2018/11/11

Tak Sepeti Koluna, Haydi Bozcaada Bağbozumuna!

Bu yıl Bozcaada'dan gelen ve sloganı "Tak sepeti koluna, haydi bağ bozumuna!" olan, kayıtsız kalınamayacak bir davet vardı. Üstüne üstlük Ata Demirer; "Kargalar yimeden sen yi!" diye bas bas bağırıyordu:) Bir şenlik kapsamında dünyanın en lezzetli üzümlerini Bozcaada'daki bağlardan, dallarından toplamak harika olmalıydı. Adanın 19 yıldır süregelen ünlü Bozcaada Bağbozumu Festivali bu yıl 7-9 Eylül tarihleri arasındaydı. Adaya günübirlik de olsa gitmenin, bir günlüğüne olsa bile ada havası almanın, festival atmosferi içinde eğlenceli ve heyecanlı saatler geçirmenin tam zamanıydı.

İşte bu nedenle Bozcaada'ya gidip adanın ünü dünyayı aşmış üzüm pazarını 'destekleme ve genişletme amaçlı' bağ bozumu turlarına katıldık.
Ege’nin en güzel üzümlerinden elde edilen şarapların bağlarını gördük. Üzüm yemek üzere götürüldüğümüz bağda mis kokulu üzümleri yemekle kalmadık, kolumuza taktığımız sepetleri de tıka basa üzümle doldurup eve getirdik.
Sözün özü; "Tak sepeti koluna, haydi bağ bozumuna!" diyenler kervanına katılıp gerçekten de unutulmaz bir gün geçirdik...

Toplamda 3 gün süren festival kapsamında, eski bir geleneği unutturmayıp yaşatmak adına çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Bu etkinliklerin başında sembolik olduğu kadar bir o kadar da eğlenceli olan bağ bozumu etkinliği var.

2018/10/31

Efsaneyle Gelen Terim: Aşil Tendonu

Aşil tendonu, sporcu yaralanmaları haberlerinden kulağımızın aşina olduğu bir terim, öyle değil mi? En azından, David Beckham ve Sergen Yalçın gibi ünlü futbolcuların Aşil tendonu sakatlığı geçirdiğini ve aktif spor yaşamlarının bir daha eskisi gibi olamadığını mutlaka duymuşuzdur.

Topuğumuzun hemen üzerinde bulunuyor Aşil tendonu.
Baldır kaslarını topuk kemiğimize bağlayan, cildin altında hissedilen/görülebilen, kıkırdakımsı ve uzunca bir yapı.
Koşma ve yürümemizdeki en önemli görev onun üzerinde.

Bu tendon, bacağımızın arka kısmındaki kas grubunun ürettiği hareketi, topuk kemiği bağlantısıyla ayağa ve ayak bileğine iletiyor. Vücudumuzun beş yüz kg'lık gerilmelere bile direnç gösterebilen en güçlü tendonu...

Aşil tendonu koptuğunda baldırdaki güçlü kaslar fonksiyon dışı kaldığı için tedavisi uzun süren, ciddi bir sakatlık çıkıyor ortaya. Bu kopmanın tıp dilindeki adı ''Aşil Tendon Rüptürü''. Günümüzde farklı teknikler geliştirilmeye çalışılsa da, ameliyatsız tedavisi oldukça zor bir sakatlık.
Aşil tendonu rahatsızlıkları mitolojideki gibi ölümcül değil, ancak çok sancılı. Yaralandığı zaman yürüme esnasında ağrı ve acı duyulurken, kopması halinde yürümek imkânsız hale geliyor. Ödem oluşması durumunda ise sürekli tekrarlanan bir rahatsızlık haline giriyor.

Peki, hangi durumlarda Aşil tendonu kopması tehlikesi yaşanıyor?
Aşil tendon rüptürü en çok, düzenli bir spor aktivitesi olmayıp da, halı sahada futbol maçı gibi tercihleri olan hafta sonu sporcularında ''sıklıkla'' meydana geliyor. Bir de, aşırı şekilde yapılan antrenman ve fiziksel aktiviteler gerilen tendonun kopmasıyla sonuçlanabiliyor. Erkeklerde rastlama sıklığı kadınlara nazaran 5 kat daha fazla.
Hasta, genellikle ''koşarken'' Aşil bölgesinde çok şiddetli bir ağrı ve ''Tak!'' diye bir kopma sesi duyuyor. Öyle ki, bu ses çoğunlukla çevredeki insanlar tarafından da duyuluyor. İnanılacak gibi değil!
Risk faktörleri arasında, uygun olmayan ayakkabı, özellikle kadınların topuklu ayakkabı alışkanlığı, yeterince ısınılmadan yapılan aktiviteler, anlık performanslar, yaş faktörü gibi nedenler de var. Tedavisi mümkün olmakla birlikte iyileşme süreci uzun ve çok sancılı olduğundan, hastaların spor ya da normal yaşam aktivitelerine dönüşleri hayli zaman alıyor.

