2016/12/02

Kestane Kebap, Yemesi Sevap

Resmi olarak kış mevsimine girdik de ilk gününü harcadık bile. Bu yıl epeyce soğuk olacağa benziyor. Şimdiden donuyor olmamız da kanıtı. Aralık başında hiç bu kadar üşüdüğümü hatırlamıyorum...

Patlamış mısırla birlikte uzun kış gecelerinin değişmez, sıcacık ve de eğlencelik atıştırmalığı olan kestane çarşıda, pazarda çoktan yerini aldı bir taraftan. Caddelerde pişirme tezgâhlarından buram buram yükselen ve her yanı sarmalayan şahane kestane kebap kokuları var. Bu kokular insanı cezbetmekle kalmıyor, içini de ısıtıyor sanki. ''Orman ağacı meyvelerinden biri'' olarak adı geçen ve aslen bir tohum olan kestane, nişastalı yapısıyla yüzyıllardır beslenme kültürümüzde önemli bir yere sahip olmuş, yemeklerde kıvam artırıcı ve lezzet takviyesi olarak tercih edilmiş, pilavlara katılmış. Başta kestane şekeri olmak üzere lezzet küpü tatlıları, ezmeleri, püreleri yapılmış.

Vitamin ve mineral bakımından oldukça zengin, aynı zamanda yağ oranı düşük olan kestanenin, özellikle çiğ kestanenin insan sağlığı üzerinde saymakla bitmeyen ne çok faydası varmış?! Sakinleştirici özelliği var. Stresin en büyük düşmanı. Çiğ olarak yendiğinde mide rahatsızlıklarını hafifletiyor. Enerji veriyor, yorgunluğu azaltıyor. Yüksek ateş düşürücü. Diş ve diş etlerinin güçlenmesine yardım edip çürümeleri de engelliyor. Beyin hücrelerini geliştirerek unutkanlığı önlüyor.

2016/11/26

Blogger EU Cookies Bildirim Çubuğu Nasıl Uygulanır?

Blogger panelimizde bir süredir karşımıza çıkan ve Avrupa Birliği yasaları uyarınca; kullanılan çerezlerle ilgili olarak Avrupa Birliği ziyaretçilerine bilgi vermemiz gerektiğini, çoğu durumda bu yasaların izin almamızı da gerektirdiğini söyleyen uzunca bir bildiri var. Görmemiş olmanız mümkün değil.

''Nezaket gereği olarak blogumuza, Google Analytics ve AdSense çerezlerinin kullanımı da dahil, Google'ın blogumuzdaki belirli Blogger ve Google çerezlerini kullanmasıyla ilgili açıklamalar içeren bir bildirim eklendiği'' ifade ediliyor.

AB ziyaretçilerine çerezlerle ilgili bilgi veren bildirim çubuğunu bloguma ekleyeli birkaç gün oldu. Gerekli olup olmadığından yüzde yüz emin değilim aslında. Çünkü İngiltere'deyken bloguma girdiğimde böyle bir bildirim görüyordum. Kod falan eklemediğim halde kendiliğinden görünüyordu. Demek ki AB ülkeleri bloglarımıza girdiğinde bu eklentiyi görüyorlardı. Ya da herkesinkini görebiliyorlar mıydı? Yahut tüm AB ülkeleri görebiliyor muydu? İşte bu soruların yanıtını tam olarak bilemediğimden, dahası Blogger sayfama her girişimde o uyarıları gördüğümden eklemem gerektiğini düşündüm.

Uyarıdaki açıklamaları okuduğunuzda ve ilgili linklere sırayla girdiğinizde gerekli koda ulaşıyorsunuz. Ancak, iletişim kutusuna bir süredir bloga çerezlerle ilgili bu bildirimin nasıl ekleneceğini soran mesajlar geliyor. Konuyla ilgili yayın yapmamı rica edenler de var. O nedenle, çerez bildirim çubuğunun uygulanışını anlatan açıklayıcı bir yazı hazırlamaya çalıştım. Hafta sonu nedeniyle vakit bulup uygulayabilirsiniz umarım. Sorusu olanlar iletişim'i kullanmayıp yorum olarak yazarlarsa diğer okurlar da yararlanmış olur. Lafı daha fazla uzatmadan çerezlerle ilgili bu bildirim hakkında açıklama isteyen okurlar için yaklaşık 10 görsel eşliğinde koda nasıl ulaşıldığına ve şablon HTML'ine nasıl eklendiğine geçiyorum:

2016/11/24

Thisbe ve Pyramus'un Aşkı

Karadut ağacının bir zamanlar kar gibi beyaz olan meyvelerinin ansızın renk değiştirmesinin Yunan Mitolojisindeki hikâyesini yazmak istedim bugün. Shakespeare'in ''A Midsummer Nights Dream'' adlı oyununda da isimleri geçen gencecik iki sevgilinin pek de bilinmeyen, etkileyici ve acı dolu hikâyesini...

