yolculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yolculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

05/06/2023

Hafta Sonu Çalakalem

Bugünlerde mutlu ve huzurlu olduğumuzu söylemek biraz zor sanki. Böyle zamanlarda blogun başına geçip iki kelime karalamak iyi geliyordu; ama Google Analytics sayfası düşmeye başladı hemen aklıma. Oradaki sayaç ''Bu mülk 1 Temmuz 2023'ten itibaren veri işlemeyecek. Bu mülkten birkaç temel ayar kopyalanarak sizin için yeni bir GA4 mülkü oluşturuldu veya mevcut bağlı GA4 mülkünüz, UA ayarlarınıza göre güncellendi'' uyarılarıyla kalan gün sayısını geriye doğru sayıyor. Neler olacak anlayamıyorum. Teknik bilgim bu verileri anlamak için yeterli değil. Bu mülk derken blogu kastediyor elbette. Ama neden veri işlemeyecek, blog böylece kalakalacak mı anlaşılmıyor. Analytics sayfamı inceleyip bir şeyleri ayarladım; ama ''GA4 kurulumunu tamamlayın'' uyarısı gitmiyor sağ üstten. Yok mu bizi bilgilendirecek yetkin bir arkadaş? Rica etsem bu konuyla ilgili bir yayın yapsa, hepimiz gereken neyse tam olarak uygulasak? Süre daralıyor çünkü.

Hafta sonunda şehirler arası bir ziyaret gerçekleştirmem gerekiyordu. Yolculuk esnasında 1915 Çanakkale Köprüsü'nün tamamen bitmiş halini ilk kez gördüm. Fakat nedense üzerinde tek araç göremedim.

Mevsimin zamanı gelip açan çiçeklerine sarılacağım yine. Tablo misali nar çiçekleri ve şaşırtan tomurcukları ile başlayayım.

26/01/2017

Yağmur, Yolculuk, Bir de Martılar

Soğuk, kapalı ve yağışlı havanın birçok insanda moral ve enerji kaybına neden olduğu bilinse de yağmurlu bir havada yolculuk yapmak iç sıkıntısından ve kafanızdaki olumsuzluklardan kurtulup deşarj olmak için en iyi çarelerden biridir bana göre.

Hele bir de hafif müzik açmışsanız değmeyin keyfinize. Yağmurun huzuruna müzikteki huzur eklenir, alır götürür insanı.

Cama vuran damlalarla birleşen eşsiz manzaralara odaklanır, yolla beraber siz de akar gider, kartpostallarla yarışan olağanüstü kesitler içinde kendinizden geçersiniz.

Hayatın içinden ve olanca gerçekliğiyle önünüze açılmış 'hareketli' bir ekrandan yansıyor olsa da seyrettikleriniz, çoğu zaman yolun sonunda kapılar varmış ve bir masal dünyasına açılacakmış hissi uyandırır yağmurda yolculuk. Büyülüdür. Hayal dünyasını tetikler insanın ve de başka boyutlarda gezdirir...

Benim için kesinlikle bitmesini istemediğim doyumsuz bir mutluluk ve huzurla dolma halidir yağmurda yolculuk...

14/06/2016

Seyahat - Mola

Leyleği bu yıl havada biraz erken gördüm sanırım.
Gördüğüm martı da olabilir. Zaten martılar hep havada:)

Blog yazmaya bir müddet ara vermek durumundayım.
Uzun sayılabilecek bir süre buralarda olamayacağım. Çünkü yolculuk bu kez denizaşırı. İngiltere'ye gidiyorum, bayram dahil oradayım.

Gezmeye, görmeye, öğrenmeye ve tabii ki bol bol fotoğraf çekmeye yönelik bir seyahat olacak. Dolayısıyla internet ile aram iyi olamayacak.
İçimden bir ses ilginç an'lar, anılar biriktireceğimi söylüyor.
Ve elbette ki dönüşte onları burada yazıya dönüştürmeyi planlıyorum.

