şehit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şehit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12/09/2024

Nefize Çetin Özsoy

Nefize Çetin, Bulgaristan'ın Kırcaali şehrine bağlı Çiftlikköy'de yaşayan Hafize ve Süleyman Çetin çiftinin 1984 doğumlu kızlarıydı. 
İsmi dört yaşındayken evlerinin önünde oynarken otomobil çarpması sonucu ölen ablası Nefize'nin adını yaşatması için konmuştu. 

Aile, Türklere yönelik birtakım baskılar nedeniyle Bulgaristan'dan Türkiye'ye başlayan göç dalgasıyla geldiği Edirne'ye yerleşti. Baba Süleyman Çetin, DSİ'de çalışmaya başladı. Nefize ise Edirne Anadolu Öğretmen Lisesi'nden sonra Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Bölümünü bitirdi. Ancak beklediği atama adeta hayal olmuştu. Bir süreliğine İstanbul'da Sultanahmet Camii'nde özel güvenlik görevlisi olarak çalışsa da öğretmenlik ataması bir türlü gerçekleşmediği için polis olmaya karar verdi. 

2013'te Sultan Ahmet Camii avlusuna girmeye çalışan canlı bombayı etkisiz hale getiren Nefize Çetin bu üstün başarısından dolayı takdir ve taltiflerle onurlandırıldı. 5 Temmuz 2013 tarihinde Mardin İli Midyat İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne şark hizmeti için tayin edilen Nefize, kendisi gibi öğretmen olan ve atanamayınca polis olmaya karar veren Cumhur Özsoy ile evlenmişti.

25/07/2022

25 Temmuz ve Orman Şehidi Talat Göktepe

Bundan yirmi sekiz yıl önce, tarihler 1994 yılının temmuz ayını gösterirken Gelibolu Yarımadası içerisinde cennet gibi bir ormanlık alan olan Milli Parkta önlenemeyen büyük bir orman yangını çıkmıştı. 4 bin 49 hektar alan küle dönerken, gelişmeleri ekranlardan gözyaşlarıyla izleyen milletimizin bağrı yanmıştı. Yangında o dönemin Çanakkale Orman Bölge Müdürü Talat Göktepe şehit oldu. 

1968 yılında İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesinden mezun olduktan sonra Orman İşletme Şefi ve Müdürü olarak yurdun çeşitli yerlerinde görev yapan Talat Göktepe, 1992 yılında Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü görevine atanmıştı. Bu görevden yalnızca iki yıl sonra Eceabat’a bağlı Kumköy’de bir tarlada çıkan yangın yaklaşık 25 bin hektarlık yarımadayı tehdit etmeye başladı.  

25 Temmuz 1994 tarihinde Çanakkale Muharebeleri’nin yoğun olarak geçtiği Arıburnu ve Conkbayırı’nda başlayan ve 57 saat süren Büyük Arıburnu Yangını 4 bin 49 hektarlık alan yok olduktan sonra söndürülebildi. Önlenemeyen bu büyük yangında yarımadanın dörtte üçü yandı. 

Söndürme çalışmalarına ekiplerle birlikte bizzat katılan ve yangının şehitliğe de sıçramaması için insanüstü bir gayretle çalışan 50 yaşındaki Orman Bölge Müdürü Talat Göktepe alevler arasında kalan 5 personeli ve dozeri kurtardı, ancak kendisi yanarak şehit oldu. Bugün Conkbayırı yakınlarında Talat Göktepe Anıtı adıyla yol kenarında yer alan ve Arıburnu’ndaki ağaçları kurtarmak için yangınla mücadele ederken betimlenmiş bronz bir heykeli bulunmaktadır.

17/02/2021

Gara Şehitlerimiz

Binbir çeşit iğrenç yüzü ile karşımıza çıkan terör herhangi bir zaman dilimi ve yer belirleme yoluyla uygulanan şiddet eylemlerinin adı. Kitleleri hain planlarla korkutup yıldırma biçimi.

Teröristler genel olarak sahipsiz ya da aç kalmış, psikolojik sorunları olan çocukların kaçırılması yahut uyuşturucuya alıştırılması yoluyla elde ediliyor. Sonrasında maşa olarak kullanılan bu sistematik köleler savaş stratejisi ve hukukuyla en ufak ilgisi olmayan son derece aşağılık saldırılar ve katliamlar gerçekleştiriyorlar. 

Ön kabullerle canlı bomba olma benzeri akla gelebilecek en ucuz yöntemlerin aktörü olan bu insanlar(!) çarşı iznine çıkan ''silahsız askerlere'' saldırı düzenleyecek kadar korkak ve acziyet içinde alçak pusular kuruyorlar. Bu seferki de hayli alçakça bir yöntemdi! 

2015 yılından itibaren altı yıl boyunca zaman içerisine yayarak tek tek ve her seferinde olduğu gibi ''kalleşçe'' kaçırarak bir mağarada biriktirdikleri asker, polis ve iki sivilden oluşan 13 vatandaşımızı Gara'daki bir mağarada katlettiler! Vatanımızdan çok uzakta gerçekleşen operasyonda Komando Yüzbaşı Burak Coşkun, Komando Yüzbaşı Ertuğ Güler ve Astsubay Kıdemli Başçavuş Harun Turhan kahramanca vuruşup kahramanca şehit düştüler. 

Ülkemizin başı sağ olsun....

18/02/2016

Ankara Bir Ortadoğu Başkenti Değildir!

Şehit vermediğimiz tek gün yoktu...
Terör dağdan şehre ineli epey olmuştu da, elini kolunu sallayarak Başkent'e girdi artık, cirit atıyor!

Belli ki malum Ortadoğu başkentlerine benzesin isteniyor.

Ankara'da yaşayan ve Genelkurmay'ın servisini kullanan bir yakınımız vardı. Dünkü menfur olay sonrası durumunu öğrenmek için elim titreyerek gitti telefona.
Mesaisi geç bittiği için kurtulmuş. Ölenlerden çoğu arkadaşı ve tanınmayacak haldeymiş. Aile şokta şu an...

''Ölenler o sabah sevdikleriyle helalleşebilmişler miydi?'' diye düşündüm keder içinde...
''Biz de her gün vedalaşsak mı? Vedalaşmalı mıyız?!''

Asker, polis, sivil, yerli-yabancı turist, çoluk-çocuk hiç farketmiyor artık. Dağlıca ya da Suruç'ta, Ankara Garı'nda, Sultanahmet'te, bir seyahatte, gece uyurken, akşam üzeri bineceğiniz bir servis aracında, her an, her yerde bedenleriniz paramparça olabilir. Hatta katledildiğiniz yer ile sayılar özdeşleşebilir.
Parçalanmış bedeniniz ''Dağlıca 27, Suruç 34, Ankara Garı 103, Sultanahmet 11, Ankara 28...'' şeklinde bütünleşmiş benzer rakamlardan birini de oluşturabilir...

Ardından, birileri terörü ve gerçekleşen saldırıyı lanetler durmadan.
''Bıçak kemiğe dayandı'' nutukları ve tweetleri temcit pilavı gibidir, gırla gezer ortalıkta...

Üç beş güne kalmadan hepsi unutulur. Su uyur, düşman uyumaz. Bu korkunç döngü dur durak bilmez.
Terörizm, kim bilir hangi noktada, hangi bedenleri paramparça edeceği kapkara bir güne doğru yol alır yeniden.
Emperyallerin fitillediği ayrışmalara itibar eden bölücü teröristlerin kanlı ellerinde...

Bırakın kınamak, lanetlemek bize kalsın. Siz engelleyin! TERÖRÜ ENGELLEYİN!!!

Terörü destekleyen, şahsi ve siyasi çıkarları için terörden medet uman, palazlanmasına göz yuman, hatta katliam sonrası zafer işareti yapacak kadar insanlıktan çıkan her kim varsa ''AMAsız FAKATsız'' kınıyor ve lanetliyor,
ölen canlara rahmet, yaralılara acil şifa, ailelere sabırlar diliyorum.
Tüm kalbimle...

10/09/2015

Bir Olmak, Birlik Olmak

Daha birkaç hafta önce bir asker uğurlama törenine tanık olmuş, arkadaşlarının omuzlarında ''En büyük asker bizim asker!'' nidaları eşliğinde otobüse bindirilen askerle gece boyu aynı istikamete yolculuk yapmıştım.

Askere uğurlamak nasıl bir şey bilirsiniz mutlaka. Bir ay öncesinden ziyaretler, hediyeler, yemek davetleriyle başlayan ve uğurlama töreniyle bitimlenen bir ritüeldir Anadolu’da. Önemlidir. Askere gitmemiş olan gence olgunlaşmış gözüyle bakılmaz, hatta evlendirilmez bile.

Uğurlama töreninde baba sessizdir genelde, yutkunur durur. Uzun süre ayrı kalacağı mis kokulu evladına durmadan sarılıp öpen annenin gözlerinde ise hem gurur vardır, hem de buğulu bir hüzün. Sonrasında dualar, gözyaşları ve gurur birbirine karışır. Oradaki duygusal anlar, o buruk coşku yüreğinizi titretir.

Hareket saatinden birkaç dakika önce, boynundaki ay yıldızlı yazmayla otobüsün ön kısmına gelmişti kınalı kuzu. Sevdiklerine son bir bakış atmaya. Çakı gibiydi. Vatan artık ona emanetti. Uğurlamaya gelenlerin açtığı Türk Bayrağına selam çakarken bu heyecanlı an’a ben de ortak olmuş, kalbim küt küt atarken, bir yandan da ''Acaba yine görebilecek mi onları?'' diye düşünmüştüm, istemsizce… Evet, zihnime adeta kazınmış olan bu resim o günden beri hiç çıkmıyor aklımdan: ''Acaba yine görebilecek mi onları?''

Haberleri izlemeye yürek dayanmıyor artık. Anaların gözyaşları hiç dinmiyor.
Şehit haberlerine gözyaşı döken anaların kendi oğulları da şehit oluyor.
Utanıyorum, o analar ağlarken yemekten, içmekten, tebessüm etmekten, hatta yaşamaktan bile utanıyorum gerçekten...
Şırnak’ta çekim yapan kameramana bir kınalı kuzu diyor ki:
''Çekme abi! Annem beni Erzurum’da sanıyor.''
Her yeni gün bir öncekinden daha kötü, daha acı bir haber.
Sonu nereye kadar, daha kaç can gidecek? Yeter artık yeter!!!
Olanlara akıl sır ermiyor. Herkesin eşit haklara sahip olduğu bir ülkede dağa çıkıp alçakça pusu kurmak, arkadan vurmak, ortalığı kan gölüne çevirmek neden, neden?
Binbir çeşit Ali Cengiz oyunu oynanıyor. İç savaş çıkarmaya çalışan birileri var ve onların amaçlarına hizmet ediyoruz. Bak, ülkenin dört bir yanı yangın yeri!
Orta Doğu gerçeğine, savaşın ne hale getirdiğini gördüğümüz Suriyelilere rağmen yaşıyoruz tüm bunları. Sağduyulu olalım lütfen! Tam olarak bunu isteyen, bundan nemalanan hainlere bu fırsatı vermeyelim. Yoksa bu günleri bile mumla ararız.
Büyük acılar toplumları ya büyük uyanışlara hazırlar ya da duygusal refleksler yaratıp büyük hatalara sürükler, unutma!

Bu oyuna gelmemek için ne yapacağız peki? Koşullar ne kadar kötü olursa olsun, hatta sıkıyönetim ilan edilmiş olsa bile
1 Kasım’a kadar provokasyonlara kapılmadan, umutsuzluğa düşmeden direneceğiz ve oy kullanacağız. Bazı bölgelerde korku dağları oluşturup oy kullanma engeli yaratılmak istendiğini de mümkün olduğunca çevremize aktaracağız.

Yok eğer tahriklere kapılırsak, istisnasız hepimiz çok ağır bedeller öderiz.
Artık tek yumruk olmak, bir olmak, birleşmek vakti!

"Ya birlikte kardeş gibi yaşamayı öğreneceğiz ya da aptallar gibi hep beraber yok olacağız."
-Martin Luther King-


İnanıyorum ki; yakın bir gelecekte bu ülkenin üzerine güneş doğacak ve herkes huzur içinde yaşayacak.

25/08/2015

''Vatan Sağolsun''

Bir kadın olarak en nefret ettiğim cümle;
“Vatan sağolsun.”
Neden sağolsunmuş?
Ben dokuz ay karnımda taşıyayım, el bebek gül bebek büyüteyim...
Kokusuna, canına doyamayayım, gece gündüz başında bekleyeyim...
Saçının bir teline bile kıyamayayım...
Sonra tepedeki birtakım yol, insanlık bilmezlerin gaddarca yürüttükleri politikalara kurban edeyim!
Sebep?
Kişisel çıkarları, insanlıktan yakından uzaktan alâkalarının olmaması...
Yıllarca ezberlettiler, yıllarca canımızdan can aldılar…
Vatan sağolsunmuş, neden olsun?
Vatan da benim, toprak da…
Evladım olmadıktan sonra ben neden olayım?
Leş sürüsü medya yakın çekim verirdi, hep öyle vermeye devam ediyor...
Acıklı annenin göz yaşları ile sulanmış dudaklarından dökülen cümleyi…
“Vatan sağolsun” diyor anne…
Ezberletilmiş, beynine kazınmış...
“Vatan sağolsun” diyor bana…

18/03/2014

18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi'nin 99. Yıldönümü

Şehitlerimiz...

Onlar ki, yalnızca bir dilim ekmekle karnını tok tutmak zorunda olan, paramparça olmuş çarıklarıyla cepheden cepheye koşan kahramanlar!

Onlar ki, çarpıştıkları siperler arası mesafe yalnızca sekiz metre, yani ölüm kesin iken ve bir öndeki safta yer alan Mehmetçikler şarapnel, bomba ve kurşun yağmurları altında kurtulmamak üzere düşerken; üç dakika içinde öleceğini bile bile, gözlerini bir an bile kırpmadan, düşenlerin yerini şimşek gibi alarak ''Çanakkale Geçilmez!'' gibi bir destanı dünya tarihine kanlarıyla yazanlardır!

Gelibolu Yarımadası'nda, Hisarlık Tepe'de bulunan Çanakkale Şehitleri Abidesi, Boğaz'dan geçen tüm gemilerin görebileceği şekilde konumlandırılmıştır. Abidenin önüne gelen gemiler, bandırası ne olursa olsun bayrağını o an yarıya indirir ve yoluna öyle devam eder. Kimileri abidenin uzaktan görünümünün ''M'' harfi şeklinde olmasının Mehmetçiği simgelediğini söyler. Dört ayağının dört kıtayı (Avrupa, Asya, Avustralya, Afrika) tasvir ettiğini anlatanlar ya da gövdeleri üst tarafta birleşmiş vaziyette dövüşen iki askerin bacaklarını temsil ettiğini söyleyenler de vardır.
Onlar ki, uğruna her ocaktan bir şehidin verildiği, her bahçeden bir gülün solduğu, türküsü dünya döndükçe dilimizden düşmeyecek acı ama onurlu destanımızın eşsiz kahramanlarıdırlar!

Onlar ''Önce Vatan!'' dediler...
Onlar dönmeyi asla düşünmediler!

18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi ve Şehitleri Anma Günü'nde aziz şehitlerimizi bir kez daha rahmetle,
minnetle ve şükranla anıyorum...

Bu vatan size minnettardır.
Ruhlarınız şâd olsun...


AZİZ ŞEHİDİM
Sana sesleniyorum, ey şehit oğlu şehit!
Ey göğsünde bin sancak açan yiğit,
Aradım kabrini, yaşlı gözlerle her an,
Seni gördüm, öyle büyüktün ki seraba vatan,
Bu vatan minnettardır her zaman,
Seni unutmayacağız, ey şanlı kahraman.
Ruhun cennette yükseldikçe senin,
Binlerce Fatiha, sana aziz şehidim...



16/03/2014

Anzak Anıt Mezarlığı - Lone Pine Monument

Çanakkale Savaşları'nın tüm şiddetiyle yaşandığı
Arıburnu Bölgesi'ndeki Kanlısırt'ta bulunan Lone Pine, Avustralyalılar'ın defnedildiği en büyük mezarlıktır. Mezarlığın içinde bulunan 14 metre yüksekliğindeki anıt, burada ölen toplam 4223 Avustralyalı, 709 Yeni Zelandalı askerin anısına dikilmiştir. Mezarlıkta kimliği belirlenmiş 651 Avustralyalı, 15 İngiliz, 2 Yeni Zelandalı ve kimliği belirlenememiş 1 Amerikalı asker, kimliği belirlenememiş 499 asker olmak üzere toplam 1167 asker yatmaktadır.

Mezarı bilinmeyen, ölümcül hastalık ve yaralanma neticesi bölgeden gönderilen ya da denize defnedilen; ama adı geçen 4936 askeri, burada yatan 1167 askere eklersek, tam olarak 6103 kişinin anısına atfedilmiştir. Lone Pine, Avustralyalılar'ın Çanakkale’deki tek anıtıdır. İngilizler 25 Nisan sabahı Kanlısırt'taki bu düzlüğe çıktıklarında tek bir çam ağacıyla karşılaştıklarından buraya ''Yalnız Çam'' anlamına gelen ''Lone Pine'' adını vermişlerdir. Kanlısırt platosunda bulunan ve 1920-1925 yılları arasında yapılan, çan kulesi şeklinde, kesme taştan, çok köşeli bir dizayna sahip olan anıtın altında küçük bir kilise (şapel) bulunmaktadır.
Lone Pine Monument, Avustralyalılar'ın ana anıtı, Yeni Zelandalılar'ın ise dört anıtından biridir. Üç gün üç gece süren kanlı çarpışmalarda 7 binden fazla askerin öldüğü ve yaralandığı bu alanın kan gölüne döndüğü, tamamen kana boyanmış yamaçlardan durmaksızın kan aktığı, Kanlısırt adını sonuna kadar hak ettiği bilinmektedir.






İngiliz diplomasisinin Çanakkale’de karşımıza diktiği sömürge askerleriydi Anzaklar. Oldukça kolay bir zafer olacağına inandırılarak sürülmüşlerdi önümüze. Ancak, bizi yani Çanakkale'deki düşmanlarını(!) aylar süren göğüs göğüse çarpışmalarda çok yakından tanıdılar. Topraklarını savunan soylu ve mert Türkleri tanıdıkça inanamadılar, saygı duydular, sevdiler. O yüzdendir ki bu savaş, dünya tarihinde savaş kurallarına ilaveten; saygı, nezaket ve kimi zaman merhamet duyguları eşliğinde gerçekleştirilmiş bir ''Centilmenler Savaşı'' (Tıklayın lütfen) olarak da bilinmektedir.

Anzakların torunları her yıl olduğu gibi bu yıl da, yapılacak törenlere katılmak, atalarının mezarlarını ve çarpıştıkları yerleri ziyaret etmek üzere akın akın bu bölgeye gelecek ve yıllardan beridir süregelen geleneklerini devam ettirecekler.

İlk kez gelenler dedelerinin veya büyük dedelerinin ismini bulup hemen yanına gül ya da gelincik iliştirecek. Hiçbiri sabaha kadar uyumayacak. ''ŞAFAK AYİNİ'' yapacaklar ve her zamanki gibi gözlerinden yaşlar süzülerek saygı duruşunda bulunacaklar.

Araştırmalarıma göre; yabancı anıt ve mezarlıkların bulunduğu topraklar hiçbir şekilde yabancılara ait olmayıp, yalnızca ''onlara tahsis edilmiş'' topraklardır. Yabancılar, anlaşma maddeleri gereğince anıt ve mezarlıklarının bulunduğu yerde bayrak ve asker bulunduramıyor. Çanakkale'deki yabancı anıtları ve mezarlıkları savaşta düşmanın ulaşabildiği en son hat üzerine inşa edilmişler.

Avustralya Şehitlikler Departmanı tarafından Gelibolu Yarımadası'ndaki tüm yabancı mezarlıklar "Anzak Mezarlıkları" olarak isimlendiriliyor. Avustralya Hükümeti "Departement of Veterans Affairs"ın resmi internet sitesindeki bilgilere göre Anzaklar kendilerine ait mezarlıkların bulunduğu yerleri North Graves (Kuzey Mezarlıkları) ve South Graves (Güney Mezarlıkları) şeklinde ikiye ayırıyor.


Graves near Anzac Cove on the Gallipoli Peninsula. Photograph: Mike Osborne/AAP (www.theguardian.com)


*Anzak (Australian and New Zealand Army Corps: ANZAC)


* * *




14/03/2014

57. Alay Şehitliği

57. Alay, tarihte Çanakkale Kara Savaşları’nın başlangıcı olarak adı geçen Anzak Çıkarması'nı durdurmak amacıyla 25 Nisan 1915 sabahı harekete geçen Osmanlı alayıdır.

Çanakkale’yi denizden geçemeyen İtilaf Devletleri, 25 Nisan 1915 günü Gelibolu Yarımadası’na ve Kumkale’ye asker çıkararak Çanakkale Kara Savaşları'nı başlattı.

Çıkarma kuvvetleri 25 ve 26 Nisan 1915 tarihlerinde Arıburnu’ndan karaya çıkıp Conkbayırı’nda ilerlerken Türk birlikleri tarafından durduruldular. Yarbay Hüseyin Avni Bey komutasındaki 57. Alay;
19. Tümen Komutanı Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal’in 25 Nisan günü verdiği; “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve komutanlar geçebilir,” emrini uygulayan birliklerdendi.
57. Alay'ın, komutanları Manastırlı Yarbay Hüseyin Avni Bey, İstanbullu Rum Doktoru Yüzbaşı Dimitroyati, Konyalı İmamı Hasan Fehmi Efendi ve en küçükleri olan 9 yaşındaki Saka Çocuk dahil 628 kişilik mevcudunun tamamı 25-28 Nisan 1915 tarihleri arasında şehit düşmüştür.

11/03/2014

Akbaş Şehitliği

Şehitlik mertebesi peygamberlikten sonra en yüce mertebedir.

Tarih boyunca bağımsızlığımızı korumak adına en zor şartlarda mücadele vermiş olan milletimizin asıl kahramanları, vatan uğruna göğsünü siper edip gözünü bile kırpmadan, fedakârca can verenlerdir. Onlar ki, kanlarıyla suladıkları bu toprakları, bu cennet vatanı bizlere kutsal bir emanet olarak bırakıp gittiler. Vatanın bölünmez bütünlüğü ve idealler uğruna can vermekten daha yüce bir onur ve mertebe olmayacağını da kanıtlayarak cennetteki yerlerini aldılar. Varlığımızın ve birliğimizin, vatan sevgimizin, bağımsızlığımızın ölümsüz simgeleri olarak daima yüreğimizde yaşayacaklar.

''Çanakkale Deniz Zaferi ve Şehitler Günü''nün anlam ve önemine istinaden, geçen yıl yaptığıma benzer biçimde 18 Mart tarihine kadar kendi çektiğim görseller eşliğinde, bu kez bölgedeki bazı şehitliklerin tanıtımı ile ilgili bir yazı dizisine geçiyor, bunlardan ilki olan Akbaş Şehitliği ile başlıyorum.


Çanakkale Deniz Zaferi'nin hemen ardından başlayan Kara Savaşları'nda 25 Nisan 1915 tarihinde Arıburnu ve Anafartalar mıntıkasında ağır yaralananan askerlerimizi İstanbul'da hastane haline getirilen Selimiye Kışlası'na götürmek üzere
Akbaş İskelesi'nde bekleyen ''Halep'' adlı gemi, İngilizler tarafından batırılmış; geminin personeli ile beraber
ağır yaralı 200 Türk askeri şehit düşmüştür. Şehitler kanlı elbiseleri ile toplu olarak buraya gömülmüşlerdir.
Vatan için canlarını veren aziz şehitlerimizin ruhları şâd olsun. (20 Eylül 1921)


TÜRK ASKERLERİNE
Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir.
Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı sendedir.
Burada şehit olan kahraman evlatlarımızı minnetle anıyorum. Ruhları şâd olsun.
Mustafa Kemal ATATÜRK

Şehitlik Eceabat-Gelibolu yolunda, Eceabat'a 12 km uzaktaki Akbaş mevkiindedir ve Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı sınırları dışındadır. İstanbul istikametinden gelenler için bölgenin ilk ziyaret noktası konumundadır.

Savaşın tüm şiddetiyle yaşandığı Gelibolu Yarımadası'nı çağdaş bir görünüme kavuşturmak üzere 2006 yılında başlatmış olduğu ''Tarihe Saygı Projesi'' kapsamındaki çalışmalarıyla bölgedeki sekiz köyü ve 57. Alay Şehitliği'ni rehabilite eden OPET, Akbaş Şehitliği'ndeki yenileme çalışmalarını da 2013 yılının Aralık ayında tamamlamış bulunuyor.


Akbaş Şehitliği Heykeli (Prof. Tankut Öktem)


18/03/2013

18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi


Gürleyen top sesleri Mehmetçiğin sesidir.
Çanakkale ulusun bütünleştiği yerdir.
Denizde Nusrat'ımız, karada bataryalar,
Hamidiye atışta, bir de Mesudiye var.

Düşmana yok verecek bir karış toprağımız,
Anadolu bizimdir, dalgalan bayrağımız.

Conkbayırı, Kilitbahir, hele Anafartalar,
Tarih sayfalarına yeni bir destan yazar.
Korkumuz yok, birleşsin gelsin yeni ordular,
Atatürk'ün izinde yenilmez Mehmetçik var...

Düşmana yok verecek bir karış toprağımız,
Anadolu bizimdir, dalgalan bayrağımız.

Çanakkale köpürür, düşmana geçit vermez.
Bu toprağın üstüne başka bayrak dikilmez.
Öyle bir zafer ki bu, asırlarca silinmez.
Haykırır tüm ulusum ÇANAKKALE GEÇİLMEZ!

Fazıl Hüsnü Dağlarca

01/07/2012

Dönmeyi Asla Düşünmediler

Öğle saatlerinin dayanılmaz sıcağı inmek üzere.
Arabanın içinde beş kişi, patikaya benzer bir yolda düşük hızda ilerliyoruz...

Metrekareye 6000 merminin düştüğü, üç merminin havada çarpışarak iç içe geçtiği bir savaşta bedelini
253 bin şehit vererek ödediğimiz ulvi topraklar üzerindeyiz.
Şairin ''şüheda fışkıracak'' dediği yerde, kelimenin tam manasıyla ''şehit kanıyla sulanmış'' topraklarda...

Hepimiz huşu içindeyiz...
Dağa-taşa, dört bir yanımızda ''binlerce kefensiz yatan''a, toprağa düşmüş şehit kanından mutlak surette nasibini almış küçücük bir ota dahi saygısızlık olur, incitiriz endişesiyle ağzımızdan kelime çıkmıyor.
Kendiliğinden başlayıp gitgide yoğunlaşan ve lal eden garip bir hassasiyet bu...
Susuyoruz...

Dönemeçten sonra, yolun sağ tarafında devasa bir tabela beliriyor birden.
Belirmek sözcüğü hafif... Balyoz gibi iniyor adeta!
Gerçekle hayal birbirine giriyor o an...

Tam 97 yıl öncesi...
İliklerimize kadar titreten bu tablo canlanıyor sanki!
Askerlik tarihinin en kahraman birliği, bir dilim ekmekle tok durmak zorunda olan, yırtılmış çarıklarıyla
cepheden cepheye koşan o kahramanlar!
Orada, karşımızdalar!

Onlar ki; çarpıştıkları siperler arasındaki mesafe sadece 8 metre, yani ölüm kesin iken ve önlerindeki siperde yer alanlar şarapnel, bomba ve kurşun yağmurları altında kurtulmamak üzere düşerken; üç dakika içinde öleceğini bile bile, gözlerini kırpmadan, düşenlerin yerini şimşek gibi alarak ''Çanakkale Geçilmez!'' gibi bir destanı dünya tarihine kanlarıyla yazdırdılar!

Uğruna neredeyse her ocaktan bir şehidin verildiği, her bahçeden bir gülün solduğu, türküsü dünya döndüğü sürece dilimizden düşmeyecek olan acı, fakat şerefli destanımızın eşsiz kahramanlarıydılar!


Onlar ''DÖNMEYİ ASLA DÜŞÜNMEDİLER.''
-They never even considered going back.-


28/10/2009

Cumhuriyet Bayramı ve Bir Anıt Ağaç

Akşam haberlerinde, Ankara Kızılcahamam'da yaşayan Dr.Derviş Özer'in oluşturduğu Türkiye'de bir ilk olan
''Ağaç Şehit Anıtı''nın yarın, yani 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nda yapılacak bir törenle açılacağını öğrendim. Az önce...

Aynı zamanda bir heykeltraş olan Dr.Özer, Genel Kurmay Başkanlığı'ndan 1980 yılından günümüze kadar terörle mücadelede şehit olan 6 bin Mehmetçiğin isimlerini, doğum ve ölüm tarihlerini öğrenip yaklaşık bir yılda, her birini kendi eliyle tek tek paslanmaz krom künyelere yazmış ve bunları zincirlere takıp bir sedir ağacının üzerindeki yapraklar olarak canlandırmış.

Dr.Özer bu fikrin oluşmasının çarpıcı öyküsünü anlatırken ''10 yıl önce kızım daha 3 yaşındayken, tatil dönüşü bir mola yerinde yalınayak, perişan görünümlü iki adamla karşılaştım. Kızımı bu adamlardan uzaklaştırmaya çalışırken, onların traktörle köylerine şehit cenazesi taşıyan yoksul iki köylü olduğunu öğrendim.

17/03/2009

Çanakkale Zaferi, Anzaklar ve Şafak Ayini

18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Savaşları ve Zaferi'nin 94. yıldönümü.

Tarihe ''Çanakkale Geçilmez!'' destanını kanla yazdıran ve beynimize kazınması gereken bu zafer kimileri için sadece ''önemli bir tarih''. Özgürce yaşadığı, her türlü nimetinden faydalandığı bu vatana nasıl sahip olunduğunu en ufak bir şekilde aklına bile getirmeyi düşünmediği öylesine bir tarih işte.
Kimileri için bir zafer. Ama nasıl bir zafer ?

Bütün dünyada şaşkınlık uyandıran bu zafere giden en önemli yol; askerlerimizin bazı kilit noktalarda hemen o anda can vereceklerini bile bile geridekilere zaman kazandıracak şekilde savunma yapmasından geçti. Onlar bütün dünyaya yenilmez olanın ''Milli Birlik Ruhu'' olduğunu, Türk Milleti'nin sonsuza kadar şerefiyle yaşayacağını kanıtladılar. Kadınıyla, gencecik gelinleri ve kızlarıyla, üstelik yoksulluklar içinde, fakat elbirliğiyle kazanıldı bu zafer.

Çanakkale Savaşları; Türklüğün bir ulus olma bilinci ile ön plana çıktığı, şeref ve namusunu kurtardığı, ulusal benliğine kavuştuğu, Türkün yalnız kendine güvenmesi gerektiği gerçeğine artık inanması ve bugünkü güzel vatanımızın elimizde kalması bakımından acı, fakat şerefli bir destan olarak tarihimizdeki unutulmaz yerini aldı.


Ulu Önderimiz Atatürk'ün , Gelibolu Savaşları'nda hayatlarını kaybeden ve ''Anzaklar'' olarak bilinen Avustralya - Yeni Zelandalı askerler hakkındaki sözleri ne kadar anlamlı ve iç yakıcıdır.
Bir zamanlar yamaçlarından oluk gibi kan akan denize nazır bir tepedeki çok büyük bir anıtta Türkçe ve İngilizce olarak yerini alan bu sözler her okuyuşumda içimi titretir ve gözlerim dolar:

BURADA BİR DOST ÜLKENİN TOPRAKLARINDASINIZ. HUZUR VE SÜKUN İÇİNDE UYUYUNUZ.
SİZ MEHMETÇİKLERLE YAN YANA, KOYUN KOYUNASINIZ.

UZAK DİYARLARDAN EVLATLARINI HARBE GÖNDEREN ANALAR;
GÖZYAŞLARINIZI DİNDİRİNİZ. EVLATLARINIZ BİZİM BAĞRIMIZDADIR. HUZUR İÇİNDEDİRLER VE HUZUR İÇİNDE RAHAT RAHAT UYUYACAKLARDIR. ONLAR, BU TOPRAKLARDA CANLARINI VERDİKTEN SONRA ARTIK BİZİM DE EVLATLARIMIZ OLMUŞLARDIR.

Mehmetçiği Çanakkale'de tanıdı Anzaklar. İngiliz diplomasisinin Çanakkale’de karşımıza diktiği sömürge askerleriydi onlar. Kolay bir zafer vadedilerek sürülmüşlerdi önümüze. Bizi, yani Çanakkale'deki düşmanlarını (!) aylar süren boğaz boğaza, göğüs göğüse çarpışmalarda tanıdılar. Topraklarını savunan soylu ve mert Türkleri tanıdıkça inanamadılar, saygı duydular, sevdiler bizi.


Anzakların torunları her yıl olduğu gibi bu yıl da yapılacak törenlere katılmak, dedelerinin mezarlarını ve çarpıştıkları yerleri ziyaret etmek amacıyla akın akın Çanakkale'ye gelecek ve uzun yıllardır süregelen bu geleneklerini devam ettirecekler. Sabaha kadar uyumayıp ''ŞAFAK AYİNİ'' yapacaklar ve bahsettiğim bu anıt dahil, ilgili yerlerde gözlerinden yaşlar süzülerek saygı duruşunda bulunacaklar.


İşte tam bu esnada akla savaşların acı sonuçları, gereksizliği, dünyada sadece ve sadece barış, dostluk ve kardeşliğe ihtiyaç olduğu gelmez de ne gelir ? İnsanın içi derin bir acıyla nasıl burkulmaz?

. . . .

*Anzak ( Australian and New Zealand Army Corps = ANZAC )

İlgili Yazı: Anzak Anıt Mezarlığı (Lone Pine Monument) Tıklayın Lütfen