baba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
baba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12/09/2022

Âşıklar Bayramı

Halk âşığı ''Heves Ali'' birbirlerini hiç görmeden geçen 25 yılın ardından bir gece oğlu Yusuf'un kapısını çalar. Hastadır, Kırşehir'e hastane için gelmiştir. Sağlık durumu son derece kötüdür. Asıl amacı hastalığını saklayarak bir geceliğine de olsa oğlunda kalmak, onu görmeden ölmemektir.  

Babasının durumunun ciddiyetini uyumadan önce üzerinden çıkardığı belgeleri ona fark ettirmeden inceleyerek öğrenen Avukat Yusuf, Heves Ali'nin biletini almış olduğu ertesi günkü yolculuğunda ona yardım etmeyi seçer. İşlerini bir avukat arkadaşına devredip kendi arabasıyla yola çıkar ve babasının içinde olduğu otobüse yetişip onu Kars'taki Âşıklar Bayramı'na kendi aracıyla götürmek ister.

Bu uzun yolculukta ister istemez eski yaralar üzerinde farklı biçimde çalışmalar başlar. Yusuf yol boyunca hakkında pek çok şey öğrendiği babasına olan duygularıyla çatışır. Zaman zaman hiddetlenir, ancak çabucak kendine gelir. 

Başrolleri Kıvanç Tatlıtuğ ve Settar Tanrıöğen tarafından paylaşılan Özcan Alper imzalı filmde baba oğulun uzun süre ara verilmiş ilişkilerine oldukça fazla odaklanılmış. Kim bilir, katettikleri yol belki de uzlaşabilmek adına hayli uzun. Yusuf yolculuk esnasında babasının hayal kırıklığına uğrattığı, daha doğrusu terk ettiği kişinin sadece kendisi olmadığını öğrenir. Sonuçta o bir sanatçı, ünlü bir halk ozanı. Bu gerçeği de izleyiciye anlatı aracı olarak bildirme görevini oğul üstlenmiş. İkisini de yaşadıkları hayatlar şekillendirmiş. Bunu öğrenmemize rağmen hikâyedeki ana tema birbirleriyle ilişkilerinde ne tür bir uzlaşmaya girdikleri. 

10/08/2013

Baba Olmak Keyiftir

Yer: M.Ö.530 yılında, denizden 236 metre yüksekliğe kurulmuş olan Assos Antik Kenti
Görmüş olduğunuz baba bir Fransız.
Dün 40 dereceye varan öğle sıcağında sırtında taşıdığı bebeği, eşi ve küçük oğluyla birlikte şu an üzerinde bulundukları noktaya ulaşmak için bizlerle birlikte yarım saate yakın yokuş tırmanmış bir baba...
İnsanların kendini bile zor taşıdığı, güneş ışınlarına direkt maruz kalınan saatlerde, böylesi sıcak bir havada işi zordu doğrusu. Ancak adam çok mutluydu...

Antik kente varıldığında, bebeğin ergobaby'nin içindeki gülücükleri ile hiç eksilmeyen keyfinin yanı sıra, büyük oğlunun da en az babası kadar arkeoloji meraklısı ve keyif içinde olduğu dikkatlerden kaçmıyordu.
Bulduğu minik taş parçalarını durmadan babasına gösteren çocuk, ilgiyle ve merakla bilgi alıyordu.
Anne nerede miydi? O, antik kentin değişik noktalarında incelemedeydi.
Tüm sorumluluk babadaydı...
Hem iki çocukla birden ilgileniyor, hem hiçbir detay kaçırmadan, çok büyük bir dikkatle inceleme yapıyordu.
Arkeolojiye gönül vermiş, küçücük bebekleriyle kalkıp dünyanın bir ucundan buraya kadar gelmişlerdi.
Öyle şirin bir tablo oluşturuyorlardı ki, tüm gözler ister istemez üzerlerindeydi:)


09/06/2012

Mezuniyet

İnsan ruhuna atılmış çizikler vardır, zaman zaman kanayan.
Baş etmesi zordur onlarla.

Kimi dirayetsizdir. Mecali olmaz çabalamaya da, bırakıverir kendini acıların ortasına, hayata küser. Yaşayan bir ölüye döner belki de...

Kimi direnir. Üstelik derindir çizikleri. Büyüttükçe büyütür içindeki öfkeyi. Duvarları buzdan yapılma sarayında, hiç yılmadan, azimle, kendi elleriyle örer tahtını, kin ve nefret tuğlalarıyla döşediği...

Alabildiğine sessizdir yıllar süren bu direniş. Kimselerin farketmediği ve belki de kendine bahsetmekten bile çekindiği...

Çabalarının boşa olmadığının farkındadır yalnızca.
Günü geldiğinde kurulacaktır tahtına.
Ruhundaki sızılar sona erecek mi emin olmasa da, intikam duygusunun yakıcı ateşi eşliğinde,
başında tacıyla yaşayacağı zafer sarhoşluğu yetecektir ona.

Tıpkı bugünkü gibi olabildiğince sıcak bir Haziran günü...
Büyük bir üniversitenin
''Mühendislik Fakültesi Mezuniyet Töreni''nin yapılacağı tarih gelmiş çatmış, kampüsteki stadyumun tribünleri, ellerinde fotoğraf makinaları ve kameralarla heyecan içinde bekleyen aileler ve akrabalar tarafından tıklım tıklım doldurulmuştu.
Tribünlerin ilk basamaklarında ise diplomasını alıp kep atacak olmanın heyecanıyla dolu, hepsi de birbirinden göz kamaştırıcı 1000'den fazla öğrenci...

Törenin başlamasıyla birlikte tek sıra halinde ve alkışlar eşliğinde aşağıdaki alana inmeye başlayan genç mühendisler bölümlerine göre yerlerini aldılar. Geleneksel prosedürden hareketle; dekan ve rektörün konuşmalarının ardından, her bölümün birinci, ikinci ve üçüncüsü kürsüye çağrılıp kısa bir konuşma yaptırılıyor, yine alkışlar içinde sahadaki yerine dönüyordu.

Yarım saat kadar öncesi ''Endüstri Mühendisliği Bölüm Birincisi'' olarak konuşması dinlenen ve uzun alkışlarla yerine uğurlanan genç kız, bu kez ''Mühendislik Fakültesi Birincisi'' olarak anons edilerek yeniden kürsüye çağrıldı. Tüm bölümlerin birincisi olmak öyle kolay şey değildi. Dinmek bilmeyen alkışlar onca öğrenciye fark atarak zirve yapmış bu güzel genç kıza olan hayranlığı simgeliyordu.

Genç kızın duruşu, ses tonu ve seçtiği cümleler bambaşkaydı bu kez...
Sesinin titremesini engelleyemediği konuşmasında altın vuruşu en sona saklamıştı:


''Bugünlere gelmemde emeği olan anneme ve kardeşime sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum.''

* * *

Öyle anlar vardır ki; yaşamak için koskoca bir ömür feda edilir.

Bazen tek bir kelime, dönerek dolaşarak da olsa mutlaka hedefini bulur.  Muhatabının yüzünde bir tokat gibi patlayarak hayatı boyunca unutamayacağı o dersi verir.