Blog dostlarımın ve ziyaretçilerin bilgisine, sevgiyle...

26/05/2016

Trafik Magandaları İle Yolculuk

Aslında sadece fotoğraf bile anlatıyor; ama ben yine de detay vereceğim. Basında sürekli yer alan alkollü ve hız tutkunu trafik magandaları ne kadar çoğaldılar. Üstelik çoğu ünlü isimlerin çocukları çıkıyor.

En korktuğum şeydir, trafikle şaka olmaz. Gece yolculuğu yapmayı sırf bu yüzden hiç sevmem. Biz uzun yolculuklara gündüz çıkarız.
Zifiri karanlıkta kör noktalar çoğalır, sarhoşlar, uykusuzlar ve ağır tonajlı araçların en yoğun görüldüğü saatlerdir diye düşünür, korkarım açıkçası.

Resmi bir iş çıktığında sabah erkenden ulaşmak ve günden tasarruf etmek adına gece yolculuğu gerektiğinden, sayemde özel araç yerine otobüs tercih ediyoruz. Hem rahat hatlarla yolculuklar gerçekten çok rahat...

Sabahın ilk saatleri. İstanbul'a giriş. TEM Otoyolu, Büyükçekmece yakınları. Birden otobüsün ani fren hareketiyle sarsılıyoruz...

Gördüğümüz sahne aynen bu!
Neler olduğunu kimse anlayamıyor. Yedek kaptan polisi arıyor. Kaçarlar diye ben de alelacele bu kareyi çekiyorum.
Önümüzde seyir halinde olan lüks Mercedes'te 4 genç var. Arabalarıyla otobüsü bir sağdan bir soldan sıkıştırıyorlar. Trafiğin akışını ne tür bir tehlikeye soktukları umurlarında bile değil. Camlardan tek tek çıkıp öfkeyle el- kol hareketleri yapıyor, bağırıp çağırıyorlar. Etraf korna ve fren seslerinden yıkılıyor!
Fotoğrafta gördüğünüz an, önümüze fırlamış ve özellikle yakın mesafe bırakarak tacizi devam ettirme halleri.
Vazgeçmeye de hiç niyetleri yok. Gözleri dönmüş bir kere. Belli ki alkollüler. Belli ki şehir dışında bir gece kulübünden eğlenceden dönüyorlar. Ben dahil çoğu panik içindeki yolculardan fikirler yükseliyor. ''Polisi arayın hemen!'', ''Kameraya çekin de ispatlansın.'', ''Ya silahları da varsa? Bu kadar kızdıklarına göre ya otobüsü de tararlarsa?''
10 dakikadan fazla aynen bu şekilde trafiğin içinde seyir halindeydik. Siz deyin macera filmi, ben diyeyim korku filmi :(

Ve ileride sağda bizi bekleyen polis aracını görüyor, otobüsle yanaşıyoruz. Magandaların Mercedes'i de orada.
Taraflar aşağı iniyor. Bağrışmalar devam...

Dertleri neymiş acaba? Önce bizim otobüs başlatmış. Öyle kötü sıkıştırmışız ki, ölüyorlarmış!!!
Neyse ki anlaşma sağladılar da sabahın köründe oralardan karakola çekilmedik, diz boyu rezillik ve gerilim devam etmedi. Çünkü görünen köy ortada. Olayın bambaşka bir boyuta girip can kaybı yaşanması da büyük olasılıktı.

Hoş bulmadık İstanbul :(

22/01/2016

Sömestir Tatiline Merhaba!

Sömestir tatili başladı, haydi bakalım. Okul açıkken uyanma saati, okulda geçirilen vakit, ders çalışma şeklinde giden rutine alışan çocuklar ve gençler için dinlenme vakti.

