Çanakkale Zaferi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çanakkale Zaferi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

05/06/2024

''Çanakkale'de Yapılan İlk Ameliyat'' Tablosu

Çanakkale Savaşı'nın en zorlu dönemlerinde dahi cephe gerisinde yaşam mücadelesi veren askerler için aktif bir şekilde sağlık hizmetleri gerçekleştirilmiş, kurulan hastanelerde hayat kurtarıcı ameliyatlar yapılmıştı. 

Bu önemli döneme ait bir anının resmedilmesi ve günümüze taşınması, ÇOMÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Vahid Novruzov'un elleriyle gerçekleşti. 

Çanakkale'nin savaş dönemlerindeki tıbbi pratiklerine ve insanlığa sağlanan hizmetlere bir saygı duruşu niteliği taşıyan ve Çanakkale'de yapılan ilk ameliyatın görüntüsünün yağlı boya ile tuvale aktarıldığı bu devasa eser, çok anlamlı bir biçimde hastane duvarlarını süslüyor. Bu eser, yalnızca bir tablo olarak değil, aynı zamanda o dönemin tıbbi uygulamaları ve insanlık hizmetlerine ışık tutan eşsiz bir belge niteliğinde. 

Birkaç ay önce hastaneye asılmış olan bu tabloyu geçen gün görme fırsatım oldu.

Azerbaycanlı Öğretim Görevlisi Dr. Novruzov tarafından hastaneye bağışlanan bu tarihi tablo aynı zamanda Çanakkale'nin geçmişine olan saygının ve bu mirası gelecek nesillere aktarma çabasının bir ifadesi. Bu çok ulvi bir olay. Kendisine sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz. 🙏

18/03/2020

Çanakkale Deniz Zaferinin 105. Yıl Dönümü

AZİZ ŞEHİDİM
Sana sesleniyorum, ey şehit oğlu şehit!

Ey göğsünde bin sancak açan yiğit,

Aradım kabrini, yaşlı gözlerle her an,

Seni gördüm, öyle büyüktün ki seraba vatan,

Bu vatan minnettardır her zaman,

Seni unutmayacağız, ey şanlı kahraman.

Ruhun cennette yükseldikçe senin,

Binlerce Fatiha, sana aziz şehidim...


Vatan aşkıyla şahlanarak kurtuluş meşalemizi ateşleyen ve tarihin akışını değiştiren kahramanlarımız...

18/03/2017

Avustralyalı Annenin Ata'ya Mektubu

Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün komutanlığında yazılan ve yalnızca Anadolu için değil, dünya tarihinde de önemli bir dönüm noktası olan ''destansı'' Çanakkale Zaferimizin
102. yıldönümü bugün. Kutlu olsun.
''Yurtta sulh, cihanda sulh'' ilkesiyle hareket eden Atatürk, temeli Çanakkale'de atılmış barışa dayalı dış politika felsefesiyle yalnızca yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti'ne saygınlık kazandırmakla kalmadı. Bütün dünyaya örnek teşkil etti.

Bu bağlamda Atamızın, Anadolu'yu işgale gelip topraklarımızda can veren Anzak askerleri ve annelerine hitaben söylediği göz yaşartan, iç titreten sözlerini anımsatmak istiyorum öncelikle:

''Bu memleketin topraklarında kanlarını döken kahramanlar!
Burada, dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz.
Sizler, Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız.
Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar!
Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır.
Huzur içindedirler ve rahat uyuyacaklardır.
Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.''

Atatürk, 1934

21/03/2016

Çanakkale Deniz Müzesi

Buram buram tarih kokan Çanakkale'nin deniz müzesi kuruluş tarihi sanılanın aksine eski değil. Çanakkale il merkezinde Deniz ve Kara Savaşları'nın anlatımına ilişkin bir bilgilendirme kompleksine ihtiyaç duyulması nedeniyle 18 Mart 1915 Deniz Zaferinin 67.Yıl Kutlama Programı kapsamında 1982'de kurulmuş.

Çimenlik Kalesi'ndeki top koleksiyonunun dışında, gönüllülerden oluşmuş bir ekip tarafından savaş alanlarında yüzey taramaları ile komutanlık arşivleri - envanterleri taraması dışında, özel kişi ve kuruluşlarca bağışlanmış malzemelerle içeriği zenginleşmiş bir müze. Çimenlik Parkı içindeki 1927 yapımı bina müze binasına dönüştürülürken 1954 tarihli binanın birinci katı boşaltılıp Müze İdari Binası olarak düzenlenmiş.

18 Mart 1915 Deniz Zaferi kahramanı Nusrat Mayın Gemisi'nin İstanbul Tersane Komutanlığı 1/1 ölçekli tıpkı yapımı park içinde hazırlanmış özel platformuna yerleştirilerek müzenin mekansal yapılaşması tamamlanmış ve 18 Mart 1982'de Çanakkale Boğaz Komutanlığı Müzesi adı ile açılışı yapılmış.

Müzedeki sergileme 2000 yılında tekrar düzenlenerek çağdaş müzecilik kriterlerine göre kurgulanmış. Bu arada, doküman tedarikine devam ediliyor. Müzeye girişte hemen sol tarafta, 2005 yılında Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi(GSF), Seramik Bölümü Öğr.Gör. Ergün Arda ve ekibi tarafından yapılmış olan Çimenlik Kalesi Askeri Müzesi 90.Yıl Seramik Rölyef Panosu yer alıyor.


İlk görseldeki kürenin altında görülen ve kime ait olduğu yazılmayan ''Denizlere Hakim Olan Cihana Hakim Olur'' sözü
Barbaros Hayrettin Paşa menşeli. Bundan 500 yıl önce yaşamış Kaptan-ı Deryamız
sözü o zamanın şartlarına göre ''Akdeniz’e Hâkim Olan Cihana Hâkim Olur'' şeklinde sarfetmiş. Cihana hakim olmak??
Deniz Kuvvetlerinin günümüzden kaç asır geriye gidip bu sözü orada (Barışın kenti Çanakkale'de)
bir nevi slogan olarak sergilemesi şaşırttı beni açıkçası...

