bitki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bitki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11/05/2022

Küçük Beyaz Difenbahyam Çiçek Açtı

Ev bitkilerine ilgisi olanlar bilir. Difenbahya güzel bir salon çiçeğidir. Boyunun uzunluğu, yapraklarının büyüklüğü ya da çizgileri farklı olabilen birkaç türü vardır. Bendeki fazla uzamayan tür; beyaz yapraklı difenbahya

Kendisi eve gelişinin beşinci yılında. İlk iki yıl sağlıklı ve gür bir şekilde gayet güzel büyüyüp yapraklandı. Sonrasında vakti geçen yapraklar alttan döküldükçe sap kısımları uzamaya başladı. Yaprakların döküldüğü yerler palmiyedekine benzeyen güzel bir desen oluşturuyordu; ama uzama yarım metreyi geçince sağa sola düştüler. 
Tam saksıyla birlikte atacakken tüm sapları bir araya getirip bağlama gibi bir çare gelmişti aklıma ve çok da güzel oldu. Difenbahyam günbegün daha da güzelleşti. Bugün sularken bir değişim farketmez miyim? Ömrümde görmediğim bir ilave vardı orada. Çiçek miydi acaba? Ama bu tür çiçek açmıyordu? Zaten internette hiç fotoğrafı yok. ''Difenbahya çiçek açar mı?'' isimli tek bir videoya rastlayabildim. Cevap: ''Doğru, iyi bir bakım uygulandığında nadiren çiçek açar.''

22/12/2021

Hatırlatma Aşısı, Mevsimin İzleri

Sol kolum o kadar çok ağrıyor ki. Çünkü hatırlatma aşımı yapan eli hafif biri değildi bu kez. Şırıngayı omzuma öyle bir sapladı ki yok böyle bir acı. Ağlamamak için zor tuttum kendimi. ''Çocuk gibi ağlıyor. Amma da canı tatlıymış,'' diyecekler diye dişlerimi sıkmaktan bir hal oldum.

Kaçıncı aşı bu, neden böyle acıdı bu kez, demeye kalmadı, baktım pamuk uzatıyor. ''Omzunuz kanadı. Bastırmadan silin,'' demez mi bir de? Ohoo, baktım ki kanamak değil, kan akıyor resmen. Ben anlamıştım zaten. Tarzı en baştan yanlıştı. Bastırmadan silecekmişim. Ne çok biliyor. Demek hep kanatarak vuruyor. Sen bastırmadan vursaydın madem. O zaman kanamayacaktı. Vurmak, yavaşça zerketmek yerine sapladın adeta! Savaşta düşmana yapılmaz! 

''Aşı da dışarıya akıyor şu an değil mi?'' dedim. ''Hayır'' dedi. Sana inanmayacağım elbette. Elinin ayarını gördük, dilinin ayarı da öyledir bence. Güven duygum sıfır! Doktora gidip sormam gerekiyor. Doktor bir şey olmaz dedi ama tam emin olamadım. Yoksa antikor testi falan mı yaptırsam? Bir taraftan da kolum feci ağrıyor. Aşılandığım için mi yoksa şırınga kurbanı olduğumdan mı, hangisinin etkisi bir emin olabilsem.

Bildiğim bir şey varsa bir kez daha aşı olmak zorunda kalırsam ve aynı kişiye rastlarsam kesin reddedeceğim. 

O zaman yine ruh ve bedene en iyi gelen şeyi yapmalı. Şehri ve kordonu turlamalı boydan boya. Mevsimin izlerini sürüp denizin, dinginlik ve huzurun bünyeye işlemesine izin vermeli.

07/11/2021

Aloe Vera Jeli İle Kaynaşmak

Dün gece tam uykuya dalmak üzereyken mutfak tarafından gelen gürültüye koştuğumda ortalıkta dikkat çeken hiçbir şey göremeyip geri yatmıştım. 

Sabah olup uyandığımda mutfağın kapalı balkona bakan penceresinin önündeki iki aloe vera saksısından birinin yok olduğu dikkatimi çekti hemen. Panikle balkon kapısını açtığımda saksı yerlerdeydi tabii. Hem de büyük olanı. Her taraf toz, toprak, çamur. En az 50 cm'ye ulaşmış o güzelim etli yaprakların çoğu kopmuş ya da parçalanmıştı ve çamur içindeydi! 

Başka bir çiçek olsa üzülmezdim belki; ama içinde aloe vera jeli bulunan o yapraklar benim için çok değerliydi. O pencere bu ara bol sonbahar güneşi alıyordu ve öyle hızlı büyüyorlardı ki. Demek ki öndeki yaprakların ağırlığı an gelmiş fazla kaçmış ve denge bozulmuş. Gördüklerimden ''Bitkiler de canlı türü. Onlarda bile denge önemli,'' diye ders çıkardım bir de:)

18/05/2021

Kırmızı Erik Ağacı

Akıldan geçen bir şeyin asla olmayacağı belirtileceği zaman ''Kırmızı kar yağınca!'' ya da ''Kırmızı kar yağdığı zaman!'' şeklinde kullanılan bir deyim vardır, hani. Hafiften komik ve biraz da alaycıdır.

Bu deyim, benzer durumlarda kullanılan ve yine inançsızlık belirten ''Çıkmaz ayın son perşembesi'' ile aynı kapıya çıkar.  Konunun yazıyla bağlantısına gireyim hemen. Çünkü kırmızı kar görmek kadar inanılmaz bir durum bence: Kırmızı erik ağacı diye bir ağaç var! 😵😲

Söyleseler inanmazdım; ama gözümle gördüm ve bir yaşıma daha girdim. Pandemi sayesinde boş zamanlar çoğalınca farkındalık artışı mı oldu nedir, her ay bir yaşıma daha giriyorum. Şimdi hemen toparlayıp olabildiğince kısa özetleyeyim.

17 günlük tam kapanmanın bitiminde yani dün, alışveriş için çarşıya çıktım. Onca zaman sonra dışarıya çıkamamanın yarattığı özlemden olsa gerek çevreye daha dikkatli baktığımı fark ettim. Farkındalığımın arttığını...

Birden, her yıl baharın başında çiçeklerine hayran kalıp fotoğraflarını çektiğim ağaçlar dikkatimi çekti. Aman Tanrım! Mart ayının ilk haftasında kırmızı-bordo yaprakların arasında göz dolduran o muhteşem bahar çiçekleri kırmızı eriklere dönüşmüş! Ve bunu ben ilk kez fark ediyorum. Üstelik bunun şaşkınlığını yaşayan bir tek ben değilim. Kime söylesem hayret ediyor.

Bu ağaç genellikle belediyeye ait alanlarda bulunuyor, baharın ilk çiçeklerini sergilediği için çevreyi inanılmaz güzelleştiriyordu. Demek ki çiçekler yaprak döktükten sonra bir daha da kimsenin dikkatini çekmiyormuş.

18/10/2020

Kalp Tohumu (Love in a Puff)

Bu yıl doğayla iç içe sonbahar yürüyüşü falan yapamadım; ama sanırım doğadaki en özel olaylardan biriyle karşılaştım. Gördüklerim hayli heyecan verici ve gizemliydi bence. Öyle ki duygusal yoğunluğa bürünüp düşler aleminde kaybolabilir insan. Şaşırtıcı bir romantizm...

Bir önceki yazıda altın çilek zannettiğim bitkinin içinde bulunan küçük siyah toplara anlam veremediğimden bahsetmiştim. Fotoğrafları için Google Görsel uygulamasından bile ''altın çilek'' yanıtını aldığım bu bitkinin içindekiler neydi?

Düğünlerde ya da özel kutlama gecelerinde tavana asılan kağıt fenerlere benzeyen tohum keseleri olan ve altın çileğe çok benzeyen bu bitkinin bizdeki adı balon sarmaşığı. "Japon Feneri" ve "Yürek Sarmaşığı" da deniyor. Sıcak ve ılıman iklimlerde yetiştirilen bir süs bitkisi. Çiçek haldeyken gösterişsiz ve küçük. İlk  zamanlar yeşil renkte olan tohum keseleri sonrasında sarıya ve turuncuya dönüşüyor. Keseler ceviz büyüklüğündeler ve içleri hava dolu.

Şimdi esas konuya gelelim. Kuruyarak sarıya dönüşen tohum keselerinin içindeki küçük siyah toplar, üzerinde beyaz kalp deseni olan çok özel tohumlarmış meğer. Her bir kesenin içinde üçer adet bu özel tohumdan var. Bu nedenle ünlü İsveçli bilim adamı ve botanikçi Carl Von Linna, bitkiye ''kalp tohumu'' anlamına gelen "Cardiospermum" adını vermiş.

 Ve şimdi sıkı durun! Balona benzeyen bu keselerin kalplerle işaretlenmiş tohumlarla birleşimi, bu türün yaygın adı olan "nefeste aşk"ın kullanılmasına neden olmuş (love in a puff).

01/05/2018

Kanola Tarlaları Çiçek Açtı!

Görsellere bakıp da yine yeniden bahar çiçekleri ile ilgili bir yazı geldi zannetmeyin sakın.

Fotoğrafları geçen gün yaptığım şehirler arası bir yolculuk sırasında arabadan inip de çektim. Gördüğüm manzara bir hayli şaşırtıcıydı çünkü.
Yol kenarlarındaki tarlalar ve karşılarındaki ovalar parsel parsel sarıya boyanmıştı. Böyle bir duruma daha önce hiç rastlamamıştım. Yıllardır ezbere bildiğim bu güzergâhta yaz sonu seyretmeye doyamadığım ayçiçeği tarlaları olurdu çoğunlukla.

Tarlalar dolusu sarı çiçek de fena sayılmazdı ama süs bitkisi olarak yetiştiriliyor olmaları imkânsızdı.

Yabani ot istilası falan olabilir miydi?
Hani baharda yemyeşil otların arasında hemen farkedilen sarı çiçekli otumsu bitkiler olur. Acaba onlarla mı baş edilemedi de bulaşıcı bir hastalık gibi bu kadar geniş alanlara yayıldılar diye düşündüm ilk etapta. Ancak bu fikir hiç mi hiç akılcı değildi...

Neyse efendim, sadete gelelim hemen.
Google denilen bir derya vardı elimin altında. Hemen oracıkta kafamda dolaşan kırk çeşit ''acaba''yı kovalayıp merakımı geçirdi sağolsun:) Kanola imiş adı. Tanelerinde %38-50 yağ ve %16-24 protein bulunan önemli bir yağlı tohumlar bitkisiymiş. Bitki ilk kez Kanada'da yetiştirildiğinden İngilizce "Canada" (Kanada) ve "Ola" (oil low acid - "düşük asitli yağ") sözcüklerinden türetilerek "kanola" adı verilmiş.

Kelime elbette ki ''kanola yağı'' olarak zihnimde mevcut olsa da, içeriğiyle ilgili en ufak bir bilgim yok! Tarlasının başına gelip de bu kadar ilginç bir hikâyeyle öğreneceğim ve o çiçekleri bir daha asla unutmayacağımı söyleseler inanır mıydım?

Kanola, Türkiye'ye Balkan göçmenleri aracılığıyla ve kolza adı ile 1960'lı yıllarda getirilip Trakya Bölgesinde ekimi yapılmış. Rapiska, rapitsa isimleriyle de bilinen kanolanın yağında insan sağlığına zararlı erüsik asit, küspesinde de hayvan sağlığına zararlı glukosinolat bulunduğu için 1979 yılında ekilmesi yasaklanmış. Tam ''İşte bu bilgi çok can sıkıcı!'' diye düşünürken, erüsik asit içeriğin ıslah çalışmaları ile %0 düzeyine düşürüldüğü ve kanolanın bitkisel yağ ihtiyacı için yeniden üretime alındığı bilgisine ulaşıyorum. Ülkemizdeki bitkisel yağ açığını kapatmak üzere kanola tarımının yaygınlaşması çalışmalarının sürdürüldüğünü de. İklim koşulları Doğu Karadeniz Bölgesi hariç ülkemizin her bölgesi için uygunmuş bu arada. Ve kanola bitkisinden elde edilen yağ kalite olarak zeytinyağı ve yerfıstığı yağına çok yakınmış. Bitkinin tohumlarından yağ elde edildikten sonra küspesi hayvan yemi olarak kullanılıyor. Bolca sarı çiçek ihtiva ettiğinden arıcılık faaliyetlerini son derece olumlu etkilemesi de cabası.

24/12/2017

Doğal Tohum Yetiştirmek

Buğday Derneği'nin 2011 yılından beri devrede olan, kaybolmaya yüz tutmuş atalık tohumların Tohum Takas Projesi adlı iletişim ağı ile yaygınlaştırma çalışmalarını duymuşsunuzdur.

Üzerinde oynanmamış, herhangi bir kimyasal ilaç değmemiş, besin değeri yüksek bu tohumlar Anadolu'da yüzyıllardır kullanılan Osmanlı çileği, deli bezelye, pembe domates gibi sağlıklı ve leziz gıdalar. Küçük çiftçiler arasında yalnızca takas karşılığı gerçekleşen ve yerel tohumların korunup çoğaltılmasını amaçlayan harika bir proje. Blog açıp saksıda pembe domates yetiştirme yoluyla bu ağa dahil olanlar da azımsanmayacak sayıda.

"Ek tohumun hasını, çekme yiyecek yasını" demiş atalarımız. Fotoğrafta görülen sağlıklı, mis gibi tohumları da ben yetiştirdim efendim:)
Köylü pazarından aldığım maydanozlarda ilaç kokusu farketmemle başlayan balkonda maydanoz yetiştirme serüvenimdeki son aşama doğal tohum elde etme üzerine ve sonuç oldukça memnuniyet verici. Bu kararı durup dururken almadım tabii. İkinci hasat için aldığım paketten çıkan tohumlardan tek bir tanesinin bile çimlenmemesiydi neden ve sinir bozucuydu.

Tohumlarla ilgili yerel tohum, organik tohum, GDO'lu tohum, doğal tohum gibi ayrımlar var.
Şemsiye biçiminde açan minik, beyaz çiçekler içlerinde büyüttükleri kapsüllerle haftalarca balkonumu süslemekle kalmadılar. Süreç sona erip kahverengiye dönüştüklerinde işte böylesi bereketli ve sağlıklı tohumlara dönüştüler.

Elde ettiğim tohumlar yerel (atalık) tohum değil ama "doğal tohum". Genetiğiyle oynanmamış, kimyasal ilaç ve de gübre kullanmadan yetiştirilen bitkiden alınmış tohum. Yalnızca toprak ve suyla büyüttüğüm maydanozlarımdan aldığım tohumlar bunlar. Ve sonuç muhteşem gerçekten.

Atalık tohumlarla ve takas yoluyla (parayla satın almak yasak çünkü) "saksıda pembe domates yetiştirme" olayı sahi ne güzel fikir!


26/09/2017

Ağaç Minesi (Lantana Camara) Yetiştirmek

Daha önce varlığından bile haberdar olmadığım güzeller güzeli mine çiçeği ile ilk tanışmam bu yaz oldu. İlginç bir tanışmaydı doğrusu.

Dünyanın pek çok bölgesinde 150'ye yakın türü olan çiçek, genel anlamda yer minesi ve ağaç minesi olarak ikiye ayrılıyor.
Görseldeki, ağaç minesi ve ''Tropik Amerika'' kökenli. Şaşırdınız değil mi? İnsan haklı olarak karşısına sakura, erguvan, manolya ya da mimoza ağacı gibi gerçek bir ağaç çıkmasını bekliyor. Ancak, ağaç minesi tam olarak bu...

Böyle bir güzellikten etkilenmemek mümkün mü sizce? İtalyan bahçelerinde sıkça rastlandığı, park ve bahçelerde ya da balkonlarda peyzaj bitkisi olarak kullanımının ülkemizde de hızla yaygınlaştığı söyleniyor.

Gelelim ilginç tanışma hikâyesine... Bir restoranın bahçesinde gördüm onu ilk kez. Başına geçip hayranlıkla izlerken ve bu çiçeği bugüne kadar neden hiç görmemiş olduğuma hayıflanırken tıpatıp böğürtlene benzeyen olgun meyveler gördüm dalların arasında. Bir tür böğürtlen olduğuna kesin gözüyle bakıp tadını merak ettim bu kez:) Tadı güzeldi güzel olmasına da anında uyarı geldi: ''Hanımefendi! Çiçek o, yenmez!'' Hanımefendi de kördü zaten, çiçek olduğunu görmüyor! Araştırmacı ruhu zuhur etmiş, çiçeği mercek altına almış sadece. Oysa ''zehirli'' diye panikle uyarmışlar beni.
Neyse, ismi nedir diye sorduk, kimseler bilmiyor. Azıcık olsun merak etmemiş, tohumunu satın aldıkları yere dahi soralım dememişler ki. Google görsel hizmeti de olması hepten cahil kalacağız...

Google'a başvurduğumda öncelikle botanik bilimcilerimizin bu çiçeğin adını koyarken neden ''ağaç'' dediklerine şaşırdım. Ağaç ile uzaktan yakından ilgisi yok çünkü. Orijinal adını kullanmak en iyisi. Yayılım olarak ortancaya benziyor.

Evet, ağaç minesi yani lantana camara çok yıllık bir bitki. Ilıman sahil kentlerine bayılıyor. Kuraklığa da dayanıklı.
Yılın yaklaşık 9-10 ayı çiçek halinde kaldıktan sonra o çiçekleri kısa bir süreliğine döküp yeniden çiçek açmaya başlıyor.

05/10/2016

Pink Canterbury Bells: Yüksük Otu

Dünya üzerindeki çiçek çeşidi tahminimden kat kat daha fazla, eminim. Milyonlarca çiçek türü olsa gerek. Bu yüzden doğaya ve çiçeklere olan merakım her geçen gün biraz daha artıyor...
Bu muhteşem çiçekleri hayatımda ilk kez Green Park'ta gördüm. Sağ taraftakine de Durham'daki ormanda rastlamıştım. Yeşilliklerin arasına ne çok yakışıyorlar bilseniz.
Şöyle bahçeli, müstakil bir evin çimleri arasında kim bilir ne harika dururlar...

Google görsel, adını ve özelliklerini öğrenmek için bu kez biraz fazla uğraştırdı beni. Her seferinde ''flowers'' deyip bıraktı. Azmin elinden bir şey kurtulmaz. Benzer bir çiçekle saksılarda ya da bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilen iki ya da çok yıllık bitkilerin ortak adı olan Çançiçeğigiller (Campanulaceae) familyasından bir tür olduğu bilgisine ulaştım sonunda. Türün adı çiçeklerin çan biçiminde oluşundan kaynaklı. Campanula Latincede küçük çan anlamında. Fotoğraftaki türün İngilizce adı ''Pink Canterbury Bells'' (Canterbury İngiltere'nin güney doğusunda bir yerleşim birimi).

Bana sorsalardı ''Pink Royal Bells'' derdim ya, neyse. Gördüğüm çiçeğin dilimizdeki adı ''Yüksük Otu'' (Digitalis). İki yıllık ya da uzun ömürlü cinsleri olan bir bahçe çiçeği. Tohumu ekildiğinde ilk yıl kalın, oval, rozet şeklinde büyüyen yapraklar çıkarıyor.

Ertesi yıl rozetin ortasından üzerine tomurcuklar sıralanmış kalın bir sap uzuyor. 5 yapraklı çanak yapraklardan oluşan pembe, mor, kırmızı, sarı veya beyaz renkli ve borazana benzeyen çiçeklerin ağızları açık ve aşağıdan başlayarak açıyorlar. İç kısımlar pek çoğunda beyaz çerçeveli bordo beneklerle kaplı ve meyvesi olan kapsül, bol miktarda tohum içeriyor.
Şimdi sıkı durun!
Yüksük otu tıpta oldukça önemli bir bitki. Çünkü kalp ilaçlarında kullanılan 'digitalin' adlı madde bu bitkinin özünden elde ediliyor. Nabız atışını azaltma ve kan dolaşımını yavaşlatma özelliği var. O nedenle, bilinçsiz kullanımı zehirlenmelere hatta ölümlere neden olabiliyor. Ne kadar şaşırtıcı, değil mi?

Çan çiçekleri güneşi sevdiği için genellikle yeşil çimlerin orta kısımlarında ve köşelerde ayrılan bölümlere ekiliyormuş.
Güneş almayan duvar kenarlarında gelişemiyor. Kumlu, killi ve gübreli bahçe toprağı seviyor. En güzeli de balkon ve pencereleri süslemek için saksıya dikilebilmesi.

Yeryüzünde 300'e yakın türü ve pek çok alt türü olan çan çiçekleri, Kuzey Yarımküre'nin ılıman bölgelerinden yayılmış.
Çeşitlilik en fazla Akdeniz ve Kafkasya'da. Dağlık yüksek bölgelerde 5 cm den küçük bodur formda iken, ılıman bölgelerin ormanlık ve çayırlık alanlarında 2 metreye ulaşabiliyor. Bazı türlerin birtakım larvaların besin kaynağı olması şaşırtıcı. Nitekim ilk fotoya tıklarsanız soldaki görselde de bir karınca mevcut.

Bu bilgilerden haberim olmadığı gibi, aşağıda kolaj haline getirdiğim çan çiçeklerinin hiçbirini görmemiştim. Ne kadar güzeller. Renkler ve biçimler müthiş. Bazıları katmerli üstelik. Bu çiçeklerle bahçeler ve balkonlar cennete dönüşür. Netteki bahçeleri, balkonları bir görseniz! Sanırım ben de en kısa zamanda, yani önümüzdeki yaz bu işe el atacağım.

Tohumları toz gibi inceymiş. Haziranda hafif gölgeye serpiliyor ve üzeri örtülmeyip hafifçe bastırılması yeterli oluyormuş. Geriye kaldı sulamak. Çıkan fideleri ayrıştırıp yaz sonunda asıl yerlerine diktiğimde tamamdır bu iş:)

Kalın sağlıcakla...

Alt Görseller: Pinterest-Flickr

03/04/2016

Sarıboya Çalısı (Mahonia)

Bugünkü doğa yürüyüşümde yine daha önce hiç görmediğim bir güzellik çıktı karşıma. Gördüğünüz gibi yine minik, zarif çiçekler...
Ne kadar güzeller, öyle değil mi?
Ancak, bu defakinin sonucu inanılır gibi değil. Artık bir gelenek haline geldi bu bende. O nedenle hemen paylaşıyorum.

Evet, en fazla 1-2 metre boyundaki dikenli yapraklardan oluşmuş çalıların arasında rastladık bu minik sarı çiçeklere. Harika salkımlar halinde göz kamaştırıyor, dahası etrafa mis gibi kokular yayıyorlardı. Arkadaşlar arasında da daha önce ne gören ne de adını bilen vardı.

Öyleyse sakura ve parlak yapraklı kartopu' da yaptığım gibi hemen fotoğrafını çekip eve gidince Google'a başvurmalıydı.

Biraz uğraştırsa da sonuç şaşırtıcıydı gerçekten. Salkımlar halinde boy gösteren bu çiçeğin adı: Sarıboya Çalısı (Mahonia)
Kadıntuzluğugiller (her ne demekse) familyasından bir bitki.

Kuzey Amerika ve Asya kökenli, çok yıllık bu bitkiye adını İngiliz botanikçi Thomas Nuttall, Amerikalı bahçıvan Bernard Mc Mahon onuruna vermiş. Mart- Nisan aylarında açan kokulu küçük çiçekleri 5-8 cm’lik sarı salkımlar oluşturuyor. Koyu yeşil renkteki parçalı ve dikenli yaprakları sonbahar gelince kızıl kırmızıya dönüşüyor. Parklarda, bahçelerde, cadde ve sokaklarda dekoratif amaçlı kullanımının yanı sıra, şifalı etkileri nedeniyle halk hekimliğinde de çok yaygın.


Şimdi aşağıdaki görüntüye dikkat!!
Bugün tanıştığım güzelliğin sonbaharda dönüşeceği görüntüyü (kızıl yaprakları dahil) herbco.com 'da buldum...

Evet mahonia, sakura ve viburnum tinus gibi gibi açtıktan bir müddet sonra solup dökülerek kaybolmuyor, tam tersine çiçekleri ''mavimsi siyah'' renkte, küçük, yuvarlak, üzümsü meyvelere dönüşüyor. İşte bu yüzden bir diğer adı Oregon üzümü (Oregon Grape).

Eskiler bu meyvelerden jöle, köklerinden ise sarı boya elde ederlermiş. Çay gibi demlenip içildiği takdirde kurutulmuş bitkisinin karaciğer ve sindirim sorunlarına, bağırsak gazlarına, kronik kabızlık ve romatizma iltihaplarına karşı etkili bir ilaç olduğu belirtiliyor.

Dışarıdan uygulama yoluyla başta sedef olmak üzere sivilce, egzama gibi pek çok cilt rahatsızlığında tedavi gücü var. Hatta yurt dışında kremler ve kapsüller halinde satışa sunulmuş.

Evrenin bize sundukları ve gerçekleşmekte olan döngüde ne çok mesaj var değil mi? Ne çok sunum, ne çok şifa...
Anlayana ve kıymetini bilene...

19/08/2014

Pirinç ve Buğdaya Alternatif Mucize: Kinoa (Quinoa)

Kinoa'nın adını duymayan ya da görmeyenlerden biri olabilirsiniz. Konuyla ilgili hatırı sayılır bir çoğunluk var çünkü. Ben de yalnızca iki yıl kadar önce rastladığım bir gazetenin sağlık köşesinden öğrenmiş; ama nedense pek önemsememiştim.
Görüntü olarak cezbedici olmayışının yanı sıra ülkemizde yetişmeyen bir ürün olmasının etkisi büyüktü sanırım. Fazla bilgilendirmeyen ve dikkat çekmeyen kısa bir yazı oluşunun etkisi daha büyük olmalı.

Bugün çaya davetli olduğum bir arkadaşın evinde tanıştım onunla. Bol yeşillikli bir kısırda bulgurun yerine ana madde olarak kullanılmıştı ve çok lezzetliyli doğrusu. Dolayısıyla, çayın yanına nefis bir tat olarak eşlik etmekle kalmadı, muhabbetimizin de ana teması oluverdi. Besin değerinin yüksekliğini, özellikle de glutene alerjisi olan çölyak hastalarının protein ve karbonhidrat ihtiyacını dört dörtlük karşıladığını duyunca bir hayli şaşırdım.
Eve geldiğimde de, günde(mi)me düşüp beni şaşırtan her konuda olduğu gibi çok yönlü bir araştırmanın içine girip öğrendiklerimi yazı yapmaya karar verdim. Şunu söylemeliyim ki; kinoa kelimenin tam anlamıyla bir mucize!
Kesinlikle ve kesinlikle onu daha çok insan tanımalı ve tanıtmalı. Ülkemizdeki üretim-tüketimi en kısa zamanda yaygınlaşmalı. Herkes bu konuda elinden ne geliyorsa yapmalı. En büyük görev de yemek blogu yazarı arkadaşlara düşüyor bana kalırsa. Şimdi, araştırma sonuçlarımı toparlayıp ilgili linklerle birlikte aktarma zamanı:

• Kinoa'dan her yerde ''tahıl'' diye bahsediliyor; ama zannedildiği gibi ne buğdaygillerden ne de tahıl. Baklagillerden de değil. Yenilebilir tohumları hasat edilen, ıspanak ve pancar türü bitkilere benzeyen apayrı bir bitki türü (Bkz).
• Kolestrol içermiyor ve yağ oranı oldukça düşük. Kolay sindirilebildiği için bebekler ve küçük çocuklara rahatlıkla verilebiliyor.
• Diyet yapmak için en ideal besinler arasında ilk sıralarda kinoa yer alıyor. Çünkü içeriğinde bol lif ve et ile eşdeğerde çok güçlü bir bitkisel protein var. Vücudumuz için gerekli bütün aminoasitleri ve sütte mevcut kalsiyumun çok daha iyisini barındırıyor. Filizlendirip tükettiğiniz takdirde protein değeri ettekinden daha yüksek bir hale geliyor.
• Kinoayı çorba, pilav ve dolma dahil, malzemesinde pirinç ve bulgur olan her tür yemekte kullanabilirsiniz. Çünkü lezzet olarak farklılık yaratmıyor. Farklılık yalnızca yiyeceklerinizi besin değeri son derece yüksek, sağlıklı ve güçlü bir hale getirmiş olmanızda.
• Sadece bir fincan pişmiş kinoa yediğinizde A,B,C,D,E ve K vitaminleri dışında vücudunuzun diğer kazandıklarına bakalım:
Protein 8 gram / Diyet lifi 5 gram / Demir 3 miligram
Manganez 1.2 gram / Fosfor 281 miligram / Magnezyum 118 miligram (Bkz.)


Ve 2013 yılı Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından ''Kinoa Yılı'' olarak ilan edilmiş (Bkz). Bolivya Devlet Başkanı Morales, 7000 yıldan fazla bir süredir bu mahsulün bekçileri olan yerli halkın önemli rolünü "Kinoa, And insanlarına atalarından bir hediye!" cümlesiyle vurgulamış. Aynı zamanda değişken iklimlerde gün geçtikçe artan nüfusu beslemek ve gıda yetersizliği olan ülkeler için harika bir alternatif, süper bir besin kaynağı olarak nitelenmiş. Çünkü kinoa etten daha fazla proteine, sütten daha değerli kalsiyuma sahip. Açlıkla mücadele ve sağlıklı beslenme için daha geniş bir stratejiyle tanıtımı yapılmasının teşvik edilmesi karara bağlanmış.

Antik çağda İnkaların en önemli yiyeceği olan kinoanın yetiştirilmesi And Bölgesi ve ötesine uzanıyor. Bolivya, Peru, Ekvador, Şili, Kolombiya ve Arjantin dışında aynı zamanda ABD, İngiltere, İsveç, Danimarka, İtalya, Kenya ve Hindistan'da üretiliyor.

Bizim ülkemizde kinoa yetiştiriciliği henüz yok (EK: 2 ilde deneme üretimi var).
Umarım en kısa zamanda bizde de bu ''mucizevi-antik'' bitkiyi yetiştirme girişiminde bulunurlar. Büyük kentlerdeki alışveriş merkezlerinin bakliyat reyonlarında kilo ile ya da paket halinde ithal kinoa bulabiliyorsunuz.
Bulamayanlar içinse internet yoluyla epeyce sipariş seçeneği mevcut.

Biliyorsunuz, yaşam yolunda sağlam bir şekilde devam edebilmemiz için ruh sağlığımız kadar beden sağlığımıza da önem vermemiz gerekiyor. Zira fazlasıyla ağır bir dönemden geçtik ('Geçtik' derken 'Geçip bitti' değil bu arada).
Ben henüz bu mucize üründen bulup kullanamadım.
Bunu gerçekleştirdiğimde en kısa zamanda yazının altına ek yapacağım.

Kinoa'yı sizlerin de önemsemeniz ve teşvik etmeniz dileğiyle...
Sağlıkla, sevgiyle kalın...

(Görseller Vikipedia'dan alınmıştır.)