Tatil kelimesi ''Başka bir güne ya da zamana erteleyerek işe, çalışmaya ara vermek, dinlenmek,'' anlamında. Eş anlamlısı ''dinlence'' zaten. Tatile çıkmak denince ilk akla gelen; genellikle seyahat etme yoluyla değişik yerlere gitmek, görmek, hem bedenen hem ruhen dinlenmek değil mi?

Okul tatilleri ebeveynler ve çocukları için birbirlerini daha iyi tanımak, anlamak, hatta arkadaş olup bu arkadaşlıktan mutluluk duymak adına bulunmaz bir fırsat aslında. Asla kitap defter kapağı açmadan gece geç vakitlere kadar bilgisayar başında geçirmek için değil.
Günümüzde öğrenciler genellikle bu eğilimde çünkü.

Uzmanlar, tatil bu şekilde gerçekleştiği takdirde fizyolojik yapının bozulacağını söylüyor. Bu tarz geçirilen boş zamanın dinlenmekten çok yorgunluk yaratacağını ve tembellik ortaya çıkaracağını, böylece miskinliğe alışan bünyenin okul açıldığında eski düzene dönebilmek için zorlanacağını ve uzun bir süre kendini toparlayamayacağını belirtiyorlar. Özetle; ikinci döneme güzel bir başlangıç yapmak amacıyla verilen tatil için tam tersi sonuç alınacağını önemle vurguluyorlar.
Dönem yorgunluğunu atabilmek için bedenen ve zihnen rahatlamak birinci şart. Bu yüzden uyku düzeni çok önemli. Ve bir tatil programı hazırlamak gerekli. Programda ''ders çalışmak, konu tekrarı yapmak, yeni konulara göz atmak'' için de yer olmalı, kısa süreliğine bile olsa bu madde asla ihmal edilmemelidir.
Ayrıca, bol bol kitap okumak önerilenler arasında...
Bunun dışında; eğer gidilmesi gereken bir kurs yoksa ''ölçülü'' olmak kaydıyla, izlenmek istenen televizyon programlarına, hobilere ya da arkadaşlarla gerçekleştirilmek istenen aktivitelere zaman tanınabilir.

Kısa süreli seyahatler ve akraba ziyaretleri de iyi gelecektir.

Tatil demek yollar, yolculuklar demektir genellikle.
Kış şartlarında bunun pek de mümkün olduğu söylenemez. Eğer istekliyseniz ve bütçeniz de müsaitse kayak yapmaya ya da yurt dışına da gidebilirsiniz tabii. Ancak bana sorarsanız en iyi tatil, evde geçirilecek olanıdır.

Yollardan, yolculuklardan bahsederken mola yerleri geldi aklıma yine...
ŞURADA benzer bir yazım vardı çünkü. Öyleyse yola çıkıp da Susurluk'tan geçecek olanlara benden naçizane öneriler gelsin. Hem sonrası için de aklınızın bir kenarına yazılmış olur.


Güzergâhı İstanbul-İzmir, Bursa-İzmir olanlar. Susurluk'a geldiğinizde Köfteci Yusuf tesislerine uğramadan geçmeyin. Kesinlikle çok memnun kalacaksınız. Burada öncelikle, süper kalitede ürünleri oldukça uygun fiyata alma imkânınız var.

Dilerseniz yalnızca kahvaltı ya da yemek yeme amaçlı da uğrayabilirsiniz tabii. Sırf çay içmek için bile:)

Burada şöyle şaşılası bir özellik var: Sayısız servis elemanına sahip olması. Öyle ki neredeyse müşteri başına 2 eleman düşüyor. İçeriye girip masada yerinizi aldıktan sonra en geç (evet en geç) 3 dakika içinde siparişiniz geliyor. Hiç abartısız ''Anında Servis''...

Yine Susurluk şehir sınırları içinde bulunan ve hiç düşünmeden girebileceğiniz Yörsan Tesisleri de önerilerim arasında.
Başta Susurluk ayranı ve tostu olmak üzere, çorba ve pizza çeşitleriyle de ün yapmış,
self servis hizmet veren kaliteli bir işletme...

