reçel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
reçel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11/07/2024

Blog Yazmayı Aksatmamak Gerek

Son yazımın üzerinden bir haftadan fazla geçmiş. Aşırı sıcaklar da devreye girince yazma isteğim sıfıra inmiş. Yoo dostum, tehlikeli bir durum bu. Böyle devam ettiğin sürece her gün hatta her saat aleyhine işleyecek, iyice tembelleşip blogu kapatma kıvamına dahi geleceksin. Bunu iyi bilirsin.

Oysa yazmak en iyi terapiydi. Yazdığın sayfayı bitirip yayına verdiğinde jöle kıvamına geliyordun, hatırla. Üstelik bilimsel tescili olan bir terapi yöntemiydi yazmak. Eski tarihli yazılarında dolaşmak bile ilaç gibiydi. O nedenle, hemen şimdi silkelenip kaldığın yerden devam etmen gerek.

13/08/2017

Oregon Üzümü Reçeli (Oregon Grape Jam)

Geçen yıl, hayatımda ilk kez görmüştüm bu bitkiyi. Biraz bilgilenmek istediğimde gelişme aşamaları ve halk hekimliğinde çok yaygın oluşu epey şaşırtmıştı beni.

İngilizce kaynaklardan reçelinin yapıldığını da öğrenmiştim bu arada. Türkçe kaynaklarda konuyla ilgili tek bir yayın halen yok ne yazık...

Bizim ülkemizde de elbette ki mahoniayı iyi tanıyan ve kullananlar vardır. Ancak büyük bir çoğunluğun zehirli diye yanına yaklaşmak istemediği bir gerçek. Evet, oregon üzümü (mahonia) yenilebilen bir bitki. Reçeli ya da jölesi yapılabiliyor ve de bir hayli güzel oluyor.

Sarıboya çalısı adıyla da bilinen bitki, dünyanın pek çok yerinde, özellikle de Kuzey Amerika'da popüler bir peyzaj bitkisi. Bilimsel adı mahonia aquifolium. Gölge alan, kuytu, verimli ve nemli topraklarda kendiliğinden yetişiyor.

Mart - Nisan aylarında 5-6 cm'lik sarı salkımlar halinde mis gibi kokan çiçekler açan mahonia'nın bu harika salkımları sonbahara doğru bitki üzerinde asılı mavimsi siyah renkte olgun üzümlere dönüşüyor.
Meyveler eşit oranda koyulaştıklarında toplanmaya hazır oluyorlar.
Yapraklardaki dikenlere dikkat ederek parmaklarınızı salkımlardan aşağı doğru kaydırdığınızda üzümler kolaylıkla sepetinize düşecek.
Parlak, koyu yeşil renkli, kenarları dişli ve dikenli yapraklar ise sonbahar için kızıl kırmızıya geçiş yapmaya başlıyor. İşte tam da bu ara oregon üzümlerinin olgunlaştığı sıra. Geçen yıla göre 1 ay kadar erken olgunlaşmaları şaşırtıcı. Üstelik oldukça sağlıklılar...


Oregon üzümünün pektin açısından çok zengin olduğunu öğrenmiştim.
Pektinin ne demek olduğunu da. ''Bitkilerin ve meyvelerin hücre duvarlarının başlıca bağlama bileşeni'' idi pektin. Meyvenin reçeli yapılırken şekerle ısıtıldığında ''jelleştirici bir ağ oluşacak,
pişirme esnasında kıvam yoğunlaşacak''
demekti...

Sözün özü; işte ben tüm bunları dün topladığım oregon üzümleriyle deneyimlemek istedim ve reçel yapımına soyundum. O biraz daha kolaydı çünkü. Jöle yapmak için buharlı, hortumlu meyve sıkacağı kullanıyorlardı yabancılar.
Öyle bir aparatım yoktu ne yazık. Zaten reçelin kıvamı da jöleye çok yakın.
Aslında ''marmelat'' demek en doğrusu bana göre; ama neyse bakalım, onların dediği olsun. 😊

Şimdi gelelim nasıl yapıldığına...
Topladığım yarım kiloya yakın oregon üzümünü iyice yıkayıp bir tencereye aldım. Üzerini kapatacak kadar su ilave edip tencerenin kapağını kapattım ve ara sıra açıp karıştırma yoluyla 10 dk kadar kaynattım. Biraz soğuyunca karışımı bir kaşık yardımıyla (patates eziciyle de olabilir) ezerek ve bastırarak parçaladıktan sonra süzgeçten geçmesini sağladım. (Üstte kalan çekirdekli kısma bir miktar daha su ekleyip incelterek ve bir müddet daha ocakta tutarak
biraz daha püre çıkmasını sağlayabilirsiniz.)