2018/10/21

Troya Antik Kenti - İlyada Destanı

Çanakkale İli, Tevfikiye Köyü’nün batısındaki Hisarlık adı verilen tepede bulunan Troya Antik Kenti'ndeyiz. Uzun yıllar önce ziyaret ettiğim ören yeri ile ilgili zihnimde birkaç yıkık duvar ve kanalizasyon kalıntıları görüntüsünden başka bir şey yok. Antik kentin son çalışmalarla gün ışığına çıkmış halini görmek için fazlaca heyecanlıyım.

Troya Antik Kenti'ni anlatırken kaynak olarak yalnızca ören yerindeki (ve Troya Müzesi'ndeki) bilgi panolarını kullanacağımı belirterek ve en doğrusunun bu olduğunu düşünerek başlıyorum:

İlk yerleşim tarihlerinde Karamenderes ve Dümrek çaylarının döküldüğü bir koy kenarında yer alan Troya’nın denize çok yakın olduğu, zaman içinde Karamenderes'in taşıdığı alüvyonlar nedeniyle denizden uzak bir konumda kaldığı anlaşılmış. Dolayısıyla; savaş ve doğal felaketler sonucu binyıllar boyunca defalarca yıkılıp yeniden kurulan kentin gitgide önemini kaybederek terk edilmesindeki ana neden; ''denizden uzakta kalmak''...

TROYA: BİR DESTANIN KENTİ
MÖ 8. yüzyılın sonlarında, belki de insanlığın tanıdığı en büyük ozan olan Homeros kendinden 500 yıl önce Troya'da yaşanmış bir savaşın destanını kayda geçti ve Antik Çağ ruhunun bir bölümünün temel ilkelerini oluşturdu.
Belki de onsuz ne Troia ne de Akhilleus varolabilirdi!

Antik Çağ'da Homeros'un adıyla yayılan İlyada ve Odysseia efsaneleri 2 bin yıl kadar geriye giden sözel bir geleneğe dayanıyordu. Bu anlatılar antik dünyada çok seviliyor, profesyonel oyuncular ve destancılar tarafından şölenlerde ve törenlerde dile getiriliyordu.

Dinleyiciler bu destanı İlyada olarak biliyordu. Bu şölen ve törenlerin çoğu Batı Anadolu ve Ege Adalarındaki kentlerin yeni yöneticileri tarafından finanse ediliyordu. Troya Efsanesi'nin ''heksametron'' denilen bir hece kalıp geleneği ile ağızdan ağıza aktarılarak Homeros'a kadar geldiği ve ozanın bunlardan hareketle İlyada'yı yarattığı düşünülmektedir.

2018/10/16

Hünnap İle Gelen Sağlık

Bu yıl ''rekor derecede soğuk'' olacağına dair korkutucu haberler var. Tayfun tehlikesi haberinde olduğu gibi umarım bu öngörüde de yanılıyorlardır.

Beden sağlığını korumayı, kış mevsimine sağlıklı bir şekilde girmeyi kim istemez ki. Hepimiz biliriz ki, bunun yolu öncelikle bağışıklık sistemini etkili bir şekilde güçlendirmekten geçer. Soğuk algınlığı hastalıklarından, antibiyotiklerden, öksürük ve de gripten korunmaktan. İlaçlardan olabildiğince uzak durmayı ilke edinmiş biri olarak bu kez hünnabı deneyimledim ve ''mucizevi'' faydalarını keşfettim.

Ağacını bildiğim, pazarda sürekli gördüğüm bu meyveyle ilgilenmemek ne büyük hataymış meğer!

Abartıyorum gibi görünebilir. Böyle düşünen varsa öncelikle bir araştırma yapın derim.
Asırlardır Çinliler tarafından alternatif tıpta kullanıldığını, turunçgillerin her birinden daha fazla C vitamini içerdiğini, potasyum ve magnezyum deposu olduğunu, bu nedenle öksürüğü ve kas ağrılarını şıp diye kestiğini, kanı toksik maddelerden temizlediğini öğrenin mesela. Ve dahasını. Tam da mevsimiyken öğrendiklerinizi bizzat kendiniz test ederek hünnabın kısa sürede gerçekleşen iyileştirici etkilerini görün.