Yaz yaz bitmez. Bir dahaki yine başka sefere...

İyi dinlenceler, sevgiler...



09/02/2014

Aşti'deki Sıkıntı

Taksi şoförleri cefakâr insanlardır.
''Ekmeğini taştan çıkarmak'' deyimini hak edenlerdendir.
Sabahlara kadar, içlerinde hırlısı, hırsızı, sarhoşu, hatta soyguncusu ve katili bile bulunan binbir çeşit müşteriyle uğraşmaktadırlar. Durup alsalar bir dert almasalar başka dert. Hatırlayacak olursak; geçmişte bu uğurda acımasızca yaşamına son verilmiş olan nice taksici can vardır.

Sömestir tatilinin sona ermesiyle birlikte otobüs terminallerinin normalin üzerinde yoğunluk yaşadığı şu günlerde daha önce hiç duymadığım, görmediğim, ancak geçen hafta bizzat yaşadığım bir sıkıntıdan söz etmek istiyorum. Oldukça can sıkıcı bir durumdan. ''Hepsi öyledir'' diye genellemek istemiyorum, ancak Aşti'ye ait taksiler müşterilere olmayacak şekilde davranıp sinir katsayılarını tavan yaptırıyorlar.
Geçen hafta sabahın erken saatlerinde, durakta sırası gelen taksiye valizlerimizi verdikten sonra içeriye geçip, gideceğimiz adresi söylediğimiz 30 yaşlarında, kahverengi bereli, kirli sakallı taksi şoförüyle aramızda geçen diyaloğa kulak verin lütfen:

05/08/2013

Yollar, Yolculuklar, Molalar

Bayram tatiline çok az kaldı.
Yaz tatillerini bayram tatiliyle birleştirmek isteyenler için uzun yolculuklara çıkma zamanı. Bizim gibi gece yolculuğu sevmeyenler tercihini gündüz yola çıkmaktan yana yapmışsa ve sıcaklar da tıpkı şu an olduğu gibi mevsim normallerinin üstünde seyrediyorsa bu yolculuklar çekilmez hale geliyor.
Özellikle güneş tam karşınızdan vurmaya başlamışsa sormayın gitsin! Bilenler bilir, böyle zamanlarda aracınızın kliması bile bana mısın demiyor, sıcaktan ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz.

Bu yüzden de sık sık mola vermek gerekiyor. Bir çeşme başında inip el-yüz yıkamak, çevrede biraz gezinip ayakların rahatlamasını sağlamak ve temiz hava almak epey iyi geliyor, ferahlıyorsunuz.
Bunlara küçük molalar diyelim. Bir de geçtiğiniz yollarda keşfettiğiniz mekânlar oluyor. Öyle memnun kalıyorsunuz ki artık mola vermek için oradan başka adres tanımaz, bir dahaki sefere uğramadan geçmez hale geliyorsunuz.

Ya da diyelim ki çok acıktınız. Ulaşacağınız ilk şehir merkezinde mola vermek ve yemek yemek istiyorsunuz.
İşte böyle durumlarda uyguladığım ve size de önereceğim bir yöntemden de bahsedeyim yeri gelmişken.

Arabanızı uygun bir yere parkediyorsunuz. Sonra şehrin içinde kısa bir tura çıkıyorsunuz.
Bu esnada yemek yiyecek yer aramaktan ziyade o şehirdeki esnafın iş yerlerine göz gezdiriyorsunuz. Hemen yanı başından geçtiğiniz bir eczane var örneğin. İçeriye girip eczacı beyefendiye: ''Afedersiniz, biz bu şehrin yabancısıyız. Burada güzel bir yemek yiyeceğimiz bir yer tavsiye edebilir misiniz?'' diyorsunuz. İnanın seferber oluyorlar ve hedefi tam oniki'den vuruyorsunuz. Kesinlikle tavsiye ediyorum bu yöntemi...

