çiçek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çiçek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27/06/2020

Ortancanın İsmi Nereden?

Dün biraz çarşıya inip alışveriş yapmam gerekiyordu. Etiketlerinde en fazla 30 derecede yıkanması gerektiği yazan pamuklu giysilerimin çoğu 60 dereceyle yıkanmaktan yıpranmaya başladı çünkü. Sıcaklar iyice bastırmadan yazlık pijama, bluz, şort, tayt benzeri ev kıyafetleri almalıydım. 'Uzun zaman dışarı çıkamam' fikriyle dönüşte sahil yolunu tercih ederek ve büyük parka uğrayarak eve dönüşü biraz uzattım.

Hava yine de serin falan değildi tabii. Maskeyle nefes almak biraz daha zorlaşmıştı. Elimi çabuk tutmalıydım. Daha ne kadar takacaktık bunları? Mağazaların önünde maskesi çene altında sigara içen, her birine uçan tekme atılası sayısız insan gördüm. Virüs bitti zannedip kuralları rahatça çiğneyen, hızla çoğalmış bu aklı kıtlar yüzünden içinde bulunduğumuz şu şartları bile arar hale gelmeyiz umarım! Tıklım tıklım kebapçılar, cam bardaklarda çay içilen çay bahçeleri. Daha neler, ne gevşeklikler. Yapacak bir şey yok. En sevdiğim çiçeklerden olan ortancaları görünce gerginliğim biraz azaldı neyse ki.

Muhteşem birer kubbe formunda açan coşkulu ve zarif çiçekleri nedeniyle zarafet, güzellik ve de bolluğu simgeliyor ortancalar. Ayrıca, minnettarlık ve samimiyet duygularını sembolize ediyor. Latince adı Hydrangea.

Ortanca'nın diğer dillerde geçen ortak ismi, Fransızcada aynı zamanda bir kadın ismi olan Hortense'den türeyen ve “Hortense’ın çiçeği” anlamı taşıyan Hortensia. Bu sözcüğün Türkçedeki telaffuzunun ''oğtansya'' olduğunu düşünürsek çiçeğin bizdeki adı olan ''ortanca'' çıkıyor ortaya. ''Büyüklük, irilik bakımından üç nesne arasında sondan veya baştan ikinci gelen'' anlamıyla hiçbir ilgisi yok. Peki ismi bu güzel çiçeğe layık görülen Hortense kim acaba? İşte buna çok şaşırdım. 18. yüzyılın doğa bilimcisi ve gezgini Philibert Commerson, bu çiçeğin adını koyarken, astronomi ve matematik alanında bir bilim kadını olan “Hortense” lakaplı Nicole-Reine Lepaute'a ithaf etmiş.

İsmi çiçeğe verilen “Hortense” lakaplı Nicole-Reine Lepaute hanımefendi kaç asır önce, 1758'de yıldızlar için bir grup katalog oluşturup yalnızca 1 ay gibi bir sapmayla Halley kuyruklu yıldızının geri döneceğini hesaplayan Fransız bir gökbilimci ve matematikçi. Lepaute‘un ismi “ortanca” çiçeğinin yanı sıra ''Lepaute Asteroidi'' (Asteroid 7720 Lepaute) ve Ay yüzeyindeki ''Lepaute Krateri''nde de yaşamakta. Bence hepsini fazlasıyla hak etmiş.

11/06/2020

Tsunami ve Tuhaf İsimli Çiçekler

Tam şöyle içim rahatlamış, mutlu ve umutlu bir kıvama gelmişken kaygısız insanlar yüzünden yeniden umutsuzum. Sokağa çıkma ile ilgili yeni düzenlemeler, organize olamama gerçeğimiz ve de halkın olayı anlama biçimi deli ediyor beni!

Maskeyi tamamen çıkarıp atmış o büyük çoğunluk yüzünden vakalarda artış yeniden başladı çünkü. Durumu endişeyle izleyen hocalar sonbaharda yaşanması olası ikinci dalgayı ''yaşanması kesin bir tsunami'' olarak niteliyor artık. Maske + maske + sosyal mesafe bu kadar mı zor da tam tersi yapılıyor? Senenin yarısına geldik, kaydettiğimiz aşamayı Tehlike sona erdi diye algılayanlar sayesinde pik yaptık hale bak!!

Birinci Tsunami mi geliyor?

Yeni Zelanda iki gün önce Covid-19’a yakalanan bütün hastaların iyileştiğini ve aktif vaka kalmadığını bildirdi. Almış olduğu tüm önlemleri kaldırdığını da. Bu demek oluyor ki Yeni Zelanda halkı aşıya, ilaca gerek kalmadan kendi gayretiyle hastalığın kökünü ülkeden kazıdı ve eski normale geçti. Artık ne maskeye gerek var ne sosyal mesafeye. Kulağa ne hoş geliyor değil mi? Biz neden keyif ehli davranıyoruz, bizim bunu yapmamız neden bu kadar zor?

Dün sabah gazetelere bakarken gözüme çarpan bir haber beni benden aldı(!) Yaşını başını almış, konservatuvar mezunu bir tiyatrocumuz akıllara zarar bir uyarıda bulunuyordu: "Bir süredir yoktum, göz yaşı yolu iltihabı oldum. Burundan göz yaşı yoluna bir sürü bakteri gidebiliyor. Çok acayip bir şey, maske hastalığıymış. 'Aman' diyeyim, dikkat edin. Ben aynı maskeyi defalarca kullandım. İtiraf ediyorum." Pes yahu pess! Dışarıdaki virüslü havayı süzen, üzerinde coronavirüs bulunma ihtimali yüksek o maskeyi nasıl oluyor da ''defalarca'' kullanabiliyorsunuz? Ben çantama yedek maske, eldiven, dezenfektan koymadan dışarı çıkmazken, durmadan takıp çıkardığı maskeleri ve sürekli aynı maskeye dokunan virüslü elleriyle millet neler yapıyor? Araç içinde emniyet kemerini takmış gibi gösteren kurnazlardan(!) da farkları yok sanki.

İsmine şarkı yazılmamış çiçekler
Bugünkü fotoğraflarımdaki çiçeklerin ismini yeni öğrendim. Nerden bileyim ki. Üçü de hiçbir şarkıda ya da şiirde geçmiyor. Onu bırakın, çevremde kime sorduysam tıpkı benim gibi çiçekleri iyi biliyor ama isimlerini bilmiyor. Demek ki bunlar da dilbilimcilerin (yoksa botanik bilimcilerin mi desem) isim verirken şakalaşıp kafa buldukları anlara rastlayan çiçeklerden. Öyle ya, siz hiç içinde ''filbahri'' ya da ''ayı gülü'' geçen şiir/ şarkı duydunuz mu? Bakın bu kırmızı çiçeklerin adı Melaleuca Citrina (Callistemon citrinus). Anavatanı Avustralya.

23/02/2020

Şubat Ayında Çiçek Açan Şakayıklar

Mevsimlerin birbirine bu kadar karıştığı bir yıl daha görmemiştim. Karahindibalar ve sarı çiçekleri mesela, kış aylarında biraz seyrek görülseler de geçen yıldan beri hiç ama hiç ara vermeden açmaya devam ettiler.

Şakayık bir çiçek adıdır. Türk Sanat Müziği parçalarında geçer. Muazzez Abacı'nın ''Şakayıııkkk'' diye uzata uzata söylediği bir şarkı vardır. Oradan bilirim en çok. Ama nasıl bir çiçek olduğunu bugüne kadar hiç bilmiyordum. Görmemişsin, bilmiyorsun madem, merak edip de bir araştır değil mi? En fazla iki dakika sürer.

Neyse efendim, gördüğünüz çiçekler şakayık oluyorlar. İki gün önce büyük bir şaşkınlık içinde öğrendim. Kocaman, parlak, katmerli duruşlarıyla fazlasıyla göz alıcıydılar. Ve gördüğünüz üzere tomurcukları dahil, güle o kadar çok benziyordular ki. Zaten ilk bakışta gül zannettim. Saniyeler içince alt yapraklarını gördüğümde anladım gül olmadıklarını. Şok oldum resmen...

Eve gittiğimde Google Görsel'e başvurduktan sonra öğrendim adlarını yine. Ve bir şok daha yaşadım. Gördüğüm çiçekler şakayık idi tamam. Gerçekten de şarkılara lâyık, harikulade bir çiçekmiş, bunu anladım. Fakat bir diğer adı ne biliyor musunuz? ''Ayı Gülü'' ??!! Bu kadar zarif bir çiçeğe böyle ad mı konur? Bu nasıl bir şaşkınlık, hatta kabalıktır? Başka ad mı bulamadınız? Bunun da zarif bir su kuşunun adını ''Sümsük Kuşu'' koymaktan hiç farkı yok! Dilbilimciler hayvanlara ve bitkilere isim koyarken arada dalga geçmişler anlaşılan. Aksini iddia eden varsa buyursun...

18/10/2019

Sarı Çiğdem (Göç Göç Çiçeği)

Sonbahar mevsiminin tam ortasındayız. Hava sıcaklıklarının bariz şekilde düştüğü, doğanın döngü hızını artırdığı günlerden geçiyoruz.

Yaprakları sararıp dökülmüş kupkuru dalların ve ağaçların, otları ve çimleri yok olmaya öykünen parkların, bahçelerin rengi iyiden iyiye değişmiş, ortalık kahverengi ve tonlarıyla bezenmişken bugün karşıma çıkan sürprize bakar mısınız?

İncir ağacının altında yaşanan bu olağanüstü canlılık nedir? Yoksa bu bir hayal mi? Kışı ışık hızıyla atlayıp ilkbahara geçiş mi yaptık acep?

Hayat sürprizlerle doludur... Öyle değil mi?

Adını duyduğum, bildiğim; ama canlı halini bir tesadüf sonucu ancak bugün görebildiğim bu çiçeğin adı ''sarı çiğdem''. Sonbahar aylarında, kendi doğal ortamında çiçek açan en güzel bitkilerden biriymiş meğer.

Sarı çiğdem, eylül başında açmaya başlayan parlak sarı renkteki çiçekleri kasım sonuna kadar devam eden tam bir sonbahar çiçeği. Yol kenarlarında, bahçelerde ve çayırlarda görülüyor. Kumlu ve killi topraklarda yetişen çok yıllık bir bitki. Fotoğraflarda görüldüğü üzere çiçeğin kalın şeritler halinde koyu yeşil yaprakları var. Parlak sarı renkli çiçeklerin üzeri kendinden çizgili ve sapsız. Nergisgillerden soğanlı bir bitki türüymüş. Ama gelin görün ki ben hayatımda ilk kez görüyorum. Yanımdaki arkadaşım da öyle. Bu güzel sürpriz bizi o kadar şaşırttı ki. ''Kardelenlerle akrabalıkları var mı?'' diye düşündük hatta. Ve öğrendik ki varmış. Kışın karlar arasından başını uzatan kardelen çiçeği de nergisgiller familyasından. Sarı çiğdem de tıpkı kardelen gibi çiçekler dünyasının ezber bozan 'masalsı' güzellerinden...

01/05/2018

Kanola Tarlaları Çiçek Açtı!

Görsellere bakıp da yine yeniden bahar çiçekleri ile ilgili bir yazı geldi zannetmeyin sakın.

Fotoğrafları geçen gün yaptığım şehirler arası bir yolculuk sırasında arabadan inip de çektim. Gördüğüm manzara bir hayli şaşırtıcıydı çünkü.
Yol kenarlarındaki tarlalar ve karşılarındaki ovalar parsel parsel sarıya boyanmıştı. Böyle bir duruma daha önce hiç rastlamamıştım. Yıllardır ezbere bildiğim bu güzergâhta yaz sonu seyretmeye doyamadığım ayçiçeği tarlaları olurdu çoğunlukla.

Tarlalar dolusu sarı çiçek de fena sayılmazdı ama süs bitkisi olarak yetiştiriliyor olmaları imkânsızdı.

Yabani ot istilası falan olabilir miydi?
Hani baharda yemyeşil otların arasında hemen farkedilen sarı çiçekli otumsu bitkiler olur. Acaba onlarla mı baş edilemedi de bulaşıcı bir hastalık gibi bu kadar geniş alanlara yayıldılar diye düşündüm ilk etapta. Ancak bu fikir hiç mi hiç akılcı değildi...

Neyse efendim, sadete gelelim hemen.
Google denilen bir derya vardı elimin altında. Hemen oracıkta kafamda dolaşan kırk çeşit ''acaba''yı kovalayıp merakımı geçirdi sağolsun:) Kanola imiş adı. Tanelerinde %38-50 yağ ve %16-24 protein bulunan önemli bir yağlı tohumlar bitkisiymiş. Bitki ilk kez Kanada'da yetiştirildiğinden İngilizce "Canada" (Kanada) ve "Ola" (oil low acid - "düşük asitli yağ") sözcüklerinden türetilerek "kanola" adı verilmiş.

Kelime elbette ki ''kanola yağı'' olarak zihnimde mevcut olsa da, içeriğiyle ilgili en ufak bir bilgim yok! Tarlasının başına gelip de bu kadar ilginç bir hikâyeyle öğreneceğim ve o çiçekleri bir daha asla unutmayacağımı söyleseler inanır mıydım?

Kanola, Türkiye'ye Balkan göçmenleri aracılığıyla ve kolza adı ile 1960'lı yıllarda getirilip Trakya Bölgesinde ekimi yapılmış. Rapiska, rapitsa isimleriyle de bilinen kanolanın yağında insan sağlığına zararlı erüsik asit, küspesinde de hayvan sağlığına zararlı glukosinolat bulunduğu için 1979 yılında ekilmesi yasaklanmış. Tam ''İşte bu bilgi çok can sıkıcı!'' diye düşünürken, erüsik asit içeriğin ıslah çalışmaları ile %0 düzeyine düşürüldüğü ve kanolanın bitkisel yağ ihtiyacı için yeniden üretime alındığı bilgisine ulaşıyorum. Ülkemizdeki bitkisel yağ açığını kapatmak üzere kanola tarımının yaygınlaşması çalışmalarının sürdürüldüğünü de. İklim koşulları Doğu Karadeniz Bölgesi hariç ülkemizin her bölgesi için uygunmuş bu arada. Ve kanola bitkisinden elde edilen yağ kalite olarak zeytinyağı ve yerfıstığı yağına çok yakınmış. Bitkinin tohumlarından yağ elde edildikten sonra küspesi hayvan yemi olarak kullanılıyor. Bolca sarı çiçek ihtiva ettiğinden arıcılık faaliyetlerini son derece olumlu etkilemesi de cabası.

30/03/2018

Doğa Ana'nın Mart Ayı Etkinliği

Hava sıcaklığının gitgide artacağı anlamına gelen ilkbahar ekinoksu bu yıl 21 Mart Çarşamba günü gerçekleşmişti.

Baharı müjdeleyen ilk çiçekler genellikle ekinokstan birkaç hafta önce açmaya başlar. Bunların başında ocak ayında filizlenmeye başlayan mimozalar ile parlak yapraklı kartopular gelir, akabinde papatyalar çıkardı. Sonrasında da her yıl en fazla bir-iki hafta değişimle badem, erik, kayısı gibi meyve ağacı dalları bahar çiçekleriyle donanmaya başlar, döngü çok da fazla sekteye uğramadan devam ederdi.

İçinde bulunduğumuz yıl eylül ayı hayli sıcak geçmişti. Ekim normallerin bir parça altını denese de kasım ortalamaların üzerinde seyretti. Aralık ayı cömertçe sergilediği güneşi ve ılımanlığıyla baharı yaşatmış, kardı, kıştı unutulup gitmişti. Üstelik bu sıralamayı benim diyen meteorologlar bile tahmin edememişti. İpler Doğa Ana'nın elindeydi. Havanın, suyun toprağın hakimi doğaydı tabii. Mis kokulu çiçek kızlarını canı ne zaman isterse o zaman uyandırmaya karar vermişti:)

Vee... Aylar süren bahar esintileri sonrası sürpriz bir faaliyet gösterisi başladı. Etkinlik zamanı olarak mart ayı seçilmişti. Rengârenk bir sunumla, mis kokulu, çok kapsamlı, kesintisiz bir şölen sergileniyordu. Martta boy gösteren birkaç çiçeğe eşlik etmek üzere otların içinde kaybolmuş, dallara sıralanmış, çalıların üzerinde peyzaj süslemesine renk katmış miniminnak, renk renk, boy boy ne çok çiçek vardı. Martın ortasında çıkan gelincikler bu yıl nasıl da erkenci? Erguvan ve leylakların martta uyandıklarına şahit olan var mı sahi? Morsalkımların çardaklardan hızla ve hevesle serpilişlerine?

26/09/2017

Ağaç Minesi (Lantana Camara) Yetiştirmek

Daha önce varlığından bile haberdar olmadığım güzeller güzeli mine çiçeği ile ilk tanışmam bu yaz oldu. İlginç bir tanışmaydı doğrusu.

Dünyanın pek çok bölgesinde 150'ye yakın türü olan çiçek, genel anlamda yer minesi ve ağaç minesi olarak ikiye ayrılıyor.
Görseldeki, ağaç minesi ve ''Tropik Amerika'' kökenli. Şaşırdınız değil mi? İnsan haklı olarak karşısına sakura, erguvan, manolya ya da mimoza ağacı gibi gerçek bir ağaç çıkmasını bekliyor. Ancak, ağaç minesi tam olarak bu...

Böyle bir güzellikten etkilenmemek mümkün mü sizce? İtalyan bahçelerinde sıkça rastlandığı, park ve bahçelerde ya da balkonlarda peyzaj bitkisi olarak kullanımının ülkemizde de hızla yaygınlaştığı söyleniyor.

Gelelim ilginç tanışma hikâyesine... Bir restoranın bahçesinde gördüm onu ilk kez. Başına geçip hayranlıkla izlerken ve bu çiçeği bugüne kadar neden hiç görmemiş olduğuma hayıflanırken tıpatıp böğürtlene benzeyen olgun meyveler gördüm dalların arasında. Bir tür böğürtlen olduğuna kesin gözüyle bakıp tadını merak ettim bu kez:) Tadı güzeldi güzel olmasına da anında uyarı geldi: ''Hanımefendi! Çiçek o, yenmez!'' Hanımefendi de kördü zaten, çiçek olduğunu görmüyor! Araştırmacı ruhu zuhur etmiş, çiçeği mercek altına almış sadece. Oysa ''zehirli'' diye panikle uyarmışlar beni.
Neyse, ismi nedir diye sorduk, kimseler bilmiyor. Azıcık olsun merak etmemiş, tohumunu satın aldıkları yere dahi soralım dememişler ki. Google görsel hizmeti de olması hepten cahil kalacağız...

Google'a başvurduğumda öncelikle botanik bilimcilerimizin bu çiçeğin adını koyarken neden ''ağaç'' dediklerine şaşırdım. Ağaç ile uzaktan yakından ilgisi yok çünkü. Orijinal adını kullanmak en iyisi. Yayılım olarak ortancaya benziyor.

Evet, ağaç minesi yani lantana camara çok yıllık bir bitki. Ilıman sahil kentlerine bayılıyor. Kuraklığa da dayanıklı.
Yılın yaklaşık 9-10 ayı çiçek halinde kaldıktan sonra o çiçekleri kısa bir süreliğine döküp yeniden çiçek açmaya başlıyor.

25/04/2017

Erguvan Vakti

Nisan ayı sonlarında başlayıp mayıs başına kadar çiçek açan ve çiçeklenmesi yalnızca iki hafta süren erguvanlarla ilgili planlarım vardı. Özellikle de şuradaki yazıyı hazırladıktan sonra...

O tarihlere rastlayan bir İstanbul gezisi ayarlayıp Boğaz'ı baştan başa kapladığı söylenen erguvanları dünya gözüyle bir görebilmek. Bunu gerçekten de çok istiyordum. Okuduğum yazılar mayıs geldiğinde İstanbul'da yapılacak en güzel şeyin bir sandal kiralayıp Boğaz'ın maviliğinde süzülerek erguvan sefasına çıkmak olduğunu söylüyordu.

En güzel seyrin bu şekilde gerçekleştiğini, erguvanların Boğaz'ın iki yakasındaki yemyeşil koruların arasından eflatun renkleriyle pamuk şekeri gibi etrafa gülümsediklerini anlatıyor, bu eşsiz manzarayı kaçıranların bir yıl beklemek zorunda olduklarını hatırlatıyorlardı.

Erguvandan çok etkilenen ve onu yalnızca resimlerden tanıyan ben, öneriyi çok cazip bulup aklıma yerleştirmiştim. Bu isteğimi gerçekleştirip erguvanlara gidememedim henüz; ama onlar bana geldiler:)

Hafta sonu yürüyüşünde karşıma çıkan sürprize bakar mısınız?

09/03/2017

Mimozalar ve Kadınlar

Mimozanın bir çiçek adı olduğunu biliyordum; ama nasıl bir çiçek olduğunu öğrenmek bugüne kısmetmiş.
Bilirsiniz, bazı meyve ağaçlarının dışında mart ayı başında çiçek açmış fazla ağaç yoktur etrafta. Bugün geçtiğim yolda büyük salkımlar halinde açmış sarı çiçekleri olan ve tüm canlılığıyla parlayan ağaçlar dikkatimi çekti. Bu ağaçları daha önce de görmüşüm fakat hiç önemsememişim, ne garip! Fotoğrafını çekip Google Görseller'de aratınca sadece mimoza olduklarını değil, konuyla ilgili ne kadar cahil kaldığımı da öğrendim.

Mimoza; çiçekleri sarı, bazı türleri beyaz ya da menekşe rengi olabilen, yaprakları akasya yaprağına benzeyen baklagillerden bir süs bitkisi olarak geçiyor. İsmi hemen hemen tüm dünya dillerinde aynı. Örneğin, Arapça ve Rusçada ''mimoza'', Japonca ve İtalyancada ''mimosa''. Kökeni Latince ''taklit etmek'' anlamındaki ''mimus''tan geliyor. ''Mimosa''nın anlamı ise ''taklitçi''.

Peki ama bir bitkiye neden böyle bir isim verilsin?
Çünkü ona dokunulduğu zaman yapraklarını kapatıyor. Evet, böyle şaşırtıcı bir hareket sergiliyor. İşte bu yüzden hassas, alıngan ya da utangaç olduğunu onaylayıp ''mimoza'' adını vermiş ona pek çok ülke. Bizim dilimizdeki bir diğer adı ''küstüm çiçeği''. Dokunulduğu zaman yapraklarını katlayıp içeri çekmesi ve aşağı sarkıtması çiçek dilinde ''fazla alıngan'' anlamına geliyormuş.

Bu mimozaları birkaç saat önce çektim

Pek çoğumuz Kadınlar Günü başlangıcının Newyork'ta yaşanmış acı veren bir olaya dayandığını bilir. Bilmeyen ya da hatırlamak isteyenler konuyla ilgili ŞURADAKİ yazımı tıklayabilir. Oradan İtalyanlara bağlayacağız çünkü...

İtalyanlar Kadınlar Günü simgesi olarak mimozayı seçmişler, biliyor muydunuz?
Bunun nedeni kimilerine göre yanan fabrikanın görüntüsü mimoza ağacına benzetildiği için. Daha gerçekçi olan neden ise şu: 1925′de belediye seçimlerinde oy kullanmaya başlayan İtalyan kadınlar 1946′da ilk kez genel seçimlere katılırlar.
İtalyan Kadınlar Birliği (l'UDI) 1946 yılında (savaş sonrası) kadınları simgeleyecek bir çiçek arar. (Bkz.) Çünkü ilk kez Dünya Kadınlar Günü kutlayacaklardır. Mart ayı başında çiçek açmış sayılı bitki vardır. Dolayısıyla mimoza seçimi zorunluluktan kaynaklı biraz. Ayrıca savaş sonrası ekonomik kriz içinde olduklarından, mevsimi olduğu kadar fiyatı da uygun bir çiçektir mimoza.
Böylece mimoza İtalyanlar kadınlar için Dünya Kadınlar Günü sembolü olmuş. O tarihten beridir kadın ya da erkek,
birbirlerine 'dayanışma içinde' olduklarını göstermek amacıyla bu sarı çiçeklerden armağan ediyorlar.


''Mimoza'' sözcüğünün telaffuzu hep hoş gelmiştir kulağıma. Şarkıları, şiirleri de daha etkileyici kılar bana göre.
Öğrendiklerimden sonra çok daha farklı bir gözle bakmaya başladım ben bu çiçeğe.
Hassas, alıngan, utangaç mimozayı daha da çok sevdim...😊


Gif: commons.wikimedia.org (Tık Tık)


Görseller: Pinterest,
soundsblog.it, picchionews.it

* * *


EK - (11.03.2017)
Yukarıdaki yorumumda ertesi gün aynı yoldan geçip mimozaları test edeceğimi yazmıştım. Şimdi gelsin test sonuçları:)
Evet, yapraklarına dokunulduğunda bir hareketlenme yaşanıyor gerçekten de. Geniş bir şekilde açık olan
yapraklar bile içe doğru kapanmaya başlıyor. Ağaçtaki yapraklar epey büyük
olmasına rağmen bir tarafı diğer tarafına doğru bitişti neredeyse.

MİM sözcüğünün TDK'daki anlamlarından biri de şu:
''Bir oyuncunun herhangi bir davranış veya duyguyu yüz ve vücut hareketleriyle anlattığı oyun türü''
Heh işte. Mimozanın asıl bağlantısı buradan bence. Resmen vücuduyla kırılganlık, alınganlık taklit ediyor. Şaşılası...

Tespitlerimden biri de sarı mimozaların asla net fotoğrafı çekilemiyor. Ne kadar uğraşsam nafileydi yine.
İnternette de sarı renkte net bir mimoza fotosuna rastlayamıyorsunuz. Menekşe rengi olanlar net.

E, o zaman ne yapmalı? Evdeki minik vazoya koymak üzere küçük bir dal koparmalı. Bu cümleyi duyup da kızma sakın okur. Baharda çiçeklenmiş meyve ağacı dallarını kırıp evinin değişik köşelerinde poz poz resim çeken garip
yaratıkları hatırla. Bunun adı mimoza. Meyve vermez ve de sık budanması gereken bir ağaç. Ok?
Ihlamura yakın çekici bir kokusu var. Küçücük bir dal bile odayı kısa sürede harika bir kokuyla sarmaladı. Bu arada aklıma koyu renk bir fon önünde fotoğraflarsam çiçekler belki netleşir, fikri düştü. Epey netleştiler gerçekten de.


Hava parçalı bulutluydu. Ancak gördüğünüz gibi diğer çiçekler rengi sarı olsa bile sorunsuz görüntü verdiler.
Ah mimoza. Hassas, alıngan, kırılgan mimoza... 😊🙏


Kalın sağlıcakla

* * *

06/11/2016

Kasımpatı Zamanı

Tam kışa girdiğimizi zannederken, hatta bazı bölgelerde kar yağışı gerçekleştiğini bile duymuşken yazdan kalma, bol güneşli bir gün vardı bugün. Az önce öğrendiğime göre Libya'dan gelen ılık hava dalgasının armağanıymış meğer...

Doğanın terapi gücünden, sıcacık güneşten faydalanmanın, fotoğraf makinasını da kapıp kendini dışarı atmanın zamanıydı. Mevsimsel değişimlerde bitkileri, ağaçları, çiçekleri gözlemlemenin iyileştirici etkisini en iyi bilenlerdenim çünkü.

Sonbahar en sevdiğim mevsim. Doğadaki o muhteşem hareketlenme ve renk cümbüşü bir vedaymış gibi görülür, hüzün mevsimidir diye bilinir. Oysa olaya bir döngü, bir yenilenme süreci olarak bakmayı temel aldığında insan, yaşama dair çıkarılabilecek ne çok ders bulur. Ve nasıl iyi gelir...

Doğa Ana tüm yaşanmışlıklarıyla bilge bir anadır artık. Belirli bir bekleme sürecinden sonra yepyeni bir doğumu muştulayacaktır.
Kasım ayı kasımpatı demek sanki. Asıl adı ''krizantem'' olmasına rağmen en canlı renkleriyle açtığı ayın adıyla özdeşleşmiş dilimizde. Bugün çektiğim fotoğrafların içinde en çok kasımpatı var. Çünkü özellikle arayıp buldum. Neredeyse tüm çiçekler solduğunda inadına açıyor rengarenk, tüm canlılığıyla. Melankolinin ve hüznün çiçeği bir taraftan. Ve hepimizin bildiği gibi kasımpatı demek 10 Kasım demek. Ulu Önderimiz Atatürk'ün kasımpatı gördüğünde nasıl mutlu olduğunu Bilkent Üniversitesi'ne ait ŞU sayfadan okuyun lütfen. Etkilenmemek mümkün değil gerçekten.

Kasımpatının 30'a yakın türü var ve papatyagiller familyasından. Benziyor sahiden. Öyle birkaç gün içinde açıp solan çiçeklerden değil, uzun yaşıyor. Dekoratif kullanım çiçeği genellikle. Çelenk süslemelerinde kullanılıyor çoğunlukla.


Bir taraftan da renklerine göre anlamları var. Kırmızı kasımpatı ''sessiz istek'' ifadesiymiş örneğin.
Mor renkli olanlar burukluğu, sarı renkliler karşılıksız sevgiyi, beyazlar ise sadakati temsil ediyormuş.



Kasımpatı bazı Avrupa ülkelerinde ve Japonya'da ölümü sembolize ediyor ve sadece cenaze törenlerinde vb kullanılıyormuş. ABD'de ise olumlu duyguların ve neşenin çiçeği.

Bu türü ilk kez gördüm. Biraz salkım saçak ama hoş. Bence dikbaşlılığı temsil eden harika bir tür :)




Ve... Kasımpatı ile ilgili öyle güzel ve motive edici bir şiire rastladım ki buraya eklemeliyim.
Kimin yazdığı bilinmiyor. Yani anonim. Bilen, bulan varsa yazmasını rica ediyorum...

Hiç umutlarınızın bittiğini sandığınız
“Tamam, hiç daha kötüsü olmamıştı”
dediğiniz zamanlarınız oldu mu?
Ya da “Bittim, mahvoldum” dediğiniz?

Damağınızda acımsı bir tadın hiç geçmediğini;
yüreğinizdeki o mengenenin de
canınızı sıktıkça sıktığını hiç hissettiniz mi?

Yalnızsınızdır.
Savunmasızsınızdır.
Yorgunsunuzdur.

Anlatamaz, anlayamazsınız da.
Gözünüzde bir damla yaş, her an hazırdır akmaya.
Sebepli ya da sebepsiz…

Soğuktur elleriniz, belki ısıtacak bir elin olmamasından.
Çirkinsinizdir kendinizce. Aynalara da küs…

Gözlerinizdeki pırıltılar yok oldu, yok olacak gibidir…
Çaresizsinizdir. Sebep çoktur.

Ya parasızsınızdır, ya terkedilmiş, ya hasta.
Aslında yüzlerce ''ya da''dır sizi bu hale getiren.
Ne zaman geçecek bilmezsiniz.

“Umut garibin ekmeği” umar da umarsınız.
Ya çaba?

Oysa hiç gördünüz mü, kim bilir kaç gün olmuş
dalından koparılmış kasımpatlarını?
Hâlâ dimdik, hâlâ ayakta, hâlâ pırıl pırıl.
Koparılmaya inat solmamaya kararlı.

Oysa; aklımız hep güllerdedir, hep lalelerde…
Solmak, kurumak çok kolay.
Oysa dimdik ayakta durabilmek önemli olan.
Yılmamak zorluklardan…

Hayallerden, umutlardan vazgeçmemek asıl olan.

Ne dersiniz denemeye var mısınız kasımpatı olmayı?
Her şeye rağmen, her şeye inat…


Kalın sağlıcakla...



*  *  *

https://anfaengerwriter.blogspot.com/2019/10/krizantemin-hikayesi.html






05/10/2016

Pink Canterbury Bells: Yüksük Otu

Dünya üzerindeki çiçek çeşidi tahminimden kat kat daha fazla, eminim. Milyonlarca çiçek türü olsa gerek. Bu yüzden doğaya ve çiçeklere olan merakım her geçen gün biraz daha artıyor...
Bu muhteşem çiçekleri hayatımda ilk kez Green Park'ta gördüm. Sağ taraftakine de Durham'daki ormanda rastlamıştım. Yeşilliklerin arasına ne çok yakışıyorlar bilseniz.
Şöyle bahçeli, müstakil bir evin çimleri arasında kim bilir ne harika dururlar...

Google görsel, adını ve özelliklerini öğrenmek için bu kez biraz fazla uğraştırdı beni. Her seferinde ''flowers'' deyip bıraktı. Azmin elinden bir şey kurtulmaz. Benzer bir çiçekle saksılarda ya da bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilen iki ya da çok yıllık bitkilerin ortak adı olan Çançiçeğigiller (Campanulaceae) familyasından bir tür olduğu bilgisine ulaştım sonunda. Türün adı çiçeklerin çan biçiminde oluşundan kaynaklı. Campanula Latincede küçük çan anlamında. Fotoğraftaki türün İngilizce adı ''Pink Canterbury Bells'' (Canterbury İngiltere'nin güney doğusunda bir yerleşim birimi).

Bana sorsalardı ''Pink Royal Bells'' derdim ya, neyse. Gördüğüm çiçeğin dilimizdeki adı ''Yüksük Otu'' (Digitalis). İki yıllık ya da uzun ömürlü cinsleri olan bir bahçe çiçeği. Tohumu ekildiğinde ilk yıl kalın, oval, rozet şeklinde büyüyen yapraklar çıkarıyor.

Ertesi yıl rozetin ortasından üzerine tomurcuklar sıralanmış kalın bir sap uzuyor. 5 yapraklı çanak yapraklardan oluşan pembe, mor, kırmızı, sarı veya beyaz renkli ve borazana benzeyen çiçeklerin ağızları açık ve aşağıdan başlayarak açıyorlar. İç kısımlar pek çoğunda beyaz çerçeveli bordo beneklerle kaplı ve meyvesi olan kapsül, bol miktarda tohum içeriyor.
Şimdi sıkı durun!
Yüksük otu tıpta oldukça önemli bir bitki. Çünkü kalp ilaçlarında kullanılan 'digitalin' adlı madde bu bitkinin özünden elde ediliyor. Nabız atışını azaltma ve kan dolaşımını yavaşlatma özelliği var. O nedenle, bilinçsiz kullanımı zehirlenmelere hatta ölümlere neden olabiliyor. Ne kadar şaşırtıcı, değil mi?

Çan çiçekleri güneşi sevdiği için genellikle yeşil çimlerin orta kısımlarında ve köşelerde ayrılan bölümlere ekiliyormuş.
Güneş almayan duvar kenarlarında gelişemiyor. Kumlu, killi ve gübreli bahçe toprağı seviyor. En güzeli de balkon ve pencereleri süslemek için saksıya dikilebilmesi.

Yeryüzünde 300'e yakın türü ve pek çok alt türü olan çan çiçekleri, Kuzey Yarımküre'nin ılıman bölgelerinden yayılmış.
Çeşitlilik en fazla Akdeniz ve Kafkasya'da. Dağlık yüksek bölgelerde 5 cm den küçük bodur formda iken, ılıman bölgelerin ormanlık ve çayırlık alanlarında 2 metreye ulaşabiliyor. Bazı türlerin birtakım larvaların besin kaynağı olması şaşırtıcı. Nitekim ilk fotoya tıklarsanız soldaki görselde de bir karınca mevcut.

Bu bilgilerden haberim olmadığı gibi, aşağıda kolaj haline getirdiğim çan çiçeklerinin hiçbirini görmemiştim. Ne kadar güzeller. Renkler ve biçimler müthiş. Bazıları katmerli üstelik. Bu çiçeklerle bahçeler ve balkonlar cennete dönüşür. Netteki bahçeleri, balkonları bir görseniz! Sanırım ben de en kısa zamanda, yani önümüzdeki yaz bu işe el atacağım.

Tohumları toz gibi inceymiş. Haziranda hafif gölgeye serpiliyor ve üzeri örtülmeyip hafifçe bastırılması yeterli oluyormuş. Geriye kaldı sulamak. Çıkan fideleri ayrıştırıp yaz sonunda asıl yerlerine diktiğimde tamamdır bu iş:)

Kalın sağlıcakla...

Alt Görseller: Pinterest-Flickr

02/01/2016

Zarif Kış Çiçekleri (Viburnum Tinus Lucidum)

Pembeli beyazlı bu minik çiçeklerin çetin kış şartlarında açmış olmaları ve böylesi harika bir görsel şölen sergilemeleri inanılır gibi değil, öyle değil mi?

Fotoğrafları iki yıl önce mart ayında çekmişim. Soğuk bir kış günü kaldırımın kenarından tel örgülere yaslanmış biçimde karşıma çıkmışlardı bu güzeller.

Oluşturdukları muhteşem görüntüler yol boyunca devam ediyordu.

''Oraya dikilmeleri hangi ince ruhlu insanın fikriydi kim bilir?'' diye düşünmüştüm.
Kendisi de çiçekleri kadar zarif olmalıydı.
Hayatımda ilk kez görmüştüm bu çiçekleri...
Başlarına dikilip uzun uzun ve hayranlıkla seyrettiğimi hatırlıyorum. Kış mevsiminde dizayn için kullanılmış yapma çiçek gibi duruyorlardı. Daha doğrusu, soğuğa karşı direnç göstersin diye mumdan yapılmış gibiydiler.
Hatta bakın, fotoğraflarda bile öyle görünüyorlar.
''Mum çiçeği'' bu olsa gerek diye düşünmüştüm. Ve soğukta açan bu kadar güzel bir çiçek daha görmemiştim...


İşte bu fotoğraflara az önce arşivi düzenlerken rastladım ve çiçeğin gerçek isminin ne olduğunu öğrenmek istedim.
Ancak, görselleri Google'da o kadar aratmama rağmen bir türlü öğrenemedim. Mum çiçeğine benziyor; ama değil. ''Viburnum tinus'' adlı bir çiçek bu. 2016'da blogumun ilk yazısına konu olan olağanüstü çiçek...
Onlar bu minicik, zarif ve harika görüntüleriyle ne rüzgârdan ve yağmurdan ne de kardan, soğuktan, ayazdan etkileniyorlar. Dışarıdan gelebilecek her türlü olumsuz şarta karşı nasıl da dimdik ve pırıl pırıl ayaktalar.
Sahi bu çiçeği tanıyan, Türkçe adını bilen var mı?


* * *
(EK)
Ben bu çiçeğe hayran kaldım.
Alttakiler de 17-21 Şubat 2016 tarihleri arasında rastladığım parlak yapraklı kartopular.
Gördüğünüz gibi farklı türleri var. Ancak, pembe-beyaz çiçekleri olanına
bir daha rastlayamadım.






İki yıl sonra onları yine yeniden görebilmek için dikkatli bakmak gerekiyormuş demek ki.
Yoksa nasıl farkedecektim ?


23/12/2015

Yaprak Güzeli (Coleus)

İlk bakışta nasıl da gösterişsiz, sıradan bir çiçek. Latince adı coleus. Işığı ve suyu sevdiği, güneş aldıkça yapraklarının yeşilden bordoya ya da mora dönüştüğü söyleniyor. Sadece yapraklardan oluştuğu için ''çiçek'' demek yanlış sanki.
Kim bilir belki adını bu yüzden ''yaprak güzeli'' koymuşlardır.

Yaprağı neden güzel derseniz; çünkü onun çiçekleri yaprakların üzerinde açıyor. Daha doğrusu; bir ressam başına geçmiş ve dilediği yaprağa çiçek resmetmiş gibi görünüyor.

Dikkatli bakacak olursak öyle her yaprakta çiçek yok. Bazı yapraklar ne kadar büyürse büyüsün çiçekten nasibini alamamış. Bazıları daha minicikken bile tamamıyle pembe-beyaz, her zerresiyle çiçek...
Bakmakla görmek arasındaki farkı gösteren ne güzel bir çiçek.

Aileyi tanımlarken ''Beş parmağın beşi bir değil,'' derler bazen. Tıpkı onun gibi, yaprağı güzel de şöyle diyor bana kalırsa:


''Aynı yuvada, aynı köklerden gelerek bir arada büyümüş aile biriyleriyiz biz. Ancak her birimiz farklı. Kimimiz cesur, gayretli. Rengarenk kimimiz, içi dışı bahar. Kimimizse cesaretsiz, çekingen ya da karamsar.''

Olay bir taraftan da ''Nasıl bakarsan öyle görürsün''ün bir çiçekte can bulmuş hali...

Japonlar için sakura nasıl ki uzun gibi görünen ama çabucak biten hayatı temsil ediyorsa ''yaprağı güzel'' de benim için aile bireylerinin her birinin farklı karakterde oluşunu sembolize eden işte böyle bir çiçek.

İçinde bulunduğu şartlara göre duruş sergiliyor özünde. İhtiyacı olan her şey tam ve rahatı yerindeyse eğer, bir mucizeye imza atabiliyor. Bu kez ince, uzun, narin bir dal üzerinde sıralanmış minik beyaz çiçekler açarak hayata teşekkür ediyor.
Yaprak güzeli... O benim için; insanı, aile kavramını, yaşamı sorgulatan sıra dışı bir öğreti.

* * *
EK (03.11.2016)

Aynı kökten çoğalttığım yaprak güzelim yaklaşık 1 yıl sonra hangi renk ve şekillerde bakar mısınız?
Şu soldaki de 👇 👇 balkondaydı. Yarım güneş gören bir yerde, başka bir saksıda. Yaprakları kocaman, renkler ne canlı.

Her bir kare başka bir çiçek sanki. Bordo renkli olanlar balkonda bütün yaz güneş görenler.

Bir de sürpriz yaptılar. Birkaç yerden dal uzatıp ayrıca çiçek verdiler. Eflatunumsu minik mavi çiçekler :)
Araştırma yaparken ince, uzun, narin bir dal üzerinde minik ''beyaz'' çiçekler açtığı bilgisine ulaşmıştım oysa.

Yaprak güzeli şahane bir çiçekmiş gerçekten de 💕🌷🌿💕


* * *




* * *


EK (19.04.2020)

Bu çiçek de eylülden beri üç yaprağı köklendirip diktiğim ve büyüttüğüm başka tür bir yaprak güzeli. Tam adını bilmiyorum; ama onun dantellisi gibi. Sanki daha güzeli...