2017/03/19

Bir Pazar Günü Gezintisi - Baharı Duyumsamak

Güneşli bir pazar günüydü bugün. Hava ne sıcak ne soğuk, tam istediğim gibiydi.
Keşke dört mevsim aynen bu şekilde devam etse, diye düşünmeden edemiyor insan.
Ardından da 'Kavurucu sıcaklar kapıda mı acaba yine?' benzeri sorular geliyor akla ve moraller bozuluyor. Biliyorsunuz, ülkemizde ilkbahar çok kısa sürüyor.
En iyisi yapılacak işleri bir-iki saat erteleyip kendini hemen dışarı atmak ve bu güzel havada baharı duyumsamaktı.

İyi ki çıkmışım. Mis gibi bahar çiçeği kokularının her yanı sarmalayıp zirve yaptığı bir günmüş aynı zamanda. Geçtiğim her sokaktan farklı bir parfüm kokusu geliyor gibiydi. Erik ağacı bile harika kokular çıkarıyormuş, onu öğrendim bugün. Doğanın terapi etkisi kendini gösterdi yine. Gözüm, gönlüm, ruhum şenlenmiş, bir miktar deşarj olmuş biçimde eve döndüm. Malum, ülkenin iç daraltmayı da aşıp boğmaya çalışan gündemi eşliğinde beden ve ruh sağlığını elden geldiğince korumak gerek.

2017/03/18

Avustralyalı Annenin Ata'ya Mektubu

Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün komutanlığında yazılan ve yalnızca Anadolu için değil, dünya tarihinde de önemli bir dönüm noktası olan ''destansı'' Çanakkale Zaferimizin
102. yıldönümü bugün. Kutlu olsun.
''Yurtta sulh, cihanda sulh'' ilkesiyle hareket eden Atatürk, temeli Çanakkale'de atılmış barışa dayalı dış politika felsefesiyle yalnızca yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti'ne saygınlık kazandırmakla kalmadı. Bütün dünyaya örnek teşkil etti.

Bu bağlamda Atamızın, Anadolu'yu işgale gelip topraklarımızda can veren Anzak askerleri ve annelerine hitaben söylediği göz yaşartan, iç titreten sözlerini anımsatmak istiyorum öncelikle:

''Bu memleketin topraklarında kanlarını döken kahramanlar!
Burada, dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz.
Sizler, Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız.
Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar!
Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır.
Huzur içindedirler ve rahat uyuyacaklardır.
Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.''

Atatürk, 1934

2017/03/09

Mimozalar ve Kadınlar

Mimozanın bir çiçek adı olduğunu biliyordum da nasıl bir çiçek olduğunu öğrenmek bugüne kısmetmiş.
Bilirsiniz, bazı meyve ağaçlarının dışında mart ayı başında çiçek açmış fazla ağaç yoktur etrafta. Bugün geçtiğim yolda büyük salkımlar halinde açmış sarı çiçekleri olan ve tüm canlılığıyla parlayan ağaçlar dikkatimi çekti. Bu ağaçları daha önce de görmüşüm fakat hiç önemsememişim, ne garip! Fotoğrafını çekip Google Görseller'de aratınca sadece mimoza olduklarını değil, konuyla ilgili ne kadar cahil kaldığımı da öğrendim.

Mimoza; çiçekleri sarı, bazı türleri beyaz ya da menekşe rengi olabilen, yaprakları akasya yaprağına benzeyen baklagillerden bir süs bitkisi olarak geçiyor. İsmi hemen hemen tüm dünya dillerinde aynı. Örneğin, Arapça ve Rusçada ''mimoza'', Japonca ve İtalyancada ''mimosa''. Kökeni Latince ''taklit etmek'' anlamındaki ''mimus''tan geliyor. ''Mimosa''nın anlamı ise ''taklitçi''...

Peki ama bir bitkiye neden böyle bir isim verilsin?
Çünkü ona dokunulduğu zaman yapraklarını kapatıyor. Evet, böyle şaşırtıcı bir hareket sergiliyor. İşte bu yüzden hassas, alıngan ya da utangaç olduğunu onaylayıp ''mimoza'' adını vermiş ona pek çok ülke. Bizim dilimizdeki bir diğer adı ''küstüm çiçeği''. Dokunulduğu zaman yapraklarını katlayıp içeri çekmesi ve aşağı sarkıtması çiçek dilinde ''fazla alıngan'' anlamına geliyormuş.

2017/02/20

Picasaweb'ten Anlayan Arkadaşlar, Yardım Lütfen!

Picasaweb'de onca yıldır dünya kadar fotoğraf birikmiş. Aralarında blogda kullanmadığım fazlalık fotoğraflar da var. Kota epeyce dolmuş, ne olur ne olmaz bir temizlik yapayım, dedim. Demez olaydım. Tam gereksiz fotoğrafları sırayla siliyordum ki, bir de baktım ZEUGMA albümü kayboldu.

