mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28/08/2024

Kordonda Falafel :)

Kordonda insanlar tarafından beslenen güvercinlere pandemi zamanı martılar ve kargalar da dahil olmuştu. Tek tük de olsa bu alışkanlığı hâlâ devam ettirenleri var. Hiç didişmeden gayet medeni bir şekilde atılan yemleri, yiyecekleri paylaşıyorlar.

Son bir haftadır farklı bir misafir var aralarında. Kendisi biraz değişik:) Atılan yemlerle değil de kuşlarla ilgileniyor. Sürekli aralarında. Seyretmeye gelmiş onları hiç ürkütmeden. 😂 Kuşlar tehlikenin farkındalar elbette. Kaçmıyorlar; ama tetikteler ve mesafeli duruyorlar. Kanatları var ne de olsa. Ayar çekme mekanizmalarının mükemmel olduğunun da farkındalar ki kedinin yakınlarındalar hep.

08/06/2023

Patili Çocuklardan Toynaklılara :)

Hiç unutmuyorum; bundan tam beş yıl önceydi. Elinde tasmasını tuttuğu küçük boy köpeğini gezdirmeye çıkarmış bir kadınla, o önde ben arkada kaldırımda yürüyorduk. Kadın birdenbire durup köpeğine hemen yanı başımızda park halindeki arabada oturan başka bir köpeği göstererek ''Baak! Kardeş!'' demez mi?
Aman Allahım, nasıl şaşırdım, içimden nasıl bir gülmek geldi, anlatamam. Köpek anında diğer köpeğe bakıp coşkulu hareketler yapmaya başladı. Evcil hayvanıyla bildiğimiz anne-evlat ilişkisi içinde olan kadın ''Hayırr!'' deyip yoluna devam ederken şirin köpek bu komuta da itaat etti.

Ondan sonraki yıllarda hepimizin bildiği gibi insanların evcil hayvanlar ile olan bağları daha da güçlenmeye, hatta sosyal medyadaki profillerde ''kedi annesi'', ''üç patili çocuk babası'' ya da ''iki kedi annesi'' gibi tanımlamalar yaygınlaşmaya başladı. Sevgi güzel şeydi.

O nedenle, geçen gün pazarda gördüğüm çiftin evcil hayvan sevgisini de buraya taşımak geldi aklıma. Açıkçası, şu blogda birazcık neşeli bir şeyler olsun, azıcık da olsa gülümseyelim istedim. Onların evcil hayvanı bir keçi idi ve beraber pazara çıkmışlardı. Boynuna kırmızılı mavili boncuk kolye ve ayrıca tasma takılmış olan keçi sanmayın ki pazardan kurban bayramı için satın alınmıştı. Soranlara ''Bu da doğduğundan beri bizim evcil hayvanımız,'' diyorlar, satın alacakları meyve ve sebzelerin tadına önce keçileri bakıyordu:) ''Neden bez bağladınız?'' sorusuna ''Biz çevreci bir aileyiz,'' yanıtını verdiklerinde etraftaki insanların yüzlerine kocaman bir gülümseme yayılıyordu.

01/02/2015

Simitçi

Simitçi her zamanki köşesinde tezgâhını açmış;
ama nereye kaybolmuştu?
Tam o köşeden dönerek markete gidip geldim. Onca süre sonunda halen ortalıkta yoktu.

Kedi bana inanılmaz gizemli bakıyordu…
Yoksa simitçi kediye mi dönüşmüştü?

İşte tam o anda gördüm…
Kedinin gözlerindeydi simitçi.




Kurbağaya dönüşen prens misali

Simitçi de kediye dönüşmüştü.

Şimdi bir simit alma vaktiydi. 😂😂

09/01/2015

Kar Motifli Krep

Uzunca bir süre kar yağışı bekledikten sonra karla yatıp karla kalkmaya başladık. Kar demek mucize demek benim için. Ve ilk aklıma düşen; kar tanelerindeki kristal motifler.
Kar kristallerinin hepsi altı köşelidir; ama bugüne kadar şekil olarak aynı ve eşit sayıda su molekülü içeren benzer iki kristale rastlanmamış. Bu da; mikroskopla büyütülmüş görüntülerine hayran kaldığımız o muhteşem altıgen motiflerin dünyanın ilk oluşumundan beri yağmış, yağan ve yağacak olan kar taneleri de dahil, hiçbirinin bir benzeri daha olmadığı, olmayacağı, aynen insanoğlunun parmak izi olayındaki gibi tıpatıp benzemeyeceği, bir eşinin daha bulunamayacağı demek oluyor ki ne kadar şaşırtıcı!

Katrilyonlarca kar tanesinin saniyeden daha kısa zaman içinde farklı motifler halinde şekillenmesi demek olan bu olağanüstü gerçek, 24 bin kar tanesi üzerinde uzun süren araştırmalar yapan İngiliz bilim adamları tarafından ortaya konmuş.
Ya kar tanelerinin gökyüzünden en fırtınalı havada bile birbirine değmeden, birleşmeden, eşit aralıklarla inmelerine ne demeli? Eğer birleşselerdi neler olabilirdi bir düşünsenize! Yeryüzüne düşünceye kadar geçen sürede devasa kütleler oluşturur, doğa ve insanoğlu için ciddi zararlara sebep olurlardı.

22/04/2012

AR- Çelik Bey

Çelik Bey de herkes gibi 23 Nisan tatilini fırsat bilmiş ve çiçeği burnundaki ahu gözlü eşi Çeliknaz'ı koluna takıp alışverişe çıkmış efendim.

Dün AVM'lerden birinde karşılaştığımızda ağzı kulaklarındaydı.
Öyle mutlu, öyle mutluydular ki,
bir fotoğraflarını çekmesem ayıp olacaktı doğrusu.

Nasıl da şahane poz vermişler, değil mi?

Darısı tüm bekârların başına :)


- ''AR Çelik bile evlendi, ben hâlâ Bosch Bosch oturuyorum'' esprisine ithafen -

24/10/2009

Bu Kadar Şeker Olunmaz !




Bu minik abi kardeşe bayıldım ben :)
Hafta sonu tebessümünüz olsun sizin de..

Sevgiler..

20/06/2009

Böyle Çocuk Görülmüş Müdür?


Ben henüz on yaşlarında bir çocukken otuz yaşını geçmiş ve evlenememiş teyzem için ailece panik yapmaya başlamıştık. Bir Hıdrellez akşamı bahçedeki gül ağacının dibine taşlarla ve çöplerle onun için bir ev, bir koca ve bir de erkek çocuk çizdiğimizi dün gibi hatırlıyorum...
İşte her şey bu olaydan sonra başladı...
Akıllara zarar bir şekilde teyzem hemen evlenmiş, üstelik daha bir yıla kalmadan 17 Nisan doğumlu bir erkek çocuk dünyaya getirmiş, yani gül ağacının dibine çizdiğimiz her şey gerçeğe dönüşmüştü...
Arda ismi verilen bu çocuk yeryüzüne gelmiş ya da gelebilecek en yaramaz çocuklardan biriydi.. Öyle ki epey bir süre gül ağacının dibine çöplerle çizdiğimiz o erkek çocuğun tepesine ''uslu'' kelimesini yazmayı neden unuttuğumuza ciddi ciddi üzüldük durduk.
Arda daha üç yaşındayken iki rakamlı sayıları birbiriyle çarpabilecek kadar zeki bir çocuktu. Hatta birgün ben,
- ''Arda, dört ineğin kaç tane ayağı vardır?'' şeklinde bir soru yöneltmiş ve doğru cevabı ağzım açık kalarak almıştım bu minicik çocuktan...

Diğer çocuklara hiç benzemiyordu Arda. Yaşıtlarını arada pencereden seyretmeyi tercih ediyor, hemen sıkılıp elinde boya kutularıyla geziyor, kağıtlardan bıkıp duvarları boyamaya yöneliyordu. Dışarıya çıkıp bahçede ya da sokakta oynamayı her seferinde reddediyor, onun yerine evde aklına gelen ne varsa uygulama çabalarına giriyordu..
Yaptıkları arasında; uyuyamadığı bir gece çok geç bir saatte canı baklava isteyip, babasının ''Yarın hemen alırız oğlum'' şeklindeki sözlerini kulak arkası ederek avazı çıktığı kadar ağlayıp adama saatlerce baklava arattırmak, gelen (şöbiyet)baklavaları ''Ben yuvarlak değil, üçgen baklava istiyordum!'' deyip yerlere atmak, babamın üst kısmı dazlak kafasını özel bir saç traşı zannederek aynısından istemek, yapılan açıklamalara inanmayarak berbere kadar gidip tıpkısından yaptırmak, fakat aynada kendini beğenmediği için yanlardaki saçların da sıfıra vurdurulması var, inanabiliyor musunuz?

Unutmadan; televizyonda gördüğü sahneleri merak edip annesiyle babasına ''Siz de böyle öpüşün!'' diye emir vermek, itiraz gördüğünde kendini yerden yere atmak, canından bezen babasının annesine küçük bir öpücük kondurmasını beğenmeyerek ''Öyle değil !'' diyerek daha beter ve saatlerce ağlamak da var...

En sevdiği oyuna gelelim şimdi. Asıl anlatmak istediğim de bu zaten...
Evdeki koltukları, kanepeleri yan yana, arka arkaya, canı nasıl isterse öyle dizdirip ev, araba yapmak, içinde oynamak... Araba yaptığı zaman ''at arabası'' tercih ettiğinde arabanın önünde at olarak teyzemi kullanmak... 
Hem de öyle böyle değil. Ağzına iplerden gem takarak ve at pozisyonu aldırarak. Zavallı teyzem saatlerce odalar arası nasıl koşturulduğunu, durduğunda nasıl kırbaçlandığını anlatır dururdu.

İşte bu ''annesini at yapma oyunu'' bir gün o kadar fazla sürmüş ki yorgunluktan mahvolan teyzem, gerçekle hayali karıştırıp kendini at sanmış en sonunda. 
Ve yorgun bir at olarak aklından ciddi şekilde şunu geçirmiş:

''BAĞLASA DA DİNLENSEM ! ''

Bu cümle bizim ailede sık sık tekrarlanan bir cümledir. Her duyan Arda'nın küçükken ne kadar haylaz bir velet olduğunu ve teyzemin düştüğü durumu hatırlayıp kahkalarla güler...

Arda şimdi ne mi yapıyor? 
ODTÜ'yü dereceyle bitirdi ve son derece sessiz, ağırbaşlı ve saygılı bir insan olarak hayata devam ediyor...