Alman UB-46 Denizaltısı

36,9 m. uzunluğunda, 4,4 m genişliğinde olan UB-46 denizaltısı, Almanya'nın Bremen şehrinde inşa edilmiş ve Aralık 1915 tarihinde denize indirilmiştir. Birinci Dünya Savaşında Osmanlı İmparatorluğu'nun Almanya ile birlikte savaşa katılması nedeniyle UB-46 denizaltısı İstanbul bölgesinde görevlendirilmiştir. İstanbul'a intikal seyri esnasında 2 Ekim 1916 tarihinde Ege'de 2442 grosstonluk ''Huntaral'' isimli İngiliz vapurunu torpilleyerek batırmıştır. 7 Kasım 1916'da Kırım açıklarında ''Meleni'' isimli Rus yelkenlisini batırdıktan sonra İstanbul'a dönüş emri almış ve 7 Aralık 1916'da sahilden 300 m açıkta kıç tarafından mayına çarparak batmıştır.
Denizaltı enkazı, 1993 yılında İstanbul Kemerburgaz Bölgesi Akpınar Köyü sahilinde kömür çıkarma çalışmaları sırasında bulunmuştur. bulunan enkaz, denizaltının torpido dairesi akülerin bir kısmının yer aldığı baş bölümüne ait 16m'lik bir parçadır. Enkazın diğer yarısı tüm aramalara rağmen bulunamamıştır.
This UB-46 type submarine was construced in Bremen/Germany and was put in the sea in 1915. It is 36,9 meters long and 4,4 meters wide. Due to fact that Ottoman empire and Germany were on the same side during the first world war, UB-46 was assigned its task around Istanbul area. As it was passing to Istanbul area. On 2nd october 1916, it submerged an ''Huntaral'' called 3442 grosstons weight English steamship.Through a torpedo on aegean sea, on 7th of November 1916, on the outskirts of crimea, after it submerged ''Meleni'' called Russian sailboat, it was given to order to get back to Istanbul and on 7th of december 1916 it was hit by a mine 300 meter off the shore, which hit its stern and submerged this UB-46 type submarine.
Submarine wreckage was found in 1993 in Istanbul-Kemerburgaz district on the shores of Akpınar village. During a coal exraction operation. This extracted wreckage involves partly 16 meters long torpedo room batteries on its forepart. Despite efforts, the rest of the wreckage was not found.



Çanakkale Savaşlarında boğazı geçmek isteyen itilaf denizaltılarına karşı kullanılan çelik mania ağına ait ağ demiri
(Steel net anchor used to prevent the allied submarines from passing through the strait during the first world war)

Çanakkale Savaşlarında itilaf donanmasına ait gemiler tarafından, Uğurlu/Gökçeada limanında bulundukları süre zarfında yatak demiri olarak kullanılan admiralty tipi demir. İstanbul Üniversitesi Gökçeada Deniz Araştırma Birimi
tarafından komutanlık envanterine kazandırılmış.
(Admiralty anchor used in Ugurlu/Gökceada harbours by the allied fleet during Dardanelles Campaign
optained by İstanbul University Maritime research unit.)


Namlu ve taşıma arabası, 18.yüzyıl Avrupa yapımı ağızdan dolma demir kaval top,
1940 Amerikan yapımı denizaltı torpidosu (Çap 53 cm)


Çanakkale muharebelerinde kullanılan toplar, top kürsüleri ve mayınlar...
Büyük emekler sarfedilerek cephe gerilerinden tabyalara nakledilmişler.


Ve müzenin gözdesi; Birinci Dünya Savaşı'nda Çanakkale Boğazı'nı düşman gemilerine
geçilmez kılan Nusrat Mayın Gemisi

Restore edilmiş olan aslı Tarsus'ta. Çanakkale Deniz Müzesi'nde ziyarete açık olan; aslına uygun inşa edilmiş replikası...


18/03/2016

Gittiler, Geçemediler, Geçemeyecekler!


Benzersiz bir kahramanlık destanı olan 18 Mart Çanakkale Zaferimizin 101. yıldönümü kutlu olsun!

Kutsal vatan topraklarımızı korumak ve ay-yıldızlı bayrağımızı dalgalandırmak adına tam bir birlik ve beraberlik içinde verilmiş olan bu mücadeleyi millet olarak idrak etmek ve bu bilinci gelecek nesillere aktarmak zorundayız.
Bu bir görevdir ve cennet vatanı bize emanet eden değerli atalarımıza karşı borcumuzdur.
Onlar ''Önce Vatan!'' dediler. Canlarını korkusuzca feda ettiler.
18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi ve Şehitleri Anma Günü'nde bir kez daha;
Çanakkale'de şehit düşmüş on binlerce askerimizi, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm komutanlarımızı, onlara büyük bir özveriyle destek veren cephe gerisi insanlarımızı ve
gelmiş geçmiş tüm şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.
Aziz ruhları şad olsun...

* * *

AZİZ ŞEHİDİM


Sana sesleniyorum, ey şehit oğlu şehit!

Ey göğsünde bin sancak açan yiğit,

Aradım kabrini, yaşlı gözlerle her an,

Seni gördüm, öyle büyüktün ki seraba vatan,

Bu vatan minnettardır her zaman,

Seni unutmayacağız, ey şanlı kahraman.

Ruhun cennette yükseldikçe senin,

Binlerce Fatiha, sana aziz şehidim...





* * *

GİTTİLER, GEÇEMEDİLER, GEÇEMEYECEKLER!
(They've gone, could not and will never pass!)


17/03/2016

Avustralya Denizaltı Gemisi AE2

AVUSTRALYA DENİZALTI GEMİSİ ve OSMANLI TORPİDO BOTU
AE2 - SULTANHİSAR
- ÇANAKKALE 1915 -
Sultanhisar, Fransızlar tarafından inşa edilip 1907 yılında denize indirilmiş 40 metre uzunluğunda bir torpido gemisiydi ve 1928 yılına dek görev yaptı. 17 mürettebatı vardı.
97 ton ağırlığındaydı ve 3 adet 450 milimetrelik torpido kovanıyla 2 adet 37 mmlik top taşımaktaydı.

Avustralya Kraliyet Donanması'nın AE2 Denizaltı Gemisi, Birinci Dünya Savaşında (1914-1918) Çanakkale Boğazı'nı geçen ilk denizaltı gemisidir. AE2 yeni kurulan Avustralya Kraliyet Donanması için İngiltere'de 1913 yılında zamanın en gelişmiş teknolojisine sahip olarak yapılan iki denizaltı gemisinden biriydi. AE1 Yeni Gine açıklarında devriye gezerken bilinmeyen bir nedenle battı.
AE2, Aralık ayında Çanakkale Savaşlarına hazırlanmak üzere Mısır'a giden Avustralya ordusunun 2nci grubuna refakat etti.
Dünyanın öbür ucuna 14 ayda 56 bin kilometre yaparak gidip gelen (İngiltere'den Avustralya'ya ve Avustralya'dan Türkiye'ye) Avustralya'nın ilk denizaltı gemisidir.

