konserve etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
konserve etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26/09/2016

Kış Hazırlıkları Geleneği

Tarihçesi yüzyıllar öncesine dayanan Anadolu yemek kültürümüzün en önemli özelliklerinden biri kış için hazırlıklar yapmak, değişik yöntemlerle gıda depolamak olsa gerek...

Farklı yörelere göre şekil alan ve nesilden nesile aktarılan bu geleneğin öncelikli amacı; kış geldiğinde bulunmayan sebze ya da meyveleri aylarca bozulmayacak forma sokarak sofraları şenlendirmekmiş tabii. Leziz yemekler için domates, biber salçaları yapmak, mis kokulu meyvelerle reçeller kaynatmak, rengârenk turşular kurmak başı çekmiş.
Bütün kış şifa niyetine içilsin diye tarhanalar, tuzlanıp küplere basılmış peynirler, imece usulü kesilmiş makarnalar, bağlardaki son üzümlerle kaynatılmış pekmezler yapılmış.

Daha neler neler... Anneannem anlatırdı. Eskiden evlerin alt katında kış için hazırlanan tüm gıdaların muhafaza edildiği kilerler ya da ambarlar varmış. Evin hanımının bir ayağı adeta küçük bir bakkal dükkanına benzeyen o kilerde olurmuş. Bir kenarda patates, soğan ve un çuvalları, öte tarafta kuru fasulye, nohut, mercimek torbaları, ipe dizilip duvarlara çivilenmiş dolmalık patlıcan, biber ve bamya kuruları, tarhana keseleri, hemen yanında turşu küpleri, reçeller, pekmezler, kimi zaman kurutulup üst üste dizilmiş yufkalar, cevizli sucuklar, pestiller, incir, üzüm gibi kuru yemişler... Kilerler bolluk ve bereketin simgesi olduğu kadar, kışı rahatça geçirecek olmanın güvencesi, bir mutluluk vesilesi imiş.

Çağımızda kent insanının yaşam koşulları gereği bu tür hazırlıklar için ne zamanı ne de enerjisi var, öyle değil mi?
Bu bağlamda teknoloji, özellikle derin dondurucular ve hazır gıdalar yardıma yetişiyor yetişmesine de, nereye kadar? Aynı tadı ve keyfi yakalayamadığımız gibi, tamamiyle katkısız olmaları ne kadar mümkün? En kötüsü de böylesi güzel ve önemli bir geleneğin yok olmaya yüz tutması...

O nedenle ben her sene bu geleneği ucundan kıyısından da olsa sürdürmeye çalışırım. Mutlaka birkaç çeşit reçel yaparım örneğin. Konserve sos, konserve domates-biber salçası ona keza. Öyle onlarca kavanoz değil tabii. Bu iş için en yoğun insanın bile mazereti olmaması, evde bulunsun diye az miktar da olsa yapıp bir kenara koyması, fazla yorulmadan hafta sonu birkaç saatini ayırması gerek diye düşünüyorum...
Buram buram çocukluğunuz kokan, ev yapımı, mis gibi bir tarhana düşleyin mesela. Daha ötesi var mı?

Olmazsa olmazım demek olan tarhana için bu yıl birazcık geç kaldım; ama yetişti yine de. Mayalanan hamuru serme aşamasında merdane kullanıp incecik açma fikri çabuk kuruması için çare oldu. Bu benim için bariz bir mutluluk vesilesi.

Tatlı bir telaş ile diğer kış hazırlıklarını yapmak için de artık son demler. İçinde bulunduğumuz şu günler bağ bozumu vakti aynı zamanda. Pazarlarda köylülerin tezgâhlarında satılanlar bahçelerden toplanan son yaz sebzeleri. Ve ben bahçeli bir evde büyümenin etkisiyle, örneğin domatesin bu günlerde lezzetinin zirvesinde olduğunu iyi bilenlerdenim.


Gelin, kaybolmaya yüz tutmuş geleneğimizi canlı tutalım. İmkânlarımız elverdiğince kış hazırlıklarımızı
evde kendimiz yapalım. Anneannelerimizin, annelerimizin elleri son noktayı koymuş olmasın.
Gelenek bizlerle birlikte devam etsin, yok olmasın. Bu bayrağı taşıyalım...


17/11/2013

Kavanozdan Erozyona Kapari

Bu yazı, market alışverişlerimde raflarda sürekli rastladığım bir ürünle ilgili yaşanan ve şaşkınlıkla biten hikâyeyi anlatmaktadır.
İrili ufaklı ithal kavanozlarda satışa sunulan, taneleri itibariyle bezelyeye benzeyip rengi pek benzemeyen, bu nedenle de hiç çekici görünmeyen, konserve-turşu benzeri bir ürün olan ''Kapern''den bahsediyorum. Türkçesi ''kapari'' ve öyle her markette bulunmuyor...
Ama son yıllarda sanki biraz atak yaptı, biraz daha yaygınlaştı.

Neyse... Ben hayatımda hiçbir zaman kapari almaya niyetlenmediğim gibi, onu her gördüğümde aklımdan geçenler şunlar idi:
''Hiç tanımadığım ülkelerin tadını bilmediğim sebzesini neden alıp kullanayım? Üstelik konserve!''

Bu arada; sebze olduğundan bile emin değilim. Sadece bezelyeye benzediği için öyle düşünüyorum. Entel dantel yerlerde çalışan ünlü ahçıların soslarda falan kullandığını biliyorum bir de. Ee, cahillik kolay değil!
Bugünkü market alışverişimde de yine aynı şey oldu ve ben geç de olsa artık konuyla ilgili bir araştırma yapmak istedim.

Kapern(Alm), capers(İng) yani ''kapari'' Evliya Çelebi tarafından 400 yıl önce keşfedilmiş bir bitkiymiş meğerse!? “Seyahatname”sinin Çorum’un Osmancık İlçesi'ni tanıttığı bölümde:
''İşte bu kumlu toprakta, bu iklim şartlarında “gebre” adında bir yemiş yetişiyor ve yöre halkı bu yemişin sirkeli turşusunu yapıyor,'' diyor ve çok meşhur(!) olduğundan, faydalı ve lezzetli oluşundan, hastalıklara deva olmasından, zindelik, sağlık, güç verdiğinden bahsediyor.

İlk çağlardan beri Akdeniz ülkelerinde gıda ve tedavi amaçlı kullanıldığını öğreniyorum sonra. Acı bir bitki olduğunu, sadece sirke ve tuz ile terbiyelendikten sonra tüketildiğini de...
Kapari ülkemizde, Akdeniz ikliminin yaşandığı iller başta olmak üzere, Doğu Karadeniz'de ve Güneydoğu illerinde, Orta Anadolu'da Tokat ve civarında doğada kendiliğinden yetişen, dikenli ve çalımsı bir bitki olan Gebreotu (Gebereotu) imiş oysa. Düşünebiliyor musunuz??!!
Gebre, gebere kebere, kepere, kapari...

Kapari, her yönüyle bir kurtarıcı aslında. Deniyor ki:
“Toprak kanseri olarak tanımlayabileceğimiz erozyonu önlemede yeni bir umut: KAPARİ”
“Orman köylümüzün kalkınmasında mucizevi bitki.”

Almanlar kaparinin salamurasını, sosunu 472 çeşit yemekte kullanıyormuş.
İspanyollar, yılda 20 milyar dolar kazandırdığı için ''Milli Bitki'' ilan etmiş kapariyi ve devlet korumasına almışlar.

Biz mi? 1990 yılından beri yılda 3000-5000 ton kapari ihraç ediyormuşuz ve sırf bu yüzden bizdeki diğer adı ''dolar açan tomurcuklar'' diye biliniyormuş.
Ancak... İç piyasamızda yeterince tanıtımı yapılmamış hiçbir zaman.
Ülkemizdeki her türlü iklimde bu kadar ''yaygın'' yetişen bir bitkinin ''yaygın'' bir şekilde kullanılmamasını, hatta adını bile duymayan sayısız insan olduğunu başka ne şekilde açıklayabiliriz sizce?

Peki, yalnızca büyük kentlerdeki süpermarketlerde, ithal kavanozlarda karşımıza çıkmasını?
İhraç ettiğimiz kapariler bize ithal kavanozlarda geri dönüyor, bu çok açık..
Tarım Bakanlığı uyuyor mu?