üniversite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
üniversite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

05/07/2016

Büyülü Şehir Durham

Mutlu insanların yaşadığı masalsı bir kent Durham. Büyülü bir havası var kesinlikle. Bugüne kadar gördüğüm kentler içinde beni en çok etkileyeni ve hiç aklımdan çıkmayacak olanı...

''Gıpta etmek'' deyiminin içi nasıl doldurulur burada öğrendim çünkü. Yaklaşık bir hafta kaldığımız bu kentte hayattan nasıl haz alınır, hissedilen yoğun mutluluk ve huzur insanların yüzüne ne şekilde yansır, bunların hepsi şen kahkahalara nasıl dönüşür bizzat tanık oldum.
Durham'ın tarihçesi ve konumuyla ilgili pek çok bilgiye ulaşabilir, İngiltere'nin kuzey doğusunda katedrali ile ünlü bir üniversite kenti olduğunu, Wear nehrinin içinden geçerek kenti bir yarımadaya dönüştürdüğünü öğrenebilirsiniz mesela. Çok dik olmayan tepelerden ve yokuşlardan oluşan yemyeşil arazilere sahip olduğunu da...

Benim bahsetmek istediğim; Wear nehri ve çevresinin inanılması güç doğal güzelliği.
Ancak, bu öyle böyle bir güzellik değil.

Bölge halkı kendini dilediği an doğanın kollarına bırakma şansına sahip! Üstelik bunu yapmak için şehir dışına, uzun yolculuklara çıkmalarına gerek yok. Orman yanı başlarında!

Bolu Yedigöller ya da Abant'ın yaşadığınız kentin tam ortasında, evinize 15 dakika mesafede olduğunu düşünün. Ruhunuza şifa bulduğunuzu...
Kuş sesleriyle dolu yemyeşil bir ormanlık alanda ciğerlerinize bol oksijen çekerek, gözleriniz bayram ederek tam bir terapi aldığınızı... Nehrin her iki yanında, kartpostallarla yarışan harikulade orman manzaraları içinde devam eden o yürüyüşün bitmesini kim ister ki? Fotoğraflara tıklayarak bakın lütfen. Sürekli yağan yağmur bereketinin etkisi büyük tabii. Yok böyle muhteşem bir güzellik...

02/03/2015

Asistanlar: Akademinin Ağır İşçileri

Okumaya ve araştırmaya gönül vermiş, akademik kariyer yapmak, modern dünyaya ve bilime katkıda bulunmak isteyen, ömrünün sonuna kadar öğrenci kalmaya hazır idealist gençler! Bu yolda sizleri neler bekliyor, başınıza neler gelecek, biliyor musunuz?
Geleceğin doçent ve profesörlerinin daha yolun başında nasıl örselendiğinden, ruh sağlıklarının nasıl bozulduğundan haberiniz var mı?

Şu ya da bu üniversite demiyorum. Kurduğum cümleler geneli kapsıyor farkındaysanız. Çünkü ülkemizdeki birkaç üniversite dışında durum ne yazık ki aynen budur! Çünkü kapalı kapılar ardında neler olup bittiğinden haberiniz yok!

Peki asiste edilecek, olması gerektiği gibi iyi niyetli hocalar yok mu memlekette?
Var elbette. Ancak sayıları bir elin parmaklarını geçmiyor ne yazık!

Evet, bilim adamı olmak üzere üniversitelerde göreve başlayan asistanların, namıdiğer araştırma görevlilerinin durumları kendilerini ''akademik köle'' olarak adlandıracakları kadar vahim ne yazık ki (Bu tabirlere ''emir eri'' ve ''mahkûm'' sözcüklerini de ekliyorlar). Onlar daha göreve adım atar atmaz yıpratılmaya ve örselenmeye başlıyor. Zekâları, aldıkları eğitimin kalitesi, bilimsel yayınlarının yeterliliği ne kadar üst seviyede olursa olsun, farkeden hiçbir şey yok!..

