ANNE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ANNE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25/08/2015

''Vatan Sağolsun''

Bir kadın olarak en nefret ettiğim cümle;
“Vatan sağolsun.”
Neden sağolsunmuş?
Ben dokuz ay karnımda taşıyayım, el bebek gül bebek büyüteyim...
Kokusuna, canına doyamayayım, gece gündüz başında bekleyeyim...
Saçının bir teline bile kıyamayayım...
Sonra tepedeki birtakım yol, insanlık bilmezlerin gaddarca yürüttükleri politikalara kurban edeyim!
Sebep?
Kişisel çıkarları, insanlıktan yakından uzaktan alâkalarının olmaması...
Yıllarca ezberlettiler, yıllarca canımızdan can aldılar…
Vatan sağolsunmuş, neden olsun?
Vatan da benim, toprak da…
Evladım olmadıktan sonra ben neden olayım?
Leş sürüsü medya yakın çekim verirdi, hep öyle vermeye devam ediyor...
Acıklı annenin göz yaşları ile sulanmış dudaklarından dökülen cümleyi…
“Vatan sağolsun” diyor anne…
Ezberletilmiş, beynine kazınmış...
“Vatan sağolsun” diyor bana…

03/06/2012

Kelimelerin Arkası

Semt pazarında, her zaman alışveriş yaptığım tezgâhın başında eteklerinde kendine hiç rahat vermeyen iki küçük çocuğuyla genç bir kadın vardı dün.
Büyük olan oğlandı, dört yaşlarında var ya da yok.
Diğeri taş çatlasa ondan bir yaş küçük, minik bir kız.
Kadın, istediği 1 kilo domatesle biberin tartılmasını beklerken, tezgâhın önünde sıralı kasalardaki kayısıları karıştırıyordu çocukların ikisi birden.

Anne ''Yapma! Bırak onu! Şimdi döveceğim ama!'' gibi cümlelerle çocuklarını zaptetmeye çalışırken, pazarcı kadın:
''Alsınlar hadi. Birer tane yesinler,'' dedi.
Anne çıkarmadı sesini...

Elindeki kayısıyı iştahla yiyen oğlan, ''Muuzz!!!'' diye bağırdı sonra.
Anne duymazdan geldi... Oğlan kelimeyi yineledi.
Minik kızın sesi de eklendi... İkisi birden ''Muuzz!!'' deyip başka bir şey demiyor, anne duymadıkça yükseltiyorlardı seslerini.

Ardından, yerden yere atmaya başladılar kendilerini...
Anne elindeki iki küçük poşetin parasını ödedi.
Hiç değiştirmediği tepkisiz haliyle, ağlayan çocuklarını eve götürmek üzere çekiştirdi.
Ama bu mümkün değildi.
Gitmek istemeyen çocuklar çığlık çığlığa direnmekteydi.
Kafam kazana dönmüş, daha sıra bana gelmemişti...
Kadının giyim kuşamı iyiydi. Birer tişört ve pantalon giydirdiği çocuklarınki de fena değildi.
''Herhalde evde muz var ki duymazlıktan geliyor'' diye düşündürdü beni.
Ama, ''Birer tane muz al bari şunlara. Sussunlar,'' diyen pazarcıya,
''Alamam. Param yetmez,'' dedi !!!???

O an öyle derin bir sessizlik gerçekleşti ki...

''Şu arkadaki sapı kopmuş olanlar kaça?'' deyip bozdu genç kadın sessizliği.
Pazarcı ''Onların sapı kopmuş değil. Ayırdım öyle,'' dedi.
Daha fazla sabredemeyip ''Tartsana iki tane. Bir bakalım,'' dedim.
Tartıldı iki muz. ''1,5 TL tuttu,'' dedi pazarcı.
''Alamam. 1 TL tutsaydı belki,'' dedi kadın...

Gururunu incitirim korkusu ağır bastığından herhangi bir şekilde müdahale edilemiyordu...
Bütün bunlar yaşanırken insanın nasıl da canı yanıyordu...
''Tart şuradan iki kilo muz! Doya doya yesin çocuklar evde!'' deyip parasını ödemekti aslında aklımdan geçen. Lakin, çözüm müydü bu gerçekten?

Tartılan iki muzun 50 kuruşunu ödemek gururunu incitmezdi elbette.
1 lirayı uzattı anne, 50 kuruşu ise benden...
'
'Bunlar çok yaramaz. Sakın üçüncüsünü düşünme!'' dedim kadına giderken...
Dedi ki: ''Hayatta düşünmem zaten!''
Oysa bu kelimelerin ardında ne gizliydi, öyle iyi biliyorduk ki ikimiz birden...


(Görsel: superstock.com)


29/03/2010

Nietzsche ve Annelik Kavramı


''Anne'' kavramı.. Dünyaya getiren.. Tensel temasla başlayan sıcaklığı hissedilip bağlanılan ilk insan figürü. İlk doyum kaynağı..

Ama bilirsiniz, annelik sadece ''doğurmakla'' bitmiyor...

Sürekli ve tutarlı bir şekilde sürdürdüğü sevgisi hissedilen, tarafından gelecek her türlü öğretinin koşulsuz kabul edildiği, çocuğunun sorumluluğunu üstlenip onu geleceğe sağlam bir karakter ve güven duygusuyla taşıyan, bu yola hayatını adayan benzersiz bir varlıktır anne, öyle olmalıdır.

Özellikle anne-oğul arasındaki ilişkiler... Oğullarını erkekliğinin farkına vardırıp, değerler katarak güçlü, sevecen bir birey olarak yetiştirmek ve onların kişilik gelişmeleriyle toplumsal davranışlarının aldığı şekil tamamen annelerin elindedir. Evladının hem kendi hayatında kendisine yetebilmesi, hem gelecekteki eşi ve ailesi için sağlıklı bir model olabilmesi bütünüyle anneye bağlıdır.

Dolayısıyla ''anne'' aile içinde daimi bir rol modeldir...


                                                                . . . .

"Her birimiz içinde annesinden damıtılmış bir kadın imgesi taşır. Her birimiz bu modelden yola çıkarak kadınlara saygı, nefret duymak ya da tümüyle ilgisiz kalmaya kararlıdır."
Friedrich NIETZSCHE

Şimdi Nietzsche'nin hemcinsleri adına sarfettiği ve anne-oğul arasındaki ilişkinin önemini vurguladığı bu sözlerinin yıllardır beynime derin bir şekilde nakşolarak bana verdiği rahatsızlığa ve nedenine geçelim...

Nietzsche'nin içindeki ''annesinden damıtılmış kadın'' ne yazık ki sadece;
''nefret duyulan ve tümüyle ilgisiz kalınan bir imge'' dir...

Yanlış duymadınız. 19. yüzyılda düşün dünyasında varoluşçuluk ve postmodernizm gibi akımlara damgasını vuran bir ''dahi'' olarak kabul edilen Nietzsche, bilinen en ünlü kadın düşmanlarından biridir. Üstün zekasına ve yüksek kültür düzeyine rağmen ''Kadın en sığdan bile daha sığdır,'' diyebilecek kadar sığlaşmış bir filozoftur...

Ve felsefi yazılarında kadınlar hakkında birçok aşağılayıcı söze yer vermiştir. Örneğin;
''Kadınlara mı gidiyorsun ? Öyleyse kırbacını unutma !''

Tüm bunlara sebepse kendiyle hiçbir zaman ilgilenmeyen ve babası hastayken bile onu kapının önüne koyup aşığını eve alan annesidir.

Ne kadar tüyler ürpertici değil mi?
. . . .
Sorumluluğunu taşıyabileceğine dair inanç içinde olmadıkça ve onun maddi, manevi tüm sorunlarına karşı pozitif bir donanım içinde bulunmadıkça ''dünyaya bir çocuk getirme'' fikrinden uzak durulmalıdır.

Ne dersiniz?