AE2, Gelibolu Yarımadası'na çıkarmanın yapıldığı 25 Nisan 1915 sabahının erken saatlerinde yoğun olarak mayınlanmış ve tahkim edilmiş Çanakkale Boğazı'nı su altından geçmeyi başardı. AE2 top atışına maruz kalmasına, Osmanlı gemileri tarafından takip edilmesine ve iki defa karaya oturmasına rağmen Marmara Denizi'ne ulaştı ve arkasından gelecek diğer denizaltı gemilerine örnek oldu. Denizaltı gemisine gördüğü her şeyi batırma ve Osmanlı'nın Gelibolu Yarımadası'na yönelik deniz ulaştırmasına saldırma görevi verilmişti. AE2 bir karakol gemisine torpido hücumu geliştirdi ve Osmanlı gemilerini beş

16/03/2016

Çanakkale Deniz Savaşı'nda Batırılan İlk Gemi: Bouvet

Tarih boyunca ülkemiz topraklarına göz dikildi. Bu uğurda nice canlar verildi. Ortak paydaları hep aynıydı:

Topraklarımızı ele geçirmek üzere savaş planları yapmak, sinsice ve alçakça saldırılar düzenleyerek kan dökmek...

Bouvet, Çanakkale Savaşı'nda, filoda yer alan en eski zırhlı olması nedeniyle Boğaz'dan ilk giren ve şu an Çanakkale Boğazı'nda enkazı yatmakta olan Fransız Muharebe Gemisi...

18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazı'nın 7 mil içinde filo halinde ilerleyen 4 Fransız gemisinin soldan 3'üncüsü idi Bouvet. Suffren, Goulois, Charlemagne adlı Fransız gemileri ve İngilizlerin Triumph, Prince George adlı gemileriyle birlikte 3.tümende yer alıyordu. Yapılan savaş planına göre önce 3. tümen boğaza girecek, tabyaları ateşe tuttuktan sonra yerini 2. tümene bırakıp boğazdan çıkacaktı.

Birinci hat ilk saldırıyı gerçekleştirdikten sonra komutanın emriyle ikinci hat gemiler ön plana çıkmıştı. Bouvet, bu plan itibariyle görevini bitirmiş, ancak Türk top atışlarına maruz kaldığından hasar almıştı. Boğazdan çıktığı esnada bu kez sağ topunun tam altından Nusrat Mayın Gemisi'nin döktüğü mayınlardan birine çarptı ve manevra kabiliyetini kaybetti.
Yan yatarak ve yanarak kısa bir süre içinde Boğaz'ın sularında kayboldu...

(Bu fotoğraflar Çanakkale Deniz Müzesi'nde çekilmiş olup, alttaki bilgiler müzeden alınmıştır.)

BOUVET'İN BATIŞI
18 Mart 1915 günü üç hat şeklinde ilerleyen İtilaf Donanması'ndan Fransız Muharebe Gemisi Bouvet, 14.50'de Nusrat'ın 8 Mart 1915 gecesi Erenköy Limanı'na sahile paralel olarak döktüğü mayınlardan birine çarptı ve büyük bir patlama meydana geldi. Kıyı tabyalarımızın da yoğun ateş desteğiyle üç dakika içinde sulara gömülen Bouvet zırhlısında bulunan 603 personelden hayatta kalan 30 personeli küçük gemilerle denizden toplandı.
SINKING OF BOUVET
On 18 March 1915, at 14.50, French Battleship Bouvet of the Allied Navy, approaching one of the mines laid by Nusrat Mine Layer parallel to Erenköy Bay on 8 March 1915 and a big explosion occured. With the support of the heavy fire from the shore batteries, Bouvet had sunk in three minutes and 30 survivors out of 603 had been collected by boats.

Bakalım Turgut Özakman DİRİLİŞ adlı kitabında Bouvet'le ilgili (s:685 ) neler yazmış:

''...
Kader Bouvet'in ağır ağır batmasını uygun görmedi. Gemi Karanlık Liman’a kayıyordu. Orada Nusrat’ın hâlâ keşfedilmemiş 18 mayını vardı. O kutlu suyun derinliğinde kuzu kuzu yatmaktaydılar.

Sürüklenen Bouvet'in yaralı gövdesi bunlardan birine değdi. Göğü çatlatacak şiddette bir patlama oldu. Havaya kızıl bir duman yükseldi. 45 denizci denize döküldü. Gemi ancak iki dakika su üzerinde kalabildi. Birdenbire alabora oldu. Kaptan Rageot, 20 subay ve 600 erle birlikte batıp gözden kayboldu.

Saat 14.10'u gösteriyordu.

Bouvet'in battığını gören çakılı, zengin, sahte bataryaların mürettebatı, gözcüler, subaylar, erler açığa çıktılar, sevinçleri yüreklerine sığmıyordu. Binlerce ağızdan gök gürültüsü gibi bir sevinç haykırışı, bir şükran çığlığı yükseldi:

''Allah-ü ekber!''

Yorgun gazilere yeni bir can geldi.
Sağ kalanları kurtarmak için torpidobotlar olay yerine üşüşmüşlerdi.
Türk tabya ve bataryaları, kurtarma çalışmalarını engellememek için bir yerden emir almış gibi hep birden ateşi kestiler.
Başka uzak hedeflere yöneldiler...''




30/05/2015

Barış Mümkün (PEACE is Possible)

Çanakkale Zaferi bizim için eşsiz bir kahramanlık destanı olduğu kadar aynı zamanda bir ağıt.
1915’ten 2015’e tam bir asır geçmiş aradan. Çanakkale Savaşları'nın 100 yılı bu yıl…

Bir feribot adeta barış elçiliği görevi üstlenmiş, bundan tam 100 yıl önce tarihin en şiddetli savaşlarından birine
sahne olan, farklı ülkelerden yüzbinlerce askerin can verdiği bu coğrafyada seferler yapıyor.

