2010/03/29

Nietzsche ve Annelik Kavramı


''Anne'' kavramı.. Dünyaya getiren.. Tensel temasla başlayan sıcaklığı hissedilip bağlanılan ilk insan figürü. İlk doyum kaynağı..

Ama bilirsiniz, annelik sadece ''doğurmakla'' bitmiyor...

Sürekli ve tutarlı bir şekilde sürdürdüğü sevgisi hissedilen, tarafından gelecek her türlü öğretinin koşulsuz kabul edildiği, çocuğunun sorumluluğunu üstlenip onu geleceğe sağlam bir karakter ve güven duygusuyla taşıyan, bu yola hayatını adayan benzersiz bir varlıktır anne, öyle olmalıdır.

Özellikle anne-oğul arasındaki ilişkiler... Oğullarını erkekliğinin farkına vardırıp, değerler katarak güçlü, sevecen bir birey olarak yetiştirmek ve onların kişilik gelişmeleriyle toplumsal davranışlarının aldığı şekil tamamen annelerin elindedir. Evladının hem kendi hayatında kendisine yetebilmesi, hem gelecekteki eşi ve ailesi için sağlıklı bir model olabilmesi bütünüyle anneye bağlıdır.

Dolayısıyla ''anne'' aile içinde daimi bir rol modeldir...


                                                                . . . .

"Her birimiz içinde annesinden damıtılmış bir kadın imgesi taşır. Her birimiz bu modelden yola çıkarak kadınlara saygı, nefret duymak ya da tümüyle ilgisiz kalmaya kararlıdır."
Friedrich NIETZSCHE

Şimdi Nietzsche'nin hemcinsleri adına sarfettiği ve anne-oğul arasındaki ilişkinin önemini vurguladığı bu sözlerinin yıllardır beynime derin bir şekilde nakşolarak bana verdiği rahatsızlığa ve nedenine geçelim...

Nietzsche'nin içindeki ''annesinden damıtılmış kadın'' ne yazık ki sadece;
''nefret duyulan ve tümüyle ilgisiz kalınan bir imge'' dir...

Yanlış duymadınız. 19. yüzyılda düşün dünyasında varoluşçuluk ve postmodernizm gibi akımlara damgasını vuran bir ''dahi'' olarak kabul edilen Nietzsche, bilinen en ünlü kadın düşmanlarından biridir. Üstün zekasına ve yüksek kültür düzeyine rağmen ''Kadın en sığdan bile daha sığdır,'' diyebilecek kadar sığlaşmış bir filozoftur...

Ve felsefi yazılarında kadınlar hakkında birçok aşağılayıcı söze yer vermiştir. Örneğin;
''Kadınlara mı gidiyorsun ? Öyleyse kırbacını unutma !''

Tüm bunlara sebepse kendiyle hiçbir zaman ilgilenmeyen ve babası hastayken bile onu kapının önüne koyup aşığını eve alan annesidir.

Ne kadar tüyler ürpertici değil mi?
. . . .
Sorumluluğunu taşıyabileceğine dair inanç içinde olmadıkça ve onun maddi, manevi tüm sorunlarına karşı pozitif bir donanım içinde bulunmadıkça ''dünyaya bir çocuk getirme'' fikrinden uzak durulmalıdır.

Ne dersiniz?

54 yorum:

  1. "Yeterli donanım ve sorumluluk bilincine sahip" annelerin evlatları
    kendine, topluma, insanlığa daha çok değer katabilir. Keşke bunları anne adayları okusa...

    YanıtlaSil
  2. Sevgili Zeugmam;
    Anneden yeterli şefkat ve sevgiyi görebilseydi belki de adı; "Nietzsche" olmaz sıradan kendi halinde annesinin eteğinden ayrılmayan herşeyi ona danışan bir adam olurdu...Kim bilir?

    YanıtlaSil
  3. bu yaşadıkları aslında onu o yapan ama o farkında değil! kurduğum cümleye bak ama :)))

    anne olmaya karar vermek bir süreç ama anne olduğunda bile ne kadar erken karar vermişim dediğin durumlar olabilecek kadar zor!

    çok büyük sorumluluk ama bana sorarsan muhakkak yaşanması gereken bir duygu.
    hazır ve cesareti olan için tabii :)))

    YanıtlaSil
  4. Aynı fikirdeyim Zeugma öğretmenim.
    Kadın düşmanlığı,annesinden gördüğü ve bilinçaltına
    attığı düşüncesinin hayat yargılamasına (discursif) nesnel hakikatlerin
    yok olup gittiği yerden cesaretle ortaya çıkıp,kadın düşmanlığına yönelme davrnış
    biçimidir.Bazı filozoflarda, bu durum Bengi Dönüş düşünceye boyun eğmeyen, çevreye gürlemelerle yayılan bir davranış biçimidir,ve toplumumuz bu tür hastalıklı
    erkeklerle doludur!!!!Ne yazık ki bu adamcıklar üstelik eğitimli ve sosyal konum olarak iyi durumdadırlar!!
    Şiddet,boşanma bu kesimden daha fazla çıkmaktadır.
    Sevgılerrr

    YanıtlaSil
  5. ZEUGMACIĞIM CANIM BENİM ,
    BAŞLIĞI GÖRÜR GÖRMEZ Hİİİİİ YAPTIM.
    İÇİM ÜRPERDİ YÜREĞİM BUZ GİBİ OLDU. PEK SEVERİM NİETZSCHE' DE :)))

    ŞAKA BİR YANA , KADINLARI MUTLU OLAN ÜLKELERDE BUNUN EN BÜYÜK SEBEBİ ANNELERDİR. ERKEK MAĞDURU KADINLARIN ÜLKEMİZDEKİ VARLIĞININ ÇOKLUĞU SEBEBİYLE ANNELERİN EĞİTİMİNE ÇOK ÖNEM VERİLMELİ BU HUSUSLA İLGİLİ HER TÜRLÜ YATIRIM SAĞLANMALIDIR.

    MUTLU VE HUZURLU YARINLAR İÇİN HERŞEYDEN ÖNEMLİ OLAN EĞİTİM ÜLKEMİZİN EN ÖNEMLİ SORUNUDUR DİYE DÜŞÜNÜYORUM ZEUGMACIĞIM.

    DAHA İYİ YARINLARIMIZ OLUR İNŞALLAH .
    TÜM SEVGİMLE..

    YanıtlaSil
  6. sanırım sorun yukarıda da dendiği gibi eğitimde. o çözülürse her şey çözülecek gibi..

    YanıtlaSil
  7. Friedrich Nietzsche, kadınların himayesinde büyümüş bir çocuk. Sadece annesinden değil, bildiğim kadarıyla aşkta da kadınlardan çekmiş biri.
    Kadın, yapısı itibariyle erkeği farklı etkileyebilecek bir insandır. O nedenle, erkeği kral yapabildiği gibi, yerlerde de süründürebilir. Kadının yaşamdaki etkisi daima hissedilmektedir.

    YanıtlaSil
  8. size anne diebilir miyin Zeugma hanımcım

    YanıtlaSil
  9. Sevgili Zeugmacığım,

    Friedrich Nietzsche'nin o kadınlarla ilgili karmaşık ruh halinden yola çıkarak asıl önemli olgunun annelik duygusu ve kavramı nasıl olmalı! bu sorunun irdelenmesi gerekliliğini bir kez daha vurguluyorsun yazında.

    Gerçekten çok önemli bir konu bu!Toplumda öncelikle; Mutlu kadınlar ve erkekler olmalı! sonra onlardan dünyaya gelecek sağlıklı çocuklar. Sevgi ve şevkatten nasibini fazlasıyla almış! Eğitim evet gerçekten eğitim olmalı ama sadece okulda değil elbet. Şefkat göstermenin, sevgiyi karşılıksız vermenin bir eğitimi olabilir mi diye sormadan da edemiyor insan!..en büyük güç SEVGİ !..hoşgörünün, inancın, varlık sebebimiz olan her şeyin yaşama sevincimizin ana kimyası sevgiden geçiyor...

    Mutlu yarınlar için verilmesi gereken bir eğitim var ise o da sevgiyi öğretmek, sevmeyi bilenleri örnek almak olmalıdır!..

    Sevgilerimle canım...

    YanıtlaSil
  10. Ve hatta kendi ailesi ve eşinin ailesinde görebildiği olumsuz genleri olanlar bile dünyaya çocuk getirmemeli. (Sadece benim düşüncem, doğru yada yanlış)
    Düşünür ve söylerim hep bunu.
    Hiçbir suçu olmayan melekleri bu şekilde dünyaya getirmek, hak etmediği bir yaşamı zorla yaşatmak en büyük suçtur.
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
  11. alizafersapci ;
    Bu bilinçte ve gayrette olanlar var tabii ki. Dileğimiz tüm annelerin bilinçlenmesi...

    sufi ;
    O zekasıyla pek sıradan ve kendi halinde olmazdı bence sevgili sufim.
    Ama kadın düşmanlığı bu kadar had safhaya ulaşmazdı, kesin..

    Tibet'in annesi ;
    Tam da yine yeri gelmişken söylemeliyim ki; sen annelik görevini mükemmel bir şekilde yerine getiriyorsun Sibelciğim...

    ayşegül ;
    Özellikle bizim toplumumuzda yaygındır bu söylediklerin Ayşegülcüğüm. ''Erkek evlat'' olduğu için ayrımcı bir şekilde büyütülen ve ayrıcalıklı olduğuna inandırılan erkeklerle doludur, haklısın.Üstelik eğitim durumları hiç farketmez.En bariz özellikleri ben merkezci olmaları ve baskı uygulamalarıdır..
    Teşekkürler katkın için canım..
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
  12. ÇOBAN YILDIZI ;
    Demek daha başlıkta korkuttum seni Zührecim :))
    Nietzsche ile ilgili kaynaklarda annesine olan düşmanlığı ve nedeni genellikle yer almaz dikkat edersen.
    Ülkemizde annelerin eğitimine yer verilmesi konusunda çok haklısın.Bunun zor bir şey olduğunu da düşünmüyorum.Örneğin televizyonlarda dedikodu kaynaklı yemek programları yerine bu amaçta projelere yer verilebilir.
    Mutlu, huzurlu ve gelişmiş bir toplumun en başta gelen sorunu bu bence de...
    Umarım yarınlarımız güzel olur..
    En içten sevgilerimle canım..

    ( f ) ( k ) ( h ) ;
    Hoşgeldin..
    Dediğin gibi, en kısa ve net haliyle budur...

    Hayalbemol ;
    Aşkta da çok çekmiş, evet. Ve en sonunda 10 yıl yatağa bağlı kalarak frengiden ölmüş..
    Erkeği vezir de rezil de eden kadındır derler, haklısın bemolcüm..

    DecisionS ;
    :))) İlahi Deci..
    Yazıyı okuyunca öyle mi hissettin?
    Eee..Sana onca öğüt verip bazen de korkutuyorum.Gelip tekmil veriyorsun bloguna:))
    Diyebilirsin tabii evladım :D

    Esmir ;
    Sevgili Esinciğim, çok güzel irdelemişsin..
    Doğumdan itibaren çocuğun ilk okuduğu okul evi, ailesi ve başöğretmeni de annesidir elbette.
    Yetiştirildiği şartlara ve tarza göre şekil alacaktır.
    Ve sevgi olmadan hiçbir şey gerçekleşmez, haklısın..
    Teşekkür ve sevgilerimle canım...

    YAŞAMIN KIYISINDA ;
    ''Sadece benim düşüncem'' dediğiniz görüşe ben de tüm kalbimle katılıyorum Nur Hanım..
    Hak etmediği bir yaşamı çocuğa zorla dayatmak..İşte kilit noktası..
    Değerli görüşünüz için teşekkür ediyorum..
    Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  13. Merhaba değerli zeugma
    Çocukluk kendi başına bir travma zaten,fakat bazı çocuklar bunu daha derin yaşıyor. Bu yazınız bana anne ve baba ilgisizliği hayatına damga vurmuş bir aydınımızı, Cemil Meriç'i hatırlattı.Kendi ağzından annesi ve babası için söylediklerini yazıyorum:
    "...Annem hep gurbet psikozu içinde yaşadı, babamı pek az severdi sanıyorum, ölseydi de kurtulsaydık, dediğini çok duyduğumu sanıyorum.Zaten babamla iki yabancı gibiydiler.Sayardı babamı ,daha doğrusu korkardı ondan. Annem asabiydi, şikayetçiydi, bütün felaketlerden babamı sorumlu tutuyordu. Ama o yokken söylerdi bunları".
    Ayrıca Meriç babasına böyle bir tanı konmamış olmasına rağmen, onun için "şizofren"tanımını kullanmıştır.Kendisinin bir kelimeyi kullanmadan üç lugata baktığını hatırlatalım.
    Kaynak: Cemil Meriç'in psikolojisi-Murat Beyazyüz.
    Tabii Nietzche'nin yaşadığı daha travmatik.Bunu daha olumsuz bir şekilde yansıtabilirdi. Yazılarında kadınları kötülemiş olsada yaşanan olumsuzlukların yaratıcılık üzerinde tetikleyici etkisi vardır.Bu tarvmalar sanatla evrilerek pozitif bir yaratıcılığa dönüşebilir. Ya da daha negatif ve olumsuz durumlara yol açabilir. Rolla May "yaratma Cesareti" adlı kitabında bu konuya değiniyor.
    Güzel yazıydı teşekkürler.

    YanıtlaSil
  14. Merhaba Sevgili Catharsis,
    Hoşgeldin...
    Cemil Meriç'le ilgili bu detayları bilmiyordum.Çok teşekkür ederim verdiğiniz bilgiler için..
    Ve ayrıca'' Yazılarında kadınları kötülemiş olsada yaşanan olumsuzlukların yaratıcılık üzerinde tetikleyici etkisi vardır.'' şeklindeki görüşünüz yüzde yüz doğru.. En azından hırs yapma, intikam alma duyguları başta gelmiştir, diyorum..
    Tıpkı hüznün daha çok ilham verip edebi eserler yaratmada en büyük etken olması gibi..
    Harika bir yorum ve paylaşımdı.Ben teşekkür ediyorum..

    Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  15. Murat Beyazyüz'ün kitabı bana göre muhteşem bir psikobiyografi. Bu kitabın tanıtımını blog'da yapmak istiyordum, fakat yazacak o kadar çok şey vardı ki seçmekte zorlandım. Belki de iki bölüm halinde tanıtmalıyım.
    Yazın bana ilham oldu.
    Teşekkürler

    YanıtlaSil
  16. Anne olmak sadece çocuk doğurmak olarak görüldüğü sürece, yanlışlara düşmek çok olası. Halbuki o kadar incelikli bir durum ki çocuk yetiştirmek. Hele hele şimdilerde. Çocukları ile ilgili blog yazan anneleri okudukça daha iyi anlıyorum bunu.

    YanıtlaSil
  17. Kadın'ın olmadığı yerde "anne" aramak, boş bir çaba. Benim hiç umudum yok açıkçası kadınlığın ve anneliğin geleceğine dair.Bir toplumu yüceltmek istiyorsanız öncelikle kadınların eğitiminden başlamalısınız işe. Küçük yaşlardan itibran sıkı bir disiplin gerekli bana göre. Aksi taktirde ülkemiz vahşet dolu bir korku filminden öteye gidemeyecek önümüzdeki yıllarda.

    YanıtlaSil
  18. Anne ve ablasının kıskacında kalmış, rivayet olur ki ablasına aşık ve hatta enstet ilişki yaşamışlar.

    Bu çarpıklıktan kurtulmak isterken üzerine bir de aşık olduğu Lou Salome'dan karşılık bulamamış.

    Ehh bu durumda "kadınlar ,iyidir hoştur,güzeldir,yeri başınızın üzerinde olsun" diyecek hali yoktu pos bıyık amcanın.

    Koskoca filozofu magazinsel hale soktum biraz kusura bakmayın :))


    Sevgilerimle.

    YanıtlaSil
  19. Canım Zeugmacığım;

    Anne-çocuk ilişkisi ve annelik duygusu üzerine yazılmış çok öğretici bir yazıydı..

    Bu önemli genel konu arasında da, bir özel kişilik seçmişsin ki, cuuk yerine oturmuş..

    Tabii ki, Nietzsche gibi bir kişinin kadın ve anneye bakış açısı, toplumlar üzerinde bu kadar etkisi olan biri olarak çok önemli olsa da, annesinden göremediği ilgi ve sevgi ortamı sonucu ruhunda oluşan kadına bakış açısının, onun suçu olmadığı gayet açıktır.

    Bana göre, bir kadın sadece doğuracağı çocuklarının değil, o çocukların babasının da annesi olabilmelidir. Çünkü, babanın da o eğitime ve sevgiye ihtiyacı vardır..

    Her ne kadar kendi annesinden yeteri kadar anne sevgisi görmüş olsa bile, bütün erkeklerin yaşamlarının sonuna kadar anne sevgisine muhtaçtırlar.. Erkekler bu durumu açık olarak kabul etmeseler bile, kadın bunu hissettirmeden eşine gösterebilmelidir. Bunu kendi babamdan biliyorum.. Annemin bunu çok iyi bir şekilde uyguladığını ve babamın da bundan hiç rahatsız olmadan, mutlu olduğuna bizzat şahitim..

    Yine üzerinde çok derinlemesine ve uzun uzadıya yazmayı gerektiren bir konu seçmişsin..
    Emeğine ve yüreğine sağlık canım Zeugmacığım..

    Çok çok öpüyorum ve sevgilerimi bırakıyorum..

    YanıtlaSil
  20. Sevgili Zeugma'cığım, bam telime bastın bu harika yazınla."Köpekler ana olmasın!" diye bir deyim vardır.Gerçekten köpeklerin yaptığı analığı yapamayan analar o kadar çok ki...Ice-Man çok güzel söylemiş "kadının olmadığı yerde anne aramak"
    susturulmuş,ezilmiş kadınlar öfkeli ve kızgın erkekler yetiştirecek annelerdir.Çok olumsuz girdim sanırım :) Bunun yanı sıra, bir insanın neden kendi hayatını başka birinin hayatı için verebildiğini, bu dünyada kendisine bahşedilmis en güzel hediye olan yaşamdan nasıl vazgeçebildiğini anlatacak tek his. Annelik azmin, sabrın, sevginin üzüntünün, sevincin bambaşka anlamlara ve şekillere büründüğü bir yolculuk sanki.
    Annelik her yiğidin harcı değil ve bu sebeple, doğurma yetisi olan her kadın anne olmamalıdır.Soğukta minicik ayakları soğuktan morarmış bebekleri taşlara yatırarak dilenen kadınları gördükçe çıldırıyorum.
    sevgilerimle canım

    YanıtlaSil
  21. Eğitim bilim -pedegoji- mübadele ve iletişimin karşılığını kabul etmez.Hiçbir iş eğitimden daha insanlık dışı, daha korkunç değildir.

    Nietzche'nin sözleridir bunlar.
    Yazını ve yukarıda ki yorumları okuyunca, işin psikolojik boyutu ve Freud'u anımsamadan geçemeyiz. Çocuk yaşta aldınan yaralar, süreç içinde her kişiye göre değişik boyutta ortaya çıkar.

    Bunları yazarken, bizim nesilden Erkin Koray aklıma geldi. Zati muhterem biricik kızını Türk okullarına göndermeyi redederek, kendisi evde eğitim vermeyi uygun bulmuştu. İnsan düşünmeden edemiyor, acaba talebelik
    yıllarından gelen bir acısı mı var, yoksa eğitim sistemimize güvenmiyor mu diye.

    Yine psikoloji üzerinde gidersek, bir erkeğin ilk aşık olduğu ve memesini emerken ilk cinsel haz aldığı annesidir denir. Bu ilk aşkın, erkek çocuğa verebileceği bilimsel sevgi olmalıyken
    (aşrısının başka sapmalara götüreceği gerçeğini unutmadan) filozofumuzun yaşadığı travma ile, ilk aşkından sonra bütün kadınlara düşman olması normaldir.
    Kız çocuklar da ise ilk aşkının baba olduğu gözardı edilmemeli,
    onların da yaralandığı takdirde çok değişik yollara başvurabilecekleri düşünülmelidir kanımca!

    Konuyu biraz dağıttığımın farkındayım.Sonuç olarak, Nietzche'de hümanizma karşıtlığı (düşüncesinin vakitsizliğine bağlı ve "modern fikirler" in propagandasından,
    "yararcı" ahlakın saçmalığındann doğmuştur.) eğitimi insanın özünü "gerçekleştirme" amacı
    olarak görmemesine (çağdaş liberalizmin asıl aptallığını tamamen "gelişme" sözcüğü içinde
    özetlemek istemiştir.)O'na göre eğitim ,en insanlık dışı araçalrı kullandığı oranda mümkündür.

    "İnsanlık dışı elbette ÜSTİNSAN'a doğru bir adımdır.O'nu Nietzche yapanda budur herhalde.

    Sevgilerimle

    YanıtlaSil
  22. Catharsis ;
    Psikobiyografi olduğu için ve detayların birbirine bağı nedeniyle fazla kısaltamazsınız.Bence 2 hatta 3 bölüm halinde bile yayınlayabilirsiniz.
    Ben de ilgiyle okuyacağım..
    Sevgilerimle...

    Parpali ;
    Blog yazan annelerin çocukları için sarfettikleri çabaları ve izledikleri doğru yolu ben de takdirle izliyorum Parpali.
    Bu yolla birbirlerinden tecrübe de kazanıyorlar.

    Ice-Man ;
    Öncelikle hoşgeldiniz..
    Düşünceleriniz çok karamsar geldi bana. Bence umudunuz olsun.Her şey ailede başlar ama bu kadar zor bir şey değil kadını bilinçlendirmek, toplum adına önlemler almak.
    Dilerim en kısa zamanda gerçekleşir.

    İzDüŞümLeR ;
    Bunları duymamıştım.Adam kadınlarla ilgili fazlasıyla problemliymiş desene :)
    Gerçek olduğu sürece neden magazinel olsun.
    Nietzsche'yi masaya yatırdık bir kere :))

    Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  23. Arzu Breda ;
    Sevgili Arzucuğum;
    Anne-çocuk ilişkisi ve annelik duygusu üzerine bir yazı ama, Nietzsche'nin hep aklımda duran o sözü üzerine anne-oğul sevgisi/sevgisizliği üzerine ağırlık kazandı..
    Senin yoğunlaştığın detay ise gerçekten muhteşem ve bana göre de olması gereken en büyük doğrulardan biri :
    ''Annenin eşine de annelik yapması''.. Böylece çok daha huzurlu ve sevgi dolu bir aile ortamı sağlanmış olacaktır.
    Senin de emeğine ve yüreğine sağlık canım..
    Sevgilerimle...

    Dalgaları Aşmak ;
    Canım, olumsuz falan girmedin..Söylediğin sözler gayet doğru. Geleceğinin sigortası olarak görüp çocuk doğuranlar ve daha 4 yaşında sokakta mendil sattıranlar, dilendirenler, vb yok mu? İşte köpekler bile bunlardan daha iyi analık yapar. Bak ben daha sert konuştum :))
    Soğuk taşlara bebeğini yatırıp dilenen kadın ben de çok gördüm üstelik :( Bunları belediye konteyner'larıyla toplayıp kısırlaştırma işlemi falan yapılmalı...
    Aklıma daha kötü şeyler gelmeden durayım en iyisi ben...

    Sevgilerimle canım...

    Jivago ;
    O zaman Erkin Koray Nietzsche'yi fazlasıyla benimsemiş durumda..
    Nette aradım biraz. Şu an 25 yaşında olan kızını hiç okula göndermeyip, okuma yazmayı evde öğreten ünlü rockçımız geçen yıl şöyle bir açıklama yapmış:
    `Ben biraz garip bir adamım, kimse beni örnek almasın, eğitim çok önemli bir konu, herkes çocuğunu okutsun mutlaka!`
    Hiç değilse olumlu bir mesajı olmuş 25 yıl sonra...

    Benim anlamadığım yaşadığı çağa damgasını vurmuş bir deha nasıl olabiliyor da başta annesi, tüm kadınlara düşman olabiliyor ve konuyla ilgili sözleri her yerde uçuşuyor.

    Ben yazıda Nietzsche'nin sözünden yola çıkarak erkek evlat-anne örneğini verdim. Yoksa sizin örneklediğiniz ''Kız evlatların ailede yaralandığı takdirde çok değişik yollara başvurabilecekleri düşünülmelidir'' sözleriniz son derece doğrudur ve çok daha vahim sonuçlar doğurur.
    Sonuçta herkes sorumluluğunu bilmeli, ailede karşılıklı sevgi, saygı, güven ortamı bulunmalı, anlaşmazlığa düşülen konularda da aile meclisi toplanıp karar vermelidir, diyorum naçizane...

    Bilimsel verilerle harmanladığınız detaylı güzel yorumunuz için teşekkür ederim..

    Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  24. Bak yine unuttum.Kaç zamandır yazıcam "düşler" şiirine bayıldım.

    YanıtlaSil
  25. Sevgili Zeugma'cığım, kısırlaştırma düşüncesi,benimde, o sahneleri her görüşümde aklımdan geçer:)Bir de laf söylemeden geçemiyorum ben."Yazık değil mi o çocuğa " diye söylene söylene devam ediyorum yoluma.birgün dilenciden dayak falan yersem şaşırmayın:)

    Sevgilerimle

    YanıtlaSil
  26. Sevgili Bedişciğim, duygu sömürüsü
    yapmak adına bebeğini soğuk taşlara yatıran bir anne aynı ilhamı veriyor demek ki bizlere : Kısırlaştırma :))
    Ama bence çöp konteynerlarıyla, yani hak ettikleri biçimde götürülmeleri gerek o işleme :)

    Canım ''Düşler'' şiirimi beğendiğin için çok teşekkür ederim.Artık şiir yazamıyorum.Yazmam için resim veya foto bulup kurgu oluşturmam lazım, diyecektim ki tam, bak aklıma ne geldi:
    Sen şahane resim yapıyorsun. Birgün senin resimlerinden biri için de şiir yazayım, ne dersin?
    Daha önce ressam /blogger arkadaşım Gülgün ile böyle bir uygulama yapmıştık. Bak istersen, karar ver.. Ok?

    Sevgilerimle..

    YanıtlaSil
  27. Fikri beğenmene çok sevindim :)
    O zaman yaptığın resimlerden bir tanesini blogunda uygun bir yere kopyala.Ben bir göreyim...
    Bakalım neler olacak:))

    YanıtlaSil
  28. sevgili zeugma anne olmak çok kolay bir okadar da zordur anne liği burda anlatmak istemiyorum anne vardır canından bir can olsun ister anne vardır kendini geleceğini garanti altına alıp ileri yaşantısını düşünüp doğurur doğurmak marifet değil binlerce çocuk aç sefil sokaklarda ..güzel bir paylaşımdı teşekkür ederim güzel bir konuya değinmişsin sevgiler...

    YanıtlaSil
  29. Annelik gerçekten çok önemli bir olgu ve dahada önemlisi toplumun şekillenmesinde unutulmaması gereken bir nokta.Ben bu konuda geleneklerimizin günümüzdeki verilerle güncellenerek geleceğimizin anne adaylarına aktarılması taraftarıyım..Yani ne tamamıyla geleneklerine bağlı ve kapalı bir davranış biçimi olmamalı neden ilk andan itibaren bırakın çocuğuna süt vermeyi,onunla uzaktan ilgilenen anneler olsun derim..

    YanıtlaSil
  30. bilge ;
    Sevgili bilge,binlerce çocuk aç sefil ve her ne hikmetse üçüncü dünya ülkelerinde doğum artışı çok hızlı. Afrika'da tek bir bisküvi için yalvaran çocukların anneleri bile doğurmaya devam ediyorlar ne yazık ki...
    Konu çok boyutlu ve vahim..
    Teşekkür ederim katkın için.Sevgiler...

    Leon ;
    Yeryüzündeki her insan bir ''anne''den dünyaya geldiğine göre toplumların şekillenmesinde en önemli konulardan biri elbette..
    Bu konuda geleneklerimizin günümüzdeki verilerle güncellenerek geleceğimizin anne adaylarına aktarılması taraftarıyım. cümleni tasdikliyor,çok teşekkür ediyorum...

    YanıtlaSil
  31. Ice-Man;
    Aktarmak istediğiniz konuyu buraya yorum olarak bırakabilirsiniz.
    Bloguma gösterdiğiniz ilgi için çok teşekkür ediyorum..
    Sevgiyle kalın..

    YanıtlaSil
  32. Sevgili Zeugma,
    Eğitim denilen kavram, hayata aslında sonradan takviye edilecek bir aksesuar değil.İnsanoğlu doğumundan itibaren eğitir kendini. Her anında yeni şeyler keşfeder,bunun altında da merak ağırlıklıdır. Belki de bazı yorumcu arkadaşların bahsettiği eğitim, bir kız bebeğin kadın olma sürecine varana kadar katetmesi gereken bilinç, anne olma isteği planlı olabilir ya da olmayabilir ama galiba annelik içgüdüsü ya da anaçlık denilen şey varoluşunda içinde olmalıdır.Eğitimle belki de doğum kontrol,çocuk bakımı,beslenme, eğitme vs aşılanabilir ama annelik hissiyatı insanın ruhunda olmalı.
    Örneklendirmem yanlış olabilir belki de yayınlamazsın, bu arada belirteyim bunu hoş karşılarım.9 aylık bir bebeğe, kendi dostunun ve arkadaşının tecavüzüne bırakan bir kadına ben anne diyemem.Dediğin gibi annelik dogurganlığı tatmak değil. Dogurganlığının meyvesinin anne derken bedeninden sevgi fışkıracak kadar sana bağımlılığını sağlayacak kapasitede sevgiye sahip olmaktır.Korunaklı bir liman, en yakın arkadaş, ilk öğretmen vs... Şunu da itiraf etmeli ki, bir erkeğin bir kadına sarfettiği aşağılayıcı sözden çok beni üzen hala kadınlık değerinin farkında olmayan hem cinslerim.
    Bir söz vardı; Kadınlar, bir anne kadar güçlü değildir diye.
    p.s/Genelde filozofların dikteleri bir tarafa, yaşam süreçlerine ve trajik ölümlerine baktığımda onlarında büyütülecek bir taraflarını göremiyorum ben,nedense çoğu acınılacak halde birakmış bedenini. Bazı kendilerinin bile çelişki de olduğu fikirleriyse kimisinin beyninde mabet...(Genelleme değilse de...)

    YanıtlaSil
  33. Sevgili Tual'de İz Düşümü ;
    Konuyu öylesine güzel açıklamış ve detaylandırmışsın ki üstüne söyleyecek tek kelime bulamıyorum..
    Her kelimene katıldığımı ve seni ayakta alkışladığımı bil lütfen...

    Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  34. http://www.gunlukgazetesi.net/haber.asp?haberid=89424
    kırbaç mecazi.yukarıdaki link sadece bir yaklaşım.

    ""(...) O sırada engerek yılanı geldi ve ensesinden soktu Zerdüştü, öyle ki can acısıyla feryat etti Zerdüşt. Kolunu yüzünden çekince, yılanı gördü: o zaman Zerdüşt'ün gözlerini tanıdı yılan, beceriksizce kıvrılıp savuşmak istedi. "Olmaz," dedi Zerdüşt, "sana teşekkür etmedim ki henüz! Beni vaktinde uyandırmış oldun; yolum uzun daha."."Yolun kısa," dedi engerek hüzünle; "benim zehrim öldürücüdür." Zerdüşt gülümsedi. "Bir ejder, ne zaman ölmüştür ki yılan zehirinden?" dedi. "Ama geri al sen şu zehrini! Onu bana armağan edecek kadar zengin değilsin." O zaman yılan tekrar dolandı boynuna Zerdüşt'ün ve yarasını yaladı." (...) "Bir düşmanınız olursa, kötülüğüne iyilikle karşılık vermeyin; tersine size iyilik ettiğini kanıtlayın ona."kaynak:www.ayrinti.net

    saygıyla

    YanıtlaSil
  35. beyazmavi;
    Kopyaladığınız linkteki yaklaşımları ilgiyle okudum ve bana çok mantıklı geldiğinden yorum olarak buraya kopyalıyorum.
    Ziyaretiniz ve değerli fikirleriniz için teşekkür ederim.
    Saygıyla...

    Nietzsche için hakikat, dişildi
    Artık Nietzsche'nin bütün çalışmalarının esasını kadın ve onun ahlakı oluşturacaktı. Zira hakikat yolunda ulaştığı bütün sonuçlar; ona insanlığın kurtuluşunun kadın ahlakından geçtiğini söylüyordu. Aslında Nietzsche, en başından beri bu dişil hakikatin fideliğinde yetişmişti. Çocukluğunu annesi, kız kardeşi, anneannesi ve evlenmemiş iki teyzesiyle birlikte geçirmişti. Yaşadığı bu deneyim, onu 20. yüzyılın gerçek bir ahlak filozofu ve hakikat arayışçısı yaptı. Ölünceye kadar da hayat akışını bu dişil hakikat belirledi. Dolayısıyla Nietzsche için hakikat, dişildi. Ancak yaşadığı çağın eril karakteri, bu hakikatin varlığına imkan tanımıyordu. Bu nedenle Nietzsche, yaşadığı çağı 'erkek çağı' olarak tanımladı. Bu, onun deyimiyle şu anlama geliyordu; dişil hakikat, eril duygunun kızgın çağında yaşıyordu. Bu yüzden de birkaç yüzyıl içerisinde bütünüyle erkeğe dönüştürülmesi tehlikesi vardı. Nietzsche bununla eğer ki durdurulamazsa, hakikatin sonsuza dek eril sistemin karanlığına gömülebileceği tehlikesine dikkat çekiyordu. Buna dur demenin tek yolu ise 'üst insan'ı yaratmaktı. Bundan dolayı Nietzsche, ahlaki kopuşu yaşayan sistem toplumsallığına karşı, kadın ahlakına yeniden dönüş anlamındaki 'üst insan' çıkışını gerçekleştirdi. Ancak onun bu üst insan çıkışı, çok yanılgılı ele alınacak ve sistem tarafından büyük çarpıtmalara uğratılacaktı. Eril sistem, topluma aşıladığı ırkçılık hastalığının teorik malzemesini onun bu kavramına dayandırdı. Bu yüzden de üst insan kavramı, uzun bir zaman birçok tartışmanın merkezinde yer alan 'tartışmalık' bir kavram haline getirildi. Oysaki Nietzsche'nin 'üst insan'la kastettiği; ahlaka yeniden dönen insan olarak, ahlaktan kopuşu yaşayan hiçlik dolaylarındaki insan gerçekliğini aşmaktır. Yani 'üst insan'a varış, aslında toplumsallığın özü olan kadın ahlakına yeniden dönüşün gerçekleşmesiydi. Bu yüzden de Nietzsche, üst insanı bir varoluş tarzı olarak yorumladı. Zira kadın ahlakı, toplumun varoluş tarzıydı.

    YanıtlaSil
  36. Kırbaç tamamen mecazidir
    Dolayısıyla Nietzsche'nin 'kadınlara mı gidiyorsun, öyleyse kırbacını unutma' sözünün mesajı, aslında biz kadınlara sistem tarafından yoğunca çarpıtılarak sunulmuştur. Keza yaşamı, felsefesi ve ahlak arayışçılığı göz önünde bulundurulduğunda Nietzsche'nin bu sözüyle; fahişeleştirilmiş, cinsel bir objeye dönüştürülmüş ve kadınca duygularından arındırılıp erkekleştirilmiş kadın gerçekliğine karşı duyduğu nefreti dile getirmek istediği çok açıktır. Ancak eril sistem onun bu söylemini 'kadına karşı şiddet meşrudur' şeklinde yorumlayarak toplumda yanlış bir algı oluşmasını sağlamıştır. Böylece Nietzsche'nin oluşturmak istediği toplumsal refleksin de gelişimi önlenmiştir.

    Oysa ki bu ünlü söyleminde geçen kırbaç kavramı, tamamen mecazidir. Nietzsche bununla düşürülmüş ve fahişeleştirilmiş kadın gerçekliğine karşı tüm erkeklerin (hatta tüm toplumun) bir öfkesi olması gerektiğini belirtmek istemiştir. Keza bu sözünü de, frengi hastalığını kaptığı bir genelev deneyiminden sonra söylemleştirmiş ve bu olaydan sonra da bir daha hiçbir kadınla cinsel ilişkiye girmemiştir. Hatta bunu daha da ideolojik bir formata kavuşturarak; kadınla ilişkiyi salt cinselliğe indirgeyen bu durumu, kapitalizmin 'zevk ahlakı' olarak değerlendirmiş ve reddetmiştir. Artık onun için cinselliğin tek bir anlamı vardır; o da 'sürüleşme'dir. Anlaşılıyor ki Nietzsche bu sözüyle, yalnızca düşürülmüş kadın gerçekliğine karşı bir öfkenin olması gerektiğini haykırmakla kalmamış, aynı zamanda cinselliğe indirgenmiş aşkın, şehvetin pençesinde can çekiştiğini ve bu durumun insanlığın sonunu getireceğini de haykırmıştır. Nitekim yaşamının daha sonraki dönemlerinde bu durumu çok daha güçlü bir ifadeye kavuşturarak şunu söyleyecektir: 'Şehvet varoluşun dehşetini yaşatır.' Bu açıdan Nietzsche'nin, yaşanan durumun vahametini ortaya koyabilmek için kırbacı özellikle seçtiği düşünülebilir. Çünkü çağın rengini belirleyen bu durumun vahameti, ancak böylesi bir mecazla anlatılabilirdi. Dolayısıyla Nietzsche gerçekliği, tüm bu belirtilenlerden de anlaşılacağı üzere bir kadın düşmanlığı değil, tersine bir özgür kadın arayışçılığıdır.

    EKİN GEVER

    YanıtlaSil
  37. Blog sitenize bugün tesadüf eseri rastladım. Okuduğum 3 yazıda değindiğiniz noktalar fazlasıyla hassasiyet içeren ve önemli konular bulunuyor. Diğer yazılarınızda aynı içeriklere sahip olduğunu düşünüyorum. Sitenizi kendi blogumda tavsiye etmekten memnuniyet duyacağım. Saygılar sevgiler vede selamlar...
    http://fayorum.blogspot.com/

    YanıtlaSil
  38. Çok teşekkür ederim.
    Çok naziksiniz.Ben de sizin sitenize baktım.Oldukça kapsamlı ve kaliteli buldum.
    Benden de sevgi, saygı ve selamlar...

    YanıtlaSil
  39. Sen kimsin ki Nietzsche'yi yorumluyorsun.. Sen kimsin ki Nietzsche'yi aşağılıyorsun..

    Sen kimsin Nietzsche'nin o dedikleriyle anlatmak istediğini anlayabilecek.. onunla üstünlük sağlayabilecek, sevgisine sevgi katabilecek, iyiliğine iyilik, merhamet duyguna merhamet katabilecek.. Sen kimsin ben sana söyleyeyim. Zavallı insancıksın.. halinden memnun olmayı mutluluk sanan zavallı insancıksın.

    YanıtlaSil
  40. Bu yazıya adsız yorum bırakan kişi(liksiz)!
    Burası benim blogum, yani günlüğüm, anlatabildim mi?

    Ben kim miyim? üniversite eğitimini Almanca almış ve Nietzsche'yi özümsemiş biriyim.Sanırım sadece bu cevap yeter sana.Ama kavrama yeteneğin epey kıta benziyor..O yüzden biraz daha yazayım!!!

    Sen kimsin peki bu sinsi tavırlarınla???? Burada olumlu-olumsuz her türlü görüşe yer verdik onunla ilgili.
    Yukarıya iyi bak . ''beyazmavi'' adlı arkadaş konuya karşıt bir link verdi, o yazıyı mantıklı bularak olduğu gibi buraya aldım?
    Dolayısıyla bu yaptığınla asıl sen ''insancık'' bile olamazsın....

    Nietzsche ile ilgili bildiklerini gelip sen de yazsaydın o zaman bu zavallı tavrın yerine...

    Sanırım annenle ilgili bir problemin var ki bu kadar bozuldun durup dururken!!!!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nieztche'yi özümsemiş olsaydınız zayıfın gücü kavramına da vakıf olurdunuz. Kadının gücü buradan gelir zayıflığı onu dokunulmaz yapar. Nietche 'nin tam olarak analiz ettiği şeyler aslında onunla ilgili paylaşımınızda gizlidir.

      Sil
    2. ''Kadının zayıflığı'' kavramı..
      Öncelikle erkeğe nazaran bedenen zayıftır kadın. Doğru. Toplumdaki yeri ve hakları açısından zayıf bırakılmıştır. Söz konusu zayıflıkları onu sizin dediğiniz şekilde ''dokunulmaz'' yapmaz. Düşünün bakın, tam tersidir....

      Sil
  41. Sanırım o kişinin adsız yazması değil, yazdıklarında "eleştri" sınırlarının dışına çıkıp usluptaki olumsuzluk can sıkıcı.

    sağlıcakla mutlu kal

    YanıtlaSil
  42. Evet...
    Kendini bak istersen kendini tanımlamış bu zavallı insancık..Gördün mü sevgili mavibeyaz....

    Yarası olan biri...

    YanıtlaSil
  43. evet,baya cahilce yazmış :)
    bir de yazdığınla pek de alakalı değil, bana baya saçma geldi..daha doğrusu saçma bile değil,cahilce:)

    teşekkürler,kendine iyi bak...

    not:"sen kimsin ki fener şampiyon olamaz,sazan olan sensin" deseymiş daha manalı olurmuş, bu kadar kel alaka olmuş onun yorumu:)

    can sımaya bile deymiyor

    YanıtlaSil
  44. Bu türlerden o kadar çok ki ne can sıkması beyazmavicim?

    Beni ''halinden memnun biri'' olarak tanımlamış bir de o mercimek kadar beyniyle :) Memnun olsam etrafımda gördüğüm haksızlıkları buraya döker durur muyum?

    Sorun ne biliyor musun? Böylelerine susmamayı prensip edinmem :)

    Sevgiler....

    YanıtlaSil
  45. inan baya baya vicdanlısın; çünkü yanıtsız cevapsız olup sessizlikle karşılasan bu daha fazla koyar karşıdaki insana; örnek Niçenin "Ariadne'nin Yakınması" :)

    http://www.antoloji.com/siir/siir/siir_SQL.asp?siir_id=49018

    sende içinde tutamayanlardansın,enginkal

    YanıtlaSil
  46. Bu sözlerinde de haklısın, ne diyeyim :) Ama elimde değil..

    Verdiğin linke girdim yine..Ne kadar güzel gerçekten, teşekkür ederim...
    Nietzsche özünde çoğu görüşünü benimsediğim ve saygı duyduğum bir filozoftur, bak örneğin şu yazıma:

    http://anfaengerwriter.blogspot.com/2009/08/suruden-ayrlma.html

    Bugün verdiği nokta örneklerle sürekli doğruları ''işaret eden'' eden senin gibi dost vardı yanımda.Tekrar teşekkür ederim.

    Sevgi, saygı ve selamlar...

    YanıtlaSil
  47. Adsız yorumcu, yorumunu yayınlamadım, çünkü saygı çerçevesinin dışına çıkmışsın.
    Sana şunu söyleyeyim:
    Sığındığın adsız kimliğin ardından ahkam kesmeden önce Türkçe yazım kurallarını öğrenmelisin. Misal; ayrı yazılan -de -da takılarını -mı -mi soru takılarını birleşik yazıyorsun. Büyük harf, küçük harf hak getire! Sen bunları bile halen öğrenemediysen pek de zeki olduğundan bahsedemeyiz ve yazdıklarını kaale almamalıyız.
    Ha, bir de burada yazılanları sil baştan bir kez daha oku ve titreyip kendine gel bence. Çünkü korkarım ki sadece imlâ ve yazım kuralları değil sorunun. Okuduklarını anlamama problemin de var! Saygısızlık ve haline bakmadan kendini bi halt zannetmek ise en temel sorunun!

    YanıtlaSil
  48. Aslında şunu demeli;
    Anneler varsa yaşam vardır.

    YanıtlaSil
  49. Hem Nietzche'nin düşüncesi üzerinden kadını tanımlayıp yüceltip hemde yine nietzche düşüncesi üzerinden nietche 'yi sığ bulmuş olmanız biraz ilginç olmuş . Kadın olmak saygıyı ve sevgiyi haketmek için yeter şart değildir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yeterli şart olduğunu söylemedim. Hiçbir zaman genelleme yaparak konuşmam. Saygı ve sevgiyi hak etmeyen kadınlar da vardır.

      Sizin de Nietzsche'nin adını doğru yazamamanız ilginç olmuş:)

      Sil
    2. Bakın, yazıda annenin rol model olduğunu söylüyorum.
      ''Oğullarını erkekliğinin farkına vardırıp, değerler katarak güçlü, sevecen bir birey olarak yetiştirmek ve onların kişilik gelişmeleriyle toplumsal davranışlarının aldığı şekil tamamen annelerin elindedir. Evladının hem kendi hayatında kendisine yetebilmesi, hem gelecekteki eşi ve ailesi için sağlıklı bir model olabilmesi bütünüyle anneye bağlıdır.'' diyorum.

      Dolayısıyla bu söylediklerimi başarabilmiş anneler olduğu kadar başaramayanlar da vardır. Nietzsche'nin annesinin başarıp başaramadığını okuyucuya bırakmış olabilir miyim?

      Sil