25 Ağustos 2016

British Müzesi'ndeki Doğal Mumyanın Sırrı

British Museum'da 100 yıldan fazla bir zamandır sergilenen 5500 yaşındaki doğal mumya (bozulmamış ceset) görenleri şaşkına çeviriyor. Müzenin en ünlü ve de gizemli parçası olan ve kafa derisindeki zencefil rengi saç tutamları nedeniyle ''Ginger'' diye de adlandırılan mumya, ününü en çok ''dinsel bir mucize'' olduğu ile ilgili trajikomik inanca ve konuyla ilgili yapılan başvurulara borçlu. Müzenin verdiği resmi bilgiler ikna edici olmuş mu peki?

Doğal mumya, Hz. Musa'yı takip ederken Kızıldeniz'de boğulan Firavun olduğu inancını en çok sergilendiği camekânda elleri ve ayakları secde halindeki duruşuyla güçlendirmiş olsa gerek. Durum Yunus Suresi'nin 90-92. ayetlerine bağlanmış, helak edilen ve gelecekteki nesillere ibret olsun diye cesedinin korunacağı belirtilen Firavun'un ta kendisi olduğundan emin olunmuş.
("Ey firavun! Senin bedenini arkandan gelenlere ibret olsun diye cansız olarak kurtarıp denizden yüksek bir yere atacağız " Yunus, 92.)

Öyle ki mumyanın fotoğrafları çekilip söz konusu ayetler eşliğinde kartpostalları bastırılmış, İslâm aleminde elden ele dolaşmış. Başta Bediüzzaman olmak üzere din alimlerinin çoğu ''Yunus Sûresi-92'ye dair bir mucize olarak Firavun'un cesedinin 'aynen' bulunduğu, Londra'da bir müzede muhafaza edildiği, seyyahların onu temaşa ettiği'' fetvasını vermiş.

İşin garibi halen bu inancı taşıyan büyük bir çoğunluk mevcut. Peki, bu gizemli cesetin Firavun olma ihtimali nedir? Gerçekte kime aittir? Bizzat çektiğim üstteki fotoğraf, müzenin EA 32751 no'lu envanter kaydına sahip mumya ile ilgili son araştırmalarını içeren levhaya ait. Daha önceki resmi bilgilendirme ikna edici olmadığından kaldırılmış.
Evet, ben bir süredir Ginger(Zencefil) ile ilgileniyorum. Çünkü birkaç hafta önce şurada bu mumya ile ilgili bir araştırma yapmanın farz olduğunu yazmıştım. Böylece mumyanın başındaki tabela ile başlamış oldum.

17 Ağustos 2016

Eskişehir'den Enstantaneler

Kültür ve sanat alanında oldukça gelişmiş, çağdaş, düzenli, tertemiz bir kent Eskişehir...
Caddeleri, bulvarları, restore edilmiş eski evleri, parkları, atölyeleri, toplu taşımada özellikle tramvay ile sağladığı rahatlığıyla ülkemizde yaşanacak en güzel kentlerden biri.

2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti ünvanı verilmiş olan Avrupa kenti görünümünde bir öğrenci kenti Eskişehir. Şehirler arası ulaşım kolaylığı ile son yıllarda gezi programlarının, özellikle yerli turizmin vazgeçilmez ismi.

Eskişehir'in Anadolu Üniversitesi ve Büyükşehir Belediyesi bünyesinde iki adet senfoni orkestrası var. Dahası; her yıl düzenlenen Uluslararası Eskişehir Festivali ile müzik, tiyatro, resim ve sinema dallarında gerçekleşen gösteriler ve sergilere ev sahipliği yapıyor. Bir yakınımızın düğünü nedeniyle temmuz ayında gidip iki gün kaldığım ve önemli ziyaret merkezlerini görme fırsatı yakaladığım bu kente hayran kaldım açıkçası. Hava sıcaklığı hayli yüksek olmasına rağmen nem oranı düşük. Asla terlemiyorsunuz. Samimiyetle söylüyorum ki ''Anadolu'nun en güzel kenti'' ünvanını da fazlasıyla hak ediyor. Pek çok konuda Başkent Ankara'yı bile çoktan geride bırakmış. Tam yaşanacak bir kent...

Şimdi hemen söz konusu ziyaret merkezlerine geçelim. İçindeki heykellerin tamamı Büyükşehir Belediye Başkanı Prof Dr. Yılmaz Büyükerşen tarafından yapılan ve Eskişehir Büyükşehir Belediyesi'ne bağışlanan Balmumu Heykeller Müzesi...