Metrekaresine altı bin mermi düşen, üç merminin havada çarpışıp birbirinin içinden geçtiği,
yamaçlarından oluk oluk kanlar akmış topraklarda diyor ki:

BARIŞ MÜMKÜNDÜR

Görmüş olduğunuz manzaraya dünyanın herhangi bir yerinde rastlamak mümkün mü sizce? İnsan nasıl da duygu selleri içinde kalıyor. Çanakkale-Eceabat arası seferler yapan feribotun rotasına kattığı bu dokunaklı barış mesajını aynı zamanda kıtalararası (Asya-Avrupa, Avrupa-Asya) gerçekleştiriyor olması ne kadar manidar!
Gün boyu kentin her yerinden görülebilen bu duygusal mesaj insanın nasıl da içini titretiyor. Asırlık bir geçmişe dair hüzün düşse de önce yüreğe; sevgi dolu, tertemiz bir dünya ve geleceğe ait pırıl pırıl umutlar nasıl da baskın çıkıyor...

Evet, ''Barışın Sembolü'' olarak adlandırılan bu kentte, dağa, taşa, toprağa, denize, gökyüzüne, kente gelmiş yerli-yabancı tüm turistlere BARIŞ MÜMKÜN mesajı gönderiliyor.

Zaman asla yeni düşmanlıklar oluşturma zamanı değil. Tarihte dostluk ve düşmanlığın birlikte yaşandığı yegane savaş bu değil miydi? Anıtlarımız sembolümüz, acılarımız ortaktı. Birbirini hiç tanımayan yüzbinlerce isimsiz asker bu topraklarda can verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuş, şehitlerimizle koyun koyuna yatmıyorlar mıydı?

Türkiye ve Barış dendiğinde, akla öncelikle Atamız'ın;
Türk Dış Politikası'nın da temelini oluşturan "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" ifadesi gelmekteydi.

Heyy! Sevgi ve barış dolu bir dünyayı kucaklamaya hazır mısın evren?
Bu mesaja herkesin sahip çıkması, daha da önemlisi tüm uluslara örnek olması dileğiyle…

- BARIŞIN KENTİ ÇANAKKALE -

"İnsan mensup olduğu milletin varlığını ve saadetini düşündüğü kadar bütün cihan milletlerinin huzur ve refahını da düşünmeli ve kendi milletinin saadetine ne kadar kıymet veriyorsa bütün dünya milletlerinin saadetine hadim olmaya elinden geldiği kadar çalışmalıdır. Çünkü dünya milletlerinin saadetine de çalışmak diğer bir yoldan kendi huzur ve saadetine çalışmak demektir. Dünyada ve dünya milletleri arasında sükun, vuzuh* ve iyi geçim olmazsa bir millet kendi kendisi için ne yaparsa huzurdan mahrumdur. En uzakta zannettiğimiz bir hadisenin bize bir gün tesir etmeyeceğini bilemeyiz. Bunun için beşeriyetin hepsini bir vücut ve her milleti bunun bir uzvu addetmek icap eder. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan diğer bütün aza müteessir olur."


Mustafa Kemal Atatürk
17 Mart 1937
[Romanya Dışişleri Bakanı İle Yaptığı Görüşmeden]

*vuzuh: Açıklık, netlik

23/12/2014

Çanakkale 100. Yıl Müzesi

2015 Yılı Çanakkale Zaferi’nin 100. Yıldönümü Etkinlikleri kapsamında Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü (BYEGM) tarafından desteklenen ve Anadolu’yu gezerek Çanakkale ruhunu pekiştirmeyi amaçlayan Çanakkale 100. Yıl Gezici Müzesi'nden haberiniz var mıydı?

8 Ekim 2014 tarihinde Batman’dan yola çıkan “Çanakkale Savaşı Gezici Müze Tırı” 2014 yılı bitiminde 60 ili ziyaret etmiş olacak. Bu proje, aynı zamanda özel bir koleksiyoner olan tarihçi-yazar Ahmet USLU tarafından üretilmiş ve Seddülbahir’deki sabit müzesinin dışında, Çanakkale Ruhu’nu Anadolu’ya taşıma fikriyle ortaya çıkmış.

“Şehitler Diyarından Anadolu’ya” sloganıyla yola çıkan ve 2015 yılına kadar Anadolu’yu dolaşarak Çanakkale Ruhu’nu pekiştirmeyi amaçlayan gezici müze projesinin hedefi, Çanakkale Savaşlarının önemini ve bu zaferi bize yaşatan kahramanları bütün Türkiye’ye tanıtmak, özellikle de Çanakkale'ye gitme imkânı olmayan vatandaşların müzeyi ziyaret etmelerini sağlayarak milli birlik ve beraberliğin temeli olan Çanakkale Ruhu’nu yaşatmak, canlı tutmak.
Aynı zamanda tarih severleri bir araya getiren, savaştan kalma harp malzemeleri, kişisel ve askeri objeler ile resim ve malzemelerden oluşan 4 bine yakın eserin sergilendiği müze ücretsiz geziliyor.


Bu müzenin yaşadığınız şehre uğramış ve karşılaşmış olmanız/ karşılaşabilmeniz dileğiyle, Çanakkale Savaşı Gezici Müze Tırı'nın seyyar merdivenlerinin hemen karşısında bulunan etkileyici bilgilerden biriyle bitiriyorum.
Şanlı Çanakkale Zaferimizin 100.Yılı kutlu olsun...


CİHADİYE YÜZÜKLERİ
1915’te, Çanakkale Savaşları’nda yaralı askerler gemilerle İstanbul’daki hastanelere sevk ediliyordu. Yaralı askerlerimize hastanelerde bakacak hemşire sıkıntısı vardı.
Bu sıkıntıyı duyan Türk kızları hastanelere koştular. Kahraman gazilerimize baktılar, yardım ettiler. Evlerinde ne bulurlarsa; çorap, iç çamaşırı gibi eşyaları hastanelere getirdiler.
Bu yardımlaşma karşısında fedakâr Türk kızlarına para ödenmek istendi; ama para yoktu. Depolardaki İngiliz tüfeklerinin namlularından keserek yüzük yaptırıldı ve üzerine
1332 Cihadiye 1332 yazılarak fedakâr Türk kızlarına devlet tarafından hediye edildi.

VATAN ONLARIN FEDAKÂRLIKLARI İLE KURTULDU.

18/03/2014

18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi'nin 99. Yıldönümü

Şehitlerimiz...

Onlar ki, yalnızca bir dilim ekmekle karnını tok tutmak zorunda olan, paramparça olmuş çarıklarıyla cepheden cepheye koşan kahramanlar!

