çaba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çaba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19/07/2015

Medya ve İmlâ

Görsele bakıp da futbolla ve Melo’nun ne yaptığı ile ilgilendiğim zannedilmesin sakın. Bu görüntüye az önce açık olan TV’de tesadüfen rastladım ve refleks olarak alt yazıya gözüm gitti. Orada CNN Türk’e hiç yakışmayan koskoca bir imlâ hatası vardı. Hemen ekranı dondurup fotoğrafını çekmeye karar verdim.

Böyle bir alt yazıya şaşırdım mı peki? Hayır tabii ki. Çünkü bu bir ilk değil. Bu türden yazım hatalarının gerek yazılı gerek görsel medyada epey bir zamandır iyice sıklaştığını üzülerek fark etmekteyim. Bu şekilde giderse çok daha vahim sonuçlar çıkacak ortaya, kesin…

Böylece, aklıma her zamanki gibi, birkaç yıl önce seyrettiğim o açık oturum düştü yine. Gazete patronlarından biri demişti ki orada: ''Ben işe alacağım elemanın üniversitesine değil, lisesine bakarım.’’ Evet cümlesi kelimesi kelimesine bu idi. Liseyi bitirinceye kadar yazım kuralları öğrenilememişse bir daha asla öğrenilemez demek istiyordu. Öyle çok hak vermiştim ki...

Dilimizde yerine göre ayrı yerine göre birleşik yazılması gereken ''de'' ve ''ki'' ekleri var hani. Dikkat edin bakın, bu eklerin nasıl yazılması gerektiği konusunda bocalayan büyük bir çoğunluk var. Ve bu çoğunluk böyle bir bocalama sonrası ''Her ne olursa olsun,'' deyip ayrı yazmaya karar veriyor ve kurtuluyor bence. Bu onların suçu mu? Hayır, kesinlikle değil. Öyleyse çözüm Türkçe ve Edebiyat öğretmenlerinden geçiyor. Sorumluluk onlarda. Şunun şurasında iki adet ek bunlar. Ancak, ilk etapta epey karmaşık oldukları da bir gerçek. Biraz daha emek, tüm öğrenciler anlayana kadar biraz daha çaba lütfen.

Şimdi de yine beni aynı konuyla ilgili tebessüm ettirmiş olan bir görüntüye geçelim.
Bakkal kardeşimiz öğrenciyken ''de'' nin hem ayrı hem birleşik yazıldığını kafasına yerleştirmiş.
Ancak, solda doğrusunu; ama emin olamadığı için sağ taraftakini ayırarak yazmış garibim.



Kalın sağlıcakla...



06/07/2009

Mücadele


Onu ne kadar sevdiğini kanıtlamak için çabalayıp dururken kalbinin kırılıp paramparça olması bu kadar kolay mıdır? İnanamazsın bir müddet, hak etmiyorsundur.
Gözyaşların sessizce içine akmakta, kırılan kalbine damlamaktadır tek tek...
Ruhunda kendi kendini onarmaya yönelik bir çaba başlamıştır ölüm sessizliğinde ve sızılar içinde süren...

Normale dönüşebilmek, her ne olursa olsun onu kırmamak adına gösterilen insanüstü bir çabadır bu, yapabileceğinden çok daha fazlasını hedefleyen.


İçindeki çocuğu o damlalardan ve sızılardan uzak tutmaya, yaşatmaya çalışmaktasındır...

Yorgun düşersin.....

Yaşıyorsa eğer, mücadele kazanılmıştır...

Tek başına gerçekleştirdiğin bir mucizedir bu...

Belki biraz buruktur. Ama yeni bir başlangıçtır...

26/03/2009

Mutluluk Nerede ?

Arada sırada aklınıza gelip de kendinizi sorguladığınız olur mu ? Dürüst bir şekilde bunu yaptığınızda elde ettiğiniz veriler kişiliğinizle ilgili neler gösterir ? Ya da şöyle diyelim:
Çıkan sonuçlar doğrultusunda kendinizi sever miydiniz?
Ben bunu arada yapıyorum. Sonuç olarak dört dörtlük bir insan olarak mı çıkıyorum. Elbette ki değil. Zaten bunu söylesem inanır mıydınız ?

Sorgulama sırasında esas olan kendimizi güçlü olan yanlarımız ve gelişmesi gereken yanlarımız olarak ikiye bölerek bir listeleme yapmak.
Bu listeye olumlu yanlarımızı sıraladığımızda kendimize müthiş bir özgüven geldiğini göreceğiz. Bu güvenin bize verdiği geribildirim kendimizi sağlıklı bir şekilde yönetebileceğimizi gülümseterek gösterecek. Tabii bu, sıralamanın ne kadar uzadığına bağlı..
Örneğin ben çok sevdiğim bir eşyayı kaybettiğimde günlerce üzülüp içimden atamıyorsam duygusal becerimin zayıf olduğu sonucunu çıkarıyorum.

Yaşadığımız çağ itibariyle önerilen görüş genelde duygularımızı serbest bırakmamız yönünde. Fakat bunu tamamen uygularsak bencil, kendini beğenmiş, maddi ve manevi anlamda her yönden sınırsız bir tüketici olarak yer alırız yaşamda. Üstüne düşen her türlü sorumluluktan kaçan, zevklerini kutsallaştırmış ve bu konuda asla taviz vermeyen böylesine sevimsiz bir insan tipi olmak istemiyorsak duygularımızı denetlememiz gerekiyor. Bunu yaparken dikkat etmemiz gereken en önemli nokta ise ''DENGE''...

Öte yandan duygularımızı fazlaca bastırmaya kalkarsak depresif bir kişilik olacağımız sonucu da kaçınılmaz.
Fakat kesin olan bir şey varsa; denetlemediğimiz duygularımızın hem kendimizde hem çevreyle olan ilişkilerimizde hasar oluşturacağı..
Bu anlatılanları yapmak '' Her zaman mutlu oluruz'' şeklinde bir sonuca ulaşmak değil elbette. Çünkü bu da doğru değil..
Bu şu demek : Duygularını dengeleyip tepkilerini kontrol edebilen, kime, nerede, ne şekilde davranacağını iyi düşünen, bencillikten arınmış, kendinin ve insanların huzurunu kaçırmayan, sorunlara takılıp kalmayıp aksine çözüm üretmeye çabalayan, mutlu olduğu dışarıdan da belli olan insan kendiyle barışık olacaktır..