''Kutsal'' bildiğimiz bu akademik yolda yitip giden değerleri bir bilseniz!
Tam dokuz yıl insanüstü çabalar sarfetmesine rağmen bir türlü doktorası bitirilmeyenleri mi ararsınız, akıl sağlığını yitirenleri mi, yoksa intiharın eşiğine gelenleri mi? İhtimallerin içinde en iyisi ne, biliyor musunuz? Her şeyden vazgeçip onca birikimi çöpe atarak daha yolun başında sıradan bir memur olmayı tercih etmek… Ve daha ilk yılda bunu yapanların sayısı azımsanmayacak kadar büyük. Araştırın!
İnanın yazdıklarımda en ufak bir abartı yok. Ben özet cümleler halinde geçiyorum. Gerisi için yetkili ağızlara başvurun. Sorunun büyüklüğünü ve vahametini bizzat öğrenin ki yolunuzu ona göre çizin…

Çalışacağınız üniversite ilim irfan yuvası mı, yoksa cadı kazanı mı iyi öğrenin. İlk kural mı? Hakaretler karşısında incinmemeyi öğrenmek. Olayın özü yıpratma politikasına, kendisinin de o yoldan geçtiğini unutan hocaların bunu bir kısır döngü olarak ''değişmez biçimde'' sürdürmesine dayanıyor. Adeta geçmişin intikamını alırcasına asistanını bir köle gibi kullanmak için ant içmesine! Örneğin sekiz aylık hamile misiniz? Gözünüzün yaşına bakan olmaz. Zamanında ona da kimse acımamış, aynısını yapmıştı. Saatlerce ayakta dikilip gözetmenlik yapacaksın, unutma!..

Sakın ola ki asistanı olduğunuz hocanın sevmediği kişilerle konuşmayın, hatta selam bile vermeyin. Ayrıca kulaklarınızı dört açıp hakkında duyduklarınızı bir an önce kendisine yetiştirmeli, eteklerini tutup iyi öpmelisiniz ki hocanın koruyucu kanatları altına girip ilim irfan yolunda hızla ilerleyebilesiniz. Çünkü akademik kadroya atanmak, görevinde yükselmek, önemli projelerde yer almak için akademik ehliyetin değil, yöneticilere olan yakınlığın belirleyici, unutma!..
Ve hoca pek bir şey yapmayacak, bunu da unutma! Artık onun tüm görevleri sana ait. Kayıtsız şartsız itaat etmek zorundasın. Dersleri sen anlatacak, sınav sorularını sen hazırlayacak ve sınavı da sen yapacaksın.

Bundan sonrası şansına kalmış artık...
Unvanın ''araştırma görevlisi'' ama sen alanınla ilgili araştırma yapmayı tamamen unutmalısın.
Yeni buluşlara imza atmak mı? Aklından bile geçirme!
Hocanın gözüne girmeyi başarırsan muhtemelen sekiz-on yıl falan sonra yar.doç’luk unvanı hak edenlerden olacaksın…
Daha neler, ne detaylar...
Maaşların biraz olsun iyileştirilmesi bile bu çekilmez döngüyü asla çekilir kılmıyor, unutma!..


Görsel: paraforex.net

24/06/2012

Diplomalı İşsizler

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre üniversite diplomalı işsiz sayısının her yıl giderek arttığını biliyor muydunuz? Üniversite mezunu olup da iş bulamayanların sayısının 500 bine yaklaştığını..?

TÜİK 2011 rakamlarına göre üniversiteyi bitirip herhangi bir iş bulamayanlar arasında 164 bin kişi ile iş ve yönetim bölümlerinden mezun olanlar birinci sırada. İkinci sırada 57 bin kişiyle öğretmenlik ve eğitim bilimleri okuyanlar, üçüncü sırada ise 45 bin kişiyle mühendislik bölümleri mezunları var.

Tabii bu rakamlara mezun olduğu alan dışında iş bulup çalışanları dahil etmiyoruz.

''Her Vilayete Bir Üniversite'' sloganıyla çıkılan yol ve sonuçları sanıldığı gibi güllük gülistanlık değil gördüğümüz üzere. Çevremize baktığımızda da bunu rahatlıkla anlamamız mümkün.

Üniversitelerin bu günlerde art arda gerçekleştirdikleri mezuniyet törenleri sonrası,
''diplomalı işsizler ordusuna yapacakları katkı''
nın minumum düzeyde olmasını dilemek dışında ne yapabileceğimizi bilen var mı?

Görsel:Kürşat Zaman