bahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

01/04/2026

Martın Son Gününden

Badem ağacının çiçeklenmiş halini 14 Şubatta görüp fotoğraflamıştım. Onca zaman boyunca soğuktan, ayazdan geçen o çiçeklere hiçbir şey olmamış.

Erikler ne kadar çabuk büyümüş. "Mart kapıdan baktırır'' diye başlayan atasözümüzün hakkını veren dondurucu soğuklu Mart'a rağmen...

16/02/2025

Bahardan, Yorumlardan, Oradan Buradan

Şubatın ortasında bugün çektiğim bahar çiçekleri ile çalakalem bir şeyler yazmak istedim. Sağdaki minik mavi çiçekleri gördüğümde içim farklı bir sevinçle dolar. Veronica persica güzelliğidir onlar. Bahar gelmiştir.
 Az önce blogu karıştırıp geçen yıl şubat ayının gayet ılıman geçtiğini okudum kendi yazdıklarımdan. Doğal gaza falan hiç ihtiyaç olmadığını, oda sıcaklığının 20-21 dereceden aşağı düşmediğini de yazmışım. Bu yıl da aynı şey olsaydı keşke. Hiç kar yağmamasına rağmen bu yıl şubat o kadar soğuk, o kadar soğuktu ki dışarıya çıkarken kışlık kaban haricinde kalın bir bere ve atkı da şarttı. Kazara eldivensiz çıkmışsanız elleriniz hissiyatını kaybederdi. Son 10 gündür özellikle geceleri kalorifer aralıksız yandı. Yalnızca bugün birazcık ısınmıştı hava. O zaman uzunca bir yürüyüş yapmanın vakti gelmişti. 🎈🎈

31/03/2024

Memleketime Bahar Gelmiş!

Halk Bahçesi - Zübeyde Hanım kesiti - Yalnızca bir ay öncesi ve sonrası

Eşlikçiler olarak; güzelim erguvanlar sarı çiçekleriyle ışıldayan defne ağaçları ve katmer katmer ulmus hollandicalar ile birlikte. Elbette ki bembeyaz papatyalar ve zarif mi zarif viburnum tinus çiçeklerinin katılımıyla...

18/02/2024

Nusret Mayın Gemisi Geliyor!

Gördüğüm ilk bahar çiçeğini hemen buraya taşımam gerek diye düşündüm. Gözümün önünde dursun. Her yıl bunu yapmaya çalışıyorum. Bizim caddenin erkenden açan badem ağacında hiç kıpırtı yokken, üzeri bahar çiçekleriyle kaplı bu ağaç hem sürpriz hem sevinç vesilesi oldu benim için. 

İlk kez farklı bir sokakta badem ağacı çiçeklenmişti. Çok şaşırtıcı ama, üstelik oldukça rüzgârlı bir köşedeki apartmanın bahçesindeydi. Ellerimde yere bırakmak istemeyeceğim alışveriş çantaları ve poşetler vardı. Dolayısıyla, çiçekleri elimdeki telefon malzemelere karışarak ve biraz uzaktan, yani epeyce zorlanarak çektim ama olsun. Ne de olsa baharın habercisi bu harika çiçeklerin morallere takviye olduğu kesin, hatta bilimsel.

17/04/2022

Bahar Temizliği Vakti - Spring Cleaning

Bu yıl bahar temizliği bayram temizliği zamanı ile birleşti. Kolları sıvamaya başlamak lazım. Her zamanki gibi iş başa düşüyor. Temizlik için ömrümde 2 kez kadın çağırdım ve ikisi de çağırdığıma bin pişman etti çünkü. Üçüncüsü asla olmayacak diyeyim, siz anlayın. Sahi bir ara yazsam neler yaşadığımı. Konuyu övünç meselesi yapıp, evinin anahtarını teslim ettiği temizlikçisini kastederek ve sanki sormuşlar gibi ikide bir ''Evde kadın var,'' diyen görgü yoksunu tiplerden de olmadım hiç. 

Bu cümlenin ''Evde kadınım var,'' versiyonu da var, biliyor musunuz? Duyduğum gün ölesim gelmişti hatta. Eline üç-beş kuruş veriyor diye iyelik eki kullanıyor bayan sahip, bakar mısınız, ''kadınım''mış! Kendi temizliğimi kendim yaparım ben. Üst insan konumuna girip böbürlenmeden, kendimi bir halt zannetmeden, üstelik içime sine sine yaparım o temizliği. Hem ben yurt dışında yaşayanlarda da benzer bir uygulama duymadım, görmedim.  Bugün biraz araştırdım da, tüm ülkelerde insanlar kendileri temizliyor evlerini. Hatta Almanya'da merdivenler için bile genellikle temizlikçi tutulmayıp oturanların sırayla temizlediğini, profesör olsan bile ayrıcalığının olmadığını anlatmıştı bizim akrabalar.

10/04/2022

Gelsin Ara Nağmeler

Her nerede olursanız olun, sizi izlemeye bayılıyorum. Hey benim şirinlerim ya. Ne yapıyorsunuz orada acaba? 😄

Şu ciddiyet dolu suratlara bakar mısınız? Asalet akıyor resmen. Kara şövalyeler sizi. Boncuk gözlerinizi yerim. Kuş türleri içinde yok ki sizin kadar zekisi.

Bunlar organize olmuş bir şeyler yapıyor yine; ama ne olduğunu çözemedim. Var bir bildikleri. O alanı, gördüğünüz pozisyonda, fazla hareket etmeden bir tiyatro sahnesi gibi kullandılar epeyce süre.

Sanki taksicilik oynuyorlar gibi :) Üstelik şoför bey ile arkadaki iki yolcu arasında belirli yükseltide bir ip gerili. Neden o noktayı tercih edip tam da oraya konuşlandılar? Yoksa bu bir seremoni mi? Bebek ağlamalarının tercüme edildiğini okumuştum. Keşke kuşların hareketlerini de çözebilen bir dil olsaydı.

29/03/2022

Bahar Molası ~

Mart ayı bitimine iki gün kaldı. Son üç haftasını o kadar soğuk geçirdik ki sokağımızdaki şubatın ikinci haftası çiçek açan ''bahar ölçeği'' badem ağacından umudu kesmiştim yine. Çünkü aynı ağaç geçen yıl da erkenden (şubat başında) çiçeklenmiş, hava şartları yüzünden tüm çiçekler meyveye dönüşemeden yok olmuştu. 

Dünkü yürüyüşümde ağacın yanına kadar gidip baktığımda bu kez tam tersi olduğunu görmez miyim? Çiçeklerin hepsi eksi derecelere rağmen sağlıklı bir şekilde yerindeydi ve meyveye durmuşlardı. Yaprakları da gayet güzel büyümüş, capcanlı, şahane bir ağaç olmuştu. 

Daha sonra henüz açmamış olduklarından emin olduğum erik ve kayısı ağaçlarına şaşırdım. Peki bu nasıl gerçekleşmişti? Aklıma geleni gerçeğe döküp yanıtı çok kısa bir sürede buldum. 

İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü'ne ait ''Bitki İmmün (Bağışıklık) Sistemi'' başlıklı bir PDF dosyasıydı bu. Büyük bir heyecanla okumaya başladım. Daha ilk satırlarda diyordu ki: "Bitkiler hareketsiz canlılardır. Bulundukları yerde çok sayıda zararlı organizma ve dış etmenler ile baş etmek durumundadırlar. Birçok zararlı organizmaya karşı doğal dayanıklılık sistemine sahiptirler.'' Dış etmenlerin arasında sıcaklık, rüzgâr ve nem de vardı. Anladığım şuydu: Bu ağaçlar soğuğa karşı bağışıklık geliştirmişlerdi. Ders almamız gereken inanılmaz bir şeydi bu. Biz de zorlu bir süreci aşmış, Covid'e karşı direnç kazanmıştık. Bağışıklığımız güçlenmişti artık.

24/03/2022

Bahardan, Martılardan, Oradan Buradan

21 Mart'ta ilkbahar ekinoksu gerçekleşti. 
Gündüzlerin uzamaya başladığı, güneşin erkenden kaybolmadığı çok bariz artık.

Öyleyse gerçek baharın ilk haftasından Akyıldız (Ornithogalum umbellatum) ve bebek mavisi veronica persica eşliğinde merhaba.😊

Geçen haftaya kadar ülke geneli kar altındayken ömrümde ilk kez kar yağmayan bir kış geçirdiğimi buraya not düşmeliyim. Yalnızca yarım saat boyunca ve adeta dans ederek düşen kar tanelerini saymazsak tabii. Üstelik özel bir gösteriymişcesine güneş varken düştü o tanecikler. 

