05 Temmuz 2009 Pazar

Bankalar ve İnsanlar


İnteraktif bankacılık hizmetleri ve ATM'leri dahil bana çok kaliteli bir hizmet sunan son derece beğendiğim bir bankam var. Atatürk'ün kuruculuğunu yaptığı bu bankadan çok fazla memnunum.

İşlemlerin çoğunu evden hallettiğim için çok sık gitmediğim bankamın çalışanları da son derece çalışkan, nazik ve güleryüzlü.

Çarşamba günü telefonum çaldı.
-Zeugma Hanım, ben X Bankası'ndan Aynur. Bundan sonra bankamızda sizinle ilgilenecek yetkili kişi benim. Bankaya geldiğinizde direkt benim yanıma geleceksiniz ve işinizi sadece ben halledeceğim..
Kulaklarıma inanamadım bir müddet. Bir de böyle bir güzellik eklemişler hizmetlerine. Çok sevdiğim bankamın geldiği bu son nokta fazlasıyla şaşırtmıştı beni ve hatta heyecanlandırmıştı.

Dün Aynur Hanım'la tanışmaya gittim. Üst kattaki bölümünde kendisini bulduğumda beni harika bir şekilde karşıladı. Son derece güleryüzlü, genç ve hoş bir hanım. Dışarıdan geldiğim için oturduğum rahat koltukta serinlemem için ne ikram edeceğini şaşırdı. Hal hatır sordu, epey muhabbet ettik. Küçük bir işlemim vardı. Beni hiç kaldırmadan halletti. İşlem anında tamamlandı. İzin isteyip kalkmak istediğimde biraz daha dinlenip öyle gitmemi istedi.
İnanılmaz memnun kaldım anlayacağınız.

Tam karşıda başka bir banka. Aralarında beş metre kadar mesafe bulunuyor. Orada da işim var. Yurt dışına yaptığım havaleler sırasında beni etkileyip ikna ederek adıma hesap açtıkları bu bankaya Bankamatik kartım gelecekti ve hazır gelmişken onu da almam gerekiyordu.
Yanımda sıra bekleyen beyle birlikte, kartları verecek kişinin hiç oralı olmadan önündeki misafirlerle çay içmeye devam etmesini izledik bir müddet. Beklerken de bankonun önünde ve ayaktaydık. O beyin homurdanması, benim de sesimin yükselmeye başlamasıyla yerinden kaldırabildik kendisini.
Geldi sonunda. Kimliklerimizi istedi önce ve ardından fotokopisi için bankanın dışında bir noktaya gitmemiz gerektiğini söyledi. Hem de o sıcakta.

Koskoca bankanın bir fotokopi makinası yok muydu?

Yanımdaki bey söylene söylene giderken ben de adama ani bir sinirle artık vazgeçtiğimi, elindeki zarfın içindeki bankamatik kartını hemen iptal etmesini, hesabımı da derhal kapatmasını söyledim ve hızla kapıya yöneldim..

Az önce diğer bankada yaşadığım güzelliklerin üstüne hiç gitmemişti doğrusu.

Bankalar da insanlara benziyordu. Kimi son derece nazik ve görevinin bilincinde size sınırsız güzellikler sunarken, kimi kabalık ve sorumsuzluklarıyla bir daha yüzünü görmemek üzere kaçırtıyordu kendinden.


Kapıya yaklaştığımda arkamdan hala:
''Hanımefendi, gitmeyin..'' cümlesi tekrar ediliyordu..
Çünkü olayın final kısmına herkes tanık olmuş, pabuç pahalı gelmişti..

Read more...

29 Haziran 2009 Pazartesi

Aşk Mı Bu, Emin Misin?


Bu ara aşkla ilgili yazılar yoğunlukta. Bahsedilen konular hep aynı. Sanki sözleşmiş gibi şimdi yanında olmayan sevgiliye olan özleminden bahseden, birtakım pişmanlıklardan oluşan son derece üzücü ve duygusal satırlar okuyorum. Kimi kötü bir ruhsal durum içinde olduğunu yazıyor, kimi unutamayacağını, kimi beddualar okuyor...

Hep mi yanlış insanlara aşık oluyor bu millet?
Bence kafaların içinde "doğru insan" diye bir kavram oluşuyor önce. Bu kavram belli kalıplardan meydana gelen bir görüntü gibi. Kişi hayatının erkeğini / kadınını arıyor bu kalıplara uygun. Bulduğunu sanıyor ilk etapta ve ilişki başlıyor. Kısa bir süre içinde de kaçınılmaz bir şekilde oradan buradan fire vermeye başlıyor.

