barış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
barış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

01/09/2021

1 Eylül, Sonbahar ve Barış

Bugün takvimlere göre ''1 Eylül sonbaharın başlangıç tarihi''. 
Sonbahar en sevdiğim mevsimdir, eylül ise en sevdiğim ay.

Eğer olması gereken gerçekleşir, bunaltıcı sıcaklar yavaş yavaş serin havayla yer değiştirme döngüsüne girerse doğanın seyrine doyum olmayan muhteşem güzellikleri bizi bekler! 

''Eğer'' diyorum, çünkü ağustosun ilk haftası gündeme düşen, iklim krizinin daha önce görülmemiş düzeyde kötüleştiğine dair kırmızı kodlu rapor var hep aklımda. 

İşler yolunda giderse, binbir çeşit yeşilin kızıla, kızıldan turuncuya, kahve tonları ile sarıya ve nihayet sepyaya uzanacak o muhteşem döngünün ilk izlerini sürmeye başlamalı hemen. Doğayla sık sık buluşup, her bir köşesinden haberdar olmalı, hatta ağaçlarla falan kucaklaşmalı. Ruhsal ve bedensel sağlığımız hiç bu kadar önemli olmamıştı çünkü.

24/12/2016

Umut Koyun Çocukların Adını

Bardağın iyice dip yapmış dolu tarafını görmeye çalıştığımız şu günlerde içimize çökmüş kasvetin ve karamsarlığın zehrini atmaya hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var. Sevgi çağrıştıran, umut vadeden bir şeyler yazıp çizmek, paylaşmak gerek...

Sen, ben ya da bir diğeri için çocuk olmak demek özlemle yâd ettiğimiz, ömrümüzün en güzel, en saf kesiti demek...

Ya doğar doğmaz savaşın soğuk nefesi ensesine yapışan, bombaların enkaza çevirdiği yıkık dökük kentlerde yaşama tutunmaya çalışan, bir şekilde ailesiyle ilticaya sürüklenen o minicik yürekler? Onları anlatmak için kelimelere ne hacet?

Dünya üzerindeki her çocuk, sevgi bağları örmek adına tüm masumiyet ve tebessümleriyle birer ilmektir. İnsanoğlunun kendi elleriyle inşa ettiği, kendi türüne her türlü kötülüğü ve zulmü reva gördüğü şu korkunç dünyadan kurtulmak, insana yaraşan güzellikler yaşamak için birer fırsattır her biri. Sevginin sıcacıklığını hissetmenin tek yoludur çocuklar. Bu bağlamda akla gelen ilk resim Danimarkalı polis ile Suriyeli küçük mülteci kız oluyor bende. Küçük kızın mutluluğu ve masum tebessümlerinin ruhuma derinden işleyişi.
Bazen bir fotoğraf kaybolmaya yüz tutmuş umutların yeniden filizlenmesine vesiledir gerçekten de...

02/06/2015

Barış Petekleri

Dağı, taşı, toprağından tutun da, denizinden ve hatta ağaçlarından bile buram buram barış kokusu yayılan, barış çağrısı yapılmakta olan bir kent Çanakkale.

Kesinlikle içlerinde Atamız'ın ''Onlar bizim evlatlarımız olmuşlardır!'' söylemindeki sevgi-merhamet-hoşgörü üçlemini barındırdığına inandığım ve halen savaşmakta olan dünyaya atfedilmiş pırıl pırıl nice barış mesajı...

İşte Barışın Kenti Çanakkale’nin merkezinde bulunan Halk Bahçesi’nde, yemyeşil ağaçlar arasında dikkati çeken, son derece anlamlı, çok renkli ve ahenkli bir çalışma.

Konusu ne mi? Elbette ki ''BARIŞ''.

Söz konusu olan bu kez bal petekleri konseptinden yola çıkılarak oluşturulmuş bir açık hava sergisi.
Çalışma; karma bir sergi, ancak kalıcı olması nedeniyle aynı zamanda bir anıt...
Ressam Gülsen Zengin'in projelendirip küratörlüğünü yaptığı ve Çanakkale Belediyesi'nin destek verdiği "Barış Petekleri" adlı çalışma, dünya genelinde yapılan çağrılar doğrultusunda katılan 24 ülke ile Türkiye'nin çeşitli kentlerinden başvuran akademisyenler ve profesyonel sanatçılara ait toplam 656 eserin kapsadığı bir anıtsal sergi konumunda.

Sergiye katılan sanatçılar dünya barışı adına örgütlenme yoluyla ve ürettikleriyle 40x40 cm ebadındaki peteklere, tıpkı birer arı gibi dokunup can vermiş, kolektif olmaya dayalı bu anlayışla farkındalık yaratmanın, barışın sağlanması kadar muhafaza edilmesinin ve sürekli kılınmasının da ne denli önemli olduğunu ortaya koymuşlar.
Anıtsal sergide sanatçılara ait ülke bayrakları ile Atatürk'ün "Yurtta Dünyada Barış" söylemine de yer verilmiş.

Günümüzde ''Ortadoğu'' denen bir gerçek var.
Hiçbir şekilde ders alınamamış bir dram olan Irak gerçeğinden sonra sınırlarımızdan içeri girmiş olan Suriye ateşi…
Gitgide şiddetlenerek Orta Çağ’ı bile gölgede bırakan savaşların akıl almaz vahşetlerle devam ettiği gerçeği…
En ilkel kabilelerin bile aklından geçmemiş zulümler, kıyımlar eşliğinde kadınlar, çocuklar, yaşlılar katlediliyor!
Ağızlardan salyalar saçılarak uçurulan kellelerin görüntüleri tüm dünyaya yayılırken insanlık can çekişiyor...

Zaman oturduğu yerde barış dileyerek çözüm umma zamanı değil.
''Bana dokunmayan yılan bin yaşasın,'' ya da ''Nasıl olsa birileri düzeltir,'' safsatası hiç değil...

''Yeni binyılın savaşlarının getireceği evrensel yok oluşu dikkate alarak
barışı bir düş olmaktan çıkarmayı başarmak zorundayız.''
-Ü.Yaşar Gözüm-



30/05/2015

Barış Mümkün (PEACE is Possible)

Çanakkale Zaferi bizim için eşsiz bir kahramanlık destanı olduğu kadar aynı zamanda bir ağıt.
1915’ten 2015’e tam bir asır geçmiş aradan. Çanakkale Savaşları'nın 100 yılı bu yıl…

Bir feribot adeta barış elçiliği görevi üstlenmiş, bundan tam 100 yıl önce tarihin en şiddetli savaşlarından birine
sahne olan, farklı ülkelerden yüzbinlerce askerin can verdiği bu coğrafyada seferler yapıyor.

Metrekaresine altı bin mermi düşen, üç merminin havada çarpışıp birbirinin içinden geçtiği,
yamaçlarından oluk oluk kanlar akmış topraklarda diyor ki:

BARIŞ MÜMKÜNDÜR

Görmüş olduğunuz manzaraya dünyanın herhangi bir yerinde rastlamak mümkün mü sizce? İnsan nasıl da duygu selleri içinde kalıyor. Çanakkale-Eceabat arası seferler yapan feribotun rotasına kattığı bu dokunaklı barış mesajını aynı zamanda kıtalararası (Asya-Avrupa, Avrupa-Asya) gerçekleştiriyor olması ne kadar manidar!
Gün boyu kentin her yerinden görülebilen bu duygusal mesaj insanın nasıl da içini titretiyor. Asırlık bir geçmişe dair hüzün düşse de önce yüreğe; sevgi dolu, tertemiz bir dünya ve geleceğe ait pırıl pırıl umutlar nasıl da baskın çıkıyor...

Evet, ''Barışın Sembolü'' olarak adlandırılan bu kentte, dağa, taşa, toprağa, denize, gökyüzüne, kente gelmiş yerli-yabancı tüm turistlere BARIŞ MÜMKÜN mesajı gönderiliyor.

Zaman asla yeni düşmanlıklar oluşturma zamanı değil. Tarihte dostluk ve düşmanlığın birlikte yaşandığı yegane savaş bu değil miydi? Anıtlarımız sembolümüz, acılarımız ortaktı. Birbirini hiç tanımayan yüzbinlerce isimsiz asker bu topraklarda can verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuş, şehitlerimizle koyun koyuna yatmıyorlar mıydı?

Türkiye ve Barış dendiğinde, akla öncelikle Atamız'ın;
Türk Dış Politikası'nın da temelini oluşturan "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" ifadesi gelmekteydi.