Thisbe, Kraliçe Semiramis'in ülkesi Babil'in en güzel kızı, Pyramus ise en yakışıklı delikanlısıydı. İki genç komşuydular aynı zamanda. Oturdukları evler birbirine bitişikti. Öyle ki, duvarlardan biri diğerinin de duvarıydı.

Gençlerin birlikte geçen çocuklukları zamanla aşka dönüştü. Evlenmek istediler. Ancak bitişik duvarlarının aksine birbirine oldukça uzak olan aileleri buna izin vermedi. Thisbe ve Pyramus ne kadar yalvarsa da boşunaydı. Konuşmalarına, görüşmelerine de yasak koyuldu. Hep denir ya ''Aşk engel tanımaz'', Pyramus ile Thisbe bu duruma çare ararken evlerini birleştiren duvardaki çatlakta varlığını başka kimsenin bilmediği bir delik keşfettiler. İki sevgili geceleri o delikten konuşmaya başladılar. Karanlıkta dudaklarını deliğe yanaştırıp birbirlerine öpücükler gönderiyor, şafak olup günün ilk ışıkları çimenlerin üzerindeki çiy tanelerini kurutuncaya kadar birbirlerine aşk sözcükleri fısıldıyorlardı.

Bir gece ''Bu duvar dünyanın en acımasız şeyi,'' diye fısıldadı Pyramus.
''Nasıl olur da bizi ayrı tutabilir?''
Thisbe; "Bu çatlağa minnet borçluyuz sevgilim. Sevgi dolu sözler göndermemiz için bize izin veriyor," diye fısıldadı. Pyramus; ''Doğru,'' dedi, usulca...
İki sevgili tıpkı diğer gecelerde olduğu gibi o gece de duvardaki çatlağın önünde birbirlerine aşk dolu sözcükler fısıldadı. Bir gece tekrar bir araya geldiklerinde Pyramus derin bir özlemle; ''Thisbe, artık dayanamıyorum!'' dedi ve yaptığı planı anlatmaya başladı. Böyle bir gecede kaçıp Ninos'un mezarı yanındaki dut ağacının altında buluşacaklardı.

2016/11/23

Thanks Google. I ❤️ You...

Değerli arkadaşlar, duyuru içerikli mini bir post olacak bu.
Aynı zamanda Google'a bir teşekkür iletisi olsun istedim...
İnsan haklı olduğu zaman susmamalı, sineye çekmemeli hiçbir şeyi. ''Böyle bir sorun var. Ne yaparsam yapayım kendi başıma çözemem. Benim etim budum ne?'' benzeri düşüncelere kapılmamalı. Avazı çıktığı kadar bağırmalı. Ses çıkarmayanın sesi duyulmaz çünkü. Toplum olarak birleşip sesimizi büyüttüğümüzde oluşan yaptırım gücünü daha dün hep birlikte görmedik mi? Yasa tasarıları bile geri çekilir, dünya yerinden oynar bir olup birlik olunduğunda...

Benim yaşadığım haksızlık her ne kadar bireyselmiş ve ufakmış gibi görünse de özünde çok yaygın. O nedenle, başına benzer durumlar gelip mağduriyet çekenlere örnek teşkil etsin, moral olsun diye yazıya dökme gereği duydum yine. Kısa bir süre önce yayınladığım Azimli Hırsıza Kilit Dayanmaz! başlıklı yazıyı okuyanlar bilir. Merak edenler ilgili siteye gidip sayfanın orijinalini de görmüştür belki. Kaç gün sonra aklıma geldi. Fotoyu kaldırıp kaldırmadıklarına gidip bir bakayım, dedim.
Karşıma çıkan manzaraya bakar mısınız?! Bırakın fotoyu, site askıya alınmış, yani tamamı kapatılmış.

2016/11/20

Derya Kuzusu Bunlar!

Balıkçılık meşakkatli mesleklerin başında gelir. Hava şartları güne ''Vira Bismillah!'' diye başlayıp avlanmaya çıkan balıkçılar için hem hasılat hem can güvenliği bakımından önemlidir. Denizin çarşaf gibi olduğu güneşli bir günün bereketi; dalgalarla boğuşulan fırtınalı, yağışlı, soğuk bir kış gününün bereketi ile aynı değildir...

Sahil kentlerinde ya da kasabalarında ''balık mezatı'' denen bir gelenek vardır, bilir misiniz? Benim gidip görmüşlüğüm hiç olmadı. Ancak, oradan alışveriş edenlerden öğrendiğim kadarıyla insanlar bu iş için ayrılmış bir platformun önünde balıkçıların dönüş saatine yakın beklemeye başlıyor. Günün belirli saatlerinde balıkçılar denizden yeni çıkmış hasılatlarıyla birlikte oraya geliyor ve kıymetli balıklardan mevsimine göre örneğin levrek, barbun, kalkan, çipura, lüfer gibi balıkları müzayede yoluyla satışa sunuyor.

