tarihi eser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tarihi eser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28/04/2015

Hacılar Tanrıça Figürinleri

Burdur il merkezinin 26-27 km güneybatısında yer alan bir höyük olan Hacılar'da bulunan tanrıça figürinleri sanatta ve inanışta Çatalhöyük medeniyetinin Neolitik Çağ'ın sonlarında da kesintisiz olarak devam ettiğini gösteren önemli buluntuların başında geliyor.

Hacılar'da evlerin tabanlarında veya ocakların etrafında ele geçen tanrıça figürinleri; ayakta duran tanrıça, oturan tanrıça, uzanmış, dinlenir durumda tanrıça, hayvanlar hakimesi, tahtında oturan tanrıçadır. Tanrıçalarda vücut yüze göre daha önemli olup, vücudun üst kısmı her örnekte birbirine benzemektedir. Meme, karın ve kalçaları abartılan figürinlerin tümünde göbek belirgindir. Tanrıçalarda hiçbir zaman ağız gösterilmezken, saç, göz gibi bazı detaylar bulunmaktadır. Genç kadın figürinlerinde saçlar daima atkuyruğu şeklinde, yaşlı kadınlarda da başın arkasında topuz yapılmış olarak betimlenmiştir. Hacılar'da erkek figürinlerinin hiç bulunmamasına karşın erkek çocuk betimlemelerine, anasının kucağında veya tanrıçası ile birlikte yer verilmiştir.


(Daha büyük görüntü için resme tıklayın lütfen)

Hacılar Goddess Figurines
In Hacılar goddess figurines found at the floors of the houses or around the hearts are standing goddess, the sitting goddess, resting goddess, mistress of animals, and enthroned goddess.
The body in goddess figurine is more significant than face, the upper part of the body are similar in each sample. Breast, abdomen, and hips of figurines are too big and belly is apparent. While on goddnes figurines the mouth is never visible, some details such as hair and eyes are seen. In young female figurines the hair is in form of ponyteil, however on older female figurines the hair is described as bun at the back of the head. Althought there is no male figurine in Hacılar, portraits of boys on his mother's lap or with his goddess are depicted.


26/04/2015

Güneş Kursu (Törensel Sembol)

Kurs sözcüğü gök biliminde ''Bir gök cisminin teker biçimde görülen yüzü'' anlamına geliyor. O nedenle Erken Tunç Çağı'nda kullanılmış olan törensel semboller pek çoğumuzun dilinin alıştığı şekilde ''Hitit Güneşi'' olarak değil, ''Güneş Kursu'' olarak adlandırılıyor.
Hititler güneş kurslarını sembol olarak kullanmasına kullanmışlar, ancak bu kurslar özünde Anadolu'da Hititlerden önce yaşamış olan Hatti Uygarlığı'na (MÖ 2500-1700) ait. Ayrıca; Anadolu Yarımadası'nın bilinen en eski adı Hatti Ülkesi.

Bu ad o kadar benimsenmiş ki, Anadolu'ya Hattilerden sonra yerleşen Hititler bile yaşadıkları ülkeden söz ederlerken Hatti Ülkesi tanımını kullanmışlar. Bu yüzden Anadolu en az 1500 yıl süresince Hatti Ülkesi olarak bilinmiş. O halde güneş kurslarının Hitit Güneşi olarak adlandırılmaları ne kadar doğru, varın siz düşünün.

Aşağıdaki güneş kurslarından birini Ankara Üniversitesi'nin logosu olarak, geyikli olan diğerini ise Başkentimizin Sıhhıye Meydanı'ndaki büyük anıttan hatırlıyoruz. Asıllarının bu kadar küçük olması şaşırtıyor insanı (Laptop çantasına girebilecek ebatta). Her ikisi de Alacahöyük'teki kazılarda ortaya çıkarılmış birer güneş kursu. Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde diğer güneş kurslarıyla birlikte sergileniyor. Bu arada Sıhhıye'nin simgesi olmuş o büyük, geyikli anıtın aslen bir güneş kursu olması epey şaşırttı beni.

Hititlerde uygarlık ve sanatın simgesi sayılan güneş kursları genellikle bakır, gümüş ya da bronzdan yapılmış. Dairesel şekil güneşi simgelediğinden bu adı alıyorlar ve sabit ya da devingen eklentilere sahipler. Tam daire şeklinde olanlar da var, yarım daire hatta kare şeklinde olanlara da rastlanıyor. Alt kısımlardaki girinti ve çıkıntılar nedeniyle altın yahut gümüş kabzalı ahşap saplara takılarak taşındıkları, dairenin etrafındaki diğer ögelerinse dini törenlerde sallandıklarında ses çıkarmaları için yerleştirildikleri düşünülüyor. Kimi zaman üremeyi simgelemek için kuş ve ağaç, barışı simgelemek içinse geyik figürü kullanılmış. Güneş kurslarının bir kısmının o dönemin kutsal hayvanları sayılan geyik ve boğa heykelcikleri ile bezenmiş olmaları bu kursların kültsel bir işlevi olduğunu kanıtlıyor.

Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Erken Tunç Çağı Bölümü / Early Bronze Age Section

Boğa ve Geyik Figürleri
Güneş kurslarının dönemin kutsal hayvanı olan boğa boynuzları ile çevrelenmiş olması, bunların kültsel işlevi olduğunu göstermektedir. Kursların ortasında duran boğa ve geyik gibi hayvanlar tanrıyı, çevresinde çeşitli bezemelerle oluşturulmuş bölüm evreni, bazı kurslarda ise güneş ışığını sembolize etmektedir.
Işınsız çelenk biçimli semboller gökyüzü yuvarlağını, ortasındaki hayvanlar da birer tanrıyı canlandırmaktadır.
Boğalar en büyük tanrıyı (Gök-Hava Tanrısı), bazı güneş kurslarındaki küçük yuvarlak sallantılar da yıldızları temsil etmekte, dini törenlerde bir sapa takılarak kullanıldığı düşünülmektedir.

Bull and Deer Figures
The sun discs encircled with bull and deer figures, sacred animals of the period indicate that they have a function related to the cult. The centrel animal in the disc, such as bull and deer represent the god and the section formed with ornaments around it represents the universe and sun light in some discs.
Garland shaped symbols without rays show the solar disc and each animal in the centre depict a deity. Bulls represent the main deity (Storm God) and small round pendants in some sun discs represent the stars. It is thought that they were surmounted by a handle in the rites.


Adı ''Hitit Güneşi'' olarak zihinlere yanlış biçimde kazınmış bu sembolün Ankara Üniversitesi’nin Türk Patent Enstitüsü tarafından da tescillenmiş marka ve logosu olduğunu bilmeyen yok, öyle değil mi? Aynı zamanda bir dönem Başkentimiz Ankara'nın simgesi olarak kullanılmıştı. Ankara demek Hitit Güneşi demekti. Çok da yakışıyordu. Sonra ne oldu da kaldırıldı? Ankara Belediyesi tarafından imaj yenileme çalışmaları bahanesiyle -Yargıtay, onayını Güneş Kursu'ndan yana kullanmasına rağmen- yok ediliverdi.

Çorum Sanayici ve İşadamları Derneği'nin (ÇORUMSİAD) işi gücü bırakıp 'Güneş Kursu'nun Ankara Üniversitesi'ne tescillenmesine itirazlar yağdırdığını biliyor muydunuz peki? Adamlar bunun için Türk Patent Enstitüsü'ne kadar başvurmuşlar, ancak itirazları reddedilmiş. Dernek Başkanı; Çorum topraklarında gün ışığına çıkarılan bu sembolün bir kuruluşa mal edilmemesi gerektiğini, buna engel olacaklarını, mücadelelerinin süreceğini söylemiş. Bir üst kurula başvuracaklarmış. Tartışmalar aktif biçimde devam ediyormuş.
Aman Tanrım! Şaka gibi!
Koskoca üniversiteye neredeyse tarihi eser kaçakçılığından dava açacaklarmış.
Başkentimizdeki seçkin bir üniversitenin, hemen yanı başındaki topraklarda, Ankara'ya yalnızca birkaç saat uzaklıktaki kazılarda bulunmuş bir eseri simge olarak kullanması ne büyük suçmuş, bakar mısınız?!
Farkında mısınız bilmem; ama söz konusu olan Anadolu’nun bağrından çıkmış bir eser. Bu yasakçı zihniyet, bu acayip sahiplenme neden? Bu eserin Alacahöyük'teki kazılarda ortaya çıktığını ilkokul çocukları bile bilir? Daha ne istiyorsunuz? Sürekli gündemde kalmak mı yoksa niyetiniz?

02/04/2015

Kanatlı Denizatı Biçimli Altın Broş

Görüntü, avucunuzun içini bile doldurmayan, minicik, ışıl ışıl bir broşa ait. Görenlerin gözünü ayıramadığı, som altından yapılmış olan ve Dünya arkeolojisinin en değerlileri listesinde adı geçen bu broşa paha biçilemiyor.

Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde özel koruma altında sergilenmekte olan broşun net fotoğrafını almak oradaki şartlar altında mümkün değil. Kendisinin çok küçük ve bulunduğu ortamın oldukça loş olması dışında, bir hayli de yükseğe asılmış çünkü. İnsan elinin uzanamayacağı kadar yükseğe. Bir nedeni var elbette...

Bakalım asırlar öncesi başlayan hikâyesi nasılmış?
Antik çağın bilinen en zengin kralı olan Krezüs (Kroisos), Lidya’yı MÖ 560-546 yılları arasında yöneten ve gücünün zirvesine taşıyan son kral. Başta Kral Krezüs olmak üzere (İkinci Karun), ülkeyi yönetenler öyle zengin ki her tarafları tepeleme altınla dolu ('Karun kadar zengin' deyimi buradan geliyor). Bunca zenginliğin kaynağı ise Thamos Dağı’ndan doğup Hermes Nehri ile birleşen ve başkent Sardes’ten (Salihli) geçerek denize ulaşan, yatakları altınla bezeli Paktalos Deresi.

-Mitolojide, tuttuğu her şeyin altın olması için tanrılara yalvaran, bu dileği kabul edilince mutluluğa erişeceğini zanneden Krezüs'ün, çok zengin olduğu halde bir türlü mutluluğu yakalayamadığı, acılar içinde kıvranarak öldüğü anlatılıyor.-

Karun’un ''lanetli'' diye bilinen eşsiz hazineleri, öldüğü zaman Uşak yakınlarındaki tümülüslere gömülür. Aradan yüzyıllar geçer. Soyguncular 1963’te bu tümülüsleri keşfedince, dünyanın en gözde eserlerinden olan hazinenin parçaları tek tek yurtdışına kaçırılmaya başlanır. Ancak, hazinenin lanetinin mezar soyguncularını rahat bırakmadığı, hiçbirinin iflah etmediği, cinayete kurban gitmek, evladını yitirmek ya da delirmek gibi kötü birer sonla karşılaştıkları anlatılmaktadır...

Otuz yıl sonra, 1993’te, lanetli denilen bu eserlerin ABD'de New York Metropolitan Müzesi'nde olduğu anlaşılınca Türkiye dava açar ve hazineler ülkemize getirilerek Uşak Müzesi'nde sergilenmeye alınır. Ta ki 2005 yılında, bu kez Karun Hazinesi'nin en önemli parçası Kanatlı Denizatı Broşu'nun sahtesiyle değiştirilip çalınmasına dek...

2006 yılında Uşak Arkeoloji Müzesi’nden 8 kamera ve gece devreye giren alarm sistemiyle korunmasına rağmen Müze Müdürü Kazım Akbıyıkoğlu’nun elebaşılığında çalındığı ortaya çıkan paha biçilmez broş, yedi yıl sonra İnterpol aracılığıyla bu kez Almanya'da bulunur ve iki yıl önce Türkiye'ye teslim edilir. Uşak Müze Müdürü mü? ‘Nitelikli zimmet suçu’ndan 12 yıl 11 ay hapis cezası alır. ‘2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na Muhalefet’ ve ‘Görevi İhmal’ suçundan yargılanıp suçlu bulunarak cezaevine atılır. Ancak 4 yıl yattıktan sonra serbest bırakılır.

450 parçadan oluşan Karun Hazineleri'nin 449 parçası şu an Uşak'ta.
İçlerinde, "korunamadığı" gerekçesiyle yalnızca Kanatlı Denizatı Broşu yok...
O artık Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde, kirli ellerin ona asla uzanamayacağı kadar güvenlikli bir yerde, önlem altında...