Bir anlık dalgınlık sonucu ''Fotoğrafı sil'' değil de ''Albümü sil'' seçeneğini tıklamışım demek ki. Panik içinde ''Allahım, ne olur korktuğum gerçekleşmesin!!'' dedim ama boşunaydı. Albümü her yerde aradım, yoktu! Blogda kullandığım fotoğrafların yüzde 90'a yakını 15 dakikaya kalmadan kayboldu...!!!😱
Picasaweb'de ''Otomatik Yedekleme'' diye bir bölüm var. Oraya yönlendim. Maalesef aktif değilmiş. Orada tek bir fotoğraf bile yedeklenmemiş. Şu an için hiçbir yerde fotoğraflarımın asıllarını bir daha bulmam mümkün değil. Google'daki ''önbellek''ten bile temizlenmişler.

Belki bir umut, konuyla ilgili bilgisi olan arkadaşlar vardır. Böyle bir durumda başka bir çare varsa ve bana yol gösterebilirlerse çok ama çok mutlu olacağım. Lütfen yardım edin arkadaşlar.🙏

2017/02/14

Victoria Tren İstasyonu

Londra'ya yolu düşen herkesin içinden geçmek zorunda olduğu görkemli mi görkemli bir tren istasyonu olan Victoria Train Station'dan bahseden görsel ağırlıkta bir yayın bu. İngiltere'ye seyahat planı olanlar için önemli sayılabilecek bilgiler de içeriyor. Londra'dan İngiltere'nin neresine giderseniz gidin bu ünlü istasyonu kullanmak durumundasınız çünkü...

Aynı zamanda pek çok metro hattının kesişme noktası olan merkez konumdaki istasyon gördüğünüz üzere kocaman, kapalı bir avlu görünümünde. İçeride yaşanan çok renkli hareketliliğin yanı sıra, labirentmiş intibası veren işleyişi ve mimarisi insanda şaşkınlık ve de hayranlık uyandırıyor.

Eğer yanınızda yol yordam bilen biri yoksa kaybolmanız işten bile değil. İç içe geçmiş birkaç istasyondan oluştuğu etkisi bırakan Victoria'ya nereden girip çıkıldığını çözmek çok güç gerçekten. Bünyesinde hem otobüs terminali, hem tren garı barındırıyor. Her kesime hitap ettiği, ücretler yarı fiyat olduğundan gelir düzeyi düşük insanların tercihinin otobüsten yana olduğu söyleniyor. Gece 10 civarı kapandığından yeme içme sıkıntısı mevcutmuş burada. İngiltere'deki alışveriş merkezlerinin erkenden kapanmasını anlayabiliriz belki; ama buradakini anlamak zor. Başka sıkıntılar da var tabii.
Metrolara inip çıkan tek asansörü bile olmadığından insanların elindeki valizlerle yürüyen merdivenlere mahkûm oluşu.

2017/02/11

Yemek Tarifleri, Reklamlar, Hırsızlar

''Yazmasam deli olacaktım'' demişti ya Sait Faik, işte tam da öyle. İnternette gördüğünüz her tarife atlayıp da saçınızı başınızı yolmamanız için bir uyarı yazısıdır bu. İsim vermeyeceğim şimdi. Araştırırsanız bulursunuz...

İnstagram'da gerçekleşen bir furyadan bahsediyorum. Takipçisi 1 milyonu aşan bazı hesaplar var. Ortalama 1 dk süren hızlandırılmış video çekimleriyle göz alıcı, şahane tarifler yayınlayan, arada TV programlarına çağrılıp boy gösteren ünlü mü ünlü yemek uzmanları(!) Ee, o kadar takipçiyle dikkat çekmemek mümkün değil tabii. Arkalarında devasa bir kitle var. Ancak, bu hesapların şöyle bir özelliği var ne yazık ki:

Milyonlarca takipçi yetmezmiş gibi her gün karşılıklı reklam yapıyor, sayfalarında birbirlerinin öve öve bitiremedikleri tariflerini yayınlıyorlar. Ama sıkı durun; sadece birkaç saatliğine yayınlıyor ve siliyorlar! Bir taraftan da profillerinde
DM ile marka ve ürün tanıtımına açık oldukları yazıyor, ürün reklamı da yapıyorlar. Ama aklınıza ne gelirse. Beli incecik yapan ne idüğü belirsiz sağlıksız korseler, ciltteki lekeleri yok eden ismi hiç duyulmamış kremler, daha neler neler...
Bu ürünleri de saat hesabıyla yayınlıyorlar. Kısacası, gözlerini o derece reklam hırsı bürümüş.
Peki yaptıkları hizmet ne?
Sadece ve sadece ''çoğunluğu kendi icatları'' olan tarifler vermek. Her güne ayrı tarif bulmak zor olsa gerek. Özgün tarifleriyle harikalar yaratacaklar ne de olsa! Uydur uydur yaz... Allah gözünüzü doyursun kardeşim. Bu nedir böyle?
İnsanları neden mağdur ediyorsunuz? Bi denetleyeniniz yok mu sizin?