aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

05/07/2020

Kırlangıç Ailesi | Mini Belgesel

Dün biraz hava almak için öğle saatlerine kadar gölge alan ön balkona çıkmıştım. Kısa bir süre sonra tam karşımdaki elektrik teline iki minik kuş konup şahane bir ikili oluşturdu. Fotoğraflarını çeksem ne güzel olur deyip oturduğum yerden yavaş yavaş, sessizce kalktım. Serçe ya da karga gibi başka türden kuş olsalardı kesinlikle ürküp kaçmışlardı. Ama bunlar hareketlerimi gördükleri halde hiç oralı olmayıp bir güzel izlediler beni:)
Şaşırdım...
İçeriden fotoğraf makinasını getirip onları oturduğum yerden yakın plan fotoğraflamaya başladım. Kanatları ve kuyrukları hareket ederlerken netleşince anladım ki bunlar kırlangıç! Ama o kadar küçüktüler ki. Bildiğiniz serçe kadardılar.

İncecik gövdeleri, upuzun kanatlarıyla gökyüzünde süzülüşleri dışında kırlangıçları yakından görme fırsatım hiç olmamıştı. Tıpkı bundan 3-4 yıl önce yağan yoğun kar zamanında olduğu gibi içimdeki ornitolog anında devreye girdi. O zaman da karlı dalların arasında harika bir kızılgerdan görmüş, kuşlara olan ilgim uzun süre devam etmişti. Kırlangıç görmek sıradanmış gibi gelebilir. Fotoğraflara, daha önce hiç duymadığım, görmediğim şeyleri adeta bir belgeselmiş gibi yaşatan şu kırlangıç ailesine bir bakar mısınız? Ben kuşların tellerde uyuduğunu hiç görmemiştim mesela. Bakalım siz de benim kadar şaşıracak mısınız?

19/09/2014

Ama O Daha Bebek!!!

Marketlerdeki alışveriş arabalarına oturtulan çocuklara kızarken, daha neler görecekmişiz. Meğer o hiçbir şey değilmiş! Zaten gıda mühendisi (!) bir hanım kızımız o yazımın altında, market arabalarına çocuk oturtmanın gayet normal bir davranış biçimi olduğunu kıran kırana tartışmıştı benimle. Umarım bunu da görüp çok normal olduğunu tartışan birileri çıkar yine.

Fotoğraf koymadan anlatmaya kalksam kaç kişi inanırdı merak ediyorum! Gözlerinize rahatlıkla inanabilirsiniz. Kadının bebeğin altını temizlediği yer içerisi tıklım tıklım dolu olan bir dönercinin girişteki servis masalarından biri. Adamın elindeki de değiştirilmiş olan kakalı bez! Etrafta görüp de uyaran tek kişi bile yok!
Evet, gerçekten merak ediyorum şimdi: Bebek ya da çocuk söz konusuysa akan sular hep duracak, her yer pisliğe ve mikroba mı gark olacak? Bu da mı gayet normal bir davranış biçimi?!

10/08/2013

Baba Olmak Keyiftir

Yer: M.Ö.530 yılında, denizden 236 metre yüksekliğe kurulmuş olan Assos Antik Kenti
Görmüş olduğunuz baba bir Fransız.
Dün 40 dereceye varan öğle sıcağında sırtında taşıdığı bebeği, eşi ve küçük oğluyla birlikte şu an üzerinde bulundukları noktaya ulaşmak için bizlerle birlikte yarım saate yakın yokuş tırmanmış bir baba...
İnsanların kendini bile zor taşıdığı, güneş ışınlarına direkt maruz kalınan saatlerde, böylesi sıcak bir havada işi zordu doğrusu. Ancak adam çok mutluydu...

Antik kente varıldığında, bebeğin ergobaby'nin içindeki gülücükleri ile hiç eksilmeyen keyfinin yanı sıra, büyük oğlunun da en az babası kadar arkeoloji meraklısı ve keyif içinde olduğu dikkatlerden kaçmıyordu.
Bulduğu minik taş parçalarını durmadan babasına gösteren çocuk, ilgiyle ve merakla bilgi alıyordu.
Anne nerede miydi? O, antik kentin değişik noktalarında incelemedeydi.
Tüm sorumluluk babadaydı...
Hem iki çocukla birden ilgileniyor, hem hiçbir detay kaçırmadan, çok büyük bir dikkatle inceleme yapıyordu.
Arkeolojiye gönül vermiş, küçücük bebekleriyle kalkıp dünyanın bir ucundan buraya kadar gelmişlerdi.
Öyle şirin bir tablo oluşturuyorlardı ki, tüm gözler ister istemez üzerlerindeydi:)


03/01/2009

Gaf'ın Böylesi


Bilmeden,farketmeden yersiz bir davranışta bulunmak, başkasını kıracak incitecek türden sözler konuşmak durumuna ''gaf yapmak'' diyoruz. Bildiğiniz gibi diğer anlamları ''pot kırmak' ya da ''çam devirmek''.
Kimi zaman ''baltayı taşa vurmak'' da aynı kapıya çıkıyor.
Ne kadar zengin bir dilimiz var. Canım Türkçem.. İçine düştüğümüz her türlü durum için istemediğimiz kadar deyim ve atasözü sermiş önümüze. Tepe tepe kullanmamız için.
Bu arada ''tepe tepe kullanmak'' deyimini de ''sakınmadan,dilediği gibi,hoyratça kullanmak'' anlamıyla yeri gelmişken kullanayım dedim.
Ben size söylemiştim. Neredeyse anlatacağımız her konu için bir deyim ya da atasözü mevcut dilimizde.

Gaf yapmayan insan var mıdır ki? Hiç sanmıyorum.
Bir kere tarih ünlülerin gaflarıyla dolup taşmış durumdadır.
İlk aklıma gelen Bush'un ''Nijerya önemli bir kıtadır'' demesi.
Daha sonra aklıma hemen başbakanlığı gaflarla tepeleme dolu olan Tansu Çiller geliyor. Belediye zabıtasını ''Merhaba asker! '' diye selamlamasını duymayan var mıdır? Ya da ''Trabzon'u Akdeniz'in incisi yapacağız!'' sözlerini.
Çiller'in bence en komik gafı Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev'e Haydar Ali Bey demesidir :)

Gelelim Recep Tayyip Erdoğan gaflarına. Onun gafları nedense az önceki örneklere pek benzemiyor. Yani pek masumane değil. Karşısındakini küçümsemenin yanısıra bir an önce başından savma telaşına girerek söylenmiş,yani sinirlendiği için nispeten bilinçle sarfedilmiş sözler.
Onunla ilgili ilk aklıma gelen ; yoksulluk nedeniyle böbreğini satmak zorunda kalan bir vatandaşın açtığı pankartı okuyup:''Burası sakatatçı değil kardeşim!'' demesi. Daha sonra başka bir vatandaşa ''Ananı al git buradan!'' şeklinde sinirlenmesi, ''Memur zeytini bir lokmada yemesin'' şeklindeki bir gafla memurun tasarrufa yönlendirilmek istenmesidir ki sanırım Fransız tarihindeki ''Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler'' gafından çok daha içler acısı bir örnektir bu..

Bu konu nereden mi aklıma geldi? Geçen akşam katıldığımız bir aile toplantısında konu ''gaf'' idi çünkü. Kısa bir süre önce yaşanmış öyle ilginç bir örnek anlattılar ki gülsek mi ağlasak mı bilemedik önce. Tabii ben duramayıp dakikalarca güldüm :)

Birbirleriyle sık sık görüşüp samimi olmuş iki bayan bu kez eşleriyle birlikte akşam ziyaretlerinde de görüşmeye karar vermişler. Ve kocalarına da karşı tarafla ilgili ön bilgiler vermişler tabii. Eşlerin, çocukların ismi nedir, kaç kişidirler, ne iş yaparlar türünden bilgiler..

O akşam gidilecek evdeki hanımın adı Funda, dört yaşındaki kızlarının adı ise ''Ayşe'' imiş. İlk etapta herkesin aklına aynı şey geliyor. Yani annenin adı Ayşe, kızının adı Funda imiş gibi, değil mi?
İşte Funda Hanım'lara o akşam ilk kez ailece ziyarete gelen arkadaşının eşi de koltuğa oturur oturmaz böyle bir yanılgıya düşüp annesinin kucağında oturmakta olan küçük kızı sevmek isterken nasıl bir söz sarfetmiş dersiniz :
-''Fundaa !! Gel, hadi gel bakayım, gel kucağıma otur, seveyim..
Ve daha komiği adamın hemen yanında oturmakta olan eşi bacaklarını durmadan çimdikleyip uyarmasına rağmen adam dizlerini göstererek devam ediyormuş,
- Fundaaa !! Hadi bak gel,koş dizime otur :)


24/12/2008

Mesafeler


Bu aralar hep düşünüyorum. Yaşamı renklendiren ya da hiç gerek yokken kabusa çeviren birtakım detaylar,sıkıntılar var.
Zaten yeterince çekilmez olan dünyamızı bu detaylarla durduk yerde ve kendi ellerimizle zehir ediyoruz. Söz konusu detaylar üst üste gelip birikim yaptığında da ipler kopuyor..

Şimdi düşünelim;insan olarak bulunduğumuz ortamlarda her türlü bireyle,yakın akrabalarımızla ya da arkadaşlarımızla temas içindeyiz. Bu ortamlarda ve bu ilişkilerde fiziksel ya da psikolojik birtakım kurallar geçerli,haksız mıyım?
Kim koymuştur bu kuralları? Acaba sonuçları her türlü incelendiğinde gerçekten uygulanması elzem kurallar mıdır bunlar, yoksa bir kısır döngü müdür sürüp giden? Yoksa ucu psikolojik rahatsızlıklara kadar varan gereksizlikler silsilesi midir?
Açıkçası şüphe duymaktayım..
İlişkilerde var olması gerekli birtakım mesafeler var. Bunun ölçüsü nedir? Bazılarını kişisel ya da toplumsal kaygılarımız nedeniyle abartıyor olabilir miyiz?

Aklıma gelen ve sıralayacağım örneklere bir göz atalım şimdi:
Aile hayatını ele alalım.
Baba ile çocuk arasında belirli bir mesafe olmalı elbette. Ama evde sıkı bir disiplin uygulayan babaya hangi çocuk içinden geldiği gibi davranabilir,sevgisini gösterebilir? Çoğu evde baba modeli ''çekinilesi'' bir kavram olmaya devam etmektedir.
Öyle ya baba dediğin içinden geldiği gibi davranmaz,otoriter tavırlar sergiler. Çocuklarını sevip öpmez, ''baba kimliği''nin sarsılacağını düşünür. Zaten bu gereksiz tavırlar ona da babasından miras kalmıştır.
Bir de çocuklarını ''baba'' kavramıyla korkutan anneler vardır. Çünkü ona bu şekilde öğretilmiştir. Hoş mudur böylesi bir sevgisizlik ortamı?
Acaba kaç yüzyıl öncesinden kalmıştır bu gereksizlik, mutlaka uygulanması gerekli bir kuralmış gibi görme ve devam ettirme çabaları? Nedendir tüm bunlar?

Çalıştığımız iş yerlerinde biraz da olsa mesafeli bir duruş gereklidir,kabul ediyorum. Sonuçta resmi bir ortamdır.
Ama bir iş yerinde ne kadar beğense de bir amir çalışanına asla iltifat etmez. Çünkü otoritesinin sarsılabileceğini düşünür. Ya da o çalışanın şımarabileceğini,daha ileriye giderek zam isteyebileceğini,yüz göz olabileceklerini ve hatta emirlerini artık yerine getirmeyebileceğini düşünür..Aklına ne kadar olumsuzluk varsa getirir..

Rolleri değiştirelim.Bir çalışan amirine içinden gelse bile asla beğenisini dile getirmez,içinden geçen güzel duyguları söze dökemez.
Çünkü çevresindekiler,iş arkadaşları ya da amirinin kafasındaki klişe hazırdır; yağcılıkla suçlanacak,belli bir menfaati var zannedilecektir. O yüzden bunu çok istediği bir anda bile yapamaz..
Kişisel kaygılardan dolayı bu tür mesafeler büyük tutulduğunda iletişim problemleri yaşanacak, gerginlikler hep artacaktır. Ortaya mutsuzluktan başka bir şey çıkmayacağı kesindir.

Oysaki bu türden tabuların yıkılması gereklidir..Yaygın tutulduğu takdirde hem içinden geldiği gibi davranmak,hem ilişkilerin son derece iyi ve sağlıklı olması mümkündür. Yeter ki alışkanlık kazanılsın.Düşünürsek davranışın yadırganması ve muhatabımızın şımarması söz konusu bile değildir. Tam tersidir hatta. Birbirimize iyi davranmak ve yüreklendirmek ilişkilerin en güzel şekilde yürümesine,kamçılanmasına sebeptir.

Neredeyse tüm hayatımızı kapsayan aile ve iş yaşantısıyla ilgili görüşlerimdi bunlar. Şanslıysak şayet; mesafelerden uzak, sıcacık, sevgi ve güven dolu bir ortamda huzurlu bir hayatımız olacaktır. Bunu sağlamak bizlerin elindedir.