tük de olsa düşmeye başladı.
Bu durum bariz biçimde sevinç vesilesi oldu benim için. Her şey mevsiminde güzel, mevsiminde gerekli gerçekten de. Derken, şaşırtıcı bir hızla çoğaldı kar taneleri. Çok değil, sadece beş dakika içinde neredeyse tipiye dönüştü. Balkondan anı olarak küçük bir kesitini videoya çektim. Bakalım devamı nasıl gelecek?
20/01/2022
Oradan, Buradan Flanöz Haller
Şehrin saat kulesinin hemen arkasındaki sokaktan geçerken bir lokantanın içerisinde kaç yıldır sürekli gördüğüm bu yazı öyle hoşuma gidiyordu ki. ''Lokantanın sahibi ne kadar hayırsever ve babacan biri demek ki,'' diyordum. Belki de kendi çocukları okurken gittikleri şehirlerde yemek sıkıntısı çekmişlerdi. O yüzden aynı sıkıntıyı hiçbir öğrenci çeksin istemiyordu.
Hep bu iki ihtimal üzerinde duruyordum; ama bambaşka bir uygulama çıktı karşıma.
TV haberleri ve gazetelerden aşina olduğumuz askıda ekmek benzeri bir projeymiş meğer. Esnaf ve isminin bilinmesini istemeyen hayırsever vatandaşların el birliği ile gerçekleşen yaygın bir yardımlaşma imiş. Hani alışveriş yapan müşterilerin, fazladan ödeme yaparak maddi durumu olmayanlara dolaylı yoldan destek olması. Bir nevi ''askıda yemek'' projesi.
Benim gördüğüm; bu lokantaya asılan yazı ile parası yetişmeyen öğrencilere destek olunuyor, karnı doymayan öğrencilerin ilave yemek alabileceği gayet insani biçimde belirtiliyor.
Demek ki öğrencilerin şehirdeki bu uygulamayı bilmeme ihtimaline karşı önünden geçerken rahatça görebilsinler diye duvara da yazmak istediler. Uygulama şu son ekonomik krizle falan ortaya çıkmış da değil. Kaç yıldır süregeliyor. Sözün özü; insanlığa dair sıcacık duyguların yaşanmasına neden olan; güzel yürekli insanların varlığının kanıtı bu muhteşem oluşumda emeği geçenleri yürekten kutlarım...
13/02/2021
Tulpar Soğuk Hava Dalgası
Bilir misiniz, Türk mitolojisinde Tulpar adında Pegasus benzeri uçan bir at figürü var. Manas Destanı'nda geçen, tehlike anında rüzgârdan hızlı koşan efsanevi at.
Tulpar beyaz kanatlarını yalnızca karanlıkta, büyük engelleri ve mesafeleri aşarken açıyor. Benim bugün birdenbire düşen hava sıcaklıkları nedeniyle haberim oldu. Tulpar adı verilen bu atın adını taşıyan bir soğuk hava dalgası Türkiye'ye giriş yapmış bulunuyor.
Biz bahardan kalma günler yaşarken İngiltere'den Almanya'ya, Fransa'dan İtalya'ya kadar tüm Avrupa'nın son yılların en şiddetli kışını yaşadığını aklımıza bile getirmiyorduk. Oysa başta Avrupa'nın kuzeyi olmak üzere, tüm Avrupa'da kar ve fırtına nedeniyle hava sıcaklıkları -20 derecelere düşmüş, Covid-19 test ve aşılama merkezleri bile sorunlar yaşıyor!
Rusya’nın karasal bölgelerinden güney enlemlere doğru yola çıkan ve uzun zamandır takip edilen Tulpar Soğuk Hava Dalgasının muhtemel rotalarından söz ediliyor, ancak tahmin edilemiyordu. İki olasılık öne sürülmüştü. Birinci olasılık İtalya’da ve Balkanlarda asılı kalıp Türkiye’yi pas geçmesi, ikinci olasılık ise olanca gücüyle Türkiye’ye gelmesi. İkinci olasılık ülkemizdeki sayısız şehrin kar altında kalabileceği, kar kalınlığı ve eksi dereceye düşen soğuk hava rekorları kırılabileceği, güncel hayatta büyük çapta olumsuzluklar yaşanabileceği üzerineydi ve bu olasılık devreye girmiş durumda...
05/01/2021
Kış Gecelerinde Bozacıya Seslenmek
Onca yıl sonra gerçek bir bozacı geçmeye başladı mahallemizden. Gecenin karanlığında ''Boooozaa! Boooza! Bozaaaacı!'' sesleri eşliğinde nostalji rüzgârları esiyor sokağımızda. Eski bir gelenek, sihirli bir el vasıtasıyla pandemi gecelerine rötuş yapıyor adeta.
İşte o anlar terapi seansı gibi geliyor insana. Sanırım sadece yaşayan anlayabilir bunu. Bilseniz ne büyük bir neşe ve mutluluk...
Fotoğrafı geçen gece çektim. Gördüğünüz bozacı, babadan yadigâr bu mesleği sırf kaybolup gitmesin diye yapan ve pandemi gecelerine müthiş bir moral desteği sağlayan tebrik edilesi o adam. Yaptığı bu işte asıl işinden çıktıktan sonra ikinci iş olarak saat 19.00 - 22.30 arası çalışıyor, her akşam kentin farklı bir mahallesinde satıyormuş bozasını.
Tıpkı eski Türk filmlerinde gördüğümüz gibi, eski zaman tarzı bir donanımla; omzuna astığı uzunca bir sopanın uçlarındaki güğümlerle yapıyor satışını. Bozası da eski usul tabii. Tam da babasından öğrendiği gibi. Muhtemelen o da kendi babasından öğrenmişti. Doğal yöntemlerle yapılmış, tam kıvamında, leziz mi leziz...
Hazır yeri gelmişken bozanın nasıl yapıldığını öğrenmeden, gelmişine, geçmişine göz atmadan olmaz değil mi?
Kış gecelerinde içilen harika bir içecek olan bozanın hammaddesi darı. Saf darıdan boza yapılacak olursa siyaha yakın bir renk aldığından farklı bir hububat cinsi tahılla mayalandırılması gerekiyor. İşte o zaman bildiğimiz boz renge ulaşıyor.
Mısırın bir adının da darı olduğunu zannediyordum ben; ama öyle değilmiş (Sırf ben değil, çoğunluk öyle biliyor). Oysa darı, buğdaygillerden taneleri buğdaya benzeyen bambaşka bir bitkiymiş. Geleneksel olarak mısır ve darının karışımından da boza yapılıyor bu arada.
23/02/2020
Şubat Ayında Çiçek Açan Şakayıklar
Mevsimlerin birbirine bu kadar karıştığı bir yıl daha görmemiştim. Karahindibalar ve sarı çiçekleri mesela, kış aylarında biraz seyrek görülseler de geçen yıldan beri hiç ama hiç ara vermeden açmaya devam ettiler.
Şakayık bir çiçek adıdır. Türk Sanat Müziği parçalarında geçer. Muazzez Abacı'nın ''Şakayıııkkk'' diye uzata uzata söylediği bir şarkı vardır. Oradan bilirim en çok. Ama nasıl bir çiçek olduğunu bugüne kadar hiç bilmiyordum. Görmemişsin, bilmiyorsun madem, merak edip de bir araştır değil mi? En fazla iki dakika sürer.
