mesaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mesaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21/03/2025

Muhteşem İlkbahar

Baharın gelmesi biraz zaman alacak gibi duruyordu. Haftalarca süren yağmurlar sonrası serin olmaktan çıkıp dondurucu soğuklara dönüşen havalar yıllar yılı yaşamadığımız bir döngüye girmiş, adeta buz kesmemize neden oluyordu. Bu döngü için geçen yıldan öngörüde bulunsalar hangimiz inanırdık ki?
 Ve fakat bahar bugün aniden geldi. 🌸🌼🌺
🌸🌼🌺🌿🌿🍀🌳
Bulutlar dağılıp çiseleyen yağmur sona ermişti. Masmavi bir gökyüzü, kuş sesleri ve mis gibi çiçek kokuları eşliğinde baharın varlığı elle tutulur hale gelmişti. Tüm çiçekleri açmış ve birer geline dönüşmüş ağaçlar o muhteşem tabloyu tamamlıyordu.


Ben bu durumdan, ilkbaharın bu kadar erken gelişinden mecazi anlamlar çıkardım açıkçası: "Uzun ve yeterince soğuk bir kış yaşadın. İşte bak, tüm bunları unutup bir mola verme zamanı. Yeni bir mevsim, yepyeni günler, hayatın tadını tekrar çıkarma zamanı. Mutlu olmak, huzur içinde olmak zamanı. Bekle ve gör.''

Salkım halde kurumuş kapkara yaprakların arasında bugüne kadar en ufak bir mor renk belirtisi bulunmayan erguvan ağaçlarına ne demeli peki? Birdenbire çiçeğe durmaları gerçekten inanılmaz...

30/10/2021

Blog Ablasına Mesaj

Merhaba. Dün, Cumhuriyetimizin 98. yıl dönümünü kutlama amaçlı ''Cumhuriyet'' başlıklı kısa ama öz bir yazı girdiğini gördüğüm bloggerlardan birinin bloguna girip yorum bırakmıştım. Yorumum aynen şöyleydi:

''Milli bayramlarını, hele ki Cumhuriyet bayramını coşku içinde kutlamayıp yok sayanlar gün gelir dini bayramlarını kutlayacak vatan bulamaz. Cumhuriyetimiz 98 yaşında. Kutlu olsun, başta ATAMIZ olmak üzere emeği geçen her kim varsa nurlar içinde yatsın. Minnettarız.''

Akşam olup da kendi blogumun başına geçtiğimde bir ara söz konusu bloga tıklayıp yorumumun durumuna bir bakmak geldi aklıma. Birkaç yorum daha vardı. Biri oldukça dikkatimi çekti bu arada, daha doğrusu sinirlerimi bozdu. Kişi özet olarak; doğma büyüme yurt dışında olduğu için Türk tarihini bilmediğini, hilafetin yıkılışını mı kutladığımızı soruyordu. Oysa yazıda 5 cümleyle neyi kutladığımızı gayet açık ve net anlatılmış, hilafetten hiç ama hiç bahsedilmemişti. Buna rağmen blog sahibi iyi niyetle yanıt vermişti o yoruma. 

Düşünün bakın, oraya hepimizin birden toplanıp, hilafetin yıkılışını kutladığımızı ima ediyor. Algıya bakın. Hilafet diye bir kelime gördün mü sen o yazıda, o sayfada? Nereden çıktı bu? Yurt dışında doğup büyümek ve halen orada olmak ''Cumhuriyet Bayramı'' diye bir şey duymamış olmak mıdır? NEYİN PEŞİNDESİN? Kimin ağzından ne yakalamaya çalışıyorsun? Yakalamaya çalışıyor, çünkü bu ablaya (anladınız siz onu) aldığı nazik yanıt nasıl bir etki yaptıysa sorduğu soruyu silmiş ve blog sahibinin hilafet kutlaması olmadığını belirten yorumunu ağaç gibi ortada bırakmış. 
Ardından da tekrar ve aynen şu soruyu bırakıp gitmiş:
''Yani hilafetin yıkılışı da kutlanıyor yanısıra doğru mu anladım?'' (yanısıra da ayrı olacak, öğren.)

Dervişin fikri neyse zikri de odur derler ya. Bununki de o hesap. Hilafet de hilafet. Hilafet de hilafet. Yeter ama artık!
Daha birkaç gün önce takip etmediğin bir blogda din konulu yorumlaşmaların içine dalmış döktürüyordun. Din nedir, dinsizlik nedir, deizm nedir? Madde madde hazırlıklar yapmışsın. Sen kimsin acaba, bir de onu bilsek? Eğitimin hangi alanda ve derecesi nedir? Kaldı ki ilahiyat profesörü olsan bile bu işlerden ne zaman vazgeçeceksin? Kimsin sen? Otur da Cumhuriyet bayramı nedir, neden kutlanmaktadır onu öğren bir de. 
Derdin o değil çünkü. Bizden iyi biliyorsun anlam ve önemini.

