İşte o anlar terapi seansı gibi geliyor insana. Sanırım sadece yaşayan anlayabilir bunu. Bilseniz ne büyük bir neşe ve mutluluk...
Fotoğrafı geçen gece çektim. Gördüğünüz bozacı, babadan yadigâr bu mesleği sırf kaybolup gitmesin diye yapan ve pandemi gecelerine müthiş bir moral desteği sağlayan tebrik edilesi o adam. Yaptığı bu işte asıl işinden çıktıktan sonra ikinci iş olarak saat 19.00 - 22.30 arası çalışıyor, her akşam kentin farklı bir mahallesinde satıyormuş bozasını.
Tıpkı eski Türk filmlerinde gördüğümüz gibi, eski zaman tarzı bir donanımla; omzuna astığı uzunca bir sopanın uçlarındaki güğümlerle yapıyor satışını. Bozası da eski usul tabii. Tam da babasından öğrendiği gibi. Muhtemelen o da kendi babasından öğrenmişti. Doğal yöntemlerle yapılmış, tam kıvamında, leziz mi leziz...
Hazır yeri gelmişken bozanın nasıl yapıldığını öğrenmeden, gelmişine, geçmişine göz atmadan olmaz değil mi?
Kış gecelerinde içilen harika bir içecek olan bozanın hammaddesi darı. Saf darıdan boza yapılacak olursa siyaha yakın bir renk aldığından farklı bir hububat cinsi tahılla mayalandırılması gerekiyor. İşte o zaman bildiğimiz boz renge ulaşıyor.
Mısırın bir adının da darı olduğunu zannediyordum ben; ama öyle değilmiş (Sırf ben değil, çoğunluk öyle biliyor). Oysa darı, buğdaygillerden taneleri buğdaya benzeyen bambaşka bir bitkiymiş. Geleneksel olarak mısır ve darının karışımından da boza yapılıyor bu arada.
