keçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
keçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21/01/2018

Atlar ve Keçiler

Her insanın kendisini yanında iyi hissettiği, zor zamanlarında varlığına ihtiyaç duyduğu biri vardır mutlaka.
Atlar da yanlarında keçi olduğu zaman inanılmaz rahat ve huzurlu hissediyor, hatta ahıra keçi kokusu sinmiş olsa dahi anında sakinleşiyor.

Ya tersi olduğunda peki? At, keçinin yokluğunu hissettiğinde huysuzlanıp sinirleniyor, anormal davranışlarda bulunuyor ve sırf bu nedenle, girdiği yarışı kaybedebiliyor. Yarış atı yetiştiricileri eski zamanlardan beri bunu iyi bildiklerinden haralarda keçi bulunduruyorlar.

Atın keçiye olan zaafı son derece ilginç. Minicik bir keçi, koskocaman, gösterişli bir hayvan olan atın ilacı resmen. Keçi, at olmadan yapabiliyor; ama at "keçileri kaçırdığında" durum fena. Bu gerçeğe keçilerin deyim ve atasözlerinde ne çok yer aldığına dair bir araştırma yaparken rastlayıp "keçileri kaçırmak" deyiminin kökeninin at ve keçi arasındaki inanılması güç bu duygusal bağdan kaynaklandığına yer verdiğim bir yazı yazmıştım. "Günah Keçisi" başlıklı yazı bu ay en çok tıklananlarda ve birkaç haftadır konuyla ilgili epeyce soru geldi. Atın keçiye olan zaafıyla ilgili bir bilgiye rastlayamadıklarını söyleyen okurlar. Dil bilmeniz şart değil. ŞURADAKİ linke tıklayıp gerçeği kendi gözlerinizle görün lütfen.
Ve hiç de zor değil. Yetiştirdiğiniz bir atınız varsa yanına mutlaka ama mutlaka keçiden bir yoldaş koyun:)

08/12/2015

Günah Keçisi (Scapegoat)

Keçiler önemli deyim ve atasözlerinde ne çok yer alıyor, şaşırıyor insan. İnatçı keçi, günah keçisi, keçileri kaçırmak
ilk aklıma gelenler... Hazır gündemle de doğrudan alâkalıyken bugün bu deyimlerden ikisine yer vereceğim.
Eminim ki okuduğunuzda siz de benim kadar şaşıracaksınız.

''Günah Keçisi'' deyimi asıl sorumluları korumak gibi kötü bir amaçla, suç ve günahlar birilerinin üstüne yıkıldığında kullanılır hani. ''Yolunda gitmeyen her türlü işten sorumlu tutulan, başkalarının cezasını çeken ya da sorumluluğunu üstlenen kişi (kurum, nesne)'' anlamındadır. İnsanlık tarihi kadar eskidir bu olgu, bir gelenektir özünde. Yapılamayan, başarılamayanlar için haksız yere suçlanacak birini aramak, günahları taşıması istenen bir bedene yönelmektir. Deyimin kökeni bir Yahudi geleneğine dayanıyor. Olay Yahudilik inanışında ve tarihinde uygulanmış. İçeriği ise İncil’de anlatılıyor.

''Günah Keçisi'' Yahudilerin her yıl Kefaret Günü ayinlerinde günahlarını yükledikleri inancıyla -Kudüs dışında olmak şartıyla- vahşi doğaya ya da çöle salıverip başıboş bıraktıkları yahut büyük bir uçurumdan aşağı attıkları erkek keçiye verilen ad, kavme ait tüm günahların yüklenmiş olduğu bir keçinin başrol oynadığı ve arındıklarına inandıkları bir ritüelmiş.
En yüksek seviyedeki Musevi din adamı bu törende Allah'a adamak üzere iki keçi seçiyormuş. Keçilerden biri kesilip kurban edilecek, diğeri İsrail halkının tüm günahlarını yüklenecekmiş. Bu iki hayvan için kura çekimi yapılıyormuş.

Kurada kurban edilmek üzere ismi çıkan keçiyi din adamı Aaron kesiyormuş. Daha sonra ikinci keçinin başına ellerini koyuyor, bu şekilde İsrail halkının o zamana kadar yaptığı tüm kötülükleri, haksızlıkları, itaatsizlikleri ve haddini bilmezlikleri, sözün özü akla gelebilecek her türlü suç ve günahı keçiye geçiriyormuş. Günah yüklenen bu keçi sırtında topluma ait tüm günahlarla, arkasındaki insanları günahsız bırakarak çöle ya da vahşi doğaya doğru yol alıp gözden kayboluyor ya da uçurumdan aşağı uçuyormuş. Gelenek bu şekilde yüzyıllar boyu devam etmiş.

Başlangıçta ''kurtulan keçi'' veya ''kaçan keçi'' olarak anılan keçinin adı sonrasında ''günah keçisi''ne dönüşmüş.