Hatırladın mı? Bundan tam10 yıl önce gelip blogumu takibe almıştın. Ben de seni. Ancak, aradan daha birkaç ay geçmeden blogumun sağ sütununa koyduğum bir karikatürü gece görüp sabah ezanıyla bana hitaben yazı, pardon fetva döşenmiştin. Sinsilik ve hadsizlik senin göbek adın çünkü.
Sonra uzunca bir süre kayboldun, blogunu sildin. Başka blog, sonra başka bir blog daha.

Bak ablacık, sen sevdiklerine tema hazırlayıp gönüllerine girmeye devam et bence. En alta da reklamını yapmayı unutma. OK? Ha, bir de hilafet nedir, o engin dini bilgilerinle madde madde bir yazı hazırlamalısın bloguna. Çünkü asla vazgeçmediğin bu sinsi yöntemler çok yanlış ve de berbat!

10/09/2016

Mahonia'dan Mesaj Var!

Nisan ayı başında yaptığım bir doğa yürüyüşü sırasında rastladığım ve daha önce hiç görmediğim salkımlar halinde açmış, sarı renkli, mis kokulu bu minik, zarif çiçeklere hayran kalmıştım. Fotoğrafını çekip adını nette araştırırken çiçeklerin sonbaharda ''mavimsi siyah'' renkte, küçük, yuvarlak, üzümsü meyvelere dönüşeceğini öğrenmiş ve çok şaşırmıştım.

Eskiler diğer adı Oregon üzümü (Oregon Grape) olan bu meyveden jöle, köklerinden ise sarı boya elde ederlermiş. Çay gibi demlenip içildiği takdirde kurutulmuş bitkisinin karaciğer ve sindirim sorunlarına, bağırsak gazlarına, kronik kabızlık ve romatizma iltihaplarına karşı etkili bir ilaç olduğu söyleniyor...
Sonbahar geldi ya artık, Mahonia adı verilen bu çiçeği mutlaka gidip aynı yerden bir kez daha görme vaktiydi. Çiçekler üzüm haline gelecek, koyu yeşil renkli, parçalı ve dikenli yapraklar kızıl kırmızıya dönüşecek, gözüm gönlüm şenlenecekti.

30/05/2015

Barış Mümkün (PEACE is Possible)

Çanakkale Zaferi bizim için eşsiz bir kahramanlık destanı olduğu kadar aynı zamanda bir ağıt.
1915’ten 2015’e tam bir asır geçmiş aradan. Çanakkale Savaşları'nın 100 yılı bu yıl…

Bir feribot adeta barış elçiliği görevi üstlenmiş, bundan tam 100 yıl önce tarihin en şiddetli savaşlarından birine
sahne olan, farklı ülkelerden yüzbinlerce askerin can verdiği bu coğrafyada seferler yapıyor.

Metrekaresine altı bin mermi düşen, üç merminin havada çarpışıp birbirinin içinden geçtiği,
yamaçlarından oluk oluk kanlar akmış topraklarda diyor ki:

BARIŞ MÜMKÜNDÜR

Görmüş olduğunuz manzaraya dünyanın herhangi bir yerinde rastlamak mümkün mü sizce? İnsan nasıl da duygu selleri içinde kalıyor. Çanakkale-Eceabat arası seferler yapan feribotun rotasına kattığı bu dokunaklı barış mesajını aynı zamanda kıtalararası (Asya-Avrupa, Avrupa-Asya) gerçekleştiriyor olması ne kadar manidar!
Gün boyu kentin her yerinden görülebilen bu duygusal mesaj insanın nasıl da içini titretiyor. Asırlık bir geçmişe dair hüzün düşse de önce yüreğe; sevgi dolu, tertemiz bir dünya ve geleceğe ait pırıl pırıl umutlar nasıl da baskın çıkıyor...

Evet, ''Barışın Sembolü'' olarak adlandırılan bu kentte, dağa, taşa, toprağa, denize, gökyüzüne, kente gelmiş yerli-yabancı tüm turistlere BARIŞ MÜMKÜN mesajı gönderiliyor.

Zaman asla yeni düşmanlıklar oluşturma zamanı değil. Tarihte dostluk ve düşmanlığın birlikte yaşandığı yegane savaş bu değil miydi? Anıtlarımız sembolümüz, acılarımız ortaktı. Birbirini hiç tanımayan yüzbinlerce isimsiz asker bu topraklarda can verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuş, şehitlerimizle koyun koyuna yatmıyorlar mıydı?

Türkiye ve Barış dendiğinde, akla öncelikle Atamız'ın;
Türk Dış Politikası'nın da temelini oluşturan "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" ifadesi gelmekteydi.

Heyy! Sevgi ve barış dolu bir dünyayı kucaklamaya hazır mısın evren?
Bu mesaja herkesin sahip çıkması, daha da önemlisi tüm uluslara örnek olması dileğiyle…

- BARIŞIN KENTİ ÇANAKKALE -

"İnsan mensup olduğu milletin varlığını ve saadetini düşündüğü kadar bütün cihan milletlerinin huzur ve refahını da düşünmeli ve kendi milletinin saadetine ne kadar kıymet veriyorsa bütün dünya milletlerinin saadetine hadim olmaya elinden geldiği kadar çalışmalıdır. Çünkü dünya milletlerinin saadetine de çalışmak diğer bir yoldan kendi huzur ve saadetine çalışmak demektir. Dünyada ve dünya milletleri arasında sükun, vuzuh* ve iyi geçim olmazsa bir millet kendi kendisi için ne yaparsa huzurdan mahrumdur. En uzakta zannettiğimiz bir hadisenin bize bir gün tesir etmeyeceğini bilemeyiz. Bunun için beşeriyetin hepsini bir vücut ve her milleti bunun bir uzvu addetmek icap eder. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan diğer bütün aza müteessir olur."


Mustafa Kemal Atatürk
17 Mart 1937
[Romanya Dışişleri Bakanı İle Yaptığı Görüşmeden]

*vuzuh: Açıklık, netlik

05/01/2015

Mahsun Kırmızıgül'den Mucize

Türkücülükten dizi oyunculuğuna geçiş yapan, sonrasında kariyerine hem senaristliğini hem yönetmenliğini yaptığı filmlerle bir film yapımcısı olarak devam etmekte olan Mahsun Kırmızıgül’ün vizyona yeni girmiş olan dördüncü filmi MUCİZE.

Bu film, izlediğim ilk Mahsun Kırmızıgül filmi.
Doğrusunu söylemek gerekirse başlangıç için ön yargılar içindeydim.
O nedenle; hemen girişte şunu söylemek istiyorum:
Mahsun Kırmızıgül kendini aşmış. Türkü söyleyen bir sanatçıdan son derece başarılı ve de hayran olunası bir film yapımcısı çıkar mı, çıkarmış. Bence uzun metrajlı film alanında değme yapımcılarla yarışabilecek biri o artık!

Adım adım ilerlemek ve zirveye oturmak bunun adı. İşini ciddiye alıp kendini sürekli geliştirme yoluyla tıpkı filmin adı gibi bir MUCİZE’ye imza atmak...

2,5 saate yakın süren bu film hiç ama hiç sıkmadan akıp gidiyor. Komedi ve dramın bir arada işlendiği filmin güldürü amaçlı kesitlerindeki diyaloglar bana göre ülkenin en başarılı komedyenini bile (isim vermiyorum) geride bırakacak nitelikte. Keyif veren, güldüren, filmin tamamına yayılarak duru biçimde işlenmiş olan ve ikinci bölümde ağırlaşan dramın etkisiyle zaman zaman ağlatan bir film...

Mucize, Hollywood ve dünya sinemasının ünlü filmlerinin mikslerini yapan Dolby Laboratuvarları'nın sinema salonları için geliştirdiği son sistem ses teknolojisini uygulatmak üzere Londra’ya götürülmüş. Final miksi de orada tamamlanmış. Türk sinemasında bu ses sisteminin kullanıldığı ilk film aynı zamanda. Kullanılan teknikler ve yüksek kalite açısından da oldukça başarılı bir film. Filme ait pek çok karenin değme yağlıboya tablolara taş çıkartacak kadar göz alıcı olduğunu söylemeden geçmemeliyim bu arada...