Aşkla ilgili en büyük yanılgılardan biri yaşamın bazı dönemlerinde sevgiye, şefkate, ilgiye çok büyük bir özlem duyan kişinin bunları sunan karşı cinsten birine aşık olduğunu sanmasıdır bence. Aslında onu çok beğenmektir ve etkilenmektir olay.. Ancak eğer bu ilk heyecanın peşi sıra karşılıklı güven, şefkat, anlayış, saygı ve dostluktan oluşan bir karışım konabilirse, aşk sevgiye dönüşür ve işte o zaman bu sevgi bir ömür boyu kesintisiz devam edebilir.

Bakın''AŞK'''ın biyolojik tanımı yapılırken aşık olunan süreçte kanda ''Phenyiethylamin'' adlı aşk hormonu bulunduğundan bahsediliyor. Ancak zaman içinde bu hormonun seviyesi düşüyor, ilişkinin ileri aşamalarında aşk, kimyasal etkisini kaybediyor ve bir sonraki aşka kadar tarihe karışıyormuş. Bakın dikkat edin : '' Bir sonraki aşk''

İmkansızlıklar bambaşka bir tat mı katıyor aşkın içine? Bu bir gerçek ve galiba garip bir haz veriyor. ''Aşk acısı'' denen şey seve seve çekiliyor bu yüzden. Ve bu gönüllerdeki tutkuyu daha beter tetikliyor.
Sizce düzenli ve tutkulu bir şekilde devam edebilmiş bir aşk var mıdır yeryüzünde? Varsa bile ne kadar sürmüştür?

Bırak ahlamayı,vahlamayı,üzülmeyi,unutamamayı..Olmuyormuş ki sürmemiş. Zorlamanın anlamı yok. Aşk Her Şeyi Affeder Mi? diye parça vardı bir aralar.. Affetmez bana kalırsa..
Bir an önce unut ve yeni bir aşka yelken aç. Ne dersin?

Read more...

23 Haziran 2009 Salı

Hayatın Kendi Eserindir


Birçok insan kendini kaderin akışına bırakır. Başka bir deyişle başına gelecekleri kaçınılmaz şeyler olarak görebilir. Bu aynı zamanda umutsuzluğun diğer adı gibidir.

Tüm dünyada bir ''dahi'' olarak kabul edilen ve devlet adamı, şair, bilim adamı olma gibi pek çok özelliği üzerinde barındıran Alman düşünür GOETHE öyle demiyor. Onun felsefesi ''kendi hayatının mimarı olmak''.. Ve ona göre hayatta şanstan çok düşünme, çalışma ve emeğin payı var.

Goethe'ye göre hayatımız bir ''ESER''.


Goethe eserlerini yaratırken nasıl büyük bir titizlikle çaba gösterdiyse hayatıyla ilgili de aynı hassasiyeti gösterip aynı eleştirel gözle baktığını ve hayatının kendi ellerinde biçimlenen bir ''eser'' olduğunu söylüyor.
Yaşlı bir adam olduğunda insanların kendisini sadece geride bıraktıklarıyla ve yazdıklarıyla ilgili övdüklerini, ama asıl yaşamını şekillendirirken sergilediği ustalığı sezinleyemediklerini, hep ''şanslı biri'' olarak görüldüğünü vurguluyor.

Ve şunları da ekliyor :
''Bilge olmak için yaşlanmak mı gerek? Oysa aslında insan yaşı ilerledikçe, eskiden ne kadar akıllıysa öyle kalmaya çabalasın yeter. İnsan, hayatın farklı basamaklarında şüphesiz farklı biri olur. Ama daha iyi biri olduğunu söyleyemez. Ve belli şeylerde altmış yaşındaymış gibi yirmisinde de haklı olabilir. Şüphesiz insan dünyayı tepelerin zirvesinde düzlükte olduğundan farklı görür. Ama hepsi bundan ibarettir. Denemez ki bir konumdayken ötekinden daha çok haklıdır.''

Read more...
Check Google Page Rank Personal Blogs - Blog Catalog Blog DirectorySubscribe in NewsGator Online Add to Technorati Favorites Other

  © Blogger templates The Professional Template by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP