Çanakkale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çanakkale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31/08/2026

Uluslararası Çanakkale Boğazı Yüzme Yarışı Şampiyonu

Dün izlediğim 30 Ağustos Zafer Bayramı programı bitiminde, hemen bitişikteki İskele Meydanı'nda tesadüfen rastladım bu görkemli etkinliğe. Saat henüz 10.30 civarı idi. Yarış bitmek üzereydi. Detayları araştırdığımda etkinliğin her yıl 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda düzenlenen Çanakkale Boğazı'nı Geçme Yarışı (Uluslararası Çanakkale Boğazı Yüzme Yarışı) olduğunu öğrendim. Ancak, sporcuların hem akıntıyla hem de kendi sınırlarıyla mücadele ettiği bir spor müsabakası değildi bu. Aynı zamanda tarihsel bilinci ve minnet duygularını canlı tutan bir saygı duruşu özelliği vardı.

Boğazın en kritik noktası burasıydı. Sıradan bir su yolu değildi. Nice savaşlara şahit olmuştu. Her bir kulacın altında devasa bir tarih, batıklar, mayın patlamaları ve vatan savunmasının izleri yatıyordu. Sözün özü; anlamlı olduğu kadar bir o kadar da heyecan dolu bu özel müsabaka, yüzme tutkunlarını bir araya getirdiği kadar aynı zamanda Çanakkale Zaferi'nin önemini vurguluyor, Boğaz'ın serin sularında kulaç atan sporculara birlik beraberlik halinde dayanışma ve mücadele ruhu yaşatıp geçmişte yaşanan kahramanlıklara saygıyı da pekiştiriyordu.

Yüzücüler o sularda sadece fiziksel olarak değil, ruhen de geçmişe saygı duruşunda bulunarak kulaç atıyorlardı. Bir de şu vardı ki; boğazdaki akıntılara direnç gösterip meydan okurken bizzat kendileri de geçmişteki destansı mücadeleyi sembolize ediyorlardı.
Saatler 10.40’ı gösterdiğinde, kordondan denize bakarak bu muazzam mücadelenin son anlarına tanıklık ediyordum. Yarış bitmiş, yüzücüler sudan çıkmıştı. Herkesin yüzünde o zorlu parkuru tamamlamanın haklı gururu vardı. Boyunlarından derin anlamlar taşıyan madalyalarını çıkarıp yakın fotoğraflama yapıyor, o anı ölümsüzleştirmek istiyorlardı. Madalyanın fotoğrafını çekmeyi ben de çok istedim; ama kalabalığın coşkusundan bir türlü istediğim netliği yakalayamıyordum.

Tam o esnada önüme, denizin hemen kıyısına, elindeki madalyasını fotoğraflamaya gelen 15-16 yaşlarında bir genç kız dikkatimi çekti. Öyle duru, öyle masum ve sevimli bir duruşu vardı ki... 
Yanına biraz yaklaşıp: ''Canım, kutlarım. Mümkünse madalyanı yakından ben de fotoğraflayabilir miyim?'' dedim. Dünyanın en içten, en tatlı gülümsemesiyle "Tabii ki" dedi. Cesaret alıp blog yazarı olduğumu ve eğer isterse kendisini de çekebileceğimi söylediğimde yine gülümseyerek ''Tabii, çok isterim'' dedi. Deklanşöre basarken, karşımda sadece boğazı yüzerek geçmiş azimli bir genç kız değil, 30 Ağustos ruhunun yeni nesilde nasıl hayat bulduğunun canlı bir kanıtını görüyordum.

İsmini söylediğinde yüzündeki o tatlı tebessüm, çektiğim her iki poza da aynen yansıdı. Kısacık ama güçlü bir ruhu olan, ikimizi de çok mutlu eden bir karşılaşmaydı bu. Vedalaştık. O yoluna devam ederken ben de üzerimdeki harika enerjinin coşkusuyla evin yolunu tuttum. 31 Ağustos tarihli bu yazımı hazırlamak için bilgisayarımın başına geçip ön araştırma yapmaya başladığımda ise hayatımın en büyük sürprizlerinden biri beni bekliyordu! 
Melek yüzüyle, kordonda tek başına, hiç dikkat çekmeden yürüyen o 16 yaşındaki masum genç kız; meğer o gün yerli yabancı tüm basının, kameraların ve Çanakkale'nin peşinde olduğu kişiymiş! Nice savaşlara şahit olmuş, akıntılarıyla devasa gemileri yutmuş o tarihi boğaza meydan okuyan ve dalgaları dize getirerek Uluslararası Çanakkale Boğazı Yüzme Yarışı'nda Kadınlar Genel Klasman Şampiyonu olan Çiğdem Ezo Topaloğlu’ndan başkası değilmiş! O koskoca boğazı ve sert akıntıları deviren muazzam kulaçların sahibi, birkaç saat önce karşımda utangaç biçimde gülümseyen o tatlı genç kızmış!

Çanakkale Boğazı geçmişte nasıl büyük kahramanlıklara ev sahipliği yaptıysa, bugün de Çiğdem Ezo gibi gençlerin azmiyle taçlanıyor. Yolumun onunla kesişmesi ve o zafer anının en yalın, en masum halini fotoğraflayabilmiş olmak benim için unutulmaz bir 30 Ağustos hediyesi oldu. 
Bu toprakların ruhu, gençlerin omuzlarında güvenle yükselmeye devam ediyor. 