Afyon Özdilek Tesisleri. İçersinde bulunan son derece büyük bir lokum imalathanesi dahil, her türlü ihtiyaca
cevap veriyor. Musluklarından dilerseniz kaplıca suyu akıyor.

Bu tesislerin bulunduğu yolun tam karşısına, ünlü markalara ait sayısız mağazanın yer aldığı adeta bir
Outlet Mahallesi kurulmuş. Hemen bitişiğindeki büyük tesis, her yerde bulamayacağınız cinsten
nefis Afyon kaymağı-bal eşliğinde şahane bir kahvaltı ile sucuk döner dahil,
yemek yeme ve dinlenme imkânı sunuyor.

İnegöl'den geçerken yol kenarları ünlü İnegöl köftecileriyle dolu. O güzergâhtan geçenler bilir, bunların içinde en ünlüsü ''Veysel'' idi bir zamanlar. Ama şimdi o kadar çoğalmış durumdalar ki. Hatta oradaki AVM'lerin içinde dahi bu köfteyi oldukça güzel yapan bistrolar mevcut. Yemeden geçmemeli...

Konya'nın güzel ilçesi Akşehir'den geçiyorsunuz. Üzerinde bulunduğunuz şehirler arası yola sadece 2 dakika mesafedeki Nasreddin Hoca Türbesi'ne mutlaka uğrayın. Ünlü hiciv ustasının anekdotlarından biri çıkışlı ''DÜNYANIN ORTASI BURASIDIR'' yazan levhaya göz atıp gülümseyin:) Ayrıca türbenin içinde kocaman bir asma kilit var. Bir bakın bakalım o kilit nerede? Çıkışta, tam karşıda bulunan Gülmece Parkı'nda oturup birer çay içmeden yolunuza devam etmeyin.

Aşkın ve inancın kenti Konya'dasınız. Mevlâna Türbesi'ni ziyaret ettiniz. Karnınız da epeyce bir acıkmış.
Ne yapıyorsunuz? Etraftaki süslü püslü tabelalara pek de itibar etmeyin bence. Bizim bu konuyla ilgili epey bir ağzımızın yanmışlığı vardır çünkü. Girdiğimiz yerlerden dışı seni, içi beni yakar misali hiç memnun kalmadan çıkmışlığımız vardır. İşte bu yüzden de direkt çevredeki esnafa nerede ''güzel bir etliekmek ve fırın kebabı'' yiyebileceğinizi soruyorsunuz. Ve, sizi ağız birliğiyle yönlendirdikleri adresten memnun, mutlu şekilde ayrılıyor, çayınızı az ilerideki
Alaaddin Tepesi'nde keyifle yudumlayabiliyorsunuz.

Yaz yaz bitmez... Dahası bir başka sefere yazılır belki. Belli mi olur?
İyi tatiller, iyi bayramlar, yola çıkacaklara iyi yolculuklar diliyorum şimdiden.

Sevgiyle...


27/08/2011

Yollar, Yolculuklar

Şehirlerarası yolculuklar yazın bir başka güzeldir...
Öyle kesitlerin içine düşersiniz ki kartpostallarla yarışır adeta...

Birbirinin ardı ardına köyler, kasabalar, irili ufaklı şehirler, mavi, sarı, yeşil boyalı; beyaz badanalı evler film şeridi gibi hızla geçer gözünüzün önünden. Uçuk mavi bir gökyüzü eşliğinde yemyeşil ağaçlar, heybetli dağlar, kimi zaman denizler, göller, göletler, akarsular sıralanır peş peşe.