2018/10/14

Kızılderili Portakalı (Maclura Pomifera)

Merhaba! Yağmurlu bir pazar günü, ilk kez bu kadar ara verdiğim ve tam 1,5 aydır yazmadığım blogun başına geçmeye karar verdim.

Onca süre sonunda anladım ki; insanın yazdıkça yazası geliyor, yazmadıkça, rutin düzeni bozulunca da canı tek kelam etmek istemiyor.

Bu aralar üst üste ziyaret ettiğim Troia Antik Kenti ve Troia Müzesi ile ilgili yazacaklarım var. Öncelikle ören yeri hakkında detaylı bilgilendirme yapıp ardından birkaç gün önce açılışı yapılan muhteşem Troia Müzesi'ne dair bir tanıtım yazısı hazırlayacağım. Her iki yazı da bol fotoğraf içerecek...

Yılın bu aylarında sonbaharda yaptığım doğa yürüyüşlerinden kesitler veriyordum. O halde bu yazı da yeni keşfedip araştırdıklarımla ilgili o tarz bir açılış yazısı olsun mu, olsun :)

Fotoğraftaki ağacı ve beni şaşkınlık içinde bırakan meyvelerini hayatımda ilk kez gördüm. Bir parkın içinde boyu en az 20 metre olan bu ağaçtan 15 tane kadar vardı. Altlarında ise yere düşen meyvelerini toplayan kadınlar. İçlerinde ismini bilen kimse yoktu. Neden topladıklarını sorduğumda ayaklarının ağrıdığını, ezip dizlerine bağlayacaklarını söylediler. Şaşkınlığım iki kez arttı tabii. İsmini bile bilmedikleri bir ağaçtan bu şekilde şifa beklemenin yanlış ve tehlikeli olduğu konusunda uyardım onları. Umarım vazgeçirmeyi başarmışımdır. En çok şaşırdığım ise; park görevlileri içinde dahi ağacın adını bilen olmamasıydı.

2018/08/31

Eleni Karaindrou ile Rüya Gibi Bir Gece

Bundan çok uzun yıllar önce Yunanistan'ın Teichio adındaki dağ köyünde bir kız çocuğu doğar. Köyde ne elektrik vardır ne de radyo.

Eleni adı verilen bu minik kızın müzikle ilk tanışması babaannesinin söylediği halk türküleri ile başlar. Yanı sıra, doğduğu köydeki dağların, rüzgârın, akarsuların ve bülbüllerin sesleri de ruhuna bir bir nakşolur. Tüm bunları;
“Rüzgârın, damdaki yağmurun, akarsuyun müziği. Bülbülün şarkısı ve karın suskunluğu. Sırtüstü yatmış yıldızları seyrederken hâlâ bütün gece mısır soyan kadınların güzel seslerini duyarım. Kilisede dinlediğim Bizans melodilerini de hatırlarım,” diye betimliyor Eleni.

Unutulmaz filmlere yaptığı müzikleri hepimizin ruhuna işleyen ve şu an 77 yaşında olan dünyaca ünlü piyanist ve besteci Eleni Karaindrou'nun hikâyesi çok küçük yaşlarında başlar. Yaratıcılığını besleyen bu türden karşılaşmalar ve keşiflerden sonra, matematik profesörü babasının onları oturdukları küçük köyden Atina'ya taşıması bir dönüm noktası olur onun için. Çünkü yeni evlerinin karşısında bir açık hava sineması vardır. Oynayan tüm filmleri yatak odasının penceresinden izleyebilmektedir. İlk izlediği film Anna Karanina'dır. Üstelik filmler her gece iki kez gösterilir.

Yeni taşındıkları böylesi bir ortam, elektrik ve radyonun bile olmadığı bir köyden gelen bu küçük kız için müthiş bir keşif olur. Her gece uyumadan önce odasının penceresinden film izler Eleni. Özellikle filmlerdeki müzikten çok etkilenir.
Sekiz yaşında piyano ile tanıştığında da sinema ve piyano arasında bağlantı kurarak hayatının en büyük tutkularını bulur.
Bu tutkular bir daha da asla peşini bırakmaz. Piyano başına oturduğu andan itibaren melodiler yaratmaya başlayacaktır.