tavuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tavuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21/01/2026

Evde Nefis Çıtır Tavuk

Bugün evde yapabileceğiniz, en çok da sömestir tatilindeki çocuklar ve gençlerin beğeneceği harika bir tarifim var. Bugüne kadar evde yaptığım en lezzetli tavuk diyebilirim. Gerek görüntüsü, gerek içinin pamuk gibi, dışının çıtır oluşuyla adeta bir lezzet fırtınası. İki kez denedim ve bayıldım.

Havalar kış şartlarına girdi artık. Güneş fazla görünmeyince gündüzlerin uzadığı henüz belli değil sanki. Bu yüzden kimsenin canı sıcacık evinden dışarı çıkmak istemiyor gibi.

Sadete gelelim mi? Fast food restoranlarına gidip küçük miktarlar için dünya para ödenen çıtır tavuk parçalarını evde yapmak hiç de zor değilmiş. Hem de çok daha leziz ve sağlıklı olanı çıkıyor elinizden. Hemen tarife geçiyorum o halde.

13/05/2016

O Tavuğu 'Yutmayız'

İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Öğretim Üyesi Dr. Yavuz Dizdar'ın beyanlarını yıllardır takip ederim.
İnsanları bilinçlendirmek adına hiç pes etmeden çabalayan, uyarılarda bulunan çok değerli bir bilim adamıdır.
İlaç endüstrisinin tamamen gıda endüstrisinin içinde olduğunu anlatır. Bozulmayan sütlerden, meyvelerden, ekşimeyen yoğurtlardan, sarısına müdahale edilen yumurtalardan bahseder. Aylarca saklanabilen katkı maddeli yiyeceklerden kesinlikle sakınmamız gerektiğini, en çok da antibiyotikle 40 günde büyütülmüş 'piliçleri' anlatır...
''Piliç diyorum, tavuk demiyorum. Çünkü bu yediklerimiz tavuk değil, başka bir canlı. Bağ dokusu bozulmuş hasta bir canlı,'' şeklinde bir özet çıkarmıştır ki insanın tüylerini diken diken eder.

Kendisini dikkatle dinleyip not aldığım dehşet verici detayları anlattığım ''O Yediğin Tavuk Değil!'' başlıklı yazım ŞURADA...

Tavuk üretiminde kullanılan kimyasallar sadece insan sağlığını değil, ekolojik dengeyi de bozuyor. Tavukların dışkısı normalde gübre olacakken zehirli atık haline dönüşüyor. Vahameti düşünün! GDO'suz dense bile hayatından tavuğu tamamen çıkarmış biri olarak geçenlerde bir açık oturuma rastladım. Konuk profesörlerden birinin ''Tavuk yenilebilir. Ben yiyorum,'' şeklindeki telkinleri dikkatimi çekti. Şaşırdım!
Yavuz Hoca'nın ''Endüstri bir miktar akademiyi kullanır,'' sözünün sağlamasıydı adeta. ''Tavuk'' adı verilmiş bağ dokusu bozuk o hasta canlıyı sen yiyorsun diye halk da yiyecek öyle mi?!? Hayret doğrusu!

Çok can sıkıcı, ancak önemli bir konu olduğu için girizgâh biraz uzun sürdü, kusura bakmayın. Şimdi asıl konuya gelelim.
Prof.Dr.Aziz Sancar Nobel Ödülü aldığından beri ülkem adına böylesi güzel bir haber okumamıştım. O nedenle; bu güzel haberi sıcağı sıcağına paylaşmak istiyorum:

Greenpeace Akdeniz, "Dünyayı Tüketmek" adlı bir rapor hazırlayıp,
"Bile Bile Lades: Endüstriyel Tavukçuluk İçin Yolun Sonu" başlığı ile başta Dr. Yavuz Dizdar olmak üzere uzman isimlerin katılımda bulunduğu bir panelde hayvancılık ve tavukçuluk sektörünün gerçek yüzünü kamuoyuyla paylaştı. Evet, Greenpeace, sağlığımızı ve çevremizi tehdit eder hale gelen tavukçuluk endüstrisine odaklandığı kampanyasında 'Yutmayız!' diyerek tavuk üretim şirketlerini harekete geçmeye çağırıyor.

Panele katılan uzmanların paylaştığı ve gıda endüstrisinin yarattığı sağlık ve çevre tahribatını tavuk endüstrisi üzerinden anlatan ‘Dünyayı Tüketmek’ isimli Greenpeace Raporu' nda öne

13/06/2014

Şefin Sırrı: Şık, Pratik ve Leziz

Bilirsiniz, işletmelerde çalışan pastacılar ve aşçıların hemen hepsi beğenilen lezzetlerinin tarifini bir sır gibi saklar, kimselere vermezler. Bu bir prensiptir onlar için. Bize de saygı duymak düşer.