Onlar ki, çarpıştıkları siperler arası mesafe yalnızca sekiz metre, yani ölüm kesin iken ve bir öndeki safta yer alan Mehmetçikler şarapnel, bomba ve kurşun yağmurları altında kurtulmamak üzere düşerken; üç dakika içinde öleceğini bile bile, gözlerini bir an bile kırpmadan, düşenlerin yerini şimşek gibi alarak ''Çanakkale Geçilmez!'' gibi bir destanı dünya tarihine kanlarıyla yazanlardır!

Gelibolu Yarımadası'nda, Hisarlık Tepe'de bulunan Çanakkale Şehitleri Abidesi, Boğaz'dan geçen tüm gemilerin görebileceği şekilde konumlandırılmıştır. Abidenin önüne gelen gemiler, bandırası ne olursa olsun bayrağını o an yarıya indirir ve yoluna öyle devam eder. Kimileri abidenin uzaktan görünümünün ''M'' harfi şeklinde olmasının Mehmetçiği simgelediğini söyler. Dört ayağının dört kıtayı (Avrupa, Asya, Avustralya, Afrika) tasvir ettiğini anlatanlar ya da gövdeleri üst tarafta birleşmiş vaziyette dövüşen iki askerin bacaklarını temsil ettiğini söyleyenler de vardır.
Onlar ki, uğruna her ocaktan bir şehidin verildiği, her bahçeden bir gülün solduğu, türküsü dünya döndükçe dilimizden düşmeyecek acı ama onurlu destanımızın eşsiz kahramanlarıdırlar!

Onlar ''Önce Vatan!'' dediler...
Onlar dönmeyi asla düşünmediler!

18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi ve Şehitleri Anma Günü'nde aziz şehitlerimizi bir kez daha rahmetle,
minnetle ve şükranla anıyorum...

Bu vatan size minnettardır.
Ruhlarınız şâd olsun...


AZİZ ŞEHİDİM
Sana sesleniyorum, ey şehit oğlu şehit!
Ey göğsünde bin sancak açan yiğit,
Aradım kabrini, yaşlı gözlerle her an,
Seni gördüm, öyle büyüktün ki seraba vatan,
Bu vatan minnettardır her zaman,
Seni unutmayacağız, ey şanlı kahraman.
Ruhun cennette yükseldikçe senin,
Binlerce Fatiha, sana aziz şehidim...



16/03/2014

Anzak Anıt Mezarlığı - Lone Pine Monument

Çanakkale Savaşları'nın tüm şiddetiyle yaşandığı
Arıburnu Bölgesi'ndeki Kanlısırt'ta bulunan Lone Pine, Avustralyalılar'ın defnedildiği en büyük mezarlıktır. Mezarlığın içinde bulunan 14 metre yüksekliğindeki anıt, burada ölen toplam 4223 Avustralyalı, 709 Yeni Zelandalı askerin anısına dikilmiştir. Mezarlıkta kimliği belirlenmiş 651 Avustralyalı, 15 İngiliz, 2 Yeni Zelandalı ve kimliği belirlenememiş 1 Amerikalı asker, kimliği belirlenememiş 499 asker olmak üzere toplam 1167 asker yatmaktadır.

Mezarı bilinmeyen, ölümcül hastalık ve yaralanma neticesi bölgeden gönderilen ya da denize defnedilen; ama adı geçen 4936 askeri, burada yatan 1167 askere eklersek, tam olarak 6103 kişinin anısına atfedilmiştir. Lone Pine, Avustralyalılar'ın Çanakkale’deki tek anıtıdır. İngilizler 25 Nisan sabahı Kanlısırt'taki bu düzlüğe çıktıklarında tek bir çam ağacıyla karşılaştıklarından buraya ''Yalnız Çam'' anlamına gelen ''Lone Pine'' adını vermişlerdir. Kanlısırt platosunda bulunan ve 1920-1925 yılları arasında yapılan, çan kulesi şeklinde, kesme taştan, çok köşeli bir dizayna sahip olan anıtın altında küçük bir kilise (şapel) bulunmaktadır.
Lone Pine Monument, Avustralyalılar'ın ana anıtı, Yeni Zelandalılar'ın ise dört anıtından biridir. Üç gün üç gece süren kanlı çarpışmalarda 7 binden fazla askerin öldüğü ve yaralandığı bu alanın kan gölüne döndüğü, tamamen kana boyanmış yamaçlardan durmaksızın kan aktığı, Kanlısırt adını sonuna kadar hak ettiği bilinmektedir.






İngiliz diplomasisinin Çanakkale’de karşımıza diktiği sömürge askerleriydi Anzaklar. Oldukça kolay bir zafer olacağına inandırılarak sürülmüşlerdi önümüze. Ancak, bizi yani Çanakkale'deki düşmanlarını(!) aylar süren göğüs göğüse çarpışmalarda çok yakından tanıdılar. Topraklarını savunan soylu ve mert Türkleri tanıdıkça inanamadılar, saygı duydular, sevdiler. O yüzdendir ki bu savaş, dünya tarihinde savaş kurallarına ilaveten; saygı, nezaket ve kimi zaman merhamet duyguları eşliğinde gerçekleştirilmiş bir ''Centilmenler Savaşı'' (Tıklayın lütfen) olarak da bilinmektedir.

Anzakların torunları her yıl olduğu gibi bu yıl da, yapılacak törenlere katılmak, atalarının mezarlarını ve çarpıştıkları yerleri ziyaret etmek üzere akın akın bu bölgeye gelecek ve yıllardan beridir süregelen geleneklerini devam ettirecekler.

İlk kez gelenler dedelerinin veya büyük dedelerinin ismini bulup hemen yanına gül ya da gelincik iliştirecek. Hiçbiri sabaha kadar uyumayacak. ''ŞAFAK AYİNİ'' yapacaklar ve her zamanki gibi gözlerinden yaşlar süzülerek saygı duruşunda bulunacaklar.

Araştırmalarıma göre; yabancı anıt ve mezarlıkların bulunduğu topraklar hiçbir şekilde yabancılara ait olmayıp, yalnızca ''onlara tahsis edilmiş'' topraklardır. Yabancılar, anlaşma maddeleri gereğince anıt ve mezarlıklarının bulunduğu yerde bayrak ve asker bulunduramıyor. Çanakkale'deki yabancı anıtları ve mezarlıkları savaşta düşmanın ulaşabildiği en son hat üzerine inşa edilmişler.

Avustralya Şehitlikler Departmanı tarafından Gelibolu Yarımadası'ndaki tüm yabancı mezarlıklar "Anzak Mezarlıkları" olarak isimlendiriliyor. Avustralya Hükümeti "Departement of Veterans Affairs"ın resmi internet sitesindeki bilgilere göre Anzaklar kendilerine ait mezarlıkların bulunduğu yerleri North Graves (Kuzey Mezarlıkları) ve South Graves (Güney Mezarlıkları) şeklinde ikiye ayırıyor.


Graves near Anzac Cove on the Gallipoli Peninsula. Photograph: Mike Osborne/AAP (www.theguardian.com)


*Anzak (Australian and New Zealand Army Corps: ANZAC)


* * *




14/03/2014

57. Alay Şehitliği

57. Alay, tarihte Çanakkale Kara Savaşları’nın başlangıcı olarak adı geçen Anzak Çıkarması'nı durdurmak amacıyla 25 Nisan 1915 sabahı harekete geçen Osmanlı alayıdır.

Çanakkale’yi denizden geçemeyen İtilaf Devletleri, 25 Nisan 1915 günü Gelibolu Yarımadası’na ve Kumkale’ye asker çıkararak Çanakkale Kara Savaşları'nı başlattı.

Çıkarma kuvvetleri 25 ve 26 Nisan 1915 tarihlerinde Arıburnu’ndan karaya çıkıp Conkbayırı’nda ilerlerken Türk birlikleri tarafından durduruldular. Yarbay Hüseyin Avni Bey komutasındaki 57. Alay;
19. Tümen Komutanı Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal’in 25 Nisan günü verdiği; “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve komutanlar geçebilir,” emrini uygulayan birliklerdendi.
57. Alay'ın, komutanları Manastırlı Yarbay Hüseyin Avni Bey, İstanbullu Rum Doktoru Yüzbaşı Dimitroyati, Konyalı İmamı Hasan Fehmi Efendi ve en küçükleri olan 9 yaşındaki Saka Çocuk dahil 628 kişilik mevcudunun tamamı 25-28 Nisan 1915 tarihleri arasında şehit düşmüştür.

11/03/2014

Akbaş Şehitliği

Şehitlik mertebesi peygamberlikten sonra en yüce mertebedir.

Tarih boyunca bağımsızlığımızı korumak adına en zor şartlarda mücadele vermiş olan milletimizin asıl kahramanları, vatan uğruna göğsünü siper edip gözünü bile kırpmadan, fedakârca can verenlerdir. Onlar ki, kanlarıyla suladıkları bu toprakları, bu cennet vatanı bizlere kutsal bir emanet olarak bırakıp gittiler. Vatanın bölünmez bütünlüğü ve idealler uğruna can vermekten daha yüce bir onur ve mertebe olmayacağını da kanıtlayarak cennetteki yerlerini aldılar. Varlığımızın ve birliğimizin, vatan sevgimizin, bağımsızlığımızın ölümsüz simgeleri olarak daima yüreğimizde yaşayacaklar.

''Çanakkale Deniz Zaferi ve Şehitler Günü''nün anlam ve önemine istinaden, geçen yıl yaptığıma benzer biçimde 18 Mart tarihine kadar kendi çektiğim görseller eşliğinde, bu kez bölgedeki bazı şehitliklerin tanıtımı ile ilgili bir yazı dizisine geçiyor, bunlardan ilki olan Akbaş Şehitliği ile başlıyorum.


Çanakkale Deniz Zaferi'nin hemen ardından başlayan Kara Savaşları'nda 25 Nisan 1915 tarihinde Arıburnu ve Anafartalar mıntıkasında ağır yaralananan askerlerimizi İstanbul'da hastane haline getirilen Selimiye Kışlası'na götürmek üzere
Akbaş İskelesi'nde bekleyen ''Halep'' adlı gemi, İngilizler tarafından batırılmış; geminin personeli ile beraber
ağır yaralı 200 Türk askeri şehit düşmüştür. Şehitler kanlı elbiseleri ile toplu olarak buraya gömülmüşlerdir.
Vatan için canlarını veren aziz şehitlerimizin ruhları şâd olsun. (20 Eylül 1921)


TÜRK ASKERLERİNE
Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir.
Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı sendedir.
Burada şehit olan kahraman evlatlarımızı minnetle anıyorum. Ruhları şâd olsun.
Mustafa Kemal ATATÜRK

Şehitlik Eceabat-Gelibolu yolunda, Eceabat'a 12 km uzaktaki Akbaş mevkiindedir ve Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı sınırları dışındadır. İstanbul istikametinden gelenler için bölgenin ilk ziyaret noktası konumundadır.

Savaşın tüm şiddetiyle yaşandığı Gelibolu Yarımadası'nı çağdaş bir görünüme kavuşturmak üzere 2006 yılında başlatmış olduğu ''Tarihe Saygı Projesi'' kapsamındaki çalışmalarıyla bölgedeki sekiz köyü ve 57. Alay Şehitliği'ni rehabilite eden OPET, Akbaş Şehitliği'ndeki yenileme çalışmalarını da 2013 yılının Aralık ayında tamamlamış bulunuyor.


Akbaş Şehitliği Heykeli (Prof. Tankut Öktem)


03/02/2014

Benzersiz Bir Mağaza Tasarımı

Ünlü markalar için alışveriş sezonları başladığında dikkat çekmek, ünlerine ün katmak ve tabii ki satışlarını katlamak adına ''ülke çapında'', hatta ''dünya çapında'' tanınmış isimleri reklam yüzü olarak kullanmak bir gelenektir sanki. İçlerinde sırf bu yüzden trilyonlar harcayanları vardır. Sözüm ona ''pazarlanan ürünü kullanmakta olan'' ünlünün devasa boyuttaki ışıldayan afişleri, reklamı yapılan markanın ülkedeki tüm satış mağazalarına, en dikkat çekici köşelere yerleştirilir.

Bir taraftan da medya yoluyla aynı şey tekrarlanmakta, hem marka hem markayla bütünleşmiş ünlü kişi, insanların beyinlerine ''Bunu almalısın!'' diye adeta nakşedilmektedir.