Böyle bir gelenek var, evet. Tıpkı kıymetli eserlerin satışa sunulduğu tarzda açık artırma yoluyla balık satışı yapılıyor. Müşteriler genellikle hali vakti yerinde olan insanlar ile restoran sahiplerinden oluşuyor.
En iyi fiyatı kim teklif ederse balık(lar) onun oluyor. Fiyatları alıcılar belirliyor bir anlamda. Kimi zaman normal bir balıkçıdan yapılan alışverişten daha ucuza gelebildiği, kimi zamansa fiyat konusunun inada binip pahalı fiyatların havada uçuştuğu söylenir.

Avlanma sezonunun açık olduğu güneşli bir sonbahar günü hava ayaz olmasına rağmen yüz güldürüyor. Dün öğleden sonrası sahilde göze çarpanlardan anlaşılacağı üzere balıkçıların yüzü gülmüştü. Alt fotodaki sergi bir balık mezatı değil. Fiyatlar baştan belirlenmiş. Plastik küvetlerin içinde deniz suyu var ve balıklar canlı. Adamın biri hiç teklif sunmadan

2016/11/18

Hale Etkisi - Halo Effect

Etkileri yaşamın birçok alanında, örneğin ikili insan ilişkilerinde, hukuksal kararlarda, siyasette, en çok da işe alım kriterlerinde ortaya çıkan ilginç bir psikolojik olgudan, Halo Effect'ten bahsedeceğim bugün. Eğitim psikolojisi okuyanlar az çok bilir.
Dilimizde ''Hale Etkisi'' olarak geçer. Hale, hani şu meleklerin ya da azizlerin başı üzerine çizilen bulutumsu, ışıklı çemberin adı.

Eğitim psikolojisinin duayeni olarak bilinen Amerikalı psikolog Edward L.Thorndike tarafından 1920'lerde tanımlanmış olan ve varlığı pek çok deneysel çalışmayla belgelenen hale etkisi, insanın yaradılışında az ya da çok mutlaka bulunan, ön yargıdan daha kötü bir özellik.
Kişi, karşısındaki insanın bir tek olumlu özelliğinden hareket ederek onunla ilgili genel ve kalıcı bir yargıya varıyor.
Özetle; gördüğü iyi'yi genele yayma hatasına düşüyor...

Halo effect, izlenim oluşturmada son derece yaygın bir fenomen olarak geçiyor çağımızda. İnsanları en kolay yoldan değerlendirme yöntemi olarak etkisini gösteriyor. Güzel bir genç kızın her yönüyle güzel, saygılı, nazik ve zeki olduğunu zannetme yanılgısı örneğin. Yakışıklı ve iyi giyinmiş bir erkeğin mükemmel biri olduğu yanılgısı ya da.
Aynı kabahati işlemiş iki çocuktan güzel olanına daha az ceza verilmesi, aynı suça karışmış iki hırsızdan fiziği düzgün olanın diğerinden düşük ceza alması gibi şaşırtıcı vakalar üzerinde çalışılmış.
Aynı kişinin gülümseyen ve somurtan fotoğraflarının iki ayrı gruba dağıtılıp birkaç saniye baktıktan sonra fotoğrafı kapatmaları istenerek olumlu-olumsuz niteliklere göre puanlama yaptırılması deneyleri var. Her seferinde gülümseyen fotoğrafa tüm olumlu nitelemelerin yüklenmesi, kötü sıfatların somurtan kişiye lâyık görülmesi örneği...

2016/11/11

Sonbahardan Yansıyanlar

Gözle görülebilir bir devinim, bir senfonidir sonbahar. Mevsimlerin en hasıdır SOMBAHAR...
Sanatçı ruhlarda üretkenliğin arttığı, en güzel şiirlerin yazıldığı, şarkıların yapıldığı, romantizm kokan mevsim olarak bilinse de, bana göre bir hüzün ya da hazan mevsimi olarak görülmemesi gerekendir sonbahar...

Gri bulutların, yağmurların, soğuk rüzgârların, erkenden gelen akşamların mevsimidir. Yeşilin yorgun düştüğü, ağaçların durmadan sarı, kızıl, kahve tonlarında yapraklar döküp kaldırım kenarlarına kümelediği, rüzgârlarla dansettirdiği muhteşem bir zaman dilimi, bir görsel şölendir. Arabaların park lambalarının sokak lambalarına karışıp ıslak yollarda yakamoz oluşturması, geceye ve romantizme armağanıdır mesela...

Hiçbir yere takılmadan erkenden eve gidip koltuğa gömülme isteğidir kimi zaman. Pencereyi açıp bir fincan kahve ve klasik müzik eşliğinde çiseleyen yağmura kapılıp mest olma halidir.

Sonbaharın son demleri... Fırsat buldukça çıkın, gezin dolaşın, doya doya yaşayın bu eşsiz mevsimi. Doğadan yansıyan huzur ve dinginlik bırakın ruhunuza işlesin. Kasımpatılarla haşır neşir olduğum günden kalanlar ve sonrası için çektiğim fotoğraflarda sıra. En başa aldığım o yemyeşil ve hüzün dolu gözlerin sahibine dikkat. Bu güzellik peşime takılıp bana arkadaşlık etmekle kalmadı, öyle harika pozlar verdi ki...