Neyse efendim, gördüğünüz çiçekler şakayık oluyorlar. İki gün önce büyük bir şaşkınlık içinde öğrendim. Kocaman, parlak, katmerli duruşlarıyla fazlasıyla göz alıcıydılar. Ve gördüğünüz üzere tomurcukları dahil, güle o kadar çok benziyordular ki. Zaten ilk bakışta gül zannettim. Saniyeler içince alt yapraklarını gördüğümde anladım gül olmadıklarını. Şok oldum resmen...
Eve gittiğimde Google Görsel'e başvurduktan sonra öğrendim adlarını yine. Ve bir şok daha yaşadım. Gördüğüm çiçekler şakayık idi tamam. Gerçekten de şarkılara lâyık, harikulade bir çiçekmiş, bunu anladım. Fakat bir diğer adı ne biliyor musunuz? ''Ayı Gülü'' ??!! Bu kadar zarif bir çiçeğe böyle ad mı konur? Bu nasıl bir şaşkınlık, hatta kabalıktır? Başka ad mı bulamadınız? Bunun da zarif bir su kuşunun adını ''Sümsük Kuşu'' koymaktan hiç farkı yok! Dilbilimciler hayvanlara ve bitkilere isim koyarken arada dalga geçmişler anlaşılan. Aksini iddia eden varsa buyursun...
Şakayık bir çiçek adıdır. Türk Sanat Müziği parçalarında geçer. Muazzez Abacı'nın ''Şakayıııkkk'' diye uzata uzata söylediği bir şarkı vardır. Oradan bilirim en çok. Ama nasıl bir çiçek olduğunu bugüne kadar hiç bilmiyordum. Görmemişsin, bilmiyorsun madem, merak edip de bir araştır değil mi? En fazla iki dakika sürer.
Neyse efendim, gördüğünüz çiçekler şakayık oluyorlar. İki gün önce büyük bir şaşkınlık içinde öğrendim. Kocaman, parlak, katmerli duruşlarıyla fazlasıyla göz alıcıydılar. Ve gördüğünüz üzere tomurcukları dahil, güle o kadar çok benziyordular ki. Zaten ilk bakışta gül zannettim. Saniyeler içince alt yapraklarını gördüğümde anladım gül olmadıklarını. Şok oldum resmen...
Eve gittiğimde Google Görsel'e başvurduktan sonra öğrendim adlarını yine. Ve bir şok daha yaşadım. Gördüğüm çiçekler şakayık idi tamam. Gerçekten de şarkılara lâyık, harikulade bir çiçekmiş, bunu anladım. Fakat bir diğer adı ne biliyor musunuz? ''Ayı Gülü'' ??!! Bu kadar zarif bir çiçeğe böyle ad mı konur? Bu nasıl bir şaşkınlık, hatta kabalıktır? Başka ad mı bulamadınız? Bunun da zarif bir su kuşunun adını ''Sümsük Kuşu'' koymaktan hiç farkı yok! Dilbilimciler hayvanlara ve bitkilere isim koyarken arada dalga geçmişler anlaşılan. Aksini iddia eden varsa buyursun...
28/12/2019
Geciken Kış ve Yeni Bir Yıl
Bu yıl kadar sonbaharın uzadığı bir yıla daha rastlamamıştım. Aralık bitmek üzere. Yan görseldeki karahindibayı fotoğraflayalı bir hafta bile olmadı, düşünebiliyor musunuz? Pazara çıkıyorsunuz, köylü tezgâhlarında tarladan yeni toplanmış yeşilli kırmızılı taptaze kapya biberler, don görmemiş minik patlıcanlar!
Ne zaman böyle havalar iyi gitse, kış bir türlü gelmek bilmese, CNBC-e'de yayınlanan ''Tonight Show'' adlı programını dört gözle beklediğim Amerikalı stand-up komedyeni Jay Leno gelir aklıma. Program ekranlara veda edeli epey oldu; ama bu adamı izlemeyi çok seviyordum.
Yabancıların espri anlayışı bizimkiyle pek uyuşmaz genelde. Mizah zeka gerektirir hani. Leno gayet zekice espriler yapıyor, güldürürken düşündürüyordu da.
Neyse, sadete geleyim hemen. Birgün gece showlarından birinde seyirciye doğru dönüp dedi ki: ''Havalar da ne güzel gidiyor değil mi? Kış aylarındayız ama henüz kar yağmadı. Hiç kimse üşümüyor. Bahar gibi her taraf. Bu çok şahane, çok mutlusunuz, öyle değil mi??!''
Evet, öyleydiler. Başlarını sallayıp mutlulukla gülümsediler.
Leno birazcık bekleyip asıl soruyu devreye soktu:
''Peki şu an saat gece yarısını geçti. Dışarıya çıktınız, bir de baktınız ki gece falan yok! Güneş çoktan doğmuş, her yer aydınlık. O zaman da mutlu olacak mısınız?''
Seyircilerin allak bullak suratları halen gözümün önünde:)
Ne zaman böyle havalar iyi gitse, kış bir türlü gelmek bilmese, CNBC-e'de yayınlanan ''Tonight Show'' adlı programını dört gözle beklediğim Amerikalı stand-up komedyeni Jay Leno gelir aklıma. Program ekranlara veda edeli epey oldu; ama bu adamı izlemeyi çok seviyordum.
Yabancıların espri anlayışı bizimkiyle pek uyuşmaz genelde. Mizah zeka gerektirir hani. Leno gayet zekice espriler yapıyor, güldürürken düşündürüyordu da.
Neyse, sadete geleyim hemen. Birgün gece showlarından birinde seyirciye doğru dönüp dedi ki: ''Havalar da ne güzel gidiyor değil mi? Kış aylarındayız ama henüz kar yağmadı. Hiç kimse üşümüyor. Bahar gibi her taraf. Bu çok şahane, çok mutlusunuz, öyle değil mi??!''
Evet, öyleydiler. Başlarını sallayıp mutlulukla gülümsediler.
Leno birazcık bekleyip asıl soruyu devreye soktu:
''Peki şu an saat gece yarısını geçti. Dışarıya çıktınız, bir de baktınız ki gece falan yok! Güneş çoktan doğmuş, her yer aydınlık. O zaman da mutlu olacak mısınız?''
Seyircilerin allak bullak suratları halen gözümün önünde:)
09/12/2017
Kış Güneşiyle Baharı Yaşamak
Aylardan Aralık. Martın ilk haftasında çiçek açmaya hazırlanan mimoza ağacına bir bakın.
Onun için bahar yeni başlıyor.
''Ben güçlü bir varlığım. Direnişi severim. Zor şartlar benim için faso fiso,'' diyor adeta.
Karlı günlerde çiçeklerle donanacak dallarda yaşanan şu bariz hareketlenme insana umut aşılayan esaslı bir ders niteliğinde...
Mevsim kış, hava ayaz ama mis gibi. Sabah erken saatlerde doğan güneş ışıltılar içinde kucaklıyor her yanı. Gökyüzü nasıl da pırıl pırıl. Belirli aralıklarla renk değiştiren bulutlar mavilikler içinde olağanüstü bir derinlik algısı oluşturuyor, pırıltılı oyunlar, ışıklı gösteriler sunuyor.
Hava bir miktar ayazmış kime ne? İzlemeye doyum olmayan, insanın içini sıcacık yapan bir şölen bu. Kış güneşiyle baharı yaşarken sık sık göğe bakmalı bu yüzden. Günde sekiz on doz gökyüzü alıp doğanın iyileştirici gücünden yararlanmalı. Yere göğe bakıp güneşin yarattığı sürprizlerle şifa bulmalı...
Masal dünyalarına uzanmak ✨🌠
Onun için bahar yeni başlıyor.
''Ben güçlü bir varlığım. Direnişi severim. Zor şartlar benim için faso fiso,'' diyor adeta.
Karlı günlerde çiçeklerle donanacak dallarda yaşanan şu bariz hareketlenme insana umut aşılayan esaslı bir ders niteliğinde...
Mevsim kış, hava ayaz ama mis gibi. Sabah erken saatlerde doğan güneş ışıltılar içinde kucaklıyor her yanı. Gökyüzü nasıl da pırıl pırıl. Belirli aralıklarla renk değiştiren bulutlar mavilikler içinde olağanüstü bir derinlik algısı oluşturuyor, pırıltılı oyunlar, ışıklı gösteriler sunuyor.
Hava bir miktar ayazmış kime ne? İzlemeye doyum olmayan, insanın içini sıcacık yapan bir şölen bu. Kış güneşiyle baharı yaşarken sık sık göğe bakmalı bu yüzden. Günde sekiz on doz gökyüzü alıp doğanın iyileştirici gücünden yararlanmalı. Yere göğe bakıp güneşin yarattığı sürprizlerle şifa bulmalı...
12/11/2017
Sonbahardan, Denizden, Sokaklardan
Takvimlere göre sonbaharın bitmesine çok az kaldı. Çoğu kişiyi ''Kapıda bekleyen kış geçen yıl olduğu gibi sert geçecek. Gece gündüz hiç durmadan yağan kar yine günler boyu devam edecek,'' benzeri korkular sarmış. Onca derdin içinde bir de bunun için stres yapalım yani?
''Keşke dört mevsim yerine yalnızca baharlar olsaydı. Kavurucu yaz ve dondurucu kışa ne gerek vardı,'' diyenler de yok değil.
Bu tarz konuşup da hayallere kapılmak ya da gerilmek yorar insanı. Doğadan gelenleri durdurmak imkânsız! Yapacak bir şey olmayınca, akışa bırakmalı. An'ı yaşamalı...
Tam da bu ara pastırma yazı kıvamında, bol güneşli günler yaşıyorken sonbaharın tadını çıkarıp doğanın iyileştirici gücünden yararlanmalı. Ruhunu yıkamalı insan, gevşemeli olabildiğince. Yeni bir şeyler keşfedip farkındalığı artırmalı. En çok da tebessüm etmeli. Hazır günlerden de pazar iken kayıt altına alınanları buraya sabitleyip, yıllık rutine devam edilmeli.
''Keşke dört mevsim yerine yalnızca baharlar olsaydı. Kavurucu yaz ve dondurucu kışa ne gerek vardı,'' diyenler de yok değil.
Bu tarz konuşup da hayallere kapılmak ya da gerilmek yorar insanı. Doğadan gelenleri durdurmak imkânsız! Yapacak bir şey olmayınca, akışa bırakmalı. An'ı yaşamalı...
Tam da bu ara pastırma yazı kıvamında, bol güneşli günler yaşıyorken sonbaharın tadını çıkarıp doğanın iyileştirici gücünden yararlanmalı. Ruhunu yıkamalı insan, gevşemeli olabildiğince. Yeni bir şeyler keşfedip farkındalığı artırmalı. En çok da tebessüm etmeli. Hazır günlerden de pazar iken kayıt altına alınanları buraya sabitleyip, yıllık rutine devam edilmeli.
26/01/2017
Yağmur, Yolculuk, Bir de Martılar
Soğuk, kapalı ve yağışlı havanın birçok insanda moral ve enerji kaybına neden olduğu bilinse de yağmurlu bir havada yolculuk yapmak iç sıkıntısından ve kafanızdaki olumsuzluklardan kurtulup deşarj olmak için en iyi çarelerden biridir bana göre.
Hele bir de hafif müzik açmışsanız değmeyin keyfinize. Yağmurun huzuruna müzikteki huzur eklenir, alır götürür insanı.
Cama vuran damlalarla birleşen eşsiz manzaralara odaklanır, yolla beraber siz de akar gider, kartpostallarla yarışan olağanüstü kesitler içinde kendinizden geçersiniz.
Hayatın içinden ve olanca gerçekliğiyle önünüze açılmış 'hareketli' bir ekrandan yansıyor olsa da seyrettikleriniz, çoğu zaman yolun sonunda kapılar varmış ve bir masal dünyasına açılacakmış hissi uyandırır yağmurda yolculuk. Büyülüdür. Hayal dünyasını tetikler insanın ve de başka boyutlarda gezdirir...
Benim için kesinlikle bitmesini istemediğim doyumsuz bir mutluluk ve huzurla dolma halidir yağmurda yolculuk...
Hele bir de hafif müzik açmışsanız değmeyin keyfinize. Yağmurun huzuruna müzikteki huzur eklenir, alır götürür insanı.
Cama vuran damlalarla birleşen eşsiz manzaralara odaklanır, yolla beraber siz de akar gider, kartpostallarla yarışan olağanüstü kesitler içinde kendinizden geçersiniz.
Hayatın içinden ve olanca gerçekliğiyle önünüze açılmış 'hareketli' bir ekrandan yansıyor olsa da seyrettikleriniz, çoğu zaman yolun sonunda kapılar varmış ve bir masal dünyasına açılacakmış hissi uyandırır yağmurda yolculuk. Büyülüdür. Hayal dünyasını tetikler insanın ve de başka boyutlarda gezdirir...
Benim için kesinlikle bitmesini istemediğim doyumsuz bir mutluluk ve huzurla dolma halidir yağmurda yolculuk...
21/01/2017
Vakti Saati ve Kararı Olmak
Her şeyin bir vakti saati, bir de kararı olmalı.
Geçtiğimiz hafta günler boyu hiç ara vermeden yağan kar ciddi biçimde sıkıntı yarattı. Gerek güncel hayatta gerek sosyal medyada konuyla ilgili endişe dolu sözler yükselmeye başladı. ''Hayatımda böyle şey görmedim. İstanbul'a 5 gündür durmadan kar yağıyor. Sürekli yağıyor, hep yağıyor. 'Durdu artık tamam' diyoruz, gene yağıyor,'' diye bir tweete rastlamıştım o ara. Konuyla ilgili biraz bilgileneyim derken öğrendiğim şeye bakar mısınız?
İstanbul'a 1929 yılında hiç aralıksız, 55 gün boyunca kar yağmış!? Hem de çoğu zaman tipiye dönüşerek yağmış.
Kar kalınlığı mı?
Bazı semtlerde 4-5 metreye, yani en az 2 kat ev yüksekliğine kadar ulaşmış. Yağan kar hiç erimiyor, gece dışarı çıkmak tehlike arzediyormuş. Çünkü gece olunca aç kurtlar yiyecek aramak üzere şehre iniyor, mahalle aralarında dolaşıyormuş.
Bu arada İstanbul Boğazı büyük buz kütlelerinin istilasına uğramış. Liman tamamen buzlarla kaplanmış. Daha pek çok inanılmaz mağduriyet yaşanmış. Bilgilenmek isteyen Google'da aratıp resimleriyle birlikte görebilir.
Bugün burada asıl söylemek istediğim; karla ilgili kuşların da bir sıkıntısı olması...
Çok değişik, anlaşılması güç bir sıkıntıydı bu. Açlıktan kuru ağaç dallarını gagalayan kuşlar, yanı başlarındaki evlerin pencere önlerine bırakılan yemleri görmüyor, görmek istemiyor, hatta bucak bucak kaçıyorlardı (1 adet karga hariç).
Geride kalan iki yazıda bu konuya epeyce değinmiş, kuşların neden bu kadar korkak ve ürkek olduğunu sorgulayıp durmuştum. Karların erimeye başlamasıyla sıkıntıları bitti, biliyor musunuz?
Başka nasıl izah edebiliriz bilmiyorum; ama kuşlar bir şekilde kardan korkuyorlardı. Serçe, güvercin, sığırcık... Hangi kuş olursa olsun artık hiç çekinmeden gelip bıraktığım yemleri yemeye başladı. Üstelik fotoğraf çekerken de kaçmıyorlardı. Yoğun kar yağışında insan objesinden ödleri patlayan kuşlar, demek ki kar'sız ortamı elverişli buluyorlardı. Şaşılasıydı...
Yaşama dairlerim arasında yerini alsın diye durumu buraya sabitlemek istedim.
Kalın sağlıcakla...

[*] vakti saati olmak: Her şeyin (ya da bir şeyin) usulünce gerçekleşmesi için uygun bir zamanı olmak
[*] karar: Tam ölçüsünde, ne az ne çok "Yemeğin tuzu karar." [TDK]
Geçtiğimiz hafta günler boyu hiç ara vermeden yağan kar ciddi biçimde sıkıntı yarattı. Gerek güncel hayatta gerek sosyal medyada konuyla ilgili endişe dolu sözler yükselmeye başladı. ''Hayatımda böyle şey görmedim. İstanbul'a 5 gündür durmadan kar yağıyor. Sürekli yağıyor, hep yağıyor. 'Durdu artık tamam' diyoruz, gene yağıyor,'' diye bir tweete rastlamıştım o ara. Konuyla ilgili biraz bilgileneyim derken öğrendiğim şeye bakar mısınız?
İstanbul'a 1929 yılında hiç aralıksız, 55 gün boyunca kar yağmış!? Hem de çoğu zaman tipiye dönüşerek yağmış.
Kar kalınlığı mı?
Bazı semtlerde 4-5 metreye, yani en az 2 kat ev yüksekliğine kadar ulaşmış. Yağan kar hiç erimiyor, gece dışarı çıkmak tehlike arzediyormuş. Çünkü gece olunca aç kurtlar yiyecek aramak üzere şehre iniyor, mahalle aralarında dolaşıyormuş.
Bu arada İstanbul Boğazı büyük buz kütlelerinin istilasına uğramış. Liman tamamen buzlarla kaplanmış. Daha pek çok inanılmaz mağduriyet yaşanmış. Bilgilenmek isteyen Google'da aratıp resimleriyle birlikte görebilir.
Bugün burada asıl söylemek istediğim; karla ilgili kuşların da bir sıkıntısı olması...
Çok değişik, anlaşılması güç bir sıkıntıydı bu. Açlıktan kuru ağaç dallarını gagalayan kuşlar, yanı başlarındaki evlerin pencere önlerine bırakılan yemleri görmüyor, görmek istemiyor, hatta bucak bucak kaçıyorlardı (1 adet karga hariç).
Geride kalan iki yazıda bu konuya epeyce değinmiş, kuşların neden bu kadar korkak ve ürkek olduğunu sorgulayıp durmuştum. Karların erimeye başlamasıyla sıkıntıları bitti, biliyor musunuz?
Başka nasıl izah edebiliriz bilmiyorum; ama kuşlar bir şekilde kardan korkuyorlardı. Serçe, güvercin, sığırcık... Hangi kuş olursa olsun artık hiç çekinmeden gelip bıraktığım yemleri yemeye başladı. Üstelik fotoğraf çekerken de kaçmıyorlardı. Yoğun kar yağışında insan objesinden ödleri patlayan kuşlar, demek ki kar'sız ortamı elverişli buluyorlardı. Şaşılasıydı...
Kalın sağlıcakla...

[*] vakti saati olmak: Her şeyin (ya da bir şeyin) usulünce gerçekleşmesi için uygun bir zamanı olmak
[*] karar: Tam ölçüsünde, ne az ne çok "Yemeğin tuzu karar." [TDK]
08/01/2017
Doğanın Dengesi mi Bu?
![]() |
| European Robin |
Hem de bu kışta kıyamette...
Boğucu bir pazar günüydü. Yine sokak hayvanlarına yoğunlaşmak en iyisiydi. Kedi ve köpekler için sokağın başına plastik kovalarla yiyecek götüren komşuya takviye yetiştirildi.
Kuşlar bugün de takibimdeydi. Evde odalar arasında mekik dokundu. Pencerelerin önündeki yemlere gelen giden yoktu. Bir ara 'hiç kıpırdamadan' kitap okunan odanın camına bir karga geldi ve yemlerin başında 5-6 saniye geçirdi. Fotoğrafını çekeceğimi anlayınca uçup gitti. Bu işte bir tuhaflık vardı...
Sahi, kuşlar neden bu kadar ürkek ve korkaktı?
Tam pencereden etrafı gözetlerken, bakın neler oluyordu...
Bakmakla görmek arasındaki farkın ta kendisiydi. Belki hep oralardaydı; ama hayatımda ilk kez böyle bir kuş görüyordum. Turuncu renkli tüyleriyle tropikal iklim kuşlarına benziyor, bahçe giriş kapısının üzerindeki kurumuş hanımeli dallarının arasında geziniyordu. Pinpon topu kadar minicik bir şeydi.
07/01/2017
Karda Kışta Kuşlar
Yeni yılın ilk günü yağan kar için ''kar beyaz bir başlangıç'' demiş ve iyi niyetli benzetmeler yapıp güzel dileklerde bulunmuştuk; ancak yetersiz geldi sanırım.
An itibariyle 24 saati geçti, aralıksız kar yağıyor yine.
Zaman zaman yavaşlasa da ara vermeye hiç niyeti yok gibi. Gece boyu ve tüm gün yağdı. Hâlâ yağıyor. Nesnelerin ne olduğu, ağaçların türü belli olmayacak, arabalar karların içinde kaybolacak kadar çok yağdı bu kez.
Bence ''Şehirler kar altında kalsın. Bütün kirler, pislikler, kötülükler beyaza boyansın. Tamamen karla kaplansın. Zamanı geldiğinde karla birlikte erisin, aksın gitsin, yok olsun. Her şey temizlensin,'' diyor evren. Ah keşke!..
Az önce TV haberlerinde Amerika'da su borusuna konan minik bir kuşun ayaklarının boruya yapışarak donduğu haberi vardı. Yaşlı bir çiftçinin avucunun içine aldığı ve nefesiyle ısıtarak buzdan kurtardığı kuşun can havliyle gökyüzüne süzülerek kayboluşunu gösteren duygusal sahneler izlenmeye değerdi.
Bizim kuşlarımız nerelerde, ne yapıyorlar peki? Görsel bugün öğlen saatlerine ait. Bakın, güvercinler çok katlı bir binanın en üst katında birikmişler, çaresiz biçimde bekliyorlar. Böyle bir tabloyu ilk kez görüyorum. Dikkatli bakmasam göremeyecektim belki de. Görüntü üzücüydü; ama başka nereye gidebilirlerdi sahi? Karın yağması bazıları için sevinç vesilesi olsa da, fakirler, evsizler, kurtlar, kuşlar için işte böyle üzücü ve düşündürücü ne yazık...
Ve gün boyu görünmeyen kuşlar, akşam üzeri gökyüzünde pike yapmaya başladılar. Bu da iyice aç kaldıklarının resmiydi sanırım. Dün gece pencerenin önüne koyduğum yemlerin üzerine de kar yağmış. Yine de gelir bulurlar zannetmiştim ama hiç dokunulmamış bu kez. Yılbaşında yağan karda aşurelik buğday ile bulgur koymuştum yem olarak. Sabah erkenden gelip yediklerine şahit oluyordum. Ürkütmemek için bakmıyordum, ancak perdenin alt kısmından ayakları görünüyordu. İnsanoğlunu mutlu eden ender sahnelerden biri bence bu. Gerçekten çok mutlu olunuyor...
An itibariyle 24 saati geçti, aralıksız kar yağıyor yine.
Zaman zaman yavaşlasa da ara vermeye hiç niyeti yok gibi. Gece boyu ve tüm gün yağdı. Hâlâ yağıyor. Nesnelerin ne olduğu, ağaçların türü belli olmayacak, arabalar karların içinde kaybolacak kadar çok yağdı bu kez.
Bence ''Şehirler kar altında kalsın. Bütün kirler, pislikler, kötülükler beyaza boyansın. Tamamen karla kaplansın. Zamanı geldiğinde karla birlikte erisin, aksın gitsin, yok olsun. Her şey temizlensin,'' diyor evren. Ah keşke!..
Az önce TV haberlerinde Amerika'da su borusuna konan minik bir kuşun ayaklarının boruya yapışarak donduğu haberi vardı. Yaşlı bir çiftçinin avucunun içine aldığı ve nefesiyle ısıtarak buzdan kurtardığı kuşun can havliyle gökyüzüne süzülerek kayboluşunu gösteren duygusal sahneler izlenmeye değerdi.
Ve gün boyu görünmeyen kuşlar, akşam üzeri gökyüzünde pike yapmaya başladılar. Bu da iyice aç kaldıklarının resmiydi sanırım. Dün gece pencerenin önüne koyduğum yemlerin üzerine de kar yağmış. Yine de gelir bulurlar zannetmiştim ama hiç dokunulmamış bu kez. Yılbaşında yağan karda aşurelik buğday ile bulgur koymuştum yem olarak. Sabah erkenden gelip yediklerine şahit oluyordum. Ürkütmemek için bakmıyordum, ancak perdenin alt kısmından ayakları görünüyordu. İnsanoğlunu mutlu eden ender sahnelerden biri bence bu. Gerçekten çok mutlu olunuyor...
02/12/2016
Kestane Kebap, Yemesi Sevap
Resmi olarak kış mevsimine girdik de ilk gününü harcadık bile. Bu yıl epeyce soğuk olacağa benziyor. Şimdiden donuyor olmamız da kanıtı. Aralık başında hiç bu kadar üşüdüğümü hatırlamıyorum...
Patlamış mısırla birlikte uzun kış gecelerinin değişmez, sıcacık ve de eğlencelik atıştırmalığı olan kestane çarşıda, pazarda çoktan yerini aldı bir taraftan. Caddelerde pişirme tezgâhlarından buram buram yükselen ve her yanı sarmalayan şahane kestane kebap kokuları var. Bu kokular insanı cezbetmekle kalmıyor, içini de ısıtıyor sanki.
''Orman ağacı meyvelerinden biri'' olarak adı geçen ve aslen bir tohum olan kestane, nişastalı yapısıyla yüzyıllardır beslenme kültürümüzde önemli bir yere sahip olmuş, yemeklerde kıvam artırıcı ve lezzet takviyesi olarak tercih edilmiş, pilavlara katılmış. Başta kestane şekeri olmak üzere lezzet küpü tatlıları, ezmeleri, püreleri yapılmış. Vitamin ve mineral bakımından oldukça zengin, aynı zamanda yağ oranı düşük olan kestanenin, özellikle çiğ kestanenin insan sağlığı üzerinde saymakla bitmeyen ne çok faydası varmış?! Sakinleştirici özelliği var. Stresin en büyük düşmanı. Çiğ olarak yendiğinde mide rahatsızlıklarını hafifletiyor. Enerji veriyor, yorgunluğu azaltıyor. Yüksek ateş düşürücü. Diş ve diş etlerinin güçlenmesine yardım edip çürümeleri de engelliyor. Beyin hücrelerini geliştirerek unutkanlığı önlüyor.
Patlamış mısırla birlikte uzun kış gecelerinin değişmez, sıcacık ve de eğlencelik atıştırmalığı olan kestane çarşıda, pazarda çoktan yerini aldı bir taraftan. Caddelerde pişirme tezgâhlarından buram buram yükselen ve her yanı sarmalayan şahane kestane kebap kokuları var. Bu kokular insanı cezbetmekle kalmıyor, içini de ısıtıyor sanki.
''Orman ağacı meyvelerinden biri'' olarak adı geçen ve aslen bir tohum olan kestane, nişastalı yapısıyla yüzyıllardır beslenme kültürümüzde önemli bir yere sahip olmuş, yemeklerde kıvam artırıcı ve lezzet takviyesi olarak tercih edilmiş, pilavlara katılmış. Başta kestane şekeri olmak üzere lezzet küpü tatlıları, ezmeleri, püreleri yapılmış. Vitamin ve mineral bakımından oldukça zengin, aynı zamanda yağ oranı düşük olan kestanenin, özellikle çiğ kestanenin insan sağlığı üzerinde saymakla bitmeyen ne çok faydası varmış?! Sakinleştirici özelliği var. Stresin en büyük düşmanı. Çiğ olarak yendiğinde mide rahatsızlıklarını hafifletiyor. Enerji veriyor, yorgunluğu azaltıyor. Yüksek ateş düşürücü. Diş ve diş etlerinin güçlenmesine yardım edip çürümeleri de engelliyor. Beyin hücrelerini geliştirerek unutkanlığı önlüyor.
20/02/2016
Bahara Dönüşen Kışlar Var!
''Dağlarına bahar gelmiş memleketimin''...
Hem de vaktinden çok önce...
Henüz şubat ayındayız, yani kış mevsiminde. Normalde havanın kapalı olması gerekir. Dahası, sağlam bir soğuk eşliğinde yağmur ya da kar yağışı gerekir.
Ancak hafta başından beri bırakın baharı, yaz havası var dışarıda. Ilık esintiler yayılıyor dört bir yana.
Pırıl pırıl bir gökyüzü var, güneş var, ağaçlarda bahar çiçekleri, yemyeşil çimlerin üzerinde uğur böcekleri var. Nergisler, mis kokulu sümbüller salkım salkım...
Üstelik atasözlerimizden birinde kapıdan baktırdığı, kazma kürek yaktırdığı söylenen mart ayına haftalar varken oluyor tüm bunlar.
Gel de şaşırma...
Yaz kışa karışmış iyiden. Bakın, şubat ayında açtığı bilinen ve adını şurada elbirliğiyle öğrendiğimiz ''viburnum tinus'' bir kış çiçeği idi. Onca zaman sonra düz beyaz renkte olanlarına rastladım. Güzelliğe bakın. Gelin çiçekleri gibi.
Kış çiçekleri bahar çiçekleriyle aynı havayı soluyor şu an... Doğa sürprizleriyle heyecan veriyor...
Hem de vaktinden çok önce...
Henüz şubat ayındayız, yani kış mevsiminde. Normalde havanın kapalı olması gerekir. Dahası, sağlam bir soğuk eşliğinde yağmur ya da kar yağışı gerekir.
Ancak hafta başından beri bırakın baharı, yaz havası var dışarıda. Ilık esintiler yayılıyor dört bir yana.
Pırıl pırıl bir gökyüzü var, güneş var, ağaçlarda bahar çiçekleri, yemyeşil çimlerin üzerinde uğur böcekleri var. Nergisler, mis kokulu sümbüller salkım salkım...
Üstelik atasözlerimizden birinde kapıdan baktırdığı, kazma kürek yaktırdığı söylenen mart ayına haftalar varken oluyor tüm bunlar.
Gel de şaşırma...
Yaz kışa karışmış iyiden. Bakın, şubat ayında açtığı bilinen ve adını şurada elbirliğiyle öğrendiğimiz ''viburnum tinus'' bir kış çiçeği idi. Onca zaman sonra düz beyaz renkte olanlarına rastladım. Güzelliğe bakın. Gelin çiçekleri gibi.
27/01/2016
Karla Akla Düşenler
''Kar yağsa, her tarafı tertemiz, bembeyaz bir sükunet kaplasa,'' dedik durduk; ama yağıp yağacağı bu kadarmış. Yağmasıyla erimesi bir oldu yine...
Bir taraftan da Doğu bölgemizde insan boyunu aşmış ve bir türlü erimek bilmeyen karların kapladığı kasabalarda yöre halkının ve askerlerimizin mağduriyet haberleri var. Hayatın her alanında olduğu gibi karda kışta bile bir adaletsizlik söz konusu. Ve tüm dengesizlikler karla birlikte daha bir yoğunluk kazanıyor sanki.
Dün İstanbul'da barınacak yeri olmadığı için sokakta yaşayan 55 yaşındaki bir adam, soğuktan donmuş halde bulundu. Ölümlerin en acısı, en iç sızlatanı. Hiç mi kimse görmedi, hiç mi kimsenin aklına düşmedi bu zavallı adam? Sırada kimler var, hangi soğuk kuytularda daha nice can iliklerine kadar donuyor :(
Soğuklarda kimsesiz birini görünce hemen yandaki telefon numaralarını aramak ilk çözümlerimizden biri olsun lütfen.
Ve kuşlar...
Yiyecek bulamazlar hani kar yağınca...
Onlar için geçenlerde çok güzel bir çözüme rastladım.
Lütfen siz de elinizden geldiğince uygulamaya çalışın.
Bitmiş kağıt havlu ya da tuvalet kağıdı rulolarına bal ya da reçel sürüp taneli yemlere batırıyor ve etraftaki uygun yerlere ya da ağaçlara asıyorsunuz
Bunu yapın ve seyredin...
İnanın böyle bir insanlık borcunu yerine getirdiğiniz için, sevinç ve huzurla dolacaksınız.
Kardan kıştan bahsettik madem, yine dün çektiğim 1 dakikalık kısa videoyu koyayım buraya.
Sessizce yağsın bu sayfada. Yağsın, yağsın, yağsın...
Sessiz çığlıkları aklımızdan hiç çıkarmasın.
Sessizliğiyle o sessizliğin sesi olsun...

Bir taraftan da Doğu bölgemizde insan boyunu aşmış ve bir türlü erimek bilmeyen karların kapladığı kasabalarda yöre halkının ve askerlerimizin mağduriyet haberleri var. Hayatın her alanında olduğu gibi karda kışta bile bir adaletsizlik söz konusu. Ve tüm dengesizlikler karla birlikte daha bir yoğunluk kazanıyor sanki.
Dün İstanbul'da barınacak yeri olmadığı için sokakta yaşayan 55 yaşındaki bir adam, soğuktan donmuş halde bulundu. Ölümlerin en acısı, en iç sızlatanı. Hiç mi kimse görmedi, hiç mi kimsenin aklına düşmedi bu zavallı adam? Sırada kimler var, hangi soğuk kuytularda daha nice can iliklerine kadar donuyor :(
Soğuklarda kimsesiz birini görünce hemen yandaki telefon numaralarını aramak ilk çözümlerimizden biri olsun lütfen.Ve kuşlar...
Yiyecek bulamazlar hani kar yağınca...
Onlar için geçenlerde çok güzel bir çözüme rastladım.
Lütfen siz de elinizden geldiğince uygulamaya çalışın.
Bitmiş kağıt havlu ya da tuvalet kağıdı rulolarına bal ya da reçel sürüp taneli yemlere batırıyor ve etraftaki uygun yerlere ya da ağaçlara asıyorsunuz
Bunu yapın ve seyredin...
İnanın böyle bir insanlık borcunu yerine getirdiğiniz için, sevinç ve huzurla dolacaksınız.
Sessizce yağsın bu sayfada. Yağsın, yağsın, yağsın...
Sessiz çığlıkları aklımızdan hiç çıkarmasın.
Sessizliğiyle o sessizliğin sesi olsun...

02/01/2016
Zarif Kış Çiçekleri (Viburnum Tinus Lucidum)
Pembeli beyazlı bu minik çiçeklerin çetin kış şartlarında açmış olmaları ve böylesi harika bir görsel şölen sergilemeleri inanılır gibi değil, öyle değil mi?
Fotoğrafları iki yıl önce mart ayında çekmişim. Soğuk bir kış günü kaldırımın kenarından tel örgülere yaslanmış biçimde karşıma çıkmışlardı bu güzeller.
Oluşturdukları muhteşem görüntüler yol boyunca devam ediyordu.
''Oraya dikilmeleri hangi ince ruhlu insanın fikriydi kim bilir?'' diye düşünmüştüm.
Kendisi de çiçekleri kadar zarif olmalıydı.
Hayatımda ilk kez görmüştüm bu çiçekleri...
Başlarına dikilip uzun uzun ve hayranlıkla seyrettiğimi hatırlıyorum. Kış mevsiminde dizayn için kullanılmış yapma çiçek gibi duruyorlardı. Daha doğrusu, soğuğa karşı direnç göstersin diye mumdan yapılmış gibiydiler.
Hatta bakın, fotoğraflarda bile öyle görünüyorlar.
''Mum çiçeği'' bu olsa gerek diye düşünmüştüm. Ve soğukta açan bu kadar güzel bir çiçek daha görmemiştim...
İşte bu fotoğraflara az önce arşivi düzenlerken rastladım ve çiçeğin gerçek isminin ne olduğunu öğrenmek istedim.
Ancak, görselleri Google'da o kadar aratmama rağmen bir türlü öğrenemedim. Mum çiçeğine benziyor; ama değil. ''Viburnum tinus'' adlı bir çiçek bu. 2016'da blogumun ilk yazısına konu olan olağanüstü çiçek...
Onlar bu minicik, zarif ve harika görüntüleriyle ne rüzgârdan ve yağmurdan ne de kardan, soğuktan, ayazdan etkileniyorlar. Dışarıdan gelebilecek her türlü olumsuz şarta karşı nasıl da dimdik ve pırıl pırıl ayaktalar.
Sahi bu çiçeği tanıyan, Türkçe adını bilen var mı?
* * *
(EK)
Ben bu çiçeğe hayran kaldım.
Alttakiler de 17-21 Şubat 2016 tarihleri arasında rastladığım parlak yapraklı kartopular.
Gördüğünüz gibi farklı türleri var. Ancak, pembe-beyaz çiçekleri olanına
bir daha rastlayamadım.
İki yıl sonra onları yine yeniden görebilmek için dikkatli bakmak gerekiyormuş demek ki.
Yoksa nasıl farkedecektim ?
Fotoğrafları iki yıl önce mart ayında çekmişim. Soğuk bir kış günü kaldırımın kenarından tel örgülere yaslanmış biçimde karşıma çıkmışlardı bu güzeller.
Oluşturdukları muhteşem görüntüler yol boyunca devam ediyordu.
''Oraya dikilmeleri hangi ince ruhlu insanın fikriydi kim bilir?'' diye düşünmüştüm.
Kendisi de çiçekleri kadar zarif olmalıydı.
Hayatımda ilk kez görmüştüm bu çiçekleri...
Başlarına dikilip uzun uzun ve hayranlıkla seyrettiğimi hatırlıyorum. Kış mevsiminde dizayn için kullanılmış yapma çiçek gibi duruyorlardı. Daha doğrusu, soğuğa karşı direnç göstersin diye mumdan yapılmış gibiydiler.
Hatta bakın, fotoğraflarda bile öyle görünüyorlar.
''Mum çiçeği'' bu olsa gerek diye düşünmüştüm. Ve soğukta açan bu kadar güzel bir çiçek daha görmemiştim...
İşte bu fotoğraflara az önce arşivi düzenlerken rastladım ve çiçeğin gerçek isminin ne olduğunu öğrenmek istedim.
Ancak, görselleri Google'da o kadar aratmama rağmen bir türlü öğrenemedim. Mum çiçeğine benziyor; ama değil. ''Viburnum tinus'' adlı bir çiçek bu. 2016'da blogumun ilk yazısına konu olan olağanüstü çiçek...
Onlar bu minicik, zarif ve harika görüntüleriyle ne rüzgârdan ve yağmurdan ne de kardan, soğuktan, ayazdan etkileniyorlar. Dışarıdan gelebilecek her türlü olumsuz şarta karşı nasıl da dimdik ve pırıl pırıl ayaktalar.
(EK)
Ben bu çiçeğe hayran kaldım.
Alttakiler de 17-21 Şubat 2016 tarihleri arasında rastladığım parlak yapraklı kartopular.
Gördüğünüz gibi farklı türleri var. Ancak, pembe-beyaz çiçekleri olanına
bir daha rastlayamadım.
Yoksa nasıl farkedecektim ?
06/11/2015
El Nino, Kasırgaların Efendisi
2015 Temmuz ayındaki kadar sıcak görmediğimizi yazmıştık sürekli. Canımızdan bezdirecek, kıpırdayacak hal bırakmayacak kadar sıcaktı gerçekten.
Görülmemiş bir rekor kırılmaktaymış meğer. Sıcaklıkların kayıt altına alındığı 1880'den bugüne yeryüzünde görülmüş en sıcak ay geçtiğimiz temmuz ayı imiş. Hatta Amerikan Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA) bunun son 4 bin yılda görülmüş en sıcak ay, dünyanın Tunç Çağı'ndan bu zamana değin yaşadığı en sıcak mevsim olabileceğini belirtmiş (Bkz).
Dehşet içinde kaldım resmen! Ya bundan sonraki temmuzlar, ağustoslar, yazlar ve kışlar ne olacaktı? Daha da beterleri olursa nasıl dayanacaktık?
Derken, geçtiğimiz günlerde bu korkumu tetikleyen bir açıklama geldi: Dünya Meteoroloji Örgütü, El Nino adlı doğa olayının, 2015 yılının son yarısında etkisini giderek artırıp son 50 yılın en güçlülerinden biri olabileceğini söyledi!
İşte size hava durumu ile ilgili endişe veren bu radikal değişikliklerin gerçek sebebi: EL NİNO
İngiliz meteoroloji uzmanlarına göre bugüne kadar küresel ısınma ile ilgili en belirgin etkiler bu kış yaşanacak, dünyanın pek çok bölgesinde benzeri görülmemiş büyüklükte doğal felaketler meydana gelecek! Fırtınalar, kasırgalar, seller vuracak!
ABD ve Avrupa'nın kuzeyinde aşırı soğuklar etkili olurken ABD'nin güneyi ve Güney Avrupa ülkelerinde, içlerinde Türkiye'nin de bulunduğu Akdeniz ülkelerinde ise daha ılık, ancak fırtına, kasırga, hortum ve sel felaketlerinin sık gerçekleşeceği ''ıslak'' bir kış mevsimi yaşanacak.
El Nino, yılın sonuna rastladığı ve doğumuyla bağdaştırıldığı için ''İsa'nın Oğlu'' anlamına gelen İspanyolca bir kelime. Kasırgaları tetikleyen kuvvetli meteorolojik olaylara neden olan ve yaklaşık bir yıl süren bir doğa olayı. Doğu ve Ekvatoryal Pasifik Okyanusu yüzey suyunun aşırı ısınması ile karakterize edilen dünyanın en güçlü periyodik iklim dalgalanması... Atmosferin genel dolaşımını da etkilemesi küresel hava ve iklim üzerinde oldukça geniş boyutta etki yaratıyor.
Sıcak ve bunaltıcı hava dalgaları, ölümcül fırtınalar, hortumlar, seller, yoğun kar yağışları, donlar, heyelanlar, kuraklıklar ve hatta yangınlar... Bunların hepsi El Nino'nun eseri.
Okyanus sularının ısınmasına bakılarak hazırlanan raporda bir önceki ''Süper El Nino'' uyarısı 1997-1998 için yapılmış. O tarihlerde gerçekleşen Linda adlı kasırganın hızı saatte 295 kilometre imiş. Bu yıl ise Meksika’da rüzgar hızı 325 kilometreye ulaşarak Linda'yı sollamış olan Patricia kasırgası nedeniyle Büyük Okyanus kıyılarındaki bazı bölgelerde olağanüstü hal ilan edildi. En üst seviye olan 5.kategorideki Patricia, Batı yarıkürede kayıtlara geçmiş en şiddetli kasırga oldu. Tetikleyicisi ise elbette ki bu yılın güçlü bir El Nino yılı olması.
Şimdi de şu kasırgaların isimlerine gelelim mi?
Bence bu önemli. Çünkü konuyla ilgili öyle çok yerde yanlış bilgiye rastlıyorum ki. Bütün kasırgaların adının kadın adı olduğunu iddia edenler var en başta. Hatta bir de soru üretmişler. ''Amerika'da kasırga isimlerine neden kadın adı veriliyor?'' diyorlar. Çünkü ikisi de giderken hem arabayı hem evi götürüyormuş.
Hay Allah, güler misin, ağlar mısın?
İlk kez 19. yüzyılın sonlarında Avustralyalı bir meteorolog kasırgalara isim koymaya başlamış ve kadın ismi tercih etmiş. Bu doğru. Fikri benimseyen Amerika Ulusal Kasırga Merkezi olayı 1953 yılı itibariyle resmi olarak yürürlüğe koymuş. Tarihi çok öncelere dayanmıyor yani. Ancak, 1979'dan sonra kadın isimlerinin yanına erkek isimleri eklenmesine karar veriliyor.
Şu şekilde:
Görülmemiş bir rekor kırılmaktaymış meğer. Sıcaklıkların kayıt altına alındığı 1880'den bugüne yeryüzünde görülmüş en sıcak ay geçtiğimiz temmuz ayı imiş. Hatta Amerikan Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA) bunun son 4 bin yılda görülmüş en sıcak ay, dünyanın Tunç Çağı'ndan bu zamana değin yaşadığı en sıcak mevsim olabileceğini belirtmiş (Bkz).
Dehşet içinde kaldım resmen! Ya bundan sonraki temmuzlar, ağustoslar, yazlar ve kışlar ne olacaktı? Daha da beterleri olursa nasıl dayanacaktık?
Derken, geçtiğimiz günlerde bu korkumu tetikleyen bir açıklama geldi: Dünya Meteoroloji Örgütü, El Nino adlı doğa olayının, 2015 yılının son yarısında etkisini giderek artırıp son 50 yılın en güçlülerinden biri olabileceğini söyledi!
İşte size hava durumu ile ilgili endişe veren bu radikal değişikliklerin gerçek sebebi: EL NİNO
İngiliz meteoroloji uzmanlarına göre bugüne kadar küresel ısınma ile ilgili en belirgin etkiler bu kış yaşanacak, dünyanın pek çok bölgesinde benzeri görülmemiş büyüklükte doğal felaketler meydana gelecek! Fırtınalar, kasırgalar, seller vuracak!
ABD ve Avrupa'nın kuzeyinde aşırı soğuklar etkili olurken ABD'nin güneyi ve Güney Avrupa ülkelerinde, içlerinde Türkiye'nin de bulunduğu Akdeniz ülkelerinde ise daha ılık, ancak fırtına, kasırga, hortum ve sel felaketlerinin sık gerçekleşeceği ''ıslak'' bir kış mevsimi yaşanacak.
El Nino, yılın sonuna rastladığı ve doğumuyla bağdaştırıldığı için ''İsa'nın Oğlu'' anlamına gelen İspanyolca bir kelime. Kasırgaları tetikleyen kuvvetli meteorolojik olaylara neden olan ve yaklaşık bir yıl süren bir doğa olayı. Doğu ve Ekvatoryal Pasifik Okyanusu yüzey suyunun aşırı ısınması ile karakterize edilen dünyanın en güçlü periyodik iklim dalgalanması... Atmosferin genel dolaşımını da etkilemesi küresel hava ve iklim üzerinde oldukça geniş boyutta etki yaratıyor.
Sıcak ve bunaltıcı hava dalgaları, ölümcül fırtınalar, hortumlar, seller, yoğun kar yağışları, donlar, heyelanlar, kuraklıklar ve hatta yangınlar... Bunların hepsi El Nino'nun eseri.
Okyanus sularının ısınmasına bakılarak hazırlanan raporda bir önceki ''Süper El Nino'' uyarısı 1997-1998 için yapılmış. O tarihlerde gerçekleşen Linda adlı kasırganın hızı saatte 295 kilometre imiş. Bu yıl ise Meksika’da rüzgar hızı 325 kilometreye ulaşarak Linda'yı sollamış olan Patricia kasırgası nedeniyle Büyük Okyanus kıyılarındaki bazı bölgelerde olağanüstü hal ilan edildi. En üst seviye olan 5.kategorideki Patricia, Batı yarıkürede kayıtlara geçmiş en şiddetli kasırga oldu. Tetikleyicisi ise elbette ki bu yılın güçlü bir El Nino yılı olması.
Şimdi de şu kasırgaların isimlerine gelelim mi?
Bence bu önemli. Çünkü konuyla ilgili öyle çok yerde yanlış bilgiye rastlıyorum ki. Bütün kasırgaların adının kadın adı olduğunu iddia edenler var en başta. Hatta bir de soru üretmişler. ''Amerika'da kasırga isimlerine neden kadın adı veriliyor?'' diyorlar. Çünkü ikisi de giderken hem arabayı hem evi götürüyormuş.
Hay Allah, güler misin, ağlar mısın?
İlk kez 19. yüzyılın sonlarında Avustralyalı bir meteorolog kasırgalara isim koymaya başlamış ve kadın ismi tercih etmiş. Bu doğru. Fikri benimseyen Amerika Ulusal Kasırga Merkezi olayı 1953 yılı itibariyle resmi olarak yürürlüğe koymuş. Tarihi çok öncelere dayanmıyor yani. Ancak, 1979'dan sonra kadın isimlerinin yanına erkek isimleri eklenmesine karar veriliyor.
Şu şekilde:
2006- Alberto, Beryl, Chris, Debby, Ernesto, Florence, Gordon, Helene, Isaac, Joyce, Kirk, Leslie, Michael, Nadine, Oscar, Patty, Rafael, Sandy, Tony, Valerie, William
2007- Andrea, Barry, Chantal, Dean, Erin, Felix, Gabrielle, Humberto, Ingrid, Jerry, Karen, Lorenzo, Melissa, Noel, Olga, Pablo, Rebekah, Sebastien, Tanya, Van, Wendy
2014- Arthur, Berta, Cristobal, Dolly, Edouard, Fay, Gonzalo, Hanna, Isaias, Josephine, Kyle, Laura, Marco, Nana, Omar, Paulette, Rene, Sally, Teddy, Vicky, and Wilfred
Amerika Ulusal Kasırga Merkezi kasırgalar için isim tabloları oluşturuyor. Her yıl için 21 adet isim ve 6 listeden oluşan tablo, bir erkek bir kadın ismi şeklinde sıralanarak A'dan Z harfine gidiyor ve bu liste 6 yılda bir tekrar ediyor. Eğer bir kasırga çok sayıda can ve mal kaybına sebep olmuşsa, "efsane" oluyor. Kasırgaya verilen isim listeden çıkarılıp yeni bir isim ekleniyor. Örnek mi?
2005'te New Orleans'ta korkunç zararlara yol açan Katrina listeden çıkarılan isimlerden en ünlüsü. 1953'ten beri 40 kasırganın ismi bu şekilde listeden alınarak bir daha kullanılmamış.
Anlayacağınız; şiddetli kasırgaların çoğunlukla kadın ismi taşıması sadece bir tesadüf...

Kaydol:
Kayıtlar (Atom)