Her kavşağın ucu ayrı bir yaşama çıkar sanki.
İnsanlar görürsünüz kimi fırından yeni çıkmış, evine ekmek götüren, kimi mesai saatine yetişebilmek için çaba içinde. Bazen çeşmeden su doldurmuş duru beyaz bir köylü kızı rastlar. Göz göze gelir, gülümsersiniz, yaşam boyu bir daha hiç karşılaşmayacağınızı bilerek ikiniz birden. Sadece gözleriniz anlatır bunu birbirinize. Yaşananların tümü yalnızca birkaç saniyeye sığmış, garip bir burukluk getirmiştir aynı zamanda içinize...

Ve bir daha göremeyeceğiniz anlık nice enstantane akar gider böylece...

Sözün özü; evrenin sunduğu bu hareketli, muhteşem tablo içinde sonsuz bir özgürlüğe hızla yol almaktasınızdır sanki.
Doyumsuz birer mutluluktur hepsi de...

Yollar bu kez bayramda sevdiklerimize kavuşmak için.
Hepinizin bayramınızı şimdiden kutluyor, sağlık, mutluluk ve huzurla geçirmenizi diliyorum.
Sevgiyle...

24/03/2009

Terminalde Şaşkınlık

Emanetten valizlerimizi almış, biraz sonra gelecek olan olan otobüsümüzü beklemeye koyulmuştuk. Yolculukta atıştırılmak üzere hazırlanmış, içinde yiyecek bulunan küçük çantamız yol boyunca yanıbaşımızda olmalıydı.
Otobüse bindikten sonra arkamızda hiçbir şey unutmama gayretiyle bize yolculuk boyunca eşlik edecek olan tüm eşyalara ve nerede durduklarına son bir kez daha göz atıp hiç de rahat olmayan, üstelik ne akla hizmetse metalden yapılmış terminal koltuğuna yaslandım.
Otobüsümüzün hareket etmesine yaklaşık bir saat kadar bir zaman vardı.

Birden hemen yanıbaşımızda yalnız başına oturan bir kadın farkettim. Nur yüzlü ve yaşlı bir kadındı. Yorgun olduğu anlaşılan ayaklarından küçücük siyah iskarpinlerini çıkarıp bağdaş kurmuş, en az ayakları kadar yorgun olduğu hissine kapıldığım gözlerle etrafına bakınıyordu. O an gözgöze geldik.

-Saat kaç yavrum?
-Sekiz buçuk,teyze. Senin araban kaçta?
-Dokuz buçukta yavrum.
Birdenbire içimde sonsuz bir merak duygusu gelişmişti. Bu kadar yaşlı bir kadın böyle büyük bir şehirde yalnız başına buraya nasıl gelmişti? Nereye gidiyordu? Yolculuğa dayanabilir miydi yorgun bedeni? Gideceği şehir çok mu uzaktı? Sorularım kafamda gitgide içinden çıkılmaz bir hal almaya başlamıştı.
Kadına şöyle bir baktım. Son derece temiz giyinmişti. Başında beyaz bir örtü vardı. Bağdaş kurduğu ayakları yün eteğinin içinde kaybolmuştu. Epey sonra farkettim elinde bir tespih olduğunu ve ağzının farkedilmesi güç hareketlerle dua okuduğunu. Çok güzel ve nurlu bir yüzü vardı. İzlediğim detayları ile ilahi bir görüntü sergilemekteydi. Ağzımdan çıkıverdi.
-Kaç yaşındasın teyze?
-Hıı? Ne dedin yavrum?
Sesimi biraz daha yükselterek,
-Kaç yaşındasın teyze, diyorum..
-Doksan yedi..
İnanamadım.. Taş çatlasa 70-75 arası bir görünümdeydi. Bir insan 97 yaşında böyle görünebiliyordu demek. Mucize gibiydi. Acaba yaşlı olması nedeniyle yaşını unutmuş, saçmalıyor olabilir miydi? Evet, öyle olmalıydı. Kesinlikle en az yirmi yaş daha genç görünüyordu..
Ama doğru da olabilirdi. Son derece bilinçli söylüyordu çünkü. Kafam karmakarışık olmuştu birden.
Şimdi kadının nereye, nasıl gideceği ile ilgili endişelerim yerini korkuya bırakmıştı. Yanlış giden bir şeyler vardı sanki. Bir şeyler yapmalıydım bu kadın için. Gerekirse yanımıza alıp kendi evimize götürme fikrinin dahil olduğu planlar yapmaya başlamıştım.
Bir yandan da ''Ben de bu yaşa kadar yaşar mıyım acaba? Nerde canım, bu kadın eski toprak'' ya da ''Bu nur yüzlü kadında demek ki özel bir gen mevcut. Allahım nelere kadirsin. Bu yaşta bir kadının bu kadar güzel ve sağlıklı kalabilmesi mümkünmüş demek. Gözlerimle gördüm, yaşadım'' şeklinde şaşkınlık cümleleri uçuşmaktaydı kafamın içinde..
-Yolculuk nereye,teyze?
-Sinop'a.. Kızımla damadım orada, onların yanına.
-Aa !! Çok uzak orası ama, nasıl gideceksin?
-Burada gelinimde duruyordum. Şimdi onlar çağırıyorlar, onlarda kalacağım biraz da..
Sonra ben hiçbir şey sormadan devam etti. Eliyle işaret ederek,
-Bak, taa şurda bir adam dikiliyor ya, işte o benim oğlum. Şimdi beni otobüse bindirecek. İndiğimde kızımla damadım karşılayacak. Çok istediler''Biraz da gel,bizde kal''diye. Benim üç aylığım var, rahmetliden kalma. Sağolsunlar çocuklarım çok sever. Beni hep isterler. Orada dikilen oğlum var ya. İşte o en küçük çocuğum. 62 yaşında, onu 35 yaşında doğurdum.