Heyy! Sevgi ve barış dolu bir dünyayı kucaklamaya hazır mısın evren?
Bu mesaja herkesin sahip çıkması, daha da önemlisi tüm uluslara örnek olması dileğiyle…

- BARIŞIN KENTİ ÇANAKKALE -

"İnsan mensup olduğu milletin varlığını ve saadetini düşündüğü kadar bütün cihan milletlerinin huzur ve refahını da düşünmeli ve kendi milletinin saadetine ne kadar kıymet veriyorsa bütün dünya milletlerinin saadetine hadim olmaya elinden geldiği kadar çalışmalıdır. Çünkü dünya milletlerinin saadetine de çalışmak diğer bir yoldan kendi huzur ve saadetine çalışmak demektir. Dünyada ve dünya milletleri arasında sükun, vuzuh* ve iyi geçim olmazsa bir millet kendi kendisi için ne yaparsa huzurdan mahrumdur. En uzakta zannettiğimiz bir hadisenin bize bir gün tesir etmeyeceğini bilemeyiz. Bunun için beşeriyetin hepsini bir vücut ve her milleti bunun bir uzvu addetmek icap eder. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan diğer bütün aza müteessir olur."


Mustafa Kemal Atatürk
17 Mart 1937
[Romanya Dışişleri Bakanı İle Yaptığı Görüşmeden]

*vuzuh: Açıklık, netlik

02/09/2014

1 Eylül Sonbahara Merhaba

1 Eylül için ''sonbaharın başlangıç tarihi'' diyor takvimler...

Dün bir ilke imza atıp, yepyeni döngüsünün hazırlıkları içinde olan Doğa Ana'ya ilk günden bir ''Merhaba!'' demek istedik.

''Doğayla kucaklaşmak, bütünleşmek, yeşilden kızıla, kızıldan turuncuya, kahve tonlarına, sarıya ve nihayet sepyaya uzanacak o muhteşem döngünün ilk izlerini görmek, duyumsamak, iyi hissetmek gerek,'' dedik.

Bu yüzden akşam üzeri yürüyüş mesafemizi epeyce uzatıp, rotayı yakın köylerden birinin dar bir patikayla yokuş yukarı devam eden girişine çevirdik.

Dört bir yanımızın yalnızca kayalıklarla, ağaçlarla, çalılıklarla ve otlarla kaplı olduğu, teknolojiyle ilgili en ufak bir iz bulunmayan, insan elinin değmediği bir noktaya gelince durduk.

Öyle ki senaryosu ilk çağlara ait bir filmin rahatça çekilebileceği, kuş seslerinden başka hiçbir sesin algılanmadığı, huzur dolu, olabildiğince bakir bir noktaydı burası. Tertemiz havayla bütünleşen sessizlik eşliğinde sergilenen o muhteşem sunum başka iklimlere ve çağlara ışınlandığını hissettirecek kadar doyumsuzdu.


Şimdi bütünüyle ''ilk insan'' gibi hissetme zamanıydı. Bizi bir sürpriz bekliyordu:
Böğürtlenler çoktan olgunlaşmış. Kuşburnunu Kasım-Aralık'ta diye biliyorduk hepimiz, onlar da renklenmişler. Şaşırdık!
Doğru tahmin! Foraging yapmaya karar verdik ve daldan dala, çalıdan çalıya epey oyalandık oralarda.

Foraging'i bu yıl ciddiye alacağımı söylemiştim. Evet, 1 Eylül foraging başlangıç tarihim oldu aynı zamanda...
Üstelik okuyanları özendirme amaçlı, hem anlatmak hem ortalığı çektiğim fotoğraflarla donatmak niyetindeyim :)
Görsel afişe benzedi ama çok sevdim:)



Sonbahara ''Merhaba'' diyebildiğimiz kadar, BARIŞ için de yürekten bir ''Merhaba!'' diyebilseydik keşke!

Dün ''1 Eylül Barış Günü'' idi aynı zamanda. Ama bu tarih yalnızca ülkemiz ve yavru vatan KKTC için geçerli.
1 Eylül aslında Almanya'nın Polonya'yı işgal etmesiyle başlayan II. Dünya Savaşı'nın başlangıç tarihi. Biz bu tarihi baz almışız nedense. Vardır bir anlamı ya da açıklaması.
''Dünya Barış Günü'' dünyadaki diğer ülkeler tarafından
21 Eylül'de kutlanıyor