16 Ağustos 2016

Karamelize Fıstık

Geçen akşam birdenbire Londra'da neredeyse her köşe başında satılmakta olan karamelize fıstıklar düştü aklıma. Bu işi yapanların bizdeki kestane kebap satıcıları gibi küçük birer tezgâhları var. Fıstıkları gözünüzün önünde karamelize edip sıcak sıcak satıyorlar. Kavrulma esnasında vanilya esansına benzer bir şey katıyorlar sanırım. Çünkü etrafa yayılan kokusu o kadar güzeldi ki...

Tezgâhının fotosunu çekmek için izin istediğim satıcı ile konuşurken Bulgar olduğunu öğrendim. Oldukça tatminkâr bir kazancı olduğunu söyledi. Ve bizim Türk olduğumuzu öğrenince Türkiye'de bu işi neden kimsenin yapmadığını sordu. ''Şimdiye kadar görmedik; ama belki yapanlar vardır,'' dedik. Artık nereden biliyorsa ''Hayır yok!'' dedi. Ve ekledi: ''Ülkenize döndüğünüzde bu işi yapmalarını önerin!''

O karamelize fıstıklardan alıp yemedik tabii. Harika kokusuna rağmen kalorisinden korktuk. Keşke test etmek adına 1 tane alıp paylaşsaymışız.

Geçen akşam bunları düşünürken aklıma çok az miktar ceviz karamelize etmek geldi. Şekeri teflon tavada kahverengi oluncaya kadar eritip içine yarım paket vanilya ekledim ve henüz çok sıcakken içine bir avuç çeviz atıp iyice karıştırdım. Çünkü o gün orada gördüğüm fıstıklar böyle yapılıyordu.

15 Ağustos 2016

Kaş'taki Caretta Caretta'lara Neler Oluyor?

Yeryüzündeki tüm canlı türleri hepimiz, varoluş nedenlerimiz ve işlevlerimizle birbirimizi tamamlarız...

Karşılıklı etkileşimle gerçekleşen ekolojik ve biyolojik bir dengedir bu. Doğanın bir parçası olmak demektir. Çoğu zaman ruhsal doyuma da ulaşarak uyum içinde bir yaşam sürdürmektir. Hani artık iyice bozduğumuz, diğer canlı türlerini zora sokup mahvettiğimiz, can çekiştirdiğimiz Doğanın Dengesi'dir.

Evet, artık olmayan bu dengenin tek suçlusu biziz. İnsanoğlunun menfaati uğruna yapmayacağı şey yok! Buna hayvanlara durduk yerde yaptığı eziyetler de dahil. Daha geçenlerde ''Köpeğe niçin tekme attın. Yazık değil mi?'' uyarısı yapan bir genci bıçaklayarak öldüren katil ''Ben insanım, o hayvan. Vursam ne olacak?'' demedi mi? Bu o kadar normal ki! Ve aynı zihniyette olanlar azımsanmayacak sayıda inanın. Biz insanoğlu kötüyüz, çok kötü! Bizden daha kötü bir canlı türü yok!

Şu dünya sevimlisi, masum caretta caretta'lara bakın. Yıllardır nesillerinin yok olma tehlikesi haberlerini okuruz. İçimiz sızlar. Kendi doğal ortamlarında hayatta kalmaya çabalayan bu kaplumbağaların 110 milyon yıldır varlıklarını sürdürmekte olduğunu biliyor muydunuz? Bilim adamları bu durumu ''Caretta carettalar ekosistemdeki değişiklikleri önceden sezip ona göre hareket ediyor, nesillerini korumaya yöneliyorlar. Aslında insanoğlunu dünyadaki gidişatın iyi olmadığı yönünde uyarıyorlar. Biz insanların bundan ders alması gerekiyor,'' şeklinde açıkladı.

12 Ağustos 2016

Göz Kırpan Milenyum Köprüsü ve Newcastle

Newcastle, İngiltere'nin kuzey doğusunda, Tyne Nehri'nin kuzey yakasında kurulmuş bir kent. Asıl adının Newcastle upon Tyne olması bu yüzden. Zengin bir tarihe ve kentsel dokuya sahip...
Newcastle University (Ülkemizdeki Erasmus programlarının vazgeçilmez isimlerinden olduğunu bilenler bilir) ve Northumbria University gibi iki önemli üniversitesi var.

Dolayısıyla nüfusunun büyük çoğunluğu öğrencilerden oluşuyor. Şehirdeki sosyal yaşam ve şehir ekonomisi için yerli ve yabancı öğrencilerin önemi oldukça büyük.
'Eskişehir ile benzer özellikler taşıyor' diyebiliriz belki...

Bu nedenle kültür ve eğlence merkezi olma özelliği de kazanmış olan Newcastle, İngiltere'nin en ucuz şehirlerinden biri. Genç nüfusu ve kaliteli-ucuz eğlence noktalarıyla eğlenmek isteyenler için tam bir çekim merkezi.