Dün, tüm bu çabalardan uzak bir mağazaya rastladım ve hemen burada paylaşmak istedim.
Görmüş olduğunuz mağaza, ünlü bir ayakkabı markasının Ankara şubesi. Ve bu mağaza insana yapacağı alışverişi unutturan cinsten, öyle sıra dışı bir tasarıma imza atmış ki bir benzerine daha rastlamak mümkün değil gerçekten.


Mağazaya hemen girişte sağ ve sol duvarlar yarı yarıya müze konumunda. Türk Bayraklarıyla dizayn edilen tavandan duvarlara geçiş, Atatürk ve Çanakkale Savaşları kahramanlarının ışıklandırılmış resimleriyle bütünleşmiş, hemen altından başlayarak Gelibolu Savaşında kullanılmış olan mataradan üniformaya, irili ufaklı pek çok askeri malzeme yerini almış...

Bazı şeyleri anlatmakta zorlanır ya insan. İşte bu yüzden fazla söze gerek yok...
Milli değerlerimize fazlasıyla sahip çıkmamız gereken bir dönemde, özellikle de nereden gelip nereye gitmekte olduğumuzu ''yoğun biçimde iç titreterek'' vurgulayan bu etkileyici mağaza tasarımını ve fikir sahiplerini ayakta alkışlıyorum...

18/03/2013

18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi


Gürleyen top sesleri Mehmetçiğin sesidir.
Çanakkale ulusun bütünleştiği yerdir.
Denizde Nusrat'ımız, karada bataryalar,
Hamidiye atışta, bir de Mesudiye var.

Düşmana yok verecek bir karış toprağımız,
Anadolu bizimdir, dalgalan bayrağımız.

Conkbayırı, Kilitbahir, hele Anafartalar,
Tarih sayfalarına yeni bir destan yazar.
Korkumuz yok, birleşsin gelsin yeni ordular,
Atatürk'ün izinde yenilmez Mehmetçik var...

Düşmana yok verecek bir karış toprağımız,
Anadolu bizimdir, dalgalan bayrağımız.

Çanakkale köpürür, düşmana geçit vermez.
Bu toprağın üstüne başka bayrak dikilmez.
Öyle bir zafer ki bu, asırlarca silinmez.
Haykırır tüm ulusum ÇANAKKALE GEÇİLMEZ!

Fazıl Hüsnü Dağlarca

10/03/2013

Tarihe Saygı Anıtı

Tarihe Saygı Anıtı, Opet tarafından Çanakkale'nin Eceabat ilçesinde, arabalı vapur iskelesinin yan tarafındaki 2500 metrekarelik alan üzerinde yapılan ''Tarihe Saygı Parkı''nda sergilenmekte olan ve Çanakkale Savaşları'nın çeşitli tasvirlerle anlatıldığı 12 metre yüksekliğinde, 2,5 metre genişliğinde bir anıt.



Atatürk ve Türk askerlerinin figürleri ile yaralılarını ve toplarını taşıyan Anzak askerlerinin yer aldığı iki ana heykelden oluşan bu anıt; tarihi şan ve şerefle dolu, özgürlüğünden ödün vermemiş, canını feda etmekten çekinmemiş kahraman bir milletin, yaşadığı savaş sonrasında ''barışı simgeleyen kompozisyonu'' ile gelecek nesillere sunulmuş bir sanat eseri niteliğindedir. Bir bütünlük içinde sunulmuş olmasına rağmen, bünyesinde birkaç ayrı mesaj barındırmaktadır.

HAVRANLI SEYİD ONBAŞI
Anıtın bu yüzünde bulunan Havranlı Seyid Onbaşı figürü; Balkan Harbi'nin kaybedilmesinin acısını ve ezikliğini duyan Türk Milleti'nin, dünyayı idare eden emparyalist ülkelere karşı gösterdiği insanüstü direnişin bir sembolüdür. Bu figür yalnızca 280 kg'lık bir mermiyi taşıyan güçlü bir askeri değil, aynı zamanda Türk Milleti'nin şahlanan direnişini simgelemektedir. Bu figürün gerisinde yer alan, bir eliyle Yeni Zelandalı askere sarılmış, onun acısına Yaradan'dan yardım isteyen figür, Türk askerinin Yaradan'la bütünleşen acıma duygularıyla dolu ve rikkatli bir kalbi olduğunu simgelemektedir. Bu askerin göğe yükselen eliyle hemen Atatürk figürünün yanında yer alan, iki eliyle Yaradan'dan yardım isteyen Mehmetçik'in iki eli havada, yalnız gökyüzüne uzanan eller niteliği taşımaktadır, barış için uçan birer güvercin görünümünde olacaklardır.
SEYID CORPORAL FROM HAVRAN 
Seyid Corporal from Havran figure that is locaded on this side of the memorial is the symbolization of the superhuman resistance that the Turkish Nation displayed against imperialist contries while still suffering from pain and grief of the war that was lost after Balkan War. This figur does not only symbolize a strong soldier who carries a mortar shell that weighs 280 kg, but also the rearing up resistance of the Turkish Nation. The rest of the figure is the figure that asks for God's help for the pain of the wounded New Zealander soldier while holding him with one hand. It symbolizes Turkish soldier's having feelings of pity and heart of compassion which are both associated with God. The arm of this soldier that is raised towards the sky and both arms of Mehmetçik figure that are next to Atatürk figure asking for God's help are the arms that reach for the sky, and their hands will look like doves of piece that are flying away for peace.

ATATÜRK ANAFARTALAR'DA 
Anıtın bu yüzünde bulunan ''Atatürk Anafartalar'da'' figürü, onun Çanakkale harbindeki etkin rolünü ifade etmektedir. Kucağında Avustralyalı, vurulmuş bir kahramanı tedavi etmek üzere taşıyan Mehmetçik heykeli figürü, Türk askerinin düşmanının ölüsüne bile üzülen bir ruh yapısına sahip olduğunu gösteren ikili bir figür.


Anıtta Türk askeri figürünün yanında bir İngiliz, bir Fransız, bir Yeni Zelandalı, bir Avustralyalı ve bir Hintli asker bulunmaktadır. Bu figürler kendi aralarında hem kompozisyonun genel ifadesini kuvvetlendirmekte, hem de varlıkları ile tarih içindeki yerlerini ölümsüzleştirmektedir.