Tebrikler şampiyon, seninle gurur duyuyoruz! 🤗✨🎖🌊🌊

* * *



09/08/2025

İçimiz Yine Kan Ağlıyor...

Dün öğleden sonra başlayan yangın halen kontrol altına alınamadı. Onca alevden çıkan devasa duman öbeklerinin rüzgârın etkisiyle oluşan yönü şehrin üzerinden boğaza doğru gün boyu yol almak şeklindeydi. 
 Havanın kararmasıyla birlikte alevlerin üzerindeyken görüşün sıfır olduğu, ilave olarak rüzgârın kritik seviyede risk teşkil ettiği, buna rağmen bölgedeki ekiplerin hayatlarını fedakârca ortaya koyarak yangına müdahaleye devam ettikleri haberlerini alıyor, uzaklardan olsa bile içimiz yana yana izliyoruz. 

En büyük dezavantajın rüzgârın şiddeti olduğu söyleniyor bu arada. Alevlerin reçineli kızılçam ağaçlarının içine sirayet etmesi nedeniyle süreç oldukça yoğun ve yorucu biçimde ilerliyormuş.

12/07/2022

Dünyanın İlk Ve Tek Takvimli Güneş Saati

Güneş'in konumunu, açısını, bazen de yüksekliğini kullanarak zamanı söyleyen, genellikle güneye bakan bir duvara ya da bir sütun üzerinde yatay olarak herhangi bir açıyla eğimli ve hatta kavisli yüzeylere çizilen cihaza güneş saati deniyor. 

Eski Mısır'da MÖ. 1500'de kullanıldığı bilinen, Rönesans dönemi dahil 19. yüzyıla kadar yaygın olan güneş saatleri, güneşin gölgelerini takip eden insanların zamanı söylemek için kullandıkları başlıca enstrümandı. Bu saatler doğru biçimde yerleştirilmiş ise zamanı dakikasına kadar doğru gösterebiliyordu. 

Güneşin gölgelerini izleme yoluyla zamanı ölçmeyi öğrenen Antik çağ insanı sonraki dönemlerde güneş saatini geliştirse de esas gelişim matematik, geometri ve astronomi ile devam ettiğinden 1 gün 12 eşit parçaya bölünmüş. 2007'de Smintheion kazı çalışmalarında bir parçası ortaya çıkan ve Antik dönem güneş saatlerinin yarım daire formundaki tiplerinden olan Smintheion güneş saatinin yön olarak güneye yerleştirilmesi dahil, güneşin doğuşu ve batışı arasındaki süreyi gösterdiği kanıtlanmış. 
Sonrasında HOROLOJİ'nin (saat ve zaman ölçüm bilimi) artan başarısı nedeniyle yavaş yavaş modası geçse de insanlar 1980'lerden sonra yine yeniden güneş saatleriyle ilgilenmeye başladılar ve konuyu günümüzde de oldukça popüler hale getirdiler.

Güneş saati, temelde Güneş'in gölgesini nereye düşürdüğüne bağlı olarak size saatin kaç olduğunu söyleyebilen bir cihaz. Bir güneş saati düz bir dairesel plaka ve gnomon adlı çubuk olmak üzere iki parçadan oluşuyor. Zamanı gnomonun plakaya düşürdüğü gölge gösteriyor. Saatler icat edilmeden önce zamanı söylemenin tek yolu elbette ki güneş saatleriydi...

22/06/2018

Zamanın Ruhu: Tarihi Merkez Hastanesi

Ülkemizde, inşa edildiği dönemi belgeler nitelikte tarihi hastane sayısı çok fazla değil.
Terkedilmiş bir harabe görünümündeki Osmanlı döneminden kalma bu bina onlardan biri. Günümüze kadar 'bir şekilde' ayakta kalmaya çabalamış, her haliyle gerçek, devasa bir belge özelliğindeki Çanakkale Tarihi Merkez Hastanesi.

Adı bir zamanlar Kale-i Sultaniye Hastahane-i Askeriyye olan hastane, Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti dönemine tanıklık etmiş, yıkık duvarlarla da olsa bugüne ulaşabilmiş tam teşekküllü bir muharebe hastanesi.

Romalı düşünür M.T. Cicero'nun ünlü bir sözü vardır: "Tarih, geçen zamanların şahididir, onun gerçeklerini aydınlatır, anıları meydana çıkarır.''

Eğer bir gün bu hastaneyi ziyaret edecek olursanız, Cicero'nun bu sözünün ne denli doğru olduğunu, yıkık dökük duvarlardan zamanın ruhunun nasıl sızdığını, dört bir yandan adeta tarih fışkırdığını yaşayarak, hissederek öğreneceksiniz. Hayal gücünüz otomatik olarak devreye girecek çünkü. Duvarlardan sızan zamanın en acımasız gerçeklerine hayal gücünüz eşlik edecek, tarihin derinliklerinde içiniz titreyerek kaybolacaksınız.

Bakışlarınız taş duvarlar ve sütunlar arasında dolanırken beyniniz her saniye bir sinyal algılıyor. Gözünüzün önünde beliren imgeler birbirine eklenip senaryosunu önceden bildiğiniz fantastik bir film gibi seriliyor adeta önünüze.

MERKEZ HASTANESİ'ne Nasıl Gidiliyor?
Çanakkale'de Kordon'un bitimindeki Boğaz Komutanlığı'nın bulunduğu noktaya geliyor ve yukarıya doğru
devam eden yolu takip ediyorsunuz. Yolun sonunda karşınıza çıkan dik merdivenleri tırmandığınızda
pek de bilinmeyen bu hastaneye ulaşıyorsunuz.

Hastane bugüne gelene kadar sayısız kez bombalanmış, depremler, yangınlar geçirmiş.
Bina sahasında özellikle 1915 Çanakkale Savaşı’ndaki bombardıman etkisi bariz şekilde görülebiliyor.

1912'de Çanakkale’nin 3’te birini yıkan depremde ve 2 ay sonrasında başlayan Balkan Savaşı'nda yoğun biçimde hizmet veren askeri hastane 1.Dünya Savaşı esnasında ise önemli bir sağlık hizmeti üssü olarak kullanılmış.
1915 yılında başlayan Çanakkale deniz saldırılarında yaralananların tamamı bu hastanede tedavi edilmiş.

Hastanenin 75 cm kalınlığındaki yığma duvarlarının bir kısmı gelebilmiş günümüze. Kuzey ve batı
bloklarındaki duvarların neredeyse hepsi yıkılmış.

Ahh, önemli bir sağlık üssü olan hastanenin bu kapısından acılar içinde kim bilir kimler geldi geçti onca yıl?
Hangi yaralılar, can havliyle taşınan hangi hastalar, şehitler? Oradan oraya koşturan hemşireler, doktorlar?
O doktorlardan biri olan Reşat Nuri Güntekin'in babası Askeri Doktor Nuri Bey?

Çanakkale Tarihi Merkez Hastanesi ile ilgili tezler yazılmış. Bir restorasyondan geçirilip yok olup gitmemesi ve açık hava müzesi haline getirilmesi önerileri baskın hale gelmiş, ancak bugüne kadar somut bir plan oluşturulamamış ne yazık ki.

Bu arada, hastanenin içinde geceleyin hayaletler dolaştığına dair bir şehir efsanesi yayılmış halk arasında. Epey gizemli bir boyuta geçilmiş. İnanmadım tabii. Olsa olsa gece olunca içeride konaklayan evsizler ya da sarhoşlar falandır onlar.
Bana asıl gizemli gelen neydi biliyor musunuz? Oradan hiç ayrılmadığı söylenen Husky cinsi bir gözü kahverengi
bir gözü mavi bu sevimli köpek. Ve o sıra dışı gözleriyle bir şeyler anlatmak isteyen bakışları...


* * *


Çanakkale Tarihi Merkez Hastanesi'ndeki panoda verilen bilgiler:

Sultan Abdülaziz Han zamanında inşaa edilen yapı Balkan ve Çanakkale Savaşlarında sivil halka hizmet vermiştir.

30 Ekim 1918 Mondros ve 10 Ağustos 1920 Sevr Antlaşmaları zamanında işgal kuvvetleri şehirdeki birçok yapıyı kullanıp tahrip ettikleri halde hastaneyi hizmetlerinde bırakmışlardır.

1924 yılı başında Merkez Hastanesi Hasan Paşa Köşkü'ne (18 Mart İlköğretim Okulu) taşınır ve
ismi de Memleket Hastanesi olur.

24 Temmuz 1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşmasına göre boğazlarda asker bulundurulmayacağı söz konusu olunca; Gazi Hazretleri Merkez Hastanesini, Jandarma Mekteplerine tahsis eder. Bu bağlamda 10.Jandarma Er Eğitim Alayı, burada 1938 yılına kadar Jandarma Mektepleri olarak hizmet vermiştir. 20 Temmuz 1936 yılında
Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile binanın kaderi değişir.

İkinci Cihan Harbi'nin başlaması ile birlikte bu bina, Kolordu Komutanlığı binası olarak kullanılmaya başlanır ve 1946 yılının sonlarına doğru boşaltılır. 1948 yılında Çanakkale Boğaz Komutanlığı'na tahsis edilen binada bir deniz birliği görev yapar. 1960 yılına kadar tamir ve bakım görmeyen yapı, bu tarihten sonra da boşaltılır ve bakımsız kalır. O tarihlerde yapının tavan, çatı, kapı, pencere ve hatta camlarının sağlam kaldığı bilinmektedir.

Türk Edebiyatının usta kalemi Reşat Nuri Güntekin'in askerî doktor olan babasının 1890 yılından evvel bu binada görev yaptığı hatıralarından anlaşılmaktadır.

Çanakkale İl Jandarma Komutanlığı'nın yanında bulunan Merkez Hastanesi, Boğaz Komutanlığı'ndan İl Jandarma Komutanlığı'na kullanım amacıyla 2001 yılında verilmiştir.Hastane bahçesi tanzim edilmiş, sosyal tesis, eğitim ve
spor alanları olarak kullanılmaya başlamıştır. Ayrıca 14 Haziran 2007 tarihinde batı köşesine
''Şehit ve Gazi Hatıra Fidanlığı'' oluşturulmuştur.

Birinci Cihan Harbi ve özellikle Çanakkale Muharebeleri sırasında, Merkez Hastanesi adı altında seyyar ordu sağlık teşkilleri ile beraber ''Ağır Yaralılar Hastanesi'' olarak 1916 yılına kadar hizmet veren tarihi yapı, yıkılıp tahrip olmaktan
kurtarılıp koruma altına alınmıştır.

* * *



Eski Fotoğraflar Kaynak: BURADAN
Senem YİĞİT KAHRAMAN
Y. Mimar Restoratör, İTÜ


* * *

EK

1 yıla kalmadan hastanenin çevresinde koruma altına alma çalışmaları başlamış.
Sevimli Husky yine orada:)




Çanakkale'ye uğrarsanız yolunuzu düşürmeyi ihmal etmeyin.
Kordon'un bitim noktasına, Golf Çay Bahçesi'nin önüne gelin (Boğaz Komutanlığı'nın girişi de hemen orada).

Sağa yönelip yokuş yukarı eğimle devam eden yolu bitirip karşınıza çıkacak rengârenk merdivenleri çıkın
ve sonrasında bu merdivenleri görün.

Tarihi Merkez Hastanesi fotoğraftaki merdivenlerin sonunda...


28/04/2018

1. Uluslararası Troya Çocuk Halk Dansları Festivali

''Bir çocuklar bir de çiçekler olmasa dünyanın tadı tuzu olmazdı,'' cümlesini çok sık kullanırım.

Doğanın bahar çiçekleriyle sürdürdüğü göz alıcı, mis kokulu etkinliklere her biri birer çiçek olan çocukların etkinliği de dahil olunca dünyanın tadı tuzu yerine geldi gerçekten. Çanakkale sokakları gerçek bir bayram yerine dönüştü.
Binlerce çocuğun coşkusuyla Bin Pınarlı İda,
Bin Çiçekli İda olup bin kat daha güzelleşti sanki.

Çocuklara armağan edilebilecek en güzel şeylerden biri, adlarına yapılan bir festival dahilinde onları bir araya getirmek olsa gerek.
2018 Troya Yılı etkinlikleri kapsamında dünyanın ve ülkemizin dört bir yanından gelen yüzlerce çocuk, Uluslararası Troya Çocuk Halk Dansları Festivali’nde Çanakkale’de bir araya geldi. Çocuklar gülen yüzleri, sımsıcak kalpleriyle birbirleriyle kucaklaştı. Bu büyük buluşmanın Bin Pınarlı İda'da gerçekleşmesi ne kadar özel ve güzel ise, bana göre bir o kadar da büyülüydü, büyüleyiciydi.
Farklı kültürlere mensup çocuklar arasında sevgi ve dostluk bağları kurulurken, halk dansları topluluğu çocukları, eğitmenler ve katılımcılar, festival süresince TROYA’yı ve bölgenin kültürünü yakından tanıma gibi bir fırsat elde ettiler.

Çanakkale Valiliği'nin gerçekleştirdiği 1. Troya Yılı Uluslararası Çocuk Halk Dansları Festivali’ne katılan 17 ülke, 23 ekip sıralamasını yapacak olursak; KKTC, Nepal, Kazakistan, Makedonya, Kırgızistan, Karadağ, Romanya, Bulgaristan, Ukrayna, Gürcistan, Bosna Hersek, Moldova, Sırbistan, Rusya, Kuzey Osetya, Arnavutluk, Azerbaycan.

19/03/2018

2018 Troia Yılı Etkinlikleri

Biliyorsunuz 2018 yılı, Troia'nın UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesine dahil edilişinin 20. yılı nedeniyle tüm dünyada ''Troia Yılı'' olarak ilan edildi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Çanakkale Valiliği tarafından dünya genelinde sürdürülen çok kapsamlı tanıtım çalışmalarının yanı sıra belediye tarafından gerçekleştirilen etkinlikler de Troia’ya olan ilgiyi bir hayli artırmış durumda.

İlk kez 1863 yılında Frank Calvert, daha sonra Heinrich Schliemann tarafından ortaya çıkarılmış görkemli bir antik kent olan ve ''Bin pınarlı İda'' olarak da anılan Troia, Doğu ve Batı kültür hazinelerinin antik destanlarla harmanlanarak gerçekliğe ulaştığı bir ören yeri. Dünyanın en ünlü antik kentlerden biri. Kentte ortaya çıkarılan 9 katman, ucu Erken Tunç Çağı'na dayanan kesintisiz 3000 yıldan fazla bir zamana işaret ederken, üzerinde hüküm süren uygarlıkların diğer bölgelerle olan önemli ticari ve kültürel bağlantıları da serilmiş ortaya.

2018 Uluslararası Troya Yılı önemli etkinliklerle sürüyor. Çanakkale Belediyesi bu kapsamda cadde ve sokakları ''2018 Troia Yılı'' tanıtım afişleri ile donatırken, yurt içi ve yurt dışı fuarlar dahil, pek çok alanda yıl boyu yapacağı tanıtım çalışmalarına ivme kazandırmış durumda. Bin pınarlı İda büyük bir heyecan ve de gururla sizleri bekliyor...

09/08/2017

Boğazdan Geçen Gemiler

Gemiler geçiyor allı yeşilli, gemiler geçiyor Amerika'dan, Kanada'dan, Panama'dan, Rusya'dan...
Evet gemiler geçiyor, deniz taşımacılığı yapan tüm ülkelerden, kıtalardan. Onlar, devasa birer platform halinde dünyanın en uzak noktalarından açık denizler, okyanuslar aşarak geliyor ve boğazlarımızdan geçiyorlar. Karasularımızda oldukları süreç içinde Türk Bayrağı asmak zorundalar.

Pek çoğu 200 grosstona varan yükler taşıyan, uzunluğu çoğu zaman 400 metreye yakın petrol tankerleri, kuru yük gemileri, konteyner, yolcu ve hatta savaş gemileri...
Greenpeace ve daha niceleri...

Bu durum Türk Boğazlarından (Çanakkale ve İstanbul) geçiş rejimini ve boğazlar bölgesinin güvenliğini düzenleyen Montrö Boğazlar Sözleşmesi gereğince gerçekleşiyor.
Ve sözleşmedeki Ticari Gemilerin Geçiş Rejimi, Madde 1 şöyle diyor: Barış zamanında, gündüz ve gece, bayrak ve yük ne olursa olsun, hiçbir işlem (formalite) -sağlık denetimi hariç- olmaksızın Boğazlar'dan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) tam özgürlüğünden yararlanacaklardır.

Yer, günde ortalama 140 gemiye geçit veren Çanakkale Boğazı. Kilitbahir Kalesi açıkları...
İçleri tıka basa yüklü 1000'den fazla konteyner taşıyan gemilerin düz yolda ilerliyormuşcasına akıcı ve sorunsuz geçen yolculuklarını ''suyun kaldırma gücü'' ile açıklarken zorlanıyor insan. Boğazın en dar yerine rastlayan bu mevkide, taşıdıkları onca yüke rağmen süzülerek geçen ve insanda hayret uyandıran söz konusu bu platformları yakın plandan izleme olanağı var. Kilitbahir Kalesi'nin tam karşısında yer alan Çanakkale Deniz Müzesi, bu amaçla oluşturduğu seyir terasıyla son birkaç yıldır belirli saatlerde ziyaretçilerine hizmet veriyor.

21/05/2017

Troia Atı

Homeros'un İlyada Destanı'nda anlatılan Troia Savaşı'nın geçtiği Troia antik kenti Çanakkale'nin 25 km güneyindedir. Destanlarda Troia Savaşı'nın nedeninin Paris'in güzel Helena'yı kaçırması olarak anlatılsa da gerçek neden Troia'nın zenginliğidir. On yıl süren savaşın sonunda, bu zengin ve güçlü kenti fethedemeyen Akhalılar, bunu bir hile ile başarırlar. Akhalar, içine askerlerin saklandıkları bir tahta at yaparak kent kapısının önüne bırakırlar. Gemilerini ise Bozcaada'nın (Tenedos) arkasına çekerler.

Sabah sur kapılarının önünde tahta atı bulan Troialılar, gemileri de görmeyince kısa bir tereddütten sonra atı içeri alarak bu olayı kutlarlar. Herkesin eğlence sonrasında uykuya daldığı bir sırada tahta atın içinden çıkan askerler, dışarıda bekleyen savaşçı askerleri içeri alırlar ve böylece Troia kenti yakılıp yıkılır.
Destanda anlatılan bu olaylar insanları öylesine etkiler ki, binyıllardan günümüze kadar, başta sinema olmak üzere sanatın çeşitli dallarında bu olay yeniden işlenir. 2004 yılında Warner Bross sinema şirketinin yapımı olan Brad Pitt'in (Akhilleus) başrolü oynadığı ''TROY'' adlı filmde kullanılan bu model atın orijinali, 15 Eylül 2004 tarihinden beri Çanakkale'de sergilenmektedir.

DAS TROJANISCHE PFERD
Die antike Stadt Troja erlangte ihre Berühmtheit durch die Dichtung ''Ilias'' von Homer und dem dort beschriebenen sagenhaften Trojanischen Krieg. Troja befindet sich rund 25 kilometer südlich von Çanakkale.
Der Auslöser für den Trojanischen Krieg soll nach dem Epos die Entführung der schönen Helena durch Paris geweswn sein doch in Wirklichkeit war es der Reichtum Trojas.

Am ende des 10-jährigen Krieges eroberten die Achäer die Stadt Troja mit einer Kriegsentscheidenden List. Die Griechen zimmerten ein riesiges Holzpferd, in dessem Inneren sie ihre Soldaten versteckten, und zogen das Pferd vor die Stadtmauer. Ihre Schiffe ankerten sie hinter der Insel Tenedos (Bozcaada). Am nächsten Morgen entdeckten die Trojaner das hölzerne Pferd, jedoch aber nicht die Schiffe der Griechen. Trotz ihre Zweifel zogen sie das Pferd in die Burg und feirten ihren Sieg. Nach der Siegesfeier der Trojaner konnten die im Pferd versteckten Griechen in der Nacht umbemerkt das Stadttor öffnen und so die zurückgekehrte Armee in die Stadt lassen. So nahmen die Griechen die Stadt Troja nach jahrelangem Krieg schliesslich in dieser Nacht ein.

19/05/2017

19 Mayıs - Çanakkale Boğazı Su Perdesi

Milli Mücadele ve bağımsızlık meşalesinin ilk kıvılcımlarını yaktığımız tarihtir 19 Mayıs 1919...
Yüce Atamızın önderliği, Türk ulusunun azim ve kararlılığı sayesinde tüm zorlukların üstesinden gelinmiş, kadınıyla kızıyla, genciyle ve yaşlısıyla bir bütün olarak, tam bir Milli Mücadale halinde kazandığımız eşsiz bir zafere dönüşmüştür.

1881'de doğan ve 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkıp karanlıklara gark olmuş vatanı aydınlatan SONSUZ GÜNEŞİMİZin ışıkları halen üzerimizde...

Milli Mücadelemizin başlangıç tarihi olan ve Büyük Önderimiz Atatürk tarafından ''özgürlük, bağımsızlık, egemenlik ve Cumhuriyetin yılmaz bekçileri'' olarak nitelenen Türk Gençliğine armağan edilen 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.
Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarını bir kez daha saygıyla, sevgiyle, rahmet ve minnetle anıyorum.

19 Mayıs
SAMSUN'DAN ANADOLU'YA BİR GÜNEŞ DOĞDU - Kıraç
Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası’nın (ÇTSO) Çanakkale Savaşları’nın 100. Yılı projesi 
olarak 2 milyon TL bütçeyle Çanakkale Boğazı'nda hayata geçirdiği Su Perdesi...

18/10/2016

Çanakkale Anlatılmaz, Yaşanır

En çok Çanakkale Zaferi ile ilgili yazı yazmışım blogda. Şehitliklerden, tabyalardan, anıtlardan ve müzelerden bahsetmiş, Çanakkale Zaferi'nin yıldönümlerinde o destansı savaşı, şairin ''şüheda fışkıracak'' dediği, kelimenin tam manasıyla ''şehit kanıyla sulanmış'' toprakları anlatmışım. Ancak, Çanakkale Merkez'de boğazın karşısında bulunan Kilitbahir Kalesi'nin hemen sağ tarafındaki tepenin yamacında görünen toprak anıttan hiç bahsetmemişim...
 
Üzerinde bayrağımızın dalgalandığı, bir eliyle tüfeğini tutan, diğer eliyle alt kısımdaki dizeleri gösteren Mehmetçik'in betimlendiği bu büyük ve beyaz toprak anıt, geceleri aydınlatılıyor ve Boğaz'dan geçen tüm gemiler tarafından görülebiliyor. Şayet yolunuz Çanakkale'ye düşürse ''Dur Yolcu'' adlı anıt sizi de tüm ihtişamıyla selamlayacak, yüreğinizi tarifi mümkünsüz hislerle dolduracaktır. Orada büyük puntolarla yazan ve oldukça uzak mesafelerden dahi okunabilenler; şair, akademisyen ve edebiyat tarihçisi Necmettin Halil Onan'a ait "Bir Yolcuya" (Dur Yolcu) adlı şiirin ilk dizeleri...

Ordumuzun işgalcilere karşı Çanakkale Savaşları'ndaki savunmasını anan ve ''bir vatansever ilahisi'' olarak addedilen bu şiir bir dönemin kalbinin burada attığını, müttefik savaş gemilerinin Çanakkale Boğazı’ndaki kalelerin topçularının cesareti ve direnişi ile geri püskürtüldüğünü, o muhteşem milli zaferi, ödediğimiz bedeli hatırlatır. Şiirin yalnızca ilk iki mısrasını okumak bile şiirin tamamındaki duyguların inanılmaz biçimde hissedilmesi için yeterlidir.

26/02/2016

Çanakkale Saat Kulesi ve Kitabesi

Çanakkale şehir merkezinin en önemli simgesi olarak bilinen saat kulesi Sultan II.Abdülhamid'in 1876'da tahta çıkışının 20.yıldönümünde açılmak üzere pek çok kentte inşa edilen saat kulelerinden biri.
Yapı, 1313 (Miladi 1895-96) yılında inşa edilmiş.
Kitabesine göre Sultan Abdülhamid'in özel emirleriyle Çanakkale Mutasarrıfı Cemil Paşa tarafından yaptırılmıştır. Halk arasında yaygın bir söylence olarak Çanakkale'de İtalyan Fahri Konsolosu ve tüccar olan Emilio Vitalis'in vasiyeti üzerine, kente su getirilmesi için bıraktığı paranın artan kısmı ile inşa edildiği bilinse de bununla ilgili herhangi bir belge bulunmamaktadır.
Yığma teknikle inşa edilen kulenin dış cephesi kırmızı kesme taş kaplıdır. Yapı yükseldikçe daralan kare planlı kule 5 kattan oluşmakta, yapının zaman içinde değişikliğe uğradığı kimi belgelerden ve yapıdaki izlerden anlaşılmaktadır. Servet-i Fünun Dergisinin Rumi 4 Kanun-ı Sani 1311 (Miladi 16 Ocak 1896) tarihli 253.sayısında yer alan saat kulesi resimlerinden yapının 4 katlı inşa edildiği ve saatin 3.katta yer aldığı görülmektedir. Daha sonra en üste ilave kat yapılmış ve saat bir üst kata çıkarılmıştır. Yapı dış cepheden incelendiğinde, üçüncü katta saatin eski yerinin izlerinin bulunduğu görülmektedir.

Bu değişikliklerin ne zaman yapıldığı tam olarak bilinmemektedir. Çanakkale'nin eski fotoğrafları incelendiğinde zaman içinde çan köşkünde de değişikliklerin meydana geldiği gözlenmektedir. Tarihi belli olmayan bir fotoğrafta çan köşkü ince uzun ayaklı ve kubbelidir. 1920'li yıllarda çekildiği düşünülen başka bir fotoğrafta çan köşkünün çokgen gövdeli günümüzdeki hali görülmektedir. Mehmet Sadi adlı araştırmacının 1912 depremiyle ilgili hazırladığı raporda, saat kulesinin 4 katlı olarak ve çan köşkünün bulunmadığı bir fotoğrafı yer almakta ve fotoğrafın altında 'Çanakkalesinde epeyce zadelenen saat kulesi' yazmaktadır. Bu fotoğraf kemerli çan köşkünün 1912'deki depremde yıkıldığını, yerine 1920'li yıllarda günümüzdeki çan kulesinin yapıldığını düşündürmektedir.
Saat kulesinin, İl Genel Meclisi'nin 07.01.2010 tarih ve 2010/5 sayılı kararıyla Çanakkale Belediyesi'ne devredildikten sonra, Kordonboyu düzenleme Projesi ile eşzamanlı olarak yürütülen Saat Kulesi Meydanı Cephe İyileştirme Çalışmaları kapsamında restore edilmesine karar verilmiştir. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 22.06.2010 tarih ve 4950 sayılı kararıyla restorasyonu ve konservasyonu yapılmıştır. Yapı günümüzde saat kulesi olarak işlevini sürdürmektedir. Kitabeyi Okuyan: Yard. Doç. Dr. Gülgün YAZICI / Araştırma: Doç. Dr. Ömer ÇAKIR

KİTABENİN METNİ

Bir şehen- şâhın zülâl-i himmeti
Eyledi reyyân mülk ü milleti
Bârek Allâh Hazret i Abdülhamid
Oldu her ferdin medar-ı rahati
Yâ ilâhî sen bağışla milleti
İştimâl etti cihâna ni'meti
Muhteşir envâr'ı şâdî ser-te-ser
Herkesin artmakta mes'udiyeti
O mekârî -pîşe hayr-endîşenin
Ola bir yıl ömrünün her saati
Bunda sâat var, rasat var nâzırâ
Çeşme var ayine var kıl dikkati
Bir de âfât-ı savâ'ikden masun
Eylemek üzere konuldu aketi
Bâ-husûs etdi Cemil Paşa gibi
Bende-i gayret-veri çok hizmeti

Hazret-i Mevlâ müyesser eylesin
Nice umrâna o âlî hasleti
Hâme-rân ol Zevkiyâ şükrânile
Eşdikânın işte budur zimmeti
Altı tenzil eyleyib tarihini
Söyle yâ hû geldi eşref saati

Sene 1313 / Ketebehu Receb Yesari

KİTABENİN SADELEŞTİRİLMİŞ METNİ

Şahlar şahının yardımının tatlı suyu
Suya doydurdu memleketi
Allah mübarek etsin Hazreti Abdülhamid
Oldu herkesin rahatlık sebebi
Ya ilahi sen bağışla milletle
Çevirdi dünyaya nimeti
Yayıldı sevinç ışığı baştan başa
Herkesin artmakta mesudiyesi
O cömertliği huy edinmiş iyilik düşünenin
Olsun bir yıl ömrünün her saati
Bunda saat var rasat var bakana
Çeşme var ayna var kıl dikkati
Bir de yıldırım afetinden
Korunmak üzere konuldu aleti
Özellikle etti Cemil Paşa gibi
Gayretli kul çok hizmeti
Hazret-i Mevlana nasip etsin
Nice saadeti o yüce ahlaklıya
Yaz Zevkiya şükran ile
Dostların işte budur mesuliyeti
Altı inirip tarihini
Söyle ya hu geldi eşref saati

(Sene 1313 / Yazan Receb Yesari)



BİLGİ KAYNAK: Çanakkale Saat Kulesi


02/06/2015

Barış Petekleri

Dağı, taşı, toprağından tutun da, denizinden ve hatta ağaçlarından bile buram buram barış kokusu yayılan, barış çağrısı yapılmakta olan bir kent Çanakkale.

Kesinlikle içlerinde Atamız'ın ''Onlar bizim evlatlarımız olmuşlardır!'' söylemindeki sevgi-merhamet-hoşgörü üçlemini barındırdığına inandığım ve halen savaşmakta olan dünyaya atfedilmiş pırıl pırıl nice barış mesajı...

İşte Barışın Kenti Çanakkale’nin merkezinde bulunan Halk Bahçesi’nde, yemyeşil ağaçlar arasında dikkati çeken, son derece anlamlı, çok renkli ve ahenkli bir çalışma.

Konusu ne mi? Elbette ki ''BARIŞ''.

Söz konusu olan bu kez bal petekleri konseptinden yola çıkılarak oluşturulmuş bir açık hava sergisi.
Çalışma; karma bir sergi, ancak kalıcı olması nedeniyle aynı zamanda bir anıt...
Ressam Gülsen Zengin'in projelendirip küratörlüğünü yaptığı ve Çanakkale Belediyesi'nin destek verdiği "Barış Petekleri" adlı çalışma, dünya genelinde yapılan çağrılar doğrultusunda katılan 24 ülke ile Türkiye'nin çeşitli kentlerinden başvuran akademisyenler ve profesyonel sanatçılara ait toplam 656 eserin kapsadığı bir anıtsal sergi konumunda.

Sergiye katılan sanatçılar dünya barışı adına örgütlenme yoluyla ve ürettikleriyle 40x40 cm ebadındaki peteklere, tıpkı birer arı gibi dokunup can vermiş, kolektif olmaya dayalı bu anlayışla farkındalık yaratmanın, barışın sağlanması kadar muhafaza edilmesinin ve sürekli kılınmasının da ne denli önemli olduğunu ortaya koymuşlar.
Anıtsal sergide sanatçılara ait ülke bayrakları ile Atatürk'ün "Yurtta Dünyada Barış" söylemine de yer verilmiş.

Günümüzde ''Ortadoğu'' denen bir gerçek var.
Hiçbir şekilde ders alınamamış bir dram olan Irak gerçeğinden sonra sınırlarımızdan içeri girmiş olan Suriye ateşi…
Gitgide şiddetlenerek Orta Çağ’ı bile gölgede bırakan savaşların akıl almaz vahşetlerle devam ettiği gerçeği…
En ilkel kabilelerin bile aklından geçmemiş zulümler, kıyımlar eşliğinde kadınlar, çocuklar, yaşlılar katlediliyor!
Ağızlardan salyalar saçılarak uçurulan kellelerin görüntüleri tüm dünyaya yayılırken insanlık can çekişiyor...

Zaman oturduğu yerde barış dileyerek çözüm umma zamanı değil.
''Bana dokunmayan yılan bin yaşasın,'' ya da ''Nasıl olsa birileri düzeltir,'' safsatası hiç değil...

''Yeni binyılın savaşlarının getireceği evrensel yok oluşu dikkate alarak
barışı bir düş olmaktan çıkarmayı başarmak zorundayız.''
-Ü.Yaşar Gözüm-



25/08/2008

Güzel Helen ve Truva Atı'nın Hikayesi

Bir kadın düşünün.
Dünyanın en güzel kadını bu...

Yunan mitolojisinde, Homeros'un İlyada Destanı'nda ''Sparta kraliçesi ve Menelaus'un karısı'' olarak yer alan bu güzel kadının adı Helen.

Destana göre güzel Helen, Troia yani TRUVA Savaşı'na neden oluyor. 10 yıl kadar süren evliliğini bırakıp Truva Prensi Paris ile kaçıyor çünkü.

Bunun üzerine kocası Menelaus, tarihteki en büyük Yunan ordusu ile Agamemnon komutasında efsanelere konu olacak savaş için Truva'ya gidiyor. Ayrıca bütün Yunan krallarına haberci göndererek Helen’in kurtarılması için yardım istiyor.

Akhalılar, Truvalılar ile tam 10 yıl boyunca savaşıyor.
Savaşlarda bir sonuç elde edilemeyince, Truva'yı ancak bir savaş hilesiyle alabileceklerini düşünüp, savaşı bırakıp, evlerine dönecekleri izlenimi yaratıyor ve büyük bir tahta at yaparak Truvalılar’a hediye olarak sunmaya karar veriyorlar.
Zafer sarhoşu Truvalılar, bu hediyeyi kabul ediyor, hatta kutlamalara bile başlıyorlar. Gece olup herkes uyuduğunda da, tahta atın içine gizlenen Akhalı askerler dışarı çıkıp şehrin kapılarını açarak Akhalılar’ın şehri ele geçirmesini sağlıyor.
Ve zafer onların oluyor...

Hiç aklımıza gelir miydi bu atın dünyanın en güzel kadını Helen için, daha doğrusu çok büyük bir aşk için on yıl süren savaşları sona erdiren bir sebep olduğu?

Troy filminde Helen




Çanakkale'nin en merkezi caddesinde iki yıldır sergilenmekte olan bu at ünlü aktör Brad Pitt’in başrolünü oynadığı
''Troy'' filminde kullanıldıktan sonra 2004 yılında bu şehre getirtildi.

İşin ilginç yanı; bu savaşı sembolize eden ve sergilenen Truva atının herkesin bilmediği başka bir yönü daha var:
''Troy'' filminde kullanıldıktan sonra Çanakkale’ye getirtilen fiberglastan yapılmış bu atın montajı için Almanya’dan da özel bir ekip geldi. Montaj ekibinde yer alanlardan biri de Alman Mühendis Erik Ludwig idi.
Çalışmalar sırasında Ludwig, bu ekibe ve kendisine tercümanlık eden Semra Beder ile tanışıp arkadaş oldu. Zaman geçtikçe montaj sırasındaki arkadaşlıkları büyük bir aşka dönüşen çift, 13 Temmuz 2005 tarihinde evlendi ve şu an Çanakkale'de yaşıyor. Alman Mühendis Erik Ludwig;
-''Düşünün ki binlerce yıl önce bir savaş olacak. Truva Atı bu savaşın kaderini değiştirecek. Daha sonra savaşı konu alan bir film çevrilecek. Bu filmde kullanılan at sergilenmek üzere Çanakkale’ye getirilecek. Biz birbirimizle tanışacağız ve evlenerek mutlu olacağız. Truva Atı'nın savaşı değiştirdiği gibi bizim de kaderimizi değiştirmesi çok ilginç,'' diyerek halen atamadığı şaşkınlığını dile getiriyor.

Gerçekten çok ilginç... Nereden nereye?
Böyle büyük bir aşkın ve savaşın filmi çekiliyor. Bunu sembolize eden bir at var ve
bu atın montajı sırasında dünyanın bir ucundan öbür ucuna uzanan bir aşk daha gerçekleşiyor.
Ey aşk, sen nelere kadirsin!