seçim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seçim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31/03/2024

Memleketime Bahar Gelmiş!

Halk Bahçesi - Zübeyde Hanım kesiti - Yalnızca bir ay öncesi ve sonrası

Eşlikçiler olarak; güzelim erguvanlar sarı çiçekleriyle ışıldayan defne ağaçları ve katmer katmer ulmus hollandicalar ile birlikte. Elbette ki bembeyaz papatyalar ve zarif mi zarif viburnum tinus çiçeklerinin katılımıyla...

29/05/2023

28 Mayıs'tan Kalanlar

Dün hava kapalıydı yine. Her iki oylama için de durum değişmemiş oldu. Nadiren çıkan güneş oldukça cimri davrandı. Ne denizde ışıltı ne gökyüzünde kar beyaz bulutlar vardı. Anaç martılar asık suratlarıyla insanın yaşam enerjisini emiyor, üstelik çığlık çığlığa kavga edip duruyorlardı. Sahi, asık surat ne insana ne de martıların bir damlacık suratlarına yakışıyordu. Misal, kumruların adeta gülümseyen sevimli suratları ve munis halleriyle hiç alâkaları yoktu. 

Sonradan da dedim ki, ''Hiçbirinin elinden gelen bir şey yok. Yaradılışları öyle.'' Ve tek kavgaları bir lokma ekmek parçası uğruna. Ama insanda öyle mi ya? Kalbinin (ya da huyunun) güzelliği yüzüne vurmuş derler. Gerçekten de asık suratlı insanların çoğunluğu kavgacı, geçimsiz ve memnuniyetsiz oluyor. Bu tezin sağlamasını yapmak için de tanıdığınız kişilerin suratlarını ve huylarını birleştirerek gözünüzün önüne getirmeniz yeterli. ''Nur yüzlü'' ya da ''şeytan suratlı'' deyimlerimiz vardır hani.  Gözünüzün önünden geçen kişi hangi deyime uygunsa aynen öyledir. Oy verdiğiniz kişi için bile değişmez bu.

29/06/2018

Gerginlik...

Kaplumbağalar yavru iken çok sevimlidir, bilir misiniz?

Çocukken ailecek pikniğe gittiğimizde her seferinde kaplumbağa görürdüm. İnsan gördüklerinde kıpırdamazlardı. Minicik bir kaplumbağaya ise ilk kez Lise 1 öğrencisiyken, eve dönüş yolundaki ağaçlık bir alanda rastlamıştım.
Etrafta ne anne kaplumbağa vardı ne de kardeşleri. Ceviz büyüklüğünde, minicik bir şeydi. Ve çok çaresiz görünüyordu.

''Ölecek'' diye korkup eve götürmeye, evde beslemeye karar vermiştim o an. Evde, içini otla doldurduğum bir sandık ayarladım önce. Bir kenarına da küçük bir kap su...
Ne yer, ne içer hiç bilmiyorum ama. Belki su bile içmiyordu, halen bilmiyorum. Deneme yanılma yoluyla yiyecek veriyor, küçük küçük doğranmış sebze ya da meyveler koyuyordum önüne. En çok ot yemeyi seviyordu, bir de marul yaprağı, o aklımda. Hatırladığım en bariz özelliği ise; çok ama çok korkak ve ürkek olduğu, evcilleşmek istememesiydi. Birilerinin varlığını hissettiğinde ölü taklidi yaptığı. Sözün kısası, ne özene bezene hazırladığım yeni yuvasına alışmaya niyeti vardı ne de bana. 1 hafta kadar böyle devam etti. Bu süre içinde ara sıra başını ve ayaklarını çıkarmaya niyetlense de olmuyordu, olmayacaktı. Ürkmek ve saklanmaktı onun işi. Daha da önemlisi mutsuz ve huzursuzdu, üzülüyordum.

En kısa zamanda götürüp doğada, uygun bir ortama bırakmaktan başka çare kalmamıştı. Öyle de yapmıştım.
O minicik, şirin şeyden geriye kalansa yaşayarak öğrendiğim şaşılası özellikleriyle zihnimde yer alan resmiydi.
İster küçük ister büyük olsun kaplumbağaların hepsi türünün bu özelliklerini sergiliyorlardı.

24/09/2015

Bayramla Gelen

Kara bulutlar dolanıp duruyordu hanidir...
Gökyüzü ne yapacağını şaşırmış, bir açılıp bir kapanıyordu.
Hava karardıkça karardı. Sıkıntı ağırdı! Ve...
Dört bir yandan şimşekler çakmaya, yıldırımlar boy göstermeye başladı...
Gecenin kör karanlığını yırtan ne kadar şimşek, o kadar gök gürültüsü!
Saatler boyu, durmaksızın. Gümbür gümbür! Kızılca kıyamet!
Ortalık mahşer yeri!