Hazır Durham'da konaklıyorken ve iki şehir arasında fazla mesafe yokken Newcastle'ı görmemek akılsızlık olacaktı. Hem hızlı tren ne güne duruyordu? Newcastle upon Tyne'e günübirlik bir gezi yapmanın ve gezebildiğimiz kadar gezmenin tam zamanıydı.
Tyne Nehri üzerinde bulunan Gateshead Milenyum Köprüsü ile başlamak istiyorum. Çünkü bu köprü resmen bir mühendislik harikası, dünyanın ilk ve tek eğilen köprüsü. İlk olma özelliği ise ''tek ayaklı'' olmasından kaynaklı.

1 Ağustos 2016

Londra Gezi Günlüğüm - 2

Londra'da gezip görülecek yerlerin anlatıldığı ikinci ve son bölüme gelmiş bulunuyoruz. Ancak bunu yaparken tek bir yazıya sıkışıp kalmak pek de kolay olmadı. Detaylara fazla girmemiş olmama rağmen görseller eşliğinde uzunca bir post çıktı ortaya. Blogun en uzun postu diyebilirim...

Umarım sıkılmadan okutur kendini. Benimle birlikte başka iklimlere doğru yol alırken biraz olsun malum sorunlardan uzaklaşmanızı diliyorum bu arada.

İngiltere uzak bir ülke olduğu için gidip görmeyi pek çok kişi aklından bile geçirmez. Oysa uçağa bindiğinizde 3 saat sonra Londra'dasınız. Önceden takip etmek şartıyla biletinizi yarı fiyatına alabileceğiniz gibi diğer şartlarda da maddi ya da manevi yönden sanıldığı kadar zorlanmıyorsunuz.

Bu seyahati gerçekleştirmekle ön yargılarımın çoğunun yıkılmış olduğunu belirtmeden geçmeyeyim. İyi okumalar...

28 Temmuz 2016

Londra Gezi Günlüğüm

Kısım kısım anlattığım İngiltere seyahati notlarım Londra ile başlamalıydı aslında. Düzgün bir plan yaparak sırayla anlatıp bitirmek varken Durham'a geçip daldan dala konmuş oldum. Toplumca yaşadığımız onca şeyden sonra yaptığım az bile...

Şimdi en başa dönüp, THY ile Londra'daki 4 havalimanından merkeze en yakın olan Heathrow'a iniş sonrası Londra'da yaşadıklarımızı görseller eşliğinde ve sırayla aktarmaya çalışacağım. Konaklama, gezip görülecek yerler, ulaşım ve yeme-içme konusunda vereceğim bilgiler umarım Londra'ya ilk kez gidecek olanlara biraz olsun ışık tutar.

Çünkü Londra gezmekle bitmeyecek kadar büyük bir metropol. Sadece müzeler için bile en az 3 gününüzü gözden çıkarmanız gerek ki, biz zaten toplamda üç gün kaldık.
O nedenle; ne kadar çok gezerseniz o kadar kâr. Daha Heathrow'a indiğimiz gün tam 18 km yürümüşüz biliyor musunuz?! Buna ne kadar şaşırdığımı anlatamam. Emin olduğum bir şey varsa, eğer hava sıcak olsaydı onca yolculuk sonrası asla bu kadar yürüyemezdik, pestilimiz çıkardı. Serin hava gibisi yok gerçekten. Merak da bir etkendir belki, kim bilir?

23 Temmuz 2016

King's Cross Station'da Harry Potter Olmak

Londra'nın en büyük istasyonlarından biri olan King's Cross Station'da Durham'a gitmek için tren bekliyoruz...
İstasyon, kuzey yönüne giden trenlerin başlangıç noktası olduğu gibi aynı zamanda birkaç metro hattının kesişme noktası ve bir hayli karışık.
İstasyonun öbür ucunda birikmiş kalabalık dikkatimizi çekiyor hemen. Film çekimine benzeyen bir hareketlilik çağrıştırıyor sanki. Ancak, insanlar sıraya girmiş. Hazır tren saatimize epeyce varken bir an önce neler olduğunu öğrenmek istiyoruz.

Kalabalığa yaklaştığımızda oradakilerin Harry Potter hayranı olduklarını anlamak uzun sürmüyor. Harry Potter'a ilgim yüzeysel sayılabilecek derecede olsa bile, film çekimi yapılmış gerçek bir platform olduğu ve filmden bir sahne canlandırıldığı anlaşılıyor. Bildiğiniz gibi Harry Potter filmleri çoğunlukla İngiltere'de çekildi. Yolu düşen herkesin izin ya da ücret gerekmeden bu mekânları gezme imkânı var...