maydanoz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
maydanoz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24/12/2017

Doğal Tohum Yetiştirmek

Buğday Derneği'nin 2011 yılından beri devrede olan, kaybolmaya yüz tutmuş atalık tohumların Tohum Takas Projesi adlı iletişim ağı ile yaygınlaştırma çalışmalarını duymuşsunuzdur.

Üzerinde oynanmamış, herhangi bir kimyasal ilaç değmemiş, besin değeri yüksek bu tohumlar Anadolu'da yüzyıllardır kullanılan Osmanlı çileği, deli bezelye, pembe domates gibi sağlıklı ve leziz gıdalar. Küçük çiftçiler arasında yalnızca takas karşılığı gerçekleşen ve yerel tohumların korunup çoğaltılmasını amaçlayan harika bir proje. Blog açıp saksıda pembe domates yetiştirme yoluyla bu ağa dahil olanlar da azımsanmayacak sayıda.

"Ek tohumun hasını, çekme yiyecek yasını" demiş atalarımız. Fotoğrafta görülen sağlıklı, mis gibi tohumları da ben yetiştirdim efendim:)
Köylü pazarından aldığım maydanozlarda ilaç kokusu farketmemle başlayan balkonda maydanoz yetiştirme serüvenimdeki son aşama doğal tohum elde etme üzerine ve sonuç oldukça memnuniyet verici. Bu kararı durup dururken almadım tabii. İkinci hasat için aldığım paketten çıkan tohumlardan tek bir tanesinin bile çimlenmemesiydi neden ve sinir bozucuydu.

Tohumlarla ilgili yerel tohum, organik tohum, GDO'lu tohum, doğal tohum gibi ayrımlar var.
Şemsiye biçiminde açan minik, beyaz çiçekler içlerinde büyüttükleri kapsüllerle haftalarca balkonumu süslemekle kalmadılar. Süreç sona erip kahverengiye dönüştüklerinde işte böylesi bereketli ve sağlıklı tohumlara dönüştüler.

Elde ettiğim tohumlar yerel (atalık) tohum değil ama "doğal tohum". Genetiğiyle oynanmamış, kimyasal ilaç ve de gübre kullanmadan yetiştirilen bitkiden alınmış tohum. Yalnızca toprak ve suyla büyüttüğüm maydanozlarımdan aldığım tohumlar bunlar. Ve sonuç muhteşem gerçekten.

Atalık tohumlarla ve takas yoluyla (parayla satın almak yasak çünkü) "saksıda pembe domates yetiştirme" olayı sahi ne güzel fikir!


25/11/2015

Gıda Terörü - Minik Bahçem

Sağlığa zararlı, kanserojen gıdalarla ilgili ne yapmamız gerektiği konusunda iyice zorlanmaya başladık artık...
Gün geçmiyor ki gıda terörüyle ilgili yeni bir haber gündeme düşmesin. Yumurta sarılarının tavuk yemlerine katılan kimyasallarla istenilen renge ulaştığı, tavuk etinde ve karaciğerinde arsenik bulunduğu, modern buğdayla yapılan ekmeğin çok tehlikeli olduğu, hatta ekmeğin de sigara bırakır gibi aniden bırakılması gerektiğine benzer can sıkıcı haberler yine peş peşeydi...

Peki onca insan doğal tavuğu, köy yumurtasını, doğal buğdaydan yapılmış ekmeği nereden bulacaktı? Konuyla ilgili çözüm üretmek, örneğin devletle işbirliğine gitmek yerine; yediğimiz içtiğimiz ne varsa ''ölümcül'' olduğunu söylemek can sıkmaktan, insanları daimi biçimde kahretmekten başka ne işe yarıyordu?
Bozulmaması, küflenmemesi için her şeye kimyasal katıldığı sürekli tekrar ediliyordu ki bunu ben maydanozda bile farketmiştim. Yazın pazarda sergi açmış köylü kadından aldığım maydanozlar eve geldiğimde acayip ilaç kokuyordu. Hangi köy yumurtasından, tavuğundan, sebzesinden, maydanozundan bahsediliyordu? Besbelli köylüler de kendi aralarında kimyasal ilaç yarışına girmişlerdi. Üstelik kullandıkları dozun bilincinde de değillerdi. Doğal olan hiçbir şey kalmamış mıydı?
Tüm bunlar aklımı kurcalarken elden gelebildiği kadar çözüm aramalıydı...
Keşke küçük de olsa bir bahçemiz, içinde (free lunch) tavuklarımız, taze köy yumurtalarımız, kimyasal katılmamış sebze ve meyvelerimiz olsaydı. Bu ne yazık ki -acilen gerçekleşmeyi bekleyen- bir hayal olarak kalacaktı.
Balkonun köşesindeki büyük saksıda çiçeğe ne gerek vardı? O artık nane, maydanoz, taze soğan yetiştirmek üzere oradaydı. Maydanozların büyümesi için üç ay beklemek inanılmazdı. Demek ki çabuk büyüsün diye ilaç katıyorlardı. O kadarcık yerde her daim iki bağ maydanoz, iki bağ nane, yeteri kadar taze soğana sahip olmak ne güzeldi. Minicik bahçem şahaneydi!

Tam buğday unu alıp evde ekmeğini sürekli kendi yapabilirdi insan.
Aynı undan kahvaltı için lezzetli çörekler pişirmek hiç de zor değildi...

Kakulenin şifaları öğrenilip şaşırılmıştı. Bundan sonra sık kullanılacaktı.
Ev yapımı kakuleli kahvenin tadı ne kadar da harikaydı...

Her derde deva kış meyvelerinden bol bol yenecek, mümkün mertebe sağlıklı olunacaktı...

Kısa bir süre önce yemek fabrikası, üretimhane, restoran benzeri yerlerde çalışan gıda mühendislerinin uyarılarıyla ilgili dehşet verici bir yazı okunmuştu. Mühendisler çok iğrenç bir sistemin içinde olduklarını anlatıyor, denetimlerin artırılması ve rüşvetin önüne geçilmesi için haykırıyorlardı. İçlerinde, denetim sırasında ''Herhangi bir usulsüzlük yok'' demeleri için baskı gördüklerini, aksi takdirde işten çıkarılma tehdidiyle karşılaştıklarını söyleyenler vardı.
Söz konusu olan belirli bir şehir ya da bölge de değil, ''Türkiye genelinde'' çalışan gıda mühendislerinin haykırışıydı!

Çalıştıkları firmalarda yapılan usulsüzlükler inanılır gibi değildi. Reçellere toz kimyasal karıştırmak, küflenmiş sucukları yeni bir işlemden geçirip piyasaya sürmek, denetimden geçecek hazır yemek şirketi numunelerine kokusuz çamaşır suyu ekleyip mikropları öldürmek, yarı fiyata alınmış bozuk tavuk butlarını soslayıp baharatlayıp fırında tavuk olarak satışa sunmak gibi akıl almayacak sayısız sahtekârlıktan bahsediyorlardı.
İş başvurusunda direkt ''İyi yalan söyleyebilir misin?'' diye sorulduğunu, ''Hayır'' dendiğinde işi kaybettiğini söyleyenlerin yanı sıra, mesleği gereği itiraz etmesine rağmen patronun üzerine yürüdüğünü anlatanlar vardı.

Gıda mühendisleri bütün rezilliği anlatmıştı (Bkz).
Yüzde yüz emin olunmayan yerlerden asla ve asla yiyecek-içecek alışverişi yapılmayacaktı...


* * *

EK:
Minik bahçemdeki yeşillikler hiçbir bozulma olmadan tüm tazeliğiyle ürün vermeye devam ediyor.
(5 Mart 2016 14:55 itibariyle manzara aşağıda.)
Sadece naneler yaprak döktü, aralarda dal halinde kaldılar.
Evin yeşil soğan ve maydanoz ihtiyacını karşılamaya yetiyorlar.
Kullandığım soğanların yerine yenilerini dikiyorum. Maydanozlar ise kopardıkça daha gürleşiyorlar.
Bu uygulamayı çok sevdim, hep sürdüreceğim :)