Ve... Ardından gelen sihirli damlalar...
Usul usul yağıyor şu an... Kutsal bir melodiye benzeyen sesiyle yağıyor. Arınıyor her yan, onca zamandır birikmiş her türlü pislikten arınıyor. Kutsanıyor…

Alabildiğince dinginlik ve huzur… Saatlerdir yağıyor.
Onca zaman süren sıkıntının patlaması görkemli olmalı, doğa yepyeni bir döngüye muhteşem başlamalıydı…
Ya bizler? Doğanın doğrudan birer parçası olan ve gitgide ağırlaşmış, hastalıklı bir gündemin etkisiyle ayakta durmaya çabalayan bizler? Bizim içinde bulunduğumuz sıkıntı? O ağır döngü?
Bayrama yağmurlarla giriyoruz…
Yepyeni bir döngüyle ülkemizin de tüm olumsuzluklardan, sıkıntılardan ve pisliklerden arınması, sevgi, huzur, barış kapılarının ardına kadar açılması dileklerimle, bayramınızı kutluyorum. Sevgiyle…

07/06/2015

Yeşil İncir Reçeli

''İncir Reçeli'' diye film olur da ''Yeşil İncir Reçeli'' diye yazı olmaz mı, olur. Dün hafta sonu diye kafa dağıtmak adına dağ, bayır dolaştık biraz. Doğanın kuş cıvıltıları eşliğindeki yemyeşil haline ''Kışın yaşadığımız dondurucu günler daha dün gibi.'' ''İlkbahar ne çabuk bitti,'' muhabbetleri karıştı ve geçen zamanın her saniyesini hissetmek, heba etmemek gerektiğini düşündürdü bize. Yılların çok hızlı akıp gittiğini...

Neyse, içimize çektiğimiz bol oksijen ister istemez iyi geldi bünyeye. Ve doğayla başbaşayız diye sonbaharda ufak ufak başlamaya karar verip de bir türlü sonunu getiremediğim
Foraging olayı düştü aklıma...

Bu mevsim en çok ceviz ve incir ağaçları dikkati çekiyor. Her ikisi de doğada kendiliğinden çıkmış ağaçların başında geliyor. Artık toprağa düşüp de büyümesine kargalar mı vesile oldu bilinmez; ama sahipsiz o kadar çok incir ve ceviz ağacı vardı ki etrafta. Meyveleri henüz olgunlaşmamış olsa da yemyeşil ve minicik halleriyle reçel yapıldıklarını bildiğimden ve de ben bu reçeli çok sevdiğimden, biraz incir topladım (Bu arada olgunlaşmamış cevizin kabuğuyla birlikte reçel yapıldığını da biliyorum. Bir dahaki sefere onu da denemeyi umuyorum). Yapmalıyım, çünkü insan boş zamanlarında mutfağa girip rutin dışı bir şeylerle uğraştığında terapi yerine geçiyor.


Haydi şimdi bol fotoğraflı kısımlara gelelim. Eee, çoğu zaman fotoğraf çekmek de iyi geliyor insana...

Günün sürprizi, doğada kendiliğinden büyümüş bir kiraz ağacına rastlamaktı.
Taneleri minicik; ama tadı harikaydı.

Portakal kabuğu reçeli ne alâka diyecek olursanız, portakallar geçen hafta pazarda
''Alanya Yaz Portakalı'' etiketiyle satılıyordu. Alanya’ya gitmiş ve Ağustos ayında üzerinde taptaze portakallar olan
ağaçları bizzat görüp şaşırmış biri olarak kaçırmak istemeyip almıştım.


Yemyeşil olsun diye göztaşı kullanmak bana göre değil.
Bu incirler koyu bir şerbetle kaynatıldığında kestane şekerinden kat kat daha lezzetli oluyor.
Koyu olmayan bir şerbetle kaynatıldığında ortaya çıkan renk farkı

Portakal kabuğu reçeli, incir reçelinin yapılışıyla neredeyse aynı olunca ikisi aynı günde olup bitti mecburen. İkisi de kaynar suda 5-10 dakika haşlanıp acı suyu çıkarıldıktan sonra şerbete atılıyorlar. Ortak özellikleri sadece bu değil. Her ikisi de dünyanın en mis kokulu, en leziz reçeli bana göre. Özellikle incir reçeli kaynıyorken etrafa yayılan kokunun güzelliği inanılır gibi değil. Evde yapılmış bir reçelin rengi, tadı ve kokusunun market reyonlarına dizilmiş olanlara beş bastığını söylememe bilmem gerek var mı? Denemenizi şiddetle öneriyorum.

Geçen seçimler öncesi de tatlı bir şeyler yapmak gelmişti aklıma, tesadüfe bakın.
Sonuçların şeker tadında olmasını dilemiştim hatta.
Umarım bu kez öyle olur. Tek umudum ve dileğim budur!