İzmir Foça’da başlayan kısa süreli çekimlerden sonra kalanı Kağızman’ın bir köyünde gerçekleştirilen filmin senaryosu 1960’lı yıllara ait gerçek bir hikâyeden alınmış.
Yılın sekiz ayı karlar altında kalıp, kendi insanlarının deyimiyle ''Allah’a teslim olan'', yalnızca dört ayında dış dünya ile zar zor bağlantı kurulabilen Doğu gerçeği ve oradaki insanların yaşam biçimi ilmek ilmek işlenirken, dört dağ aşılıp ulaşılabilen bu ücra köye tayinle gelen Egeli bir öğretmene köylüler tarafından sahip çıkılışı, birbirleriyle bütünleşmeleri, öğretmenin köylülerin tüm sıkıntılarına ''maddi'' ve manevi yönden nasıl merhem olduğu olabildiğince duygusal biçimde aktarılmış.
Oyuncu performansları çok başarılı. Özellikle de ''engelli oğul Aziz'' karakterini canlandıran Mert Turak harikalar yaratmış. Yok böyle bir performans! Bence bu başarısı ona kesinkez ödüllerle geri dönecek.

Bingöl doğumlu ve Zaza kökenli bir sanatçı olan Mahsun Kırmızıgül’ün bu filmle verdiği önemli mesajlara gelelim mi şimdi:
Halkların kardeşliği…
Öğretmenin fedakârlığı ve kutsallığı. Öğretmene duyulan saygı ve sevgi...
Köydeki okula öğretmenin ailesinden istediği para sayesinde kavuşulması. El birliği ve dayanışma ile bitirilen okul…
Ve... O okulun önüne dikilip sürekli dalgalandırılan Türk Bayrağı!


Adı gibi. ''Mucize'' gibi...
İzlenmesi gereken ve kesinlikle iz bırakacak muhteşem bir filme imza atılmış gerçekten.

Mahsun Kırmızıgül’ü tüm kalbimle kutluyorum.



10/06/2011

Balkonda Nostalji

Nette gezerken rastladığım Hıdrellez ile ilgili enteresan bir gelenek ilkokuldayken ıslak pamuk arasında filizlendirdiğimiz fasulye nostaljimle birleşti ve ben karşı konulmaz bir biçimde balkonda fasulye yetiştirme isteğiyle doldum.

Amaç nasıl büyüdüklerini seyretmek, belki biraz geçmişte gezinmek, hatta yeterli miktarda ürün alabilirsem şöyle zeytinyağlı güzel bir yemek yapıp bayıla bayıla yemek :)

Geçmişle fasulyeyi bağdaştırana pek rastladınız mı bilmiyorum; ama ben bu merakımı gerçeğe dönüştürdüm...

Hangi cins olduğunu henüz bilmediğim ve kocaman bir saksıya dikip her akşam özene bezene suladığım fasulyelerim yaklaşık 1 hafta sonra patlayıp ikili minik yapraklar şeklinde ortaya çıktılar.
Ve sonrasında da öyle hızla büyüdüler ki...

Ama dünkü hızlarına yetişemedim.
Sabah ortada hiçbir şey yokken, akşamüstü hepsi birden uzun uzun filizler verip o ağırlıkla sağa sola yatmışlar.
Hangi kaşla göz arasında o kadar çok büyüdünüz?

Aklıma ışık hızıyla ''sırık fasulye'' denen tür oldukları geldi ve gidip bir çubuk bulup ortalarına diktim. Sonra da dağılmış filizlere yardım edip nazikçe o çubuğa sardırmak istedim.
Ama ne mümkün?
Filizlerin istisnasız hepsi, elimden ısrarla kurtulup 180 derece başka yöne döndü. Tek bir tanesini bile sardırmayı başaramadım ve daha fazla uğraşmayıp, biraz da üzülerek bıraktım öylece.
Hayallerim suya düştü anlayacağınız...

Peki ya bu akşam?
Ümitsizce bıraktığım o dağınık manzaradan eser kalmamış, sanki sihirli bir el o filizleri tek tek tutup önce birbirlerine sonra da ortadaki sırığa sardırmıştı!
(İsteyen deneyip aynı aşamaları gözlemleyebilir.)

Belgesel tadında bir şeydi yaşadığım...
Ve evrenin bize bol miktarda gönderdiği mesajlar vardır ya hani...
Onlardan biri gizliydi içinde...

( Sizce bu mesaj neydi? )
* * *

(Yaklaşık 3 hafta sonraki durum)


06/03/2011

Cumhurbaşkanı'ndan Blog Yasağına Tepki

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, dün Twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamada Mısır'ı örnek vererek, sosyal medyanın gücünün ''önemli'' olduğunu vurguladı ve blog sitelerinin kapatılmasına tepki gösterdi.

Abdullah Gül: ''Blogların kapatılmasıyla ilgili çok mesaj alıyorum. Bu alanın hukuki yönden gözden geçirilmesi ve toplu cezalandırmalara fırsat verilmeyecek şekilde değiştirilmesi gerekiyor. Bu yönde gerekli girişimlerde bulunacağım,'' açıklamasında bulundu.