Buralara kar hiç yağmadı; ama başta İstanbul olmak üzere diğer illerin kar soğuğunu ve ayazı ziyadesiyle hissettik. Eksi derecelere bu kadar düşen bir hava sıcaklığı da olmamıştı. ''Bahar geldi artık'' gibi konuşuyorum; ama ekstra bir sebep çıkmazsa tabii. 

Çünkü yıllar önce aniden gelen yağış ve soğuklar yüzünden kaban ve çizmelerle çıktığımız 19 Mayıs törenini hatırlayıveriyorum hemen. Ardından da başka bir 19 Mayıs'ta okulumuz Beden Eğitimi öğretmeninin protokola gidip gösterileri izleyen kaymakama ''Tören bitmiştir Sayın Kaymakamım'' deyip elini sıkarken aldığı: "Bizi kavurucu sıcakta bu kadar beklettiğiniz için teşekkür ederiz," yanıtına nasıl çıldırdığını. İşte böyle her türlü olasılığı göz önünde bulundurup hazırlıklı olmayı Covid ile birlikte öğrendik galiba. 


Her şeye rağmen bahar yine de bize ''dönüşüm'' denen olayın anında gerçekleşmediğini öğretiyor. 21 Mart'a tüm ağaçlarda yeni tomurcukların patlaması, çiçekler açması, etrafın birden yeşermesiyle uyanmıyoruz mesela. Bir sıralama mevcut. Birkaç hafta öncesinden beri devam eden ürpertici soğuğun artık kırıldığını fark etmeyen var mı? Cesur yeşil yaprakların toprağı yukarı ittiğini, ardı sıra çiçeklerin takip ettiğini. İpuçlarımızı doğadan alırsak, pandemi sonrası rutine geçiş de bir anda olmayacak. Beklemek sabır gerektiren, uzun, sıkıntılarla dolu, zorlu bir süreçtir çoğunlukla. COVID de öyleydi. Bir mevsim. Beklenmeyen bir salgından kaynaklı durgunluk aşırı hızlı ve endişe vericiydi. Ve olabildiğince uzun. Sözü özü; bahar kapılarını açtı artık.
Sonuçta hazır hissetsek de hissetmesek de ritmik bir döngü var, akıp giden.

19/02/2022

Bahar Gelmiş Haberim Yok!

Hiç aklımda yokken bugün karşılaştığım şu tablo tam bir sürpriz oldu benim için. İçimde de tomurcuklar açtı adeta. 

Şubatın ikinci haftası yeni bitmişti ama bakar mısınız, bahar gelmiş çoktan. Nasıl bir ruh halindeysem, her sene şubat ayı girince kontrol ettiğim sokağın başındaki tek katlı betonarme evin bahçesindeki badem ağacı bu yıl gözümden kaçmış her nedense. 

Kabuğuna çekilip kupkuru ve yıpranmış dallarıyla tüm kış boyunca orada, öylece bekleyen ağaç baharı ilan edeli epey olmuş. Çünkü tomurcuklar, dalların bu görüntüye ulaşabilmesi için en az 1 hafta önce açmaya başlamıştır. Badem ağacı çiçeklenmişse tamamdır. Bahar gelmiştir. Papatyalar da açmıştır kırlarda. Yeşil alanlara yol alıp onları da görmeden, içimdeki coşkuyu biraz daha tetiklemeden olmaz.

05/05/2021

Tam Kapanma Günlerinde Bahar

Köşedeki markette, yani eve en yakın olup da alışveriş etmemiz gereken yegane markette dondurma kalmamış. Bayramdan sonra gelecekmiş. Havalar bildiğin yaz sıcağı. Bir sürü kısıtlamanın içinde dondurmadan da mı mahrum kalacağız? Mahkum hayatına o da mı eklensin? 

