huzur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
huzur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17/09/2016

Huzurun Adresi Gökçeada

''Tatil ne kadar sade ve doğalsa o kadar güzeldir'' diyen bir çoğunluk var artık. Genellikle; beş yıldızlı otel ortamlarından bıkan, hatta çekilmez bulan, yapaylık, gürültü ve israf olarak niteleyenlerden oluşan ve hızla büyüyen bir çoğunluk...

Onlar, doğayla baş başa bir tatil yapıldığında otel ya da tatil köylerindeki keyfin on mislini aldıklarını, ruhen ve bedenen daha fazla dinlendiklerini, üstelik karşılığında neredeyse onda bir tutarında para harcamış olduklarını fark edenler...
Bu bağlamda Ege Denizi'nde bozulmamış doğasıyla kelimenin tam anlamıyla bir sessizlik ve dinginlik limanı olarak kucak açan Gökçeada dikkat çekiyor. 2002'den beri uyguladığı organik tarım faaliyetleri ve özellikle 2008'den bu yana gerçekleştirdiği tarım turizmi sayesinde ziyaretçilerine benzersiz bir doğal ortam sunan Gökçeada, dünyanın ilk ve tek sakin adası. Ve bu özellik, 2011'de aldığı Cittaslow unvanı ile tescilli. Evet, Gökçeada; organik bir tarım merkezi olması, farklı kültürler barındıran yapısı, bozulmamış doğası ve eko-gastronomik uygulamaları nedeniyle dünyanın ilk Cittaslow Adası.

Nedir Cittaslow? 25 farklı ülkede 166 üyesi olan yerel bir kalkınma modelidir. Hedefleriyle uyum içinde, insana odaklı, vatandaşa duyarlı, saygılı ve konuksever kentlerdir. Seçili şehirlerin temel özellikleri ise; 50.000’den az nüfus, korunmuş geleneksel mimari ve restore edilmiş eserler, azaltılmış taşıt trafiği ve yayalaştırmaya verilen önem, fast food yerine yerel ürünlerin öne çıkarılması, organik tarımın desteklenmesi, gürültü ve hava kirliliğine karşı önlem, geri dönüşüm, farkındalık, konukseverlik ve benzeri 59 kriterin değerlendirilmesiyle belirleniyor.
Kısacası; Sakin Şehirler özellikle iç daraltan metropollerde yaşayan insanlar için adeta birer dinginlik merkezi.
Gökçeada’nın ''Yavaşlayın, Gökçeada’dasınız!'' diye belirlenmiş bir sloganı var. Yavaşlık; basit ve mutlu yaşamak anlamında. Yavaş, sakin, fakat seri. Ekolojik dengeyi önemseyen, insana odaklı, sakin bir adada olduğunuz vurgulanıyor.

02/08/2015

Biraz Huzur- 3

Sanki hiçbir şey olması gerektiği gibi değil artık.
Hayatımızda yer almış her ne varsa uç noktalara doğru koşuyor. Hem de büyük bir hızla…
Buyrun, mevsimlere bakın! Kavurucu sıcaklar ve dondurucu soğuklar olmak üzere ikiye ayrıldı resmen.
Geçtiğimiz kış, meteoroloji yetkilileri tarafından son 20 yılın en çetin kışını yaşayacağımız konusunda uyarılmıştık. Kar-kış nedir bilmeyen İzmir ve Hatay’a bile kar yağmıştı da tüm ülke iliklerimize kadar donmuştuk. Eksi 15’lerin altına inen pek çok vilayette hayat durma noktasına gelmişti.

Peşi sıra sıcaklarla imtihan edilecekmişiz meğer. Bu ne sıcak kardeşim! Böyle sıcak Temmuz görülmedi.
Esintili bir ağacın altında otursanız bile çare olmuyor, insanlar nereye kaçacağını şaşırıyor halen. ''Kavurucu sıcaklar'' deniyor ya adına, bu durumun her yıl artarak ilerleyip cehennem sıcaklarına dönüşmeyeceğinin garantisi var mı?
Diyeceğim o ki; toplum olarak cehennemin her türlüsüne şahit oluyor, hemen ardından buz kesiyorduk zaten.
Cehennem ve buz kesmenin doğadan gelen versiyonu mu bu acaba?
''Doğa, hava sıcaklıklarına keskin bir ayar çekti. Dünyadaki bataklığa o da eşlik edip intikamını alıyor,'' mu demeli yoksa…?

08/07/2015

Mandala İle Stres Atın!

Deniz kenarından topladığım sıradan taşlar bakın ne hale geldi. Bunlar tarafımdan çizilmiş ilk mandalalar.

Taşa çizim yapma olayını ilk kez Mutlu Eller'den öğrenmiş ve aklıma yazmıştım. Bu taşları çok da fazla takılmadan, tamamıyla doğaçlama ilerleyerek kısa sayılabilecek bir sürede tamamladım.

Sanatsal bir faaliyetten öte, meditasyon amaçlı anlık mandala çalışmalarında çok fazla özen göstermeye gerek olmadığı söyleniyor zaten. Dikkat edildiğinde figürlerimde kusursuz bir simetri yok. Mesafeler arasında, orantılar ve ebatlarda da eşitlik olduğu söylenemez. Yine de genel bir bakış atıldığında göze hiç de fena gelmiyor. Bu taşlar dekoratif amaçlı bile kullanılabilir.

Mandala, Hayat Çemberi (Life Circle) anlamına gelen ve Hint kökenli dinlerde metafizikle de ilgisi olduğu söylenen bir meditasyon yöntemi. Kişinin kendiyle baş başa kalma hali.

Çizen kişi içsel figürlerini resmettiğinden, bir bakıma ruhun aynası demek olan mandala ile beraber gelen ise gevşeme, rahatlama, artmış bir farkındalık ve tabii ki huzur duygusu. Daha ne olsun, öyle değil mi? Ve mandalada çizimlerin içinizden geldiği gibi akması, anlık olması hedef nokta olduğundan an’ı yavaşlatmak adına öyle harika bir eylem ki! Çünkü dinginlik ve sakinlik içinde, ciddi anlamda bir sabır yoluna giriliyor. Kendi içsel akışınızı, içinizden geldiği şekilde değiştireceğiniz çizgilere semboller inşa ederek, bunun devamlılığını sağlayarak ilerliyorsunuz. Söylendiği gibi kişiyi arındırıp öz varlığına ulaştıran, zihnini denetleyip huzura kavuşturan bir sanat kesinlikle.


Bu da kâğıda çizdiğim ilk mandala. Aslında çizimleri yorumlayanlar, hatta çizerken niyet yükleyenler varmış.
Oluşturduğum figürler şaşırttı beni sonradan. Misal, çiçeklerim ters yüz. Kim bilir iç dünyam neler diyormuş o an.

Dünya genelinde pek çok dinde ve kültürde yer alan mandala Osmanlı motiflerinde, özellikle camilerdeki kubbelerin iç kısımlarında bulunan ve ''kalem işi'' ya da ''çini'' diye adlandırılan motiflerin ta kendisiymiş örneğin.
Hatta kadınlarımızın küçük motifler halinde örüp birleştirdikleri dantellerin, masa örtülerinin de mandala olduğu söyleniyor. Örgü örenlerin ve renklerle uğraşanların dünyasında mutlaka bulunduğu da...

Hayat olabildiğince ağır yüküyle, gergin ve de yoğun temposuyla sürerken, insanlar stresten arınabilmek adına yeni yöntemler arayışında...
Son birkaç aydır gündemde Esrarengiz Bahçe adında inanılmaz satan bir kitap var, duymuşsunuzdur. Johanna Basford'un kendi desen tasarımlarını renksiz biçimde sayfalara döktüğü, ''Her Yaş İçin Boyama ve Desen Tamamlama'' içerikli bu kitap 22 ülkede 1,5 milyondan fazla satmış. Boyama kitapları çocuklar için diye bilinir, ancak kitaba en çok büyüklerden talep gelmiş. Bu da; insanların ciddi anlamda dış dünyadan uzaklaşmaya ve stres atmaya ihtiyacı olduğunun en büyük kanıtı değil mi?
4,5 yaştan başlamak üzere yaşamı boyunca isteyen herkesin mandala çizebileceği ifade ediliyor. Beynin sağ lobunu aktive ettiği, beyni dengelediği için giriş seviyesi Alzheimer hastalarında tedavi etkisi olduğu saptanmış.
Duvarlara, kumaşlara, taşlara ya da kâğıda…
Siz de mandala çizin. Dış dünyadan uzaklaşın ve gevşeyin. Denetlemeyi öğrendiğiniz zihninizi huzura kavuşturun.
Üstelik eliniz zamanla pratik kazanacak ve sanatsal çizimlere doğru da yol alacaksınız...



26/01/2014

Uruguay'ın 'Yoksul' Devlet Başkanı Pepe Mujica

Uruguay, Güney Amerika'da bulunan, siyasi ve ekonomik yönden hiçbir sorun yaşamayan,
refah düzeyi yüksek, 3 milyon nüfuslu bir ülke.

''İlk Dünya Kupası Finalleri''nin yapıldığı ülke olmak ve ''günlük 8 saatlik çalışma süresini dünyada ilk kez uygulamaya koymak'' gibi unutulmayacak ilklere imza atmış Uruguay.
Bunlara ''dünyadaki en çok off-shore bankaya ev sahipliği yapma'' ve''Latin Amerika ülkeleri arasında kadına en fazla önem veren ülke olma'' özelliklerini de dahil edelim...
 
Cumhuriyetle yönetilen Uruguay, öyle bir Devlet Başkanına sahip ki o konuda da dünyada bir ilk bence ve başka bir benzeri daha olmayacak...
Üstelik az önce TV'de rastladığım; Fransa Cumhurbaşkanı Hollande'ın yasak aşkını öğrenen First Lady Valerie'nin, Elysee Sarayı'nı nasıl dağıttığı, 16. Louis'den kalma vazoları duvara nasıl fırlattığı ve sarayda en az 3 milyon euro'luk zarara neden olduğu haberinden sonra buna inancım iyice katlandı.


Konumunu tam olarak hatırlamak üzere haritadaki yerine bakalım lütfen. Brezilya'nın güneyinde yer almış, oldukça küçük; ama önemli bir ülke.

 
Evet, Uruguay Cumhurbaşkanı Pepe Mujica'nın bir benzeri daha asla olmayacak...
1960’larda Küba devriminden esinlenerek kurulan Latin Amerikalı sol gruplardan Tupamaros’un en idealist, en etkin üyelerinden biriydi Mujica.
Çok genç yaşta halkı için gerilla olmuş, Amerika'dan destek alan sağ hükümetlere protestolar düzenleme, hatta adam kaçırma ve bombalama eylemlerine katılmış, bu eylemlerden biri sırasında polis öldürmek suçuyla mahkum edilmiş.

Oysa böyle bir suç işlediği bugün bile kanıtlanamamış...
Altı kez kurşunlanan ve 15 yılını cezaevinde tek kişilik hücrede, işkencelerle geçiren Mujica, 1985′te serbest bırakılmış. Ve eski bir gerilla lideri olduğu için muhalifler tarafından şiddetli biçimde eleştiri yağmuruna tutularak Uruguay'ı Radikal Sosyalist bir devlet yapacağı ileri sürülmüş.

Oysa Mujika hem seçim çalışmalarında hem seçim sonrası son derece uzlaşmacı bir lider görüntüsü çizmiş ve beklentilerin aksine, bu tutumundan hiçbir zaman ödün vermemiş.
Son olarak, 2010 yılında ülke genelinde aldığı % 52 oyla Devlet Başkanlığına seçilmiş olan Jose Alberto Mujica'nın en çok dikkat çeken yanı mütevazı yaşam tarzı.

Hatta, kazandığını halkla paylaştığı için ona ''Robin Hood Devlet Başkanı'' diyenler var.

78 yaşındaki Jose Mujica, başkent Montevideo’daki lüks rezidans yerine, eşiyle birlikte başkent dışında, suyunu bahçedeki kuyudan kendisinin çektiği, çamaşırların bahçeye asıldığı sıradan bir çiftlik evinde oturuyor. Ve 12 bin dolar olan aylık kazancının yüzde 90′ını her seferinde, fakir insanların hayatlarıyla ilgilenen hayır kurumlarına bağışlıyor. Özetle; yoksul bir yaşam tarzının tam ortasında, ancak yüreği zengin yaşıyor...


Mujica, yirmi yıldan fazla bir zamandır 1987 model Volkswagen Bettle marka arabaya biniyor.
Ve o, bu kanaatkâr yaşam tarzı içinde son derece mutlu...



Dünya üzerinde pek çok liderin iktidara gelir gelmez maddi-manevi ne türden hırslara kapıldığını, nasıl da cebini doldurma sevdasına düştüğünü göz önüne alırsak, Pepe Mujica'nın değeri katlandıkça katlanıyor. Özellikle de sarfettiği şu sözlerden sonra:

“Yoksulluk aslına bakarsanız bir nevi özgürlüktür. Eğer çok şeye sahip olmazsanız elde etmeye ya da kaybetmemeye çalıştığınız şeyler için hayatınızı bir köle gibi geçirmezsiniz. Böylece hayatınızı yaşarsınız!”


20/11/2011

Biraz Huzur- 2

Ne tarafa baksak gerildiğimiz kötü günler geçirdik bu ara...
Her şey üst üste geldi, huzursuz etti, iyice gerdi.
İnsanlık adına utandığımız anlar oldu çoğu zaman.

Blog yazmak rahatlatıyor derken tam tersi olmaya başladı...
İzninizle ben biraz ara veriyorum ve dün yaptığım gezintinin görüntüleriyle baş başa bırakıyorum sizleri...

Huzurlu bir hafta olsun herkes için...

Veda etmekte olan sonbaharın renkleriyle ve sevgiyle kalın...


Müzik: Yann Tiersen (La Valse des Monstres)

20/05/2011

Biraz Huzur...

Dün öğleden sonra, aklımdaki tüm olumsuzlukları silip doğanın bir parçası olmaya karar verdim.
Rutin düzenden sıyrılmak, bir kabus gibi üzerimize çöken gündemi biraz olsun unutabilmekti niyetim.
Güneşi iliklerimde hissetmek, dağa, taşa, toprağa, çiçeğe, böceğe karışmak, biraz olsun huzurla dolmak...

Fotoğraf çekmek terapi gibi. Doğayı resimlemek özellikle.
Yakaladığım kareleri videoya dönüştürüp bitirdiğimde deprem oldu... Hayat ne garip değil mi?
Ve her şey ne kadar da boş...
Sabaha sağ salim çıkabileceğimizden emin değilim şu an...
Umarım ve dilerim ki tekrarlamaz...

Mutluluk ve huzur sizinle olsun...
Sağlıcakla kalın...




26/03/2009

Mutluluk Nerede ?

Arada sırada aklınıza gelip de kendinizi sorguladığınız olur mu ? Dürüst bir şekilde bunu yaptığınızda elde ettiğiniz veriler kişiliğinizle ilgili neler gösterir ? Ya da şöyle diyelim:
Çıkan sonuçlar doğrultusunda kendinizi sever miydiniz?
Ben bunu arada yapıyorum. Sonuç olarak dört dörtlük bir insan olarak mı çıkıyorum. Elbette ki değil. Zaten bunu söylesem inanır mıydınız ?

Sorgulama sırasında esas olan kendimizi güçlü olan yanlarımız ve gelişmesi gereken yanlarımız olarak ikiye bölerek bir listeleme yapmak.
Bu listeye olumlu yanlarımızı sıraladığımızda kendimize müthiş bir özgüven geldiğini göreceğiz. Bu güvenin bize verdiği geribildirim kendimizi sağlıklı bir şekilde yönetebileceğimizi gülümseterek gösterecek. Tabii bu, sıralamanın ne kadar uzadığına bağlı..
Örneğin ben çok sevdiğim bir eşyayı kaybettiğimde günlerce üzülüp içimden atamıyorsam duygusal becerimin zayıf olduğu sonucunu çıkarıyorum.

Yaşadığımız çağ itibariyle önerilen görüş genelde duygularımızı serbest bırakmamız yönünde. Fakat bunu tamamen uygularsak bencil, kendini beğenmiş, maddi ve manevi anlamda her yönden sınırsız bir tüketici olarak yer alırız yaşamda. Üstüne düşen her türlü sorumluluktan kaçan, zevklerini kutsallaştırmış ve bu konuda asla taviz vermeyen böylesine sevimsiz bir insan tipi olmak istemiyorsak duygularımızı denetlememiz gerekiyor. Bunu yaparken dikkat etmemiz gereken en önemli nokta ise ''DENGE''...

Öte yandan duygularımızı fazlaca bastırmaya kalkarsak depresif bir kişilik olacağımız sonucu da kaçınılmaz.
Fakat kesin olan bir şey varsa; denetlemediğimiz duygularımızın hem kendimizde hem çevreyle olan ilişkilerimizde hasar oluşturacağı..
Bu anlatılanları yapmak '' Her zaman mutlu oluruz'' şeklinde bir sonuca ulaşmak değil elbette. Çünkü bu da doğru değil..
Bu şu demek : Duygularını dengeleyip tepkilerini kontrol edebilen, kime, nerede, ne şekilde davranacağını iyi düşünen, bencillikten arınmış, kendinin ve insanların huzurunu kaçırmayan, sorunlara takılıp kalmayıp aksine çözüm üretmeye çabalayan, mutlu olduğu dışarıdan da belli olan insan kendiyle barışık olacaktır..