Tarifte süzgeçten geçirdiğiniz püreyi ölçmeniz ve aynı miktarda şeker eklemeniz öneriliyor. Ancak ben şekeri biraz daha az kullandım. Çünkü ocağın altını kapatır kapatmaz likör ilave ediliyor ve bunun kıvamı biraz inceltmek için yapıldığı söyleniyordu. Şekerle kaynatma esnasında çubuk tarçın eklenebileceği, dümdüz ve yoğun kıvamda bir doku istemeyenlerin taneciklerden de tencereye atabileceği gibi öneriler vardı.
Karışımı şeker eriyene kadar orta derecede ısıtarak karıştırıyor ve kaşığı çekerek kaynamaya bırakıyoruz.
Fokurdamaya başlar başlamaz altını kısıp yoğun bir kıvam alana kadar yaklaşık yarım saat kaynatıyoruz.
Dilediğimiz şekilde kavanozlamaya alıyoruz...
Uzun vadede kullanmak isteyenler sıcakken kavanozlara alıp soğuyunca ağzını kapatmak gibi bir yönteme başvurabilirler.

Kahvaltıda tüketebileceğiniz ya da dilediğiniz tatlıda sos olarak kullanabileceğiniz harika renkte,
pürüzsüz ve zengin aromalı reçeliniz (jöleniz) hazır efendim.
Denemek isteyenlere kesinlikle önerimdir...


* * *


Sondaki bu iki fotoğraf altta kaynak gösterdiğim siteden


Reçel-jöle tarifi kaynak: agardenerstable.com



26/09/2016

Kış Hazırlıkları Geleneği

Tarihçesi yüzyıllar öncesine dayanan Anadolu yemek kültürümüzün en önemli özelliklerinden biri kış için hazırlıklar yapmak, değişik yöntemlerle gıda depolamak olsa gerek...

Farklı yörelere göre şekil alan ve nesilden nesile aktarılan bu geleneğin öncelikli amacı; kış geldiğinde bulunmayan sebze ya da meyveleri aylarca bozulmayacak forma sokarak sofraları şenlendirmekmiş tabii. Leziz yemekler için domates, biber salçaları yapmak, mis kokulu meyvelerle reçeller kaynatmak, rengârenk turşular kurmak başı çekmiş.
Bütün kış şifa niyetine içilsin diye tarhanalar, tuzlanıp küplere basılmış peynirler, imece usulü kesilmiş makarnalar, bağlardaki son üzümlerle kaynatılmış pekmezler yapılmış.

Daha neler neler... Anneannem anlatırdı. Eskiden evlerin alt katında kış için hazırlanan tüm gıdaların muhafaza edildiği kilerler ya da ambarlar varmış. Evin hanımının bir ayağı adeta küçük bir bakkal dükkanına benzeyen o kilerde olurmuş. Bir kenarda patates, soğan ve un çuvalları, öte tarafta kuru fasulye, nohut, mercimek torbaları, ipe dizilip duvarlara çivilenmiş dolmalık patlıcan, biber ve bamya kuruları, tarhana keseleri, hemen yanında turşu küpleri, reçeller, pekmezler, kimi zaman kurutulup üst üste dizilmiş yufkalar, cevizli sucuklar, pestiller, incir, üzüm gibi kuru yemişler... Kilerler bolluk ve bereketin simgesi olduğu kadar, kışı rahatça geçirecek olmanın güvencesi, bir mutluluk vesilesi imiş.

Çağımızda kent insanının yaşam koşulları gereği bu tür hazırlıklar için ne zamanı ne de enerjisi var, öyle değil mi?
Bu bağlamda teknoloji, özellikle derin dondurucular ve hazır gıdalar yardıma yetişiyor yetişmesine de, nereye kadar? Aynı tadı ve keyfi yakalayamadığımız gibi, tamamiyle katkısız olmaları ne kadar mümkün? En kötüsü de böylesi güzel ve önemli bir geleneğin yok olmaya yüz tutması...

O nedenle ben her sene bu geleneği ucundan kıyısından da olsa sürdürmeye çalışırım. Mutlaka birkaç çeşit reçel yaparım örneğin. Konserve sos, konserve domates-biber salçası ona keza. Öyle onlarca kavanoz değil tabii. Bu iş için en yoğun insanın bile mazereti olmaması, evde bulunsun diye az miktar da olsa yapıp bir kenara koyması, fazla yorulmadan hafta sonu birkaç saatini ayırması gerek diye düşünüyorum...
Buram buram çocukluğunuz kokan, ev yapımı, mis gibi bir tarhana düşleyin mesela. Daha ötesi var mı?

Olmazsa olmazım demek olan tarhana için bu yıl birazcık geç kaldım; ama yetişti yine de. Mayalanan hamuru serme aşamasında merdane kullanıp incecik açma fikri çabuk kuruması için çare oldu. Bu benim için bariz bir mutluluk vesilesi.

Tatlı bir telaş ile diğer kış hazırlıklarını yapmak için de artık son demler. İçinde bulunduğumuz şu günler bağ bozumu vakti aynı zamanda. Pazarlarda köylülerin tezgâhlarında satılanlar bahçelerden toplanan son yaz sebzeleri. Ve ben bahçeli bir evde büyümenin etkisiyle, örneğin domatesin bu günlerde lezzetinin zirvesinde olduğunu iyi bilenlerdenim.


Gelin, kaybolmaya yüz tutmuş geleneğimizi canlı tutalım. İmkânlarımız elverdiğince kış hazırlıklarımızı
evde kendimiz yapalım. Anneannelerimizin, annelerimizin elleri son noktayı koymuş olmasın.
Gelenek bizlerle birlikte devam etsin, yok olmasın. Bu bayrağı taşıyalım...


07/06/2015

Yeşil İncir Reçeli

''İncir Reçeli'' diye film olur da ''Yeşil İncir Reçeli'' diye yazı olmaz mı, olur. Dün hafta sonu diye kafa dağıtmak adına dağ, bayır dolaştık biraz. Doğanın kuş cıvıltıları eşliğindeki yemyeşil haline ''Kışın yaşadığımız dondurucu günler daha dün gibi.'' ''İlkbahar ne çabuk bitti,'' muhabbetleri karıştı ve geçen zamanın her saniyesini hissetmek, heba etmemek gerektiğini düşündürdü bize. Yılların çok hızlı akıp gittiğini...

Neyse, içimize çektiğimiz bol oksijen ister istemez iyi geldi bünyeye. Ve doğayla başbaşayız diye sonbaharda ufak ufak başlamaya karar verip de bir türlü sonunu getiremediğim
Foraging olayı düştü aklıma...

Bu mevsim en çok ceviz ve incir ağaçları dikkati çekiyor. Her ikisi de doğada kendiliğinden çıkmış ağaçların başında geliyor. Artık toprağa düşüp de büyümesine kargalar mı vesile oldu bilinmez; ama sahipsiz o kadar çok incir ve ceviz ağacı vardı ki etrafta. Meyveleri henüz olgunlaşmamış olsa da yemyeşil ve minicik halleriyle reçel yapıldıklarını bildiğimden ve de ben bu reçeli çok sevdiğimden, biraz incir topladım (Bu arada olgunlaşmamış cevizin kabuğuyla birlikte reçel yapıldığını da biliyorum. Bir dahaki sefere onu da denemeyi umuyorum). Yapmalıyım, çünkü insan boş zamanlarında mutfağa girip rutin dışı bir şeylerle uğraştığında terapi yerine geçiyor.


Haydi şimdi bol fotoğraflı kısımlara gelelim. Eee, çoğu zaman fotoğraf çekmek de iyi geliyor insana...

Günün sürprizi, doğada kendiliğinden büyümüş bir kiraz ağacına rastlamaktı.
Taneleri minicik; ama tadı harikaydı.

Portakal kabuğu reçeli ne alâka diyecek olursanız, portakallar geçen hafta pazarda
''Alanya Yaz Portakalı'' etiketiyle satılıyordu. Alanya’ya gitmiş ve Ağustos ayında üzerinde taptaze portakallar olan
ağaçları bizzat görüp şaşırmış biri olarak kaçırmak istemeyip almıştım.


Yemyeşil olsun diye göztaşı kullanmak bana göre değil.
Bu incirler koyu bir şerbetle kaynatıldığında kestane şekerinden kat kat daha lezzetli oluyor.
Koyu olmayan bir şerbetle kaynatıldığında ortaya çıkan renk farkı

Portakal kabuğu reçeli, incir reçelinin yapılışıyla neredeyse aynı olunca ikisi aynı günde olup bitti mecburen. İkisi de kaynar suda 5-10 dakika haşlanıp acı suyu çıkarıldıktan sonra şerbete atılıyorlar. Ortak özellikleri sadece bu değil. Her ikisi de dünyanın en mis kokulu, en leziz reçeli bana göre. Özellikle incir reçeli kaynıyorken etrafa yayılan kokunun güzelliği inanılır gibi değil. Evde yapılmış bir reçelin rengi, tadı ve kokusunun market reyonlarına dizilmiş olanlara beş bastığını söylememe bilmem gerek var mı? Denemenizi şiddetle öneriyorum.

Geçen seçimler öncesi de tatlı bir şeyler yapmak gelmişti aklıma, tesadüfe bakın.
Sonuçların şeker tadında olmasını dilemiştim hatta.
Umarım bu kez öyle olur. Tek umudum ve dileğim budur!