SAVAŞIN ANNESİ 
Türk savaşanların doğuranı anne, -ki Atatürk'ün yazısında yer almıştır- kompozisyonda tüm anneler adına bir Türk annesi olarak simgelenmiş. Buradaki figür, acısını metanetle karşılayan, ''güçlü ama üzgün, kahırlı ama kahraman'' anneyi temsil eder. 
Bu anıt aynı zamanda izlenilen tüm acıların bir daha yaşanmaması için insanların insanlardan istediği ve Atatürk'ün sözleriyle ''Yurtta Sulh Cihanda Sulh'' olması dileğini simgeler. 

Tarihe Saygı Anıtı, bir düşmanlık anıtı değil, dostluk anıtıdır ve insanlığa birçok nedenle ders verdiği için de ders alınmalıdır. Bundan bir sonuç çıkarılmalıdır. (Prof. Tankut Öktem-Temmuz 2007)

Eceabat Sırtları- Kilitbahir Uzak Limanı Yakınlarındaki "Dur Yolcu"

06/03/2013

Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi

Hepimiz biliriz ki; 1973 yılında Milli Park ilan edilmiş olan Gelibolu Yarımadası, Türk ve Dünya tarihi için son derece önemli ve manidar bir bölgedir. Çanakkale Savaşlarında belleklere kazınan destanın sahne aldığı, milli birlik ruhunun alevlendiği en önemli noktadır.
Bir ulusun canını, kanını, bütün değerlerini ortaya koyarak olağanüstü bir mücadeleyle kazandığı ve tarihe altın harflerle yazdırdığı bu savaşın, ''aziz şehitlerimiz anısına'' hem gelecek kuşaklara hem de dünya kamuoyuna en etkili ve doğru bir biçimde aktarılması amacıyla 7 Haziran 2012 tarihinde, Gelibolu Yarımadası'nda hizmete açılan Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi'ndeyiz.

Günün belirli saatlerinde ileri teknolojiyle gösterimde bulunan, gelen ziyaretçileri günümüz ve geçmiş arasında inanılmaz bir yolculuğa çıkaran, görüntülerin zihinlerde daha iyi canlanabilmesi için 3 boyutlu projektör ve gözlüklerle izleme imkânı sunan, bu esnada sizi bütünüyle savaşın içinde hissettiren merkezin 11 salonunda fotoğraf çekme izni olmadığından, bu salonlara ait bilgi ve görselleri ilgili tanıtım videosuyla aktarıyorum.


Bu merkezin üst katında sergilenmekte olan Çanakkale Savaşları hatırası objelerin içinde
şüphesiz ki içindeki ayakla birlikte kopmuş olan asker postalı en etkileyici parçalardan biri...


Konuyla İlgili Ayrıntılı Bilgi Veren Kaynaklar:

Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi-GELİBOLU 

GELİBOLU YARIMADASI TARİHİ MİLLİ PARKI-Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi


01/03/2013

Çanakkale Zaferi'ne Doğru -2

Tarihimizde oldukça önemli bir yere sahip olan Çanakkale Savaşı, sadece bizim için değil, Yeni Zelandalılar için de hem ulusal hem son derece duygusal ve kutsal bir değer taşıyor.

Çünkü tarafların birbirlerine saygıları, çarpışmaların en şiddetli, en kanlı zamanlarında bile birinci ilke idi.
Süngü süngüye, göğüs göğüse çarpışmalar sırasında ateşkes ilan edip, tarafların yaralılarını ve ölülerini toplama olanağı veren centilmenlik anlaşmaları yapılmıştı. Türk askeriyle ''savaşmaya'' gelen, topraklarımızda ''düşman askeri'' konumunda olan *Anzaklar, yemek ve su bulamadıklarında gıda yardımı alabiliyor, kendileri de tütün veriyorlardı.

Gece olup savaşa ara verildiğinde, Türk askerlerden birinin yanık sesiyle söylediği hasret türküsünden etkilenen bir Anzak askerinin ertesi gece aynı türküyü yeniden dinleyebilmek için ''istek'' yaptığı örneklere rastlanıyordu.

Gündüz savaş, gece barış ve kardeşlik...
Bu şartlarda bir savaş başka nerede yaşanmıştı?

''Dünya, Atatürk gibi bir liderin yokluğunun sıkıntısını çekiyor.''
Bu sözler Yeni Zelanda'nın her fırsatta Atatürk hayranı olduğunu vurgulayan kadın başbakanına ait.

1999'da iktidara gelen ve 9 yıl başbakanlık yapan Helen Clark, ülkesiyle Türkiye arasındaki hiçbir zaman kopmayacak bağların ''Atatürk'ün Anzaklar için söylediği muhteşem sözler'' ile perçinlendiğini,
varoluş ruhlarını okşadığını belirtiyor. Türkiye Cumhuriyeti tohumlarının bu savaşta atıldığını, Yeni Zelanda'nın Anzaklarla olgunlaştığını söyleyen Clark:
''Türkler bu çok uzak ülkede inanılmayacak şekilde seviliyorlar.
Bizim tarihimizde Türkiye ve Türklerin yeri başkadır. Çanakkale Savaşı her bir Yeni Zelandalı için kutsal ve ulusal bir değer taşır. Atatürk'ün 1934 yılında Anzaklar için söylediği muhteşem sözler Yeni Zelanda'nın varoluşunun ruhunu okşamıştır. Düşünebiliyor musunuz, bir lider düşmanından ''Kahramanlar'' olarak söz ediyor. Bu müthiş bir insanlık, uygarlık anlayışı. Ders kitaplarımızın en başında yer alır,'' diye ekliyor.

İstisnasız her okuduğumda içimi titreten, gözlerimin mutlak surette dolmasına neden olan ve yeni bir düzenlemeyle Gelibolu Yarımadası'ndaki şehitlikte yerini almış olan o sözler:


"Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar!
Burada dost bir vatanın toprağındasınız.
Huzur ve sükun içinde uyuyunuz.
Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız.
Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar!
Gözyaşlarınızı dindiriniz.
Evlatlarınız bizim bağrımızdadır, huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır.
Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır."

"Those heroes that shed their blood and lost their lives.
You are now lying in the soil of a friendly country.
Therefore rest in peace.
There is no difference between the Johnnies and the Mehmets to us where they lie side by side here in this country of ours...
You the mothers,
who sent their sons from far away countries wipe away your tears.
Your sons are now lying in our bosom and are in peace.
After having lost their lives on this land they have become our sons as well."


Aynı sözlerin Avustralya'nın başkenti Canberra'daki Anzak Bulvarı bünyesinde yer aldığı anıt (tıklayın lütfen).

*Anzak (Australian and New Zealand Army Corps: ANZAC)