KANATLI DENİZATI BİÇİMLİ ALTIN BROŞ - LİDYA DÖNEMİ
M.Ö. 6.Yüzyıl - Uşak Toptepe Tümülüsü


30/03/2015

Anadolu Medeniyetleri Müzesi (3.Bölüm)

Anadolu’da yazılı tarihin başladığı dönem olan Asur Ticaret Kolonileri Dönemi'nde (M.Ö. 1950-1750) ''yazı''nın Anadolu’ya girişi gerçekleşirken, ticaret olayını kalay, keçi kılı, dokuma ürünleri, elbiselik kumaşlar, süs eşyaları ve bazı kokular karşılığı satın alınan altın ve gümüş eşyalar oluşturuyor.

1948'den beri devam etmekte olan Kültepe kazılarında toprağın altından çıkarılanlar gerçekten hayret verici.

Düşünün, tıpkı günümüzde araba sevkiyatı yapılırken tutulan kayıtlar gibi, 4 bin yıl öncesi eşek sevkıyatı yapılırken de kayıt tutuluyormuş.
Sergilenen eserler içinde hanımların 4 bin yıl önce de ayna ve cımbız kullandığını, bugün bile gıptayla bakılan harikulade takılar takıp göz alıcı aksesuarlar kullandığını şaşkınlık içinde görüyoruz. Tüm bunlar 4 bin yıl sonrasında bile çok da fazla bir şey değişmediğinin göstergesi adeta. Söz konusu parçalara bir sonraki postta değil, ileri tarihlerde ''zaman zaman'' yer vereceğim. Bu bölümde beni çok şaşırtan yazılı belgeler var:

29/03/2015

Anadolu Medeniyetleri Müzesi (2.Bölüm )

Paleolitik Çağ Bölümü
Anadolu’da günümüzden 1.000.000 yıl önce başlamış olan ve 11.000 yıl önce son bulan Paleolitik Çağ; Alt, Orta, Üst ve Epi-paleolitik olmak üzere dört döneme ayrılıyor.
Üretim nedir henüz bilmeyen Paleolitik Çağ insanları, yaşadıkları ortamda bulunan yabani sebze, meyve ve kökler ile avlandıkları hayvanları tüketerek beslenmiş, hayvanları avlamak ve bitki köklerini toplamak için taştan yaptıkları birtakım aletler kullanmışlar.
Paleolitik’ten Neolitik’e geçişte yer alan Epi-Paleolitik Dönem, mikrolitik aletlerle karakterize edilmiş, yontulan taşın küçük parçalarının düzeltilip mikrolitlere dönüştürüldüğü minik taş aletler silah olarak kullanılmış.

Bu bölümde kuvars, çakmaktaşı ve radyolaritten* yapılmış yontma taş aletleri ve çekirdekleri görüyoruz.

(Yontuk Çakıllar, İki Yüzeyliler, Çekirdekler, Kenar Kazıyıcılar, Ön Kazıyıcılar, Taş Delgiler, Taş Kalemler, Çontuklu Aletler, Dişlemeli Aletler, Uçlar, Mikrolitik Aletler, Bızlar)

27/03/2015

Anadolu Medeniyetleri Müzesi (1.Bölüm)

Merhaba. Bu yazı, Anadolu tarihini Dünya arkeolojisinde ön plana çıkarmış olağanüstü bir merkez olan ve kesinlikle çok daha fazla insan tarafından görülmesi, bilinmesi gerektiğine inandığım Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin tanıtımını amaçlayan bir yazı dizisine ait ilk bölüm.

Müze ile ilgili hazırlayacağım diğer bölümleri blogta belirli aralıklarla yayınlamayı düşünüyorum.

Ankara'da bulunan bu müzede sergilenen ve Paleolitik Çağ’dan (Yontma Taş Çağı) başlayıp, Neolitik, Kalkolitik, Erken/Eski Tunç Çağları, Asurlular, Hititler, Frigler ile Urartu Medeniyetlerine ait eserler dahil, tam 1,2 milyon yıl öncesinden beri Anadolu’nun bağrında yatıp kazılarla ortaya çıkarılmış olan irili ufaklı binlerce parça, ziyaretçilerin adeta başını döndürüyor ve olabildiğince mistik bir yolculuğa çıkarıyor. Hazırlık aşaması adına ilk bölümde, müzeye girişte sağdaki büyük panoda sürekli gösterimde olan bir videoya yer vermek istiyorum. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Küp Produksiyon A.Ş.'ye özel olarak yaptırılan ve internet ortamında bulunmayan video, tarafımdan videodan videoya çekilmiş olduğundan tam bir netliğe sahip değildir. Bilginize sunarım. Görüşmek üzere, sevgilerle…