Aman Allahım, bu nur yüzlü kadın doğru söylemişti yaşını. Hiçbir yanlışlık yoktu hesapta. Yani 97 yaşındaki bu kadının akıl sağlığı da muhteşemdi.
Biraz sonra camlı kısımdan açık havada sigara içtiğini gözlemlediğimiz oğlu oralarda bir süre daha oyalanıp yanımıza yaklaştı.
Annesiyle muhabbet ettiğimizi anladığını sezdirerek gülümsüyordu. Nur yüzlü:
-İşte oğlum bu. Pek iyidir. Pek severim ben onu, o da beni. Pek namazkar..
O kadar düzgün ve bilinçli konuşuyordu ki söylediği her şey doğruydu.

Adam başını sallayarak doğruladı. Şaşkınlıktan donakaldım. Çünkü oğlu neredeyse babası gibi görünüyordu. Üstelik de onu 35 yaşında doğurmasına rağmen. Kime sorsanız kesinlikle öyle zannederdi.
Nur yüzlü ayaklarını eteğinin içinden çıkarıp iskarpinlerini giydi, doğruldu. Toparlandılar ve bize ''İyi yolculuklar'' dileyip onu Sinop'a götürecek otobüse yöneldiler.
Üzülmüştüm ardından. Yolu çok uzundu, dayanabilecek miydi? Tek başına nasıl gidecekti?

O gün orada bunları yaşadıktan sonra benim için başka bir boyut daha kazanmıştı sanki hayat. Nur yüzlü sık sık aklıma geliyordu. Ardından üzülmüştüm ve çok sevmiştim ben onu. Hiç unutamayacaktım artık.
İnsan doğar, yaşar ve ölür. En basit haliyle bu üç kelimeden ibarettir hayat.

Yaklaşan sona doğru ne halde olacağız? Beden ve ruh sağlığımız nasıl olacak? Kaç yaşına kadar yaşayabiliriz? Son günlerimizi nerelerde, kimlerle geçireceğiz?

Yok canım yok. Kendimi 97 yaşındayken sapasağlam ve üstelik de ortalama 70 yaşında bir oğulla yan yana hayal bile etmem mümkün değil zaten.
Olmuyor...