Eski Yunan’da da buna benzer bir gelenek yani yılın belirli bir zamanında düzenlenen bir tören varmış aslında. Bir erkek ve bir kadın seçiliyor ve tüm kentte dolaştırılıp önce sopalarla dövülüyor sonra da taşlanarak ikisi birden öldürülüyormuş. Aynı şekilde, toplumun yıl boyunca biriken günahlardan arındığına inanılıyormuş.

"Keçileri kaçırmak" deyiminde ise, ne gariptir ki esas oğlan keçi değil de at. Bunun sebebi bilimsel olarak halen ortaya çıkmamış; ama atlar yanlarında keçi olduğu zaman rahat ve huzurlu hissediyorlarmış.
Ahırda tek bir keçi olduğunda, hatta keçi kokusu sinmiş olduğunda dahi anında sakinleşiyorlarmış.

At, keçinin yokluğunu hissettiğinde huysuzlanıp sinirleniyor, anormal davranışlarda bulunuyormuş. Ve sırf bu yüzden girdiği yarışı kaybediyormuş. Aynı yöntem günümüzde de kullanılıyor mu bilmiyorum; ama eski çağlarda at yetiştiricileri bunu iyi bildiklerinden haralarda keçi bulunduruyorlarmış.
Atın keçiye olan zaafı ilginç gerçekten...
Dünya üzerinde o kadar hayvan varken neden keçi acaba?
Ve keçisi kaçan at neden bunalıma girer?

Biliyorsunuz ''keçileri kaçırmak'' deyimi günümüzde insanlar için;
''Düşünme düzeni bozulmak, bunalıma girmek veya aklını yitirmek'' anlamında kullanılıyor.

Sözün özü mü?
Gündeme fazlasıyla uygun düşen ''günah keçisi'' ve ''keçileri kaçırmak'' deyimlerinin hikâyelerine de hiç yabancı değilmişiz...


KAYNAK: www.newworldencyclopedia.org

12/12/2011

İnat Nedir?

Genellikle keçi inadı, katır inadı gibi deyimlerle hayvanlarda bulunduğuna vurgu yapılsa da, inat için ''İnsana mahsus duygulardandır ve en sinir bozucusudur,'' desek abartmış olmayız herhalde.
Üstelik asırlar öncesinden süregelmektedir ve genlerle ilgisi olduğu da kesindir.
''Arnavut inadı'' örneğin...
Laz inadı, Boşnak inadı, sarı inadı, gâvur inadı...
Bu kelimeyle ilgili aklımıza ilk gelen nedir, bir düşünün bakalım.
Daha çocukluğumuzda ''Hahhah hay, hahhah hay, hahhahhaayy ♫ ♪ ♫...'' diye nakaratlanan, bir köprüde karşılaşıp birbirine yol vermeyen ve toslaşan, bu şarkıyla birlikte zihnimize adeta resim olarak da kazınmış iki inatçı keçi, değil mi?

Zaten bu duygunun ortaya çıkması için en az iki kişi gerekli.
İnatlaşılan konu her iki tarafın da katkısıyla gerçekleşir çünkü.
Hem Cuma gelinceye kadar Robinson o ıssız adada kimseyle inatlaşmış mıydı?
Öyle ya, insan ağaçlarla ya da duvarlarla inatlaşabilir mi?

O zaman şimdi kendinizi gözünüzün önüne duvar tenisi(squash) oynarken getirin.Maçın bitmesi yüzde yüz sizin isteğinize mi bağlıdır? Evet... Peki ama, ya normal tenis oynuyorsanız ve karşınızda biri varsa?

Siz dünyanın en sabırlı, en uyumlu, en mülayim kişisi olsanız bile karşınızdakinin bünyesinde inadın en üst derecesi barınmaktaysa, su katılmamış ve hatta ölümüne bir inatsa bu, Nuh deyip peygamber demiyorsa işiniz bitmiştir.
Yakar geçer bu duygu adamı, saçını başını yoldurur.
Sizde tahammül sınırları tenis oynamaktayken bu kez, özünde inadı uygulayan iradeyi bozmaktadır kendi farketmeden.
Hata yaptığını bile bile devam etmekte, keskin sirke küpüne zarar vermektedir...


Bu noktada yine zihnime kazınmış bir resmi buraya eklemeli:

Maria ve Katy Campbell adlı şu İngiliz ikizlere bakın. Yaşamlarına 11 yaşına kadar sağlıkla devam ederken, babalarının bir sözüne kızıp, yıllarca yemeyip içmemişler inatla. Sonuç anoreksiya tabii ki. Üstelik ikisi de doktor.

İnat duygusunun zekâyla da ilgisi olmaması ne garip değil mi?

Aferin kızlar! Bu ne güzellik!
Devam edin olur mu?


Bir Metin Altıok şiiriyle bitirelim mi..?
''Hâlâ sağ mısın, ulan?
Hâlâ yaşamak üzerine mi,
İnatçı deyyus?
Zehir kim için icat edildi, ulan?
Ucu ilmekli ip niye icat edildi
Marsık?
Elektrikli sandalye,
Galata Kulesi,
Atom? "