Bugün bir değişiklik olsun, bir yemek tarifi gelsin.
Hafta sonuna girdiğimiz şu dakikalardan itibaren vakit ayırıp denemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Hem çok kolay, hem inanılmaz lezzetli bir yemek tarifi. Kesinlikle pişman olmayacaksınız.
Bu tarif ünlü bir otelin kadın şeflerinden birinden alınma. Arkadaşımın ısrarlarına dayanamayıp prensibini bir seferliğine bozmuş kendisi. İyi ki de bozmuş. Çünkü tarif değil adeta sihirli bir formül. Yalnızca üç çeşit malzemeyle ulaşılan sonuç muhteşem! Son derece lezzetli bir tavuk yemeği.
Tavuğu ben yalnızca fırında kızartılmışsa ya da ızgara yapılmışsa seviyordum; ama diyebilirim ki bu onların da önüne geçti.
Görüntü olarak da Çin yemeğini andıran çok şık bir yemek aynı zamanda.

Daha fazla uzatmadan hemen tarife geçelim o halde...

MALZEMELER:
- 4 adet kemiksiz tavuk incik (Organik olması tercih edilir.)
- 8-10 adet sivri yeşil biber (1 tanesi kapya biber olursa daha iyi.)
- 8-10 adet iri sarmısak tanesi
- Üç yemek kaşığı soya sosu
- Yarım çay bardağı sıvı yağ

Biberleri yıkayıp çekirdeklerini ayıkladıktan sonra keskin bir bıçakla jülyen usulde (uzunlamasına) keselim. İncikleri de jülyen usulde keserek hepsini ince ve uzun şeritler haline getirelim.

Sarmısak tanelerini bir tencereye alıp sıvı yağla ve hafif ateşte çevirmeye başlayalım. Fazla kızarmadan biberlerimizi ilave edelim.
Sarmısakları 3-4 dakika kadar da biberlerle çevirelim. En son incikleri de ekleyip hepsini birden en fazla 5 dakika kadar daha çevirelim ve tencerenin ağzını kapayıp kısık ateşte 20 dk pişmeye bırakalım.

Kapağı açarak 3 yemek kaşığı soya sosunu ilave edip karıştıralım.
10 dakika da bu şekilde pişirdikten sonra tencerenin altını kapatalım.

İşte bu kadar. Hem çok şık hem çok lezzetli tavuk yemeğimiz hazır.
Yanına da bir pilav yapmışsanız değmeyin keyfinize :)

Huzurlu bir hafta sonu diliyorum.
Sevgiyle...

07/05/2014

O Yediğin Tavuk Değil!

Yıllarca ''Açık süt tüketmeyin!'' dediler bize.
''Çok tehlikeli!'' dediler. ''Yemeklerinizde mısırözü yağı kullanın, ayçiçeği yağı felaket zararlı!'', hatta ''Et ürünleri yerine soya eti ve soya kıyması tercih edin. Sağlıklı olan budur!'' dediler. Bu türden uyarıların ardı arkası kesilmiyor, televizyonlardan, gazetelerden, kitap ve dergilerden bas bas bağırmaya devam ediyorlardı.
Duyduklarımızın her biri için ayrı şok oluyor, bugüne kadar yaptığımız söz konusu bu yanlışlar için büyük bir suçluluk duygusu içinde kahroluyorduk.
Sonra ne oldu peki? Yana yakıla halkı uyaranlar tam tersi olduğunu söylemeye başladılar.
Dahası, içlerinden bazıları özür bile diledi.
Örneğin Prof.Dr. Bingür Sönmez.

Demişti ki: Biz insanlara, özellikle kolestrolü ve kalp hastalığı olanlara yıllarca ''Yumurtadan uzak durun!'' dedik. Çok büyük yanlış yaptık. Özür dileriz. İsterlerse günde iki yumurta bile yiyebilirler.

Bahsettiklerimin hepsi bir yana, günümüzde öyle büyük bir tehlike var ki, lütfen hepimiz bu konuya büyük bir titizlikle uyalım ve yapılması gerekenlere çok dikkat edelim. Eskiden iki saatte zor pişen tavuk, şimdi neden 15 dakikada pişiyor? Neden ''körpe'' diye bir inanç var? O yediklerimiz tavuk değil!
Doğal ortamda yetiştirilmiş, organik bir tavuğun en az 1 yılda gelebileceği boyuta 45 günde getirilen endüstriyel tavuk onlar. Daha yumurtadan yeni çıkmış civcivken kemikleri gelişmesin, sırf et olsun diye durmadan antibiyotik verilen, tıpkı tarladaki patatesler gibi hiç kıpırdamadan yetiştirilen tavuklar.
Yumurtaları da klorla yıkanıp piyasaya sürülüyor.

Şimdi izninizle, konuk olduğu TV programlarını, konferanslarını ve basına yaptığı açıklamaları uzun bir süredir dikkatle takip ettiğim İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü öğretim üyesi Dr.Yavuz Dizdar'ın ''bozulmayan ve kokmayan endüstriyel ürünlerin tüketilmemesi, organik ürünlerin tercih edilmesi gerektiği'' konusundaki, çoğu zaman dehşete düştüğüm, aklıma bir mıh gibi yerleşen uyarılarının ve çarpıcı açıklamalarının daha önceden almış olduğum notlar doğrultusundaki satırbaşlarına geçiyorum:

• Dünya genelinde bütün kanserler değil, belli kanserler artıyor. Bunu Amerika da biliyor, durumun zaten farkındalar. Çok umurlarında olduğunu zannetmeyin, hiç umurlarında değil. Çünkü paralelinde ilaç endüstrisi gelişiyor. Önce hasta ediyor sonra ilaç satıyorlar.
Bugün geldiğimiz nokta; bir ülkenin gıdasını ne kadar endüstrileştirirseniz, ne kadar markete tıkarsanız, ne kadar uzun raf ömrü sağlar, ne kadar bozulmaz hale getirirseniz hastalığın da o oranda artıyor olmasıdır.

• Tavuk eti yalnızca kimyasal bir madde. Lezzet yok. O nedenle marine ediliyor, değişik soslara batırılıp kızartılıyor ve lezzet katkısı sağlanıyor. Burger markalarının yaptığı bu. Satın aldığınız endüstriyel tavuk paketlerinden ''boyun'' çıkıyor mu? Hiçbirinde yok. Neden? Kıpırdayamadan, hızla büyütülen hayvanda boyun kemiği gelişemiyor. Oysa tavuğun en lezzetli kısmı boynudur. Hayvanın diğer kemikleri de gelişemiyor.

• Vücudumuzun ana yapı taşları besinlerin içinde var ve bozdukları hep bu. Bu yapı taşlarının bozulmasını nerelerde görüyoruz? Tırnaklarınız kırılganlaşmaya başlıyor, bir süre sonra kolojen sentezi bozulduğu için saçlarınız bozulmaya başlıyor, bir süre sonra vücudunuzda fıtıklar oluşmaya başlıyor. ''Ne fıtığı var?'' diyorsunuz ''Sırt fıtığı var,'' diyor. ''Bel fıtığı var,'' diyor. Niye olduğunu zannediyorsunuz? Genç bir insanın niye fıtığı olsun ki? Çoğunda kilo fazlası bile yok. Çünkü vücut yapı taşını alamadığı için fıtıklaşmaya başlıyor.

• ''Sakın et kullanma. Soya eti kullan, soya kıyması kullan!'' Ana haber bültenleri dahil her yerde bunu duyuyorduk. Endüstri organizedir. Siz soya ürünlerini Türkiye'ye sunmak istediğiniz zaman (O topraklarda yetişmeyen yeni bir meyve türü de olabilir), birilerini bulur, bunu ona söyletirsiniz. Kimse sadece ''Ben bunu getirtiyorum,'' deyip beklemez. İşte bu aşamada endüstri bir miktar akademiyi kullanır. Akademi de yani öğretim üyeleri de kullanılmaya müsait olmuş. Maalesef gıdadaki bu değişim yeteri kadar sorgulanmamış. Olayın özü 2000'lerin başına gidiyor. Çünkü hastalık son 15 yılda arttı. Görülen en önemli etken yiyecek ve içeceklerin içeriğindeki bozulma ve zayıflama...
Doğalını bulmaya çalışın.

• Genetiği değiştirilmiş soya bitkisi. Endüstride kullanılan formdur soya, küspesi yem sanayinin girdisini oluşturuyor. Soya kıyması, soya eti olarak girdi piyasaya. Çok az miktarda kullanılıp bol miktarda suyu çekebilecek kadar yoğunlaştırılabiliyordu, sünger gibiydi.
Yiyeceklerin içeriğini bilemiyoruz. Genetiği değiştirilmiş katkı maddesi de söz konusu. İçerisine miktar artırmak amacıyla soya eklenmişse? Endüstriyel soya alıyor, sıkıp yağını çıkarıyorlar. En sonunda küspe halinde kalıyor.

• Bıldırcın normalde senede kendi halinde 20 tane yumurtlar. Kafesin içine hiç kıpırdamadan koyarsanız her gün yumurtlar. Ancak, kafesin içinde duran hayvanda stres hormonu gelişiyor: Kortizon
Ve kortizon yumurtanın içine de geçiyor. Bunu araştırma sonuçları söylüyor.
Üretim koşullarının hayvanlar için de insanileşmesi gerekiyor. İstiyorlar ki küçük alanda çok hızlı ve çok miktarda üretim yapsınlar. Bu olmuyor. Yumurta hayvandan gün ışığı ile uyarılarak doğuyor. Bunu siz gün ışığını taklit ederek yaparsanız hayvan peş peşe yumurtlar.

•İngiltere'de free lunch (serbest dolaşan) olayı vardır. Yedikleriniz ne kadar ''dolaşarak'' sağlanmışsa aynı ölçüde sağlıklı ve kalitelidir.

• Tüylenme... Biz bunu tedavi ederek altından kalkamayız. O yüzden kırılmayın lütfen. Artı; çocuklarımız şişmanladı. Hepsinin birtakım endeksleri yükselmeye başladı. Bunu demek ki yakınımızdaki bir şeylerde arayacağız. Şu sihirlidir, şunu yemeniz gerekir diyemiyorum. Bu anlamda her şeyin, yiyeceklerin birbiriyle çok fazla ilişkili olduğunu görüyorum.

• Elmaya olgunlaşmamış bile olsa etilen gazı veriliyor ve o kırmızı renk oluşuyor. İsterseniz sarı bir elmayı kırmızı bir elma haline getirebilirsiniz. Isırdığınız zaman lezzet var mı?
Hem insan hem hayvan vücudunun ihtiyacı olan, yapılamayan birtakım maddeler var. Bunları et, süt, meyvelerle bir şekilde almamız gerekiyor.

• GDO'lu gıdayı anlamak için 4 yol vardır: 1- Mevsimi 2- Kokusu 3- Tadı 4- Dokusu

• Adamın 100 dönüm bahçesi var. Elmaların hepsinin aynı anda olgunlaşmasını istemiyor.
Bir ilaç var, onu attığınız zaman olgunlaşmayı durduruyor.
Çünkü olgun halde toplarsanız İstanbul'a gönderene kadar yolda bir kısmı zayi olur. Bu anlaşılmış bir mekanizma. Nasıl yapılacağını biliyorlar. Bir kere meyveyi ham toplamak esas. Bozulma riskini azaltıyorsunuz. İçine bir şeyler zerkederseniz küflenme riskini de ortadan kaldırıyorsunuz.
Eskiden karpitle sarartma vardı. Muzda ve portakalda örneğin. Görüntü olarak mükemmelin karşılığını veriyor. Fakat yediğiniz zaman tadı yok. Biz bunlardan çok fazla eksik kalmaya başladık. O kadar çok birikti ki. Çünkü hayvanı da yemle besliyorsunuz sütünün kalitesi düşüyor. Sütte çok verim alınıyor gibi duruyor; ama içerik zayıf. Bu kadar zayıf içeriklerle vücudumuzun ihtiyaç kaynaklarını yerine koymamız mümkün değil. Bu açığı kapatmamız gerek. Bunların hepsi çok ciddi hastalanma unsurudur. Özellikle çocukların metabolizması belli bir yaşta çok hızlıdır. Hızla boy atıp hızla gelişirler. Üstelik bunun sonucunda ihtiyaçlarının katlandığı bir dönem geçiriyorlar.
Vitamin hapları çözüm mü, değil. Kaliteli, doğal ürünlerle beslenen çocukta vitamin eksikliği olmaz.

• Sosis örneğin. Normal şartlarda, bağırsağın içinde oluşturulmuş bir sosis değil. Sosise, salama bayılan bir kedi bugün çok açken bile bu ürünleri yemiyorsa, sütü içmiyorsa olayın vahametini düşünün.
Kedilere güvenin. Kediler UHT süt içmiyor. Mecidiyeköy Ortaklar Caddesi'ndeki barınaklara sosisli makarna döküldüğünde kediler sadece makarnayı yiyor, sosisleri bırakıyorlar.

• Elmada koku ve renk ve tat aynı anda olmalı. İçerik bunları karşılayamıyor. Çileğe bakın. Kocaman; ama içi boş. Ağzınıza atın, saman gibi. Bunlarda flavonoid olmuyor ve büyümeyi karşılayamıyor.
Beynin ara geçiricileri için hammadde oluşturan bazı maddeler var. Bunları insan vücudu oluşturamıyor. Bunlar yalnız meyve ya da sebzenin doğal ve olgun formunda var.

• Olay ''Pirinç mi yenmeli, bulgur mu?'' meselesini çoktan aştı. Duyarlı olmak gerekiyor. Kaynaklar az. Kesinlikle ve mümkün olduğunca bilinçlenmek gerekiyor.


03/02/2013

Her Şey Kanserojen!

Son haftalarda TV kanallarında sağlıklı beslenme konusunda bir furyadır gidiyor. Hatta ''tekrar yayın'' olarak gecenin bir yarısı yeniden veriliyor. 

Aşağı yukarı her gün rastlamakta olduğumuz 
bu tür programlardaki konuk profesörler, hocalar ağız birliği etmişcesine diyorlar ki:

''Biz şimdi varsak geçmişte atalarımız iyi beslendiği için varız. Bundan sonrası için sağlıklı bir yaşam biraz zor. 2020'de gençler arasındaki kısırlık oranı %50'ye yükselecek. 50 yıla kalmadan her 2 insandan biri mutlaka kanser olacak!''

Haydi, buyrun buradan yakın...
Zaten ülkenin gündemi huzur denen bir şey bırakmamış, kasvet içinde boğuluyorken,
üstüne bu söylemler ne de güzel cilâ çekiyor, öyle değil mi?
GDO'lu gıdalarla ilgili yeterince bilgilenmiş, yeterince canımız sıkılmıştı.
Bitmemiş, dahası varmış...
Geriye kalan ve doğru sandığımız bilgilerin de neredeyse hepsi yanlışmış.
Bu bölümde birbirleriyle tam bir fikir birliğine varamıyorlar nedense.
Birinin söylediğine diğerinden itiraz da gelebiliyor.
Efendim, merada dolaşan hayvan eti yiyeceksin bir kere. İster büyükbaş olsun ister küçük.
Yediğin ''kanatlı hayvanlar'' bile illa merada ''dolaşmış'' olacak. Evet ''dolaşacak''. Kelime aynen bu.
Eti, sütü, yumurtayı, tereyağını ancak bu şekilde yersen sağlıklı. Diğer türlü; yediğin her şey seni hızla şişmanlatır, yetmezmiş gibi hasta eder, damarlarını tıkar, kanser eder, erken yaşta öl-dü-rür!!!

►Şekere vücudun hiç ihtiyacı yoktur. İnsan 1 yıl ağzına şeker sürmese hiç bir eksiklik yaşamaz. 
►Beyaz ekmek, yani rafine undan elde edilmiş ekmek yemeyeceksin!
►Yemeklerde ayçiçek yağı kesinlikle kullanmayacaksın! 

Tereyağı en iyisidir. Ama o da ''merada dolaşmış'' hayvanın sütünden yapılmış tereyağı olacak. 
Endüstriyel süt ve bu sütten yapılmış ürünler (peynir, yoğurt, tereyağ vb) 1 numaralı kan-se-ro-jen-dir!
►Kırmızı et yememen gerekiyor. İllaki yiyeceksen kuzu yiyeceksin. 
    Sebebi; hayvan küçük olduğundan vücuduna daha az ilaç girmiştir.
►Pancar küspesi ve mısır silajı ile beslenen hayvan etinin senin için zehirden farkı yok!
►Elma ve armut fruktoz içerdiği için çok kötüdür. Sakın ola yemeyeceksin!?

Bugün markette hangi rafa baksam, gördüğüm her ne varsa nefret hissi uyandırdı bende.
Sanki hepsi ölümcül, hepsi birer kimyasal silâhmışcasına dizilmiş duygusu yaratıyor, neye dokunmak istesem elim geri gidiyordu...

Aklıma düşen sadece ve sadece ne idi dersiniz?
Hiç gerçekleşmeyecek olan bir hayal!

Çok uzaklarda, dağların eteklerinde, kocaman bir bahçesi, bahçesinde meyveleri, sebzeleri, çitinin etrafında ''dolaşan'' tavukları olan bir kulübede (pembe panjurlu değil, merak etmeyin) her türlü teknolojiden, kanserojenden, gamdan-kederden uzakta bir hayat sürebilmek...