2017/10/06

Feedburner Ayarlarınıza Göz Atın

Benim kadar uzun süreli yayın saati problemi çeken bir blog yazarı daha olmamıştır herhalde. Hem de kaç yıldır...

Bazı arkadaşlar hatırlayacaktır. Bu durum öyle sinir bozucu bir hale gelmişti ki yazıların panele düşmesi 24 saati bile aşmaya, tarih değiştirmeye başlamıştı. İki yıl kadar önce bu problemin Feedburner kaynaklı olduğunu öğrenip hemen ilgili ayarları yapmıştım. Başlarda, yani ilk birkaç yazıyı yayınlarken hiçbir sıkıntı yaşamamıştım. Sorun tam olarak çözülmüştü.

Sonrasında yine gecikmeler devreye girdi. Ancak, gecikmeler bu kez 45 dakika ya da en fazla 2 saat sürüyordu. Üstelik pek çok blogger aynen bu şekilde sorun yaşamaya başladığından yalnız da değildim. O nedenle bu kez fazla önemsemedim. Belli ki bunun sebebi, Blogger'ın başta İzleyiciler Gadget'ı olmak üzere o sıra yoğun biçimde sürdürdüğü değişiklikler idi.

Neyse toparlayayım hemen. Üç yazı öncesi yine uzun gecikmeler baş gösterdi. Yorum opsiyonu dahil, blogun tüm ayarlarını tek tek elden geçirmeme rağmen yazdığım yazılar yine saatler sonra panele düşmeye başladı.
İyi ki Feedburner'dan haberim olmuştu. Bir de oraya bakayım dedim. Aynen öyleymiş! Oradaki saat dilimi ayarı kendi kendine değişmiş meğer! Ayarı GMT+02:00 İstanbul'un bulunduğu dilime getirip aktive ettiğimde, sorun saniyesinde çözülüp bekleyen yazı anında yayına girdi.

Benzer bir yayın sorunu yaşıyorsanız bu kontrolü sizin de yapmanızı öneririm. Görseldeki baloncukları ve okları takip ederek saat dilimi ayarınıza ulaşıp bir bakın lütfen. FeedBurner sayfanızdan Publicize başlığını tıklayıp aktive ettikten sonra ilgili alanları sırayla takip ederek ayarlarınızın güncel olup olmadığını kontrol edin. İyi bloglamalar, kolaylıklar...

2017/10/05

Selpak’tan Türkiye’de bir ilk: Selpak Yağ Emici Havlu Tek yaprakla 180 kilokaloriye kadar yağ emiyor!

Vazgeçilmez lezzetlerden olan patates kızartması, mücver, köfte gibi yemekler yüksek kalori oranları sebebiyle özellikle sağlıklı beslenme konusunda hassas kişiler tarafından sofralarda daha az tercih edilebiliyor. Selpak tarafından geliştirilen yeni yağ emici havlu kızartmalarda imdada yetişiyor. Türkiye’de ilk ve tek olan Selpak Yağ Emici Havlu, tek yaprağıyla 180 kilokaloriye kadar yağı emiyor, kızartmaların tadı da keyfi de size kalıyor. Kızartmalardaki yağı içine hapseden Selpak Yağ Emici Havlu tek yaprak ile 180 kilokaloriye kadar yağı emiyor.

Satış Fiyatı: 6,25 TL


Bir boomads advertorial içeriğidir.

2017/09/30

Otantik Köyleriyle Gökçeada (İmbrassos)

Ege Denizi'nin kuzeyinde, ülkemizin en büyük adası olmasının yanı sıra, 2011'de aldığı Cittaslow unvanı ile dünyanın ilk ve tek sakin adası olarak tescillenen Gökçeada'dayız.

Kelimenin tam manasıyla bir sessizlik ve dinginlik merkezi Gökçeada. Denizi, kumu ve plajlarıyla muhteşem bir deniz tatili için ideal olduğu kadar organik bir tarım merkezi olması, farklı kültürler barındıran yapısı, bozulmamış doğası ve otantik köyleriyle görülmeye değer.

Lozan Anlaşması'yla, içlerinde yaşayan Rum çoğunluğun özerkliğine karışmamak şartıyla Tenedos (Bozcaada) ile birlikte ülkemize bırakılan İmroz (Gökçeada) ilk ve orta çağların adası. ''İmroz'' adı sanıldığı gibi Yunanca değil.

Adadaki halkın MÖ 6.yy sonlarına kadar Prohelen (Helenlerden önce) özelliğini koruduğu biliniyor. O nedenle ''İmroz''; Prohelen dilinde “Çorak Topraklarda Bereket Tanrısı” anlamındaki İmbrassos’tan geliyor.
Vadilerinden, tepelerinden rüzgâr hiç eksik olmayan İmbrassos, ''rüzgârlı diyar'' olarak da adlandırılmış, Ege Denizi ve Karadeniz arasındaki kilit konumu nedeniyle tüm zamanlarda önemini hep korumuş Gökçeada. Cumhuriyetin ilk yıllarında nüfusu 10 bin ve bu rakamın % 95'i Rum. Günümüzde adada yaşayan Rum sayısı ise 150 civarında.

2017/09/26

Ağaç Minesi (Lantana Camara) Yetiştirmek İsteyen?

Daha önce varlığından bile haberdar olmadığım güzeller güzeli mine çiçeği ile ilk tanışmam bu yaz oldu. İlginç bir tanışmaydı doğrusu.

Dünyanın pek çok bölgesinde 150'ye yakın türü olan çiçek, genel anlamda yer minesi ve ağaç minesi olarak ikiye ayrılıyor.

Görseldeki ağaç minesi ve ''Tropik Amerika'' kökenli. Şaşırdınız değil mi? İnsan haklı olarak karşısına sakura, erguvan, manolya ya da mimoza ağacı gibi gerçek bir ağaç çıkmasını bekliyor. Ancak ağaç minesi tam olarak bu...
Böyle bir güzellikten etkilenmemek mümkün mü sizce? İtalyan bahçelerinde sıkça rastlandığı, park ve bahçelerde ya da balkonlarda peyzaj bitkisi olarak kullanımının ülkemizde de hızla yaygınlaştığı görülüyor.

Gelelim ilginç tanışma hikâyesine... Bir restoranının bahçesinde gördüm onu ilk kez. Başına geçip hayranlıkla izlerken ve bu çiçeği bugüne kadar neden hiç görmemiş olduğuma hayıflanırken tıpatıp böğürtlene benzeyen olgun meyveler gördüm dalların arasında. Bir tür böğürtlen olduğuna kesin gözüyle bakıp tadını merak ettim bu kez:) Tadı güzeldi güzel

2017/09/18

Bozcaada'nın Mavi Gözlü Kargaları

Bozcaada'ya gidenler adanın sembollerinden birinin karga olduğunu, ada halkının bu zeki hayvanlarla iç içe yaşadığını iyi bilirler. Özellikle, adanın merkezinde bulunan ve klima etkisi yapan büyük çay bahçesinde serinlemek üzere bir çay molası vermişseniz ya da karnınız acıkıp da işletmelerin dar sokaklara sıraladığı masalardan birine oturmuşsanız...

Çok fazla geçmeden adanın sempatik kargalarından biri masanıza ışınlanıp size bir ''Hoşgeldin'' ziyaretinde bulunacaktır. Bu ziyareti elzem kılan masadaki leziz yemekler olabildiği gibi, çayın yanında deneyimlediğiniz Çiçek Pastanesi'nden alınma kurabiyenizin ya da patates kızartmasının favorisi olduğunu ve bu yüzden çay bahçelerini tercih ettiğini bilin.😉

Bozcaada nın mavi gözlü kargası. Nam-ı diğer; Tenedoslu Corvus ...
Asla ürkmeden size eşlik eden, boncuk gözleriyle ultra sevimli ve de cesur bir kara şövalye. Evet, ada kargalarının genel davranış tarzı aynen böyle.
Mavi gözlü kargaları ilk gördüğümde hayli şaşırmıştım. Fotoğrafını çekebilme isteğiyle dolup taştım haliyle. Ancak, her ne kadar insana yakın tür olsa da kıpır kıpır bir hayvan. Durduğu yerde durmuyor. Poz verecek hali yok elbette.

Azmin elinden bir şey kurtulmazmış hani. Epeyce çabaladım; ama başardım.
Şunun güzelliğine bakar mısınız? Sıra dışılığına...

2017/09/13

"Bloguma" mı "Bloğuma" mı?

Merhabalar. Bu yazıyı "blog" sözcüğünün kullanımı ile ilgili son dönem artış gösteren sorular üzerine, görüşlerimi merak eden, açıklama rica eden ya da yanlış kullandığımı iddia eden okurlar için, tek tek yanıt vermek yerine topluca bir açıklama olması adına, başka bir deyişle; "gerektiği" için yazıyorum.

Evet arkadaşlar, on yıla yakın bir süredir blog yazıyorum ve "blog" sözcüğüne ünlü ile başlayan bir ek getireceğim zaman sözcüğün son ünsüzü olan g'yi yumuşatmadan, yani yumuşak g'ye dönüştürmeden yazıyorum. Blogumdaki hiçbir yazı ya da yorumda aksine rastlayamazsınız. "Bloğumda" değil "Blogumda" diye başlıyorum cümleye. "Bloguma, blogunu, blogunuzu..." diye yazıyorum. Asla yumuşak g kullanmadan. Neden mi? Çünkü "blog" sözcüğü hiçbir değişime uğramadan, tek harfi değişmeden, olduğu gibi dilimize girmiş tamamiyle yabancı bir sözcüktür. Yabancı bir sözcüğün özünü bozarak kullanmak yanlıştır. Benim gerekçem budur.

Bu haliyle pek yeterli gelmemiş olabilir. Öyleyse biraz daha açalım:
Hali hazırda sözlüklere ve yazım kılavuzlarına girmemiş olan "blog" sözcüğünün doğru yazımıyla ilgili kafa karıştıran bu durum için 2013 yılında TDK'ya bir başvuru yapılmış ve kurumun başkanı Prof. Dr. Mustafa Koçalin'den şöyle bir yanıt alınmış: "Psikolog, monolog, vb. sözlere ünlü ile başlayan bir ek geldiğinde sözün son ünsüzü genellikle yumuşamaktadır. Bu durum blog sözü için de geçerlidir."

Oysa sözü edilen kelimelerin her biri dilimize bir miktar değişime uğradıktan sonra, yani Türkçeye biraz daha uygun hale getirildikten sonra girdiler. Sanırım sayın başkan açıklamayı yaparken bu durumu göz önüne almayı unutmuş. Özünde bu sözcüklerin hiçbirinin g ile bitmediğini İngilizce karşılıklarıyla buyursun bilmeyenler de görsün:

2017/08/31

İskeledeki Anıt Ağaç

Ali Baştopçu, Girit mübadili bir bahçıvandır...
Mübadeleden önce Girit Suda'da liman bahçesinde çalışmakta ve manolya ağaçları yetiştirmektedir. Mübadele başlayıp da 1923 yılında Ayvalık'a gelirken yanında hayatının bir parçası olan çok sevdiği manolya fidelerinden getirmeyi unutmaz. Onları Ayvalık'a diker.

Yıl 1933. Aradan 10 yıl geçmiş, Ali Baştopçu'nun kızı Fatma büyüyüp serpilmiş, gelinlik çağına gelmiştir.
Fatma Baştopçu, Ayvalık'tan Çanakkale'ye gelin gidecektir. Babası Ali Baştopçu damada çeyiz olarak üç adet manolya fidesi ve 1 adet Türk Bayrağı teslim ederken, fideleri Çanakkale'de o dönemin kendisi gibi Girit kökenli Belediye bahçıvanı İbrahim Çapkan'a diktirtmesini sıkı sıkı tembih eder.

Böylece mis kokulu, kocaman, karbeyaz çiçekler açacak olan manolya fideleri Fatma'yla birlikte Ayvalık'tan Çanakkale'ye doğru yola çıkar...

Damat fidanları Belediye bahçıvanına teslim ederken heyecanlıdır. Bahçıvan İbrahim Çapkan bu fidanlardan birini damadın evinin bulunduğu Fevzipaşa Mahallesi Büyük Camii Sokak'a, diğerini Cumhuriyet İlkokulu önünde bulunan kendi evinin bahçesine ve üçüncüsünü de eski Belediye binasının bahçesine diktirtir.

Bu üç fidandan yalnızca Belediye Binası bahçesine dikilen manolya tutar ve büyür.
Tarihe meydan okuyan ve hikâyesi hemen yanı başındaki tabelâdan okunabilen 84 yaşındaki bu görkemli manolya ağacı, mis kokular saçarak Çanakkale'ye gelen yüzlerce ziyaretçiyi gölgesinde konuk ediyor.

Bulunduğu yer eskiden Belediye Hizmet Binası'nın önü olan, günümüzde İskele Meydanı'nda bulunan ağaç, Çanakkale Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun 27.11.2004 tarih ve 440 sayılı kararıyla ''anıt ağaç'' olarak tescillenmiş. Yukarıdaki bilgiler ise; ağacın geçmişiyle ilgili sözlü kaynakları değerlendirmek üzere 23. 01.2010 tarihinde Ali Baştopçu'nun, kızı Fatma'dan olma torunu Zafer Tosun ile yapılan görüşmede anlatılanlar doğrultusunda derlenmiş.

2017/08/21

Bozcaada Evleri ve Sokakları

Adı bir zamanlar "Tenedos" olan Bozcaada 40 km2 yüzölçümü ve kış aylarında 1500 olan nüfusu ile bir küçük ada. Anakaraya uzaklığı 6 km. Adından tarihte ilk kez Troya Savaşı'nda bahsedilmiş. Denizciler için her daim güvenli bir liman ve sığınak olmuş adanın Aulis limanı üs olarak kullanılmış. Bu nedenle ünlü tarihçi Heredot yazılarında Bozcaada'dan sık sık bahsetmiş. Hatta "İnsanların daha uzun yaşamaları için yaratılmış ada" şeklinde bir betimleme yaparak ondan övgüyle söz etmiş.

Eğer siz de uçsuz bucaksız bağların arasından, olağanüstü kekik ve lavanta çiçeği kokuları eşliğinde, pırıl pırıl bir denize, kuytu sahillere açılan otantik ve sıra dışı bir tatil yapmak istiyorsanız, kesinlikle doğru tercih.

Sakinliği ile ün yapan ve iki farklı kültür barındıran ada sizi tiryakisi yapacak. Yaşadığınız kente döndüğünüzde adaptasyon sorunu yaşamanız bile mümkün. İlk kez kimler tarafından yapıldığı bilinmeyen ve pek çok uygarlık tarafından kullanılıp en son 1800'lerde Osmanlılar tarafından inşa edilen kalesi, yapımı Venediklilere dayanan Meryem Ana Kilisesi, pencereleri ve kapı önleri rengarenk çiçeklerle ve asmalarla bezeli, beyaza boyalı Rum evleri, Arnavut kaldırımlı sokakları, pansiyonları, çay bahçeleri, meyhaneleri, organik ürün ve reçelleri ile temmuz başlarında Bozcaada'dan yansıyanlar...