Dün aklıma geldi ve dedim ki: ''Ama ben bu durumu fırsata çevirebilirim!'' Nasıl mı? Yegane marketimizden daha uzakta, hatta epey uzakta bulunan zincir marketlerden birine giderim. Yolda polise rastlarsam ve nereye gittiğimi sorarsa durumu izah ederim. Herhalde bana hak verir. Baharın çiçek şöleni sergilediği bu dönem hem gözüm gönlüm, hem ayaklarım açılır. Baş döndüren mis gibi çiçek kokuları içinde, hatıra olarak bir taraftan da fotoğraf çekerim:) Yirmi dakika gidiş, yirmi dakika dönüş. İşlem tamam!
Bu arada yeni bir şey daha öğrendim. Pandemide göz hastalıklarında artış olmuş. Evde kapalı kalmaktan, yakın plan duvar görmekten mi, yoksa ekran karşısında her zamankinden daha fazla oturmaktan mı bilmiyorum. O nedenle; hani el işi yapan, el zanaatıyla uğraşanlara önerilir. Tıpkı onun gibi, evimizin balkon ya da pencerelerinden ara ara derin ufaklara bakarak gözlerimizi dinlendirmemiz öneriliyor.

21/03/2021

Can Sıkıntılı Hafta Sonu

Hava iki gündür yağmurlu. Koyu gri gökyüzünün yansıması zaman zaman karanlığa dönüşüp ekstra bir kasvet yüklüyor içime. Koronanın akıl almaz gidişatı yetmez gibi iki gündür öyle bir gündem var ki fazladan iç sıkıntısı yüklendi bünyeye. Hafta sonuymuş, kısıtlamalı mı, kısıtlamasız mıymış, umrumda bile değil. Adım atmak gelmedi içimden dışarıya... 

Yapraklarının rengi ve güzelliği ile dikkat çeken bu bitkinin adı alev çalısı. Park ve bahçelerde mevsimin en çok dikkat çeken peyzaj bitkilerinden. Tek bir dalı bile sanat eseri gibi duruyor, bayılıyorum. 

Alev ağacı da denilen bitki, ismini kırmızı uç yapraklarından alıyormuş. Çok hızlı büyüdüğü için her ne kadar çit süslemesi olarak tercih edilse de balkon ve terasları güzelleştirmek için saksılara da dikilebiliyormuş. Yazdım bir kenara. Alev ağacı sadece kuşların tüketebildiği noel meyvesi denen meyveler verme özelliğine de sahip. Zevkinize göre küp ya da oval formda budayabiliyorsunuz. Yaprakların uç kısımları kumaşımsı görünümde ve alev kırmızısı, altları yeşil. Tam bir görsel şenlik bence. Dört mevsim yaşaması da cabası.

11/02/2021

Erken Gelen Baharın Sonu

Dün dışarıya çıktığımda günlük güneşlik bir hava vardı yine. ''Bahardan kalma'' demeyeceğim. Baharın ta kendisiydi bence. 

Merakla sokağın başındaki tek katlı betonarme binanın bahçesindeki badem ağacının yanına gittim önce. Tüm dalları kaplamış olan çiçekler geçen günkü hallerine fark atmışlar, iyice büyümüş ve katmerlenmişlerdi.

Mevsimsiz açan çiçeklere sahip olsa da ağacın görüntüsü umudu tazeliyor, coşkulu duygular uyandırıyordu. Hatta, biraz daha ilerideki erik ağacında da hareketlenmeler olmuş, onun dalları da çiçeğe durmuştu. Ömrümde ilk kez böyle bir tarihte, şubat ayının ilk haftası içinde açan bahar çiçekleri görüyordum. Anı olarak kalması için bu sıra dışılığın kaydını tutmalı, görüntü almaya devam etmeliydim.

04/02/2021

Erken Çiçeklenen Badem Ağacı

Tarihe not düşelim hemen. Karahindibaların iki yıldır hiç ara vermeden kış boyunca açmalarına şaşırırken şu gördüğüm manzaraya bakar mısınız? Bir yaşıma daha girdim.

Görmüş olduğunuz pembe çiçekler açmış badem ağacını 2 Şubat'ta fotoğrafladım. Kış mevsiminin ortasında. Geçen hafta soğuk ve yağışlı geçtiği için dışarıya çıkamamıştım. Pazartesi fırtınalı bir gündü ve benim en geç salı günü notere gidip bir vekaletname hazırlatmam gerekiyordu. 

Nihayet kapalı alanda sıra bekleyecek olmanın günler öncesi yarattığı gerilim sona erecekti. Şansıma salı günü hava günlük güneşlikti. 

Çift maske takmış vaziyette noterin yolunu tutup öğleden sonrası için saat 13.00'te hizmete açılacak kapının önünde yerini alan ilk kişi oldum. Böylece sıra bekleme süresi diye bir şey yaşamadım. Evraklarım bitmek üzereyken, yan tarafımda işlemi yapılan genç adama fotoğrafın kendisine ait olup olmadığını kontrol edeceklerini, maskesini çıkarmasını söylediler. O esnada benim işlemimi yapan kadın da benden aynı şeyi istemez mi? İyi ama benim işlemim bitmek üzereydi:) Yine de duyduğu güven için teşekkür ettim kendisine. Bu arada noterlik ücretlerine feci zam gelmiş. Üç adet kağıt için 500 TL'ye yakın para ödedim. 😲

Asıl konumuz çiçeklenmiş dallarına şaşırıp da blog tarihime not düşmek istediğim badem ağacıydı oysa. Bu ve alttaki fotoğrafları da 1 gün sonra, bugün öğle saatlerinde çektim. Dallardaki çiçeklere bakın! 😲😵

09/05/2020

Karantina Günlerinde Bahar 2

Haftalar sonra pazartesi günü, resmi bir iş için zorunlu olarak dışarı çıkmış, iki saat sonra eve dönmüştüm. Sonra düşündüm de, madem devlet haftada üç maske hakkı tanıyor, ben de iki tanesini kullanır, diğerini de her ihtimale karşı bir tarafta bekletirim. Sağlığım için haftada en az iki gün yürümem gerektiğine inandım çünkü. Bunu da alışverişe giderek gerçeğe dökeceğim.

Dünkü çıkışım eczaneye bu hafta için gelen maskelerimi de alma amaçlıydı. Ancak olumsuz yanıt aldım. ''Araya cumartesi pazar girdiği için tam hafta dolmuş olmuyor. Bugün veremiyoruz, pazartesi gelin,'' dediler. Tam olarak nasıl olmuş da alamıyormuşum anlamadım. Madem önceden söyleyin de ''Maskemizi vaktiyle alalım. Kimseyi mağdur etmeyelim'' diye sorumluluk hissedip karşınıza dikilmeyelim. 50 kere mi geleceğiz?

Hayır, parayla da alman yasak. Ne maskeymiş ama! Milyon kere değişti mübarek. Şimdi de tanesini en fazla 1 TL verip alabiliyormuşuz. Şunu en başta yapsanız olmaz mıydı? Biliyor musunuz, virüsün en başında her ihtimale karşı diye pastil ve maske almak üzere dışarı çıkmıştım hani. Maskelerin tanesini 5 TL'den almıştım. Karaborsa fiyatmış oysa. Ederi 50 kuruşmuş. 10 misli kazık atmışlar bize. Ne fırsatçılar varmış be. Gözünüzü toprak doyursun! Beşer şaşar diye bir söz var. Hep mi şaşar yahu? Daha işin en başında menfaat!

Zaten bugün haberlerde duyduğum şeye çok canım sıkıldı. Virüsün buzdolabı soğukluğu olan +4°C’ye dayanıklı olduğunu, oradaki ısı -20°C’ye düştüğünde bile (şayet besinlerin üstündeyse) bir aydan fazla canlı kalabildiğini en başından beri biliyorduk. O yüzden de pişen gıdalardan zerre şüphelenmiyor, hatta dışarıdan ekmek almışsak fırında yüksek ısıda bekleterek çözüm sağladığımıza inanıp içimizi rahat tutuyorduk hani. İşte konu. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Acil Durumlar Programı Direktörü Mike Ryan, bugün çok soğuk ve sıcağın koronavirüs üzerinde hiçbir etkisi olmadığını açıkladı!!??

Ne yapacağız biz şimdi? Nasıl bir virüs bu? Bir de millet nasıl rahatmış İstanbul'da falan. Anlatılanlara inanmayanlar arabalarına atlayıp Ortaköy-Bebek Boğaz hattından geçmiş, gözlerine inanamamışlar. Gece yarısına 1 saat kala bankların hepsi dolu, kalabalık gruplar halinde gezen tozan, wafflecılar önünde kuyruk oluşturanlar gırlaymış! Ne oluyor yahu?

05/05/2020

Karantina Günlerinde Bahar

Dün yağmur vardı. Resmi bir kurumda bizzat gidilip imza atılması gereken de bir iş. Günler sonra, zaman zaman hafiflese de yağmurun hiç dinmediği kapalı bir havada dışarıya çıktım. Fakat... Sanki bedenime bir şeyler olmuştu.

Bir kere en rahat ettiğim ayakkabıların içinde ayaklarım hiç rahat değildi. Adım attıkça kas burkulması benzeri bir şeyler yaşıyordum. Eskiden olduğu gibi tempolu yürüyüş yapmak istedim, mümkün değildi.

Mecburen normal bir tempoyla yürüdüm; ama tuhaf tuhaf. Ayaklarım ağrıya sızlaya. Düşündüm de neredeyse elli gündür dışarıya bir kez çıkmıştım. O da kısa bir süreliğine; ama sanırsınız onca zaman evde sadece yattım. Neydi bu böyle? Evin içinde her gün hiç oturmadan bir sürü iş yapan, yetmedi spor olsun diye boydan boya defalarca turlayan bana ne olmuştu? Üzerimde oldukça garip ve de tuhaf bir ağırlık vardı. Sanki uzaydan geldim de uyum sağlamaya çalışıyorum. O derece! Bir kere en az 15 yıldır ''her gün'' ekstradan spor amaçlı yürüyüş yapan biriydim. Hafta içi akşama doğru, hafta sonları sabahtan. Sekteye uğradığı binde bir bile değildir.
Sonra düşündüm. Ömrüm boyunca hiç bu kadar uzun bir süre açık havaya çıkmadan evde kalmamıştım; işte neden. Neden bu! O kadar şaşırtıcı bir şeydi ki. Eminim aynı şartlardan geçen pek çok kişi yaşayacak bunu. Aslında otomobile atlayıp gitsem gidiş dönüş için yarım saat bile harcamayacaktım. Fakat ben maske, eldiven, dezenfektan tedarikli olduğumdan yolu bile isteye uzattım. Yürümek, denizi yakından görüp koklamak istedim. Uzun zamandır görmediğim sokaklardan, özellikle ağaçlıklı alanlardan, park ve bahçelerin bulunduğu yollardan geçtim hiç durmadan. Baharı tüm benliğimle duyumsamak istedim. Fakat bambaşka bir şehre gelmişim hissiyatı hiç gitmedi üzerimden. Aşırı ilginçti...

Hayvanlar, özellikle martılar çok mutsuzmuş gibi geldi bana. Gerçekten...
Daha önce çektiğim martı fotoğraflarında gayet güleryüzlüler. Bakın mesela, bu martı hiç kıpırdamadan tek ayak üstünde eylem yapıyor, daha doğrusu sivil itaatsizlik sergiliyor gibi. Hiç insan yok ki!

29/04/2020

Doğanın Mucizevi Dansı


Bu blogun yazarı doğaya âşık, bahar geldiğinde rotayı değiştirip doyumsuz doğa yürüyüşleri yapan, gördüğü her ağacı, yaprağı, çiçeği uzun uzun inceleyen, koklayan, araştıran ve de fotoğraflarını çekip bloga koyan biri. Bu yıl tüm dünya, hepimiz baharı kaçırdık. 2021 baharını doya doya yaşamak en büyük umudumuz. Tam da bu nedenle #EvdeKal günlerindeyiz. Covid-19'u alt edip yakamızdan düşüreceğiz. O halde baharın başlangıcıyla birlikte doğada gerçekleşen mucizevi dansı buraya bırakayım. Baktıkça kararlılığımız ve umudumuz artsın.
Sevgiyle...


13/04/2020

Günler Nasıl Geçiyor?

Alıştığımız her şeyde olduğu gibi, günlerdir derin bir sessizlik içinde olan ve ortalama on beş dakikada bir yalnızca kargo arabalarının geçtiği sokağımız da sıra dışı bir görünüme bürünmüş, yeni rutinimiz olarak çoktan benimsenmişti bile.

Ta ki o gün "Patates, soğan var, patates vaar!!" diye bağıran ses günlerdir sürmekte olan rutini değiştirene kadar. Sanki herkes dört gözle bu sesin sahibini bekliyordu. Pencerelere ve balkonlara çıkan insanlar satıcıya işaret edip aracı durdurduktan sonra birkaç dakika içinde maskelerini ve eldivenlerini takmış biçimde aşağıya ışınlandılar. Satıcı da maskeli ve eldivenliydi zaten. Daha önce bahsettiğim şekilde; "bilim kurgu filminin oyuncuları olarak" üzerine düşenleri yapmalıydı herkes. Satıcının standart biçimde üçer kiloluk çuvallara doldurup aracına yüklediği patates ve soğanlardan satın almalıydı. Her evin temel ihtiyaç malzemeleriydi bunlar. Ayağımıza kadar gelmişti. Evdekiler bitmek üzereydi. Aramaya çıksak bulamama gibi olasılığı yüksek bir riskle karşı karşıyaydık. Benzer olasılıkların hepsine hazırdık ki zaten. Ön kabullerimizin sınırları yoktu asla. Bize sunulacak ''mevcut'' seçeneklerin her birine hazırdık. Bu durumda "komplo teorisi" diye nitelendirip inanmak istemediğimiz bazı haberlerde geçen yapay zeka ve çipler devrede olabilir miydi?

Neyse, ben daha fazla kaptırıp karantina günlerinin olağan hale gelmiş olağan dışı sahnelerine ürkütücü anlamlar yüklemeyi bırakıp sadete geleyim şimdi. Ayağımıza kadar geldiğine sevinip uçarak satın aldığımız patatesler üzerlerinde toprak olmasına rağmen geçen senenin ürünüymüş meğer. Adam sağından solundan çıkan mini tomurcukları ovalayıp gelmiş demek ki. Soğanlar da birkaç güne kalmadan yeşil soğan olma yarışına girdiler. Bir an önce bitirmeye çalışıp "Bunu bulduğumuza da şükür," diyelim en iyisi. Bu işten epey kazançlı çıkan var neyse ki. Ah, oysa pazarda mis gibi yeni mahsul taze patates vakti şimdi. Mümkün mü artık o eski pazarlar, "Elinin beğendiğini seç ablacım!" diyen pazarcılar?

08/04/2019

Karga ile Karahindiba

Bir sonbaharda bir de ilkbaharın başında doğa yürüyüşlerimden birini aktarırım ben bloga. Nisanın ilk haftasında baharın gelişini ve blogun yıldönümünü kutlama amaçlı, bol görselli yazılar yayınlarım.

Son birkaç yıldır da sakura fotoğraflarıyla gerçekleştiriyordum bunu. Sakurayı her şeyiyle ezberledim ve sanırım ezberlettim de:) Hatta en son, aynı ağaca yaptığım rutin ziyaretleri fotoğraflayarak ''after-before'' tarzı bir çiçeklenmeyle noktaladım Sakura Zensen'i. Bu kez tarzımı değiştirdim. Baharın gelişini kargalarla kutluyorum:) Baharda açmış çiçek olarak da yalnızca karahindiba var. Ünü antik dönemlerden beri süregelen iki imge aslında onlar. Ve ben hafta sonu yürüyüşüm esnasında gördüğüm şu manzara karşısında bir hayli etkilendim. Başlığı 'Karga ile Karahindiba' olan bir öykü yazabilseydim keşke.

Bu arada; karahindiba bitkisine bu adı hangi dilbilimcimiz koyduysa alenen kınıyorum onu. İlk çağlardan beri her derde deva denen, güneşe benzetilen, aydınlığın simgesi diye bilinen bir bitkiye ''kara'' ile özdeşik isim koymak her babayiğitin aklına gelmez.😒 Ne diyordum..? Kargayı karahindibanın başına geçip öğle yemeği olarak yerken görmek çok etkiledi beni. La Fontaine olup onları şöyle insan gibi konuşturarak ders verici kısa bir öykü yazmak isterdim; ama benim aklım ille de aptal olmak ile zeki olmak arasındaki farka kilitlenmiş, ikisi arasındaki farkın farkları arasında gidip geliyordu. Hafta sonuydu. 1 hafta önce bizden bir tercih yapmamız istenmişti. İçinde bulunduğumuz ve neredeyse her bilginin anında online aktarıldığı teknolojik çağa rağmen olanlar(!) olmuş, milyonlarca kişi halen sonuç bekliyordu.

İşte tam bu noktada gördüğüm tablo 'zeki bir canlı ve tercihi'ni sembolize ediyordu. Ona iyi gelecek, derdine şifa olacak, otun çöpün arasında bir güneş gibi parlayan doğru tercihini. Karga aptal, budala imiş, uğursuzmuş, geçiniz efendim bunları. Sırf kuş olduğu için mi kuşbeyinli? Asla değil! Tersine, insan beyniyle benzer özellikler gösteriyor beyni. Onlarda da tıpkı insanınkine benzeyen tarzda, beynin geniş bir alanını oluşturan ve üst zeka sağlayan ön beyin mevcut.

27/02/2019

Marteniçka (Martenitsa) Bileklikleri

Son birkaç yıldır fazlasıyla revaçta olan bileklikleri kadın-erkek birçoğumuz severek takıyoruz. O nedenle; bugün size tam da zamanı gelmişken marteniçka ya da "martenitsa"dan bahsetmek istedim.

Rivayet olunur ki mart ayı başında bileğine kırmızı-beyaz renklerden oluşan "marteniçka" adlı bilekliği takıp da dilek tutanların bahar geldiğinde dilekleri gerçek olur.
Baharın gelişi nedeniyle geleneksel Baba Marta (Marta Nine) günleri başlar çünkü. Çok eskilere dayanan Baba Marta şenliklerinin en büyük özelliği, olmazsa olmazı ise işte bu kırmızı-beyaz bileklikler. Ve elbette ki akabinde gelen dilekler...
Marteniçkayı dilerseniz leylek görene kadar, dilerseniz mart ayı boyunca takabiliyorsunuz. Sağlık ve gücü temsil eden kırmızı renkli ip ile uzun ömrü temsil eden beyaz ipin örülmesi ya da burgu haline getirilmesi ile yapılan ve "mart ipi" anlamına gelen bu bileklikler Balkan topluluklarında, özellikle Bulgaristan'da oldukça yaygın.
Bileklikteki beyaz rengin erkeği, kırmızı rengin kadını simgelediği söylenirken başka bir inanışa göre de beyaz renk "mutluluğu", kırmızı renk ise hayatı ve kanı simgeliyor.

31/03/2018

Kamelya ile Mor Çiçekli Manolya

''Kamelyalı Kadın'' deyince aklınıza ne gelir?
Benim aklıma annemin yıllar önce övgüyle bahsettiği bir film gelir. Filmini mi seyretti, kitabını mı okudu tam bilemiyorum aslında. Bildiğim bir şey varsa annemin Kamelyalı Kadın'dan çok etkilendiği ve bu yapıtın yıllar önce onun sayesinde aklıma kazındığı.

''Kamelyalı Kadın'' Alexander Dumas Fils'in yazdığı, 19. yüzyıl Paris'inde geçen, gerçekte yaşanmış tutkulu bir aşkı ''nefes kesen bir dille'' anlatan ve döneme damgasını vuran etkileyici bir roman.

Aşk klasikleri arasında sağlam bir yere oturan romandan uyarlanarak 1936'da çekilmiş ve Oscar'a aday gösterilmiş aynı adlı bir de film var.

Filmde kamelya çiçekleriyle ünlü bir fahişeyi canlandıran Greta Garbo'nun unutulmaz bir performans sergilediğini, romanın 1957 yılında bizde de filme alındığını, hatta Deniz Türkali'nin başrol oynadığı bir müzikal olarak uzun süre sahnelendiğini de öğrenince birkaç gün içinde filmini bulup seyretme isteğiyle doluyum şu an.

Kamelyalı Kadın'ın böyle birdenbire gündemime düşme nedeni ne olabilir? Bu aralar bahar çiçekleriyle fazlasıyla haşır neşir olmam tabii ki. Onca yıl sonra kamelya'nın kendiliğinden karşıma çıkıp beni şaşırtması, geçmişe sürüklemesi, farkındalık duygusunun önemi. Çocukluğumdan beri bir kez olsun merak edip de kamelyanın nasıl bir çiçek olduğunu öğrenmeyişimin şaşkınlığı. Neyse efendim. Mart ayının bitmesine saatler kala Doğa Ana'nın mart etkinliklerine üst sıradan girmesi gereken esaslı iki çiçek daha getirdim:)