felsefe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
felsefe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

02/04/2024

Eğil Salkım Söğüt Eğil 😢

''Bir şafaktan bir şafağa / Bir akşamdan bir akşama
'Merhaba' demeden daha / Bu gitmeler gitmek değil
Eğil salkım söğüt eğil / Bu benimki sevda değil
Eğil yağmur, rüzgâr eğil / Bu benimki sevda değil''

Sözleri Ahmet Çuhacı, bestesi Zülfü Livaneli'ye ait olan Sevda Değil (Eğil Salkım Söğüt Eğil) adlı bu parça hayatımda çok özel bir yere sahiptir. Her dinleyişimde sevgili hocam gelir gözlerimin önüne. Gururlanırım. Hem de çok...

Şair ve yazar Ahmet Çuhacı benim lise felsefe hocamdır. 

''Sanatın çırağı'' olmaya çalıştığını söyleyecek kadar mütevazı biridir. ''Karalamalar'' diye bahsettiği "Şiir, duvarları olmayan bir hapishanedir." , ''Anne, İstanbul'um ben, dışım büyüdükçe içim daralıyor.'' , "Adam, tütün kâğıdına yazdı özgeçmişini, kâğıdın yarısı boş kaldı," benzeri genelde tek cümleden oluşan düşündürücü şiirlerini Fon/dip Notları adlı kitabında toplamıştır. Kendisinden ve şiirlerinin sözlerine beste yapan Şehabettin Genç hocamdan blog yazmaya başladığım ilk yıllarda şurada bahsetmiştim. Ahmet Hocam; Edip Akbayram, Zülfü Livaneli, Hasret Gültekin, Coşkun Demir, Banu Kırbağ gibi sanatçıların albümlerine unutulmaz katkılarda bulunmuştur (Bkz.).

Sevda Değil (Eğil Salkım Söğüt Eğil)

Söz: Ahmet Çuhacı
Müzik: Zülfü Livaneli

24/08/2019

Assos, Tarih, Aşk, Felsefe

Çanakkale'nin Ayvacık İlçesi, Behram Köyü sınırları içindeki Assos Antik Kenti'ndeyiz.

Antik Çağ'da Troas diye adlandırılan, günümüzde adı Behramkale olan Assos'ta ilk yerleşim kayıtları MÖ 200'e dayanıyor. Tam karşısındaki Midilli Adası'dan (Lesbos) gelen insanların katılımıyla bir Yunan koloni şehri olan antik kent, Perslerin, Lidyalıların işgali altında yaşamış bir süre. Daha sonra da Athena birliğine katılmış.

Assos'a en son altı yıl önce gelmiştim. Bu üçüncü ziyaretim; ancak içimde yine bariz bir heyecan! Nedenini biliyorum. Antik kentin en yüksek noktasında bulunan Athena Tapınağı'ndan önünüze serilen eşsiz manzara! Demiştim ki:

''Binlerce yıldır yıkılmadan ayakta kalabilmiş sütunların arasından göz kırpan bu doyumsuz manzara, iddia ediyorum ki başka hiçbir antik kentte, hatta dünyanın hiçbir yerinde rastlayamayacağınız kadar doyumsuz!'' Bu sözlerimi bir kez daha yineliyorum. Burada olmak kelimenin tam manasıyla ''doyumsuz'' bir haz! Burası aynı zamanda Edremit Körfezi'nin en uç noktası. Ege Denizi'ne hakim konumuyla masalsı, eşsiz bir güzelliğe sahip olan Assos'un beni en çok etkileyen yanı; yukarıdan, Edremit Körfezi'nin en uç noktasından Midilli Adası'nı seyretmek. Volkanik kayaçlar üzerine kurulu antik kentte uçsuz bucaksız, dingin ve masmavi bir deniz eşliğinde seyredilen manzara tabloları kıskandıracak kadar güzel.

Büyüleyici... Tarih, doğa, kültür ve denizle harmanlanmış böylesi bir ortamda yüzyıllar öncesine kolaylıkla ışınlanabilir insan. Bir Lidyalı, Pers ya da Romalı ruhuna bürünüp hiç bıkmadan saatlerce kalabilir. Yahut kendini o dönemlerde yaşayan bir tanrı veya tanrıça gibi hissederek güneşin batışını seyredebilir.

29/03/2010

Nietzsche ve Annelik Kavramı


''Anne'' kavramı.. Dünyaya getiren.. Tensel temasla başlayan sıcaklığı hissedilip bağlanılan ilk insan figürü. İlk doyum kaynağı..

Ama bilirsiniz, annelik sadece ''doğurmakla'' bitmiyor...

Sürekli ve tutarlı bir şekilde sürdürdüğü sevgisi hissedilen, tarafından gelecek her türlü öğretinin koşulsuz kabul edildiği, çocuğunun sorumluluğunu üstlenip onu geleceğe sağlam bir karakter ve güven duygusuyla taşıyan, bu yola hayatını adayan benzersiz bir varlıktır anne, öyle olmalıdır.

Özellikle anne-oğul arasındaki ilişkiler... Oğullarını erkekliğinin farkına vardırıp, değerler katarak güçlü, sevecen bir birey olarak yetiştirmek ve onların kişilik gelişmeleriyle toplumsal davranışlarının aldığı şekil tamamen annelerin elindedir. Evladının hem kendi hayatında kendisine yetebilmesi, hem gelecekteki eşi ve ailesi için sağlıklı bir model olabilmesi bütünüyle anneye bağlıdır.

Dolayısıyla ''anne'' aile içinde daimi bir rol modeldir...


                                                                . . . .

"Her birimiz içinde annesinden damıtılmış bir kadın imgesi taşır. Her birimiz bu modelden yola çıkarak kadınlara saygı, nefret duymak ya da tümüyle ilgisiz kalmaya kararlıdır."
Friedrich NIETZSCHE

Şimdi Nietzsche'nin hemcinsleri adına sarfettiği ve anne-oğul arasındaki ilişkinin önemini vurguladığı bu sözlerinin yıllardır beynime derin bir şekilde nakşolarak bana verdiği rahatsızlığa ve nedenine geçelim...

Nietzsche'nin içindeki ''annesinden damıtılmış kadın'' ne yazık ki sadece;
''nefret duyulan ve tümüyle ilgisiz kalınan bir imge'' dir...

Yanlış duymadınız. 19. yüzyılda düşün dünyasında varoluşçuluk ve postmodernizm gibi akımlara damgasını vuran bir ''dahi'' olarak kabul edilen Nietzsche, bilinen en ünlü kadın düşmanlarından biridir. Üstün zekasına ve yüksek kültür düzeyine rağmen ''Kadın en sığdan bile daha sığdır,'' diyebilecek kadar sığlaşmış bir filozoftur...

Ve felsefi yazılarında kadınlar hakkında birçok aşağılayıcı söze yer vermiştir. Örneğin;
''Kadınlara mı gidiyorsun ? Öyleyse kırbacını unutma !''

Tüm bunlara sebepse kendiyle hiçbir zaman ilgilenmeyen ve babası hastayken bile onu kapının önüne koyup aşığını eve alan annesidir.

Ne kadar tüyler ürpertici değil mi?
. . . .
Sorumluluğunu taşıyabileceğine dair inanç içinde olmadıkça ve onun maddi, manevi tüm sorunlarına karşı pozitif bir donanım içinde bulunmadıkça ''dünyaya bir çocuk getirme'' fikrinden uzak durulmalıdır.

Ne dersiniz?

23/06/2009

Hayatın Kendi Eserindir


Birçok insan kendini kaderin akışına bırakır. Başka bir deyişle başına gelecekleri kaçınılmaz şeyler olarak görebilir. Bu aynı zamanda umutsuzluğun diğer adı gibidir.

Tüm dünyada bir ''dahi'' olarak kabul edilen ve devlet adamı, şair, bilim adamı olma gibi pek çok özelliği üzerinde barındıran Alman düşünür GOETHE öyle demiyor ama. Onun felsefesi ''kendi hayatının mimarı olmak''.. Ve ona göre hayatta şanstan çok düşünme, çalışma ve emeğin payı var.

Goethe'ye göre hayatımız bir ''ESER''.


Goethe eserlerini yaratırken nasıl büyük bir titizlikle çaba gösterdiyse hayatıyla ilgili de aynı hassasiyeti gösterip aynı eleştirel gözle baktığını ve hayatının kendi ellerinde biçimlenen bir ''eser'' olduğunu söylüyor.
Yaşlı bir adam olduğunda insanların kendisini sadece geride bıraktıklarıyla ve yazdıklarıyla ilgili övdüklerini, ama asıl yaşamını şekillendirirken sergilediği ustalığı sezinleyemediklerini, hep ''şanslı biri'' olarak görüldüğünü vurguluyor.

Ve şunları da ekliyor :
''Bilge olmak için yaşlanmak mı gerek? Oysa aslında insan yaşı ilerledikçe, eskiden ne kadar akıllıysa öyle kalmaya çabalasın yeter. İnsan, hayatın farklı basamaklarında şüphesiz farklı biri olur. Ama daha iyi biri olduğunu söyleyemez. Ve belli şeylerde altmış yaşındaymış gibi yirmisinde de haklı olabilir. Şüphesiz insan dünyayı tepelerin zirvesinde düzlükte olduğundan farklı görür. Ama hepsi bundan ibarettir. Denemez ki bir konumdayken ötekinden daha çok haklıdır.''