Sol kolum o kadar çok ağrıyor ki. Çünkü hatırlatma aşımı yapan eli hafif biri değildi bu kez. Şırıngayı omzuma öyle bir sapladı ki yok böyle bir acı. Ağlamamak için zor tuttum kendimi. ''Çocuk gibi ağlıyor. Amma da canı tatlıymış,'' diyecekler diye dişlerimi sıkmaktan bir hal oldum.
Kaçıncı aşı bu, neden böyle acıdı bu kez, demeye kalmadı, baktım pamuk uzatıyor. ''Omzunuz kanadı. Bastırmadan silin,'' demez mi bir de? Ohoo, baktım ki kanamak değil, kan akıyor resmen. Ben anlamıştım zaten. Tarzı en baştan yanlıştı. Bastırmadan silecekmişim. Ne çok biliyor. Demek hep kanatarak vuruyor. Sen bastırmadan vursaydın madem. O zaman kanamayacaktı. Vurmak, yavaşça zerketmek yerine sapladın adeta! Savaşta düşmana yapılmaz!
''Aşı da dışarıya akıyor şu an değil mi?'' dedim. ''Hayır'' dedi. Sana inanmayacağım elbette. Elinin ayarını gördük, dilinin ayarı da öyledir bence. Güven duygum sıfır! Doktora gidip sormam gerekiyor. Doktor bir şey olmaz dedi ama tam emin olamadım. Yoksa antikor testi falan mı yaptırsam? Bir taraftan da kolum feci ağrıyor. Aşılandığım için mi yoksa şırınga kurbanı olduğumdan mı, hangisinin etkisi bir emin olabilsem.
Bildiğim bir şey varsa bir kez daha aşı olmak zorunda kalırsam ve aynı kişiye rastlarsam kesin reddedeceğim.
O zaman yine ruh ve bedene en iyi gelen şeyi yapmalı. Şehri ve kordonu turlamalı boydan boya. Mevsimin izlerini sürüp denizin, dinginlik ve huzurun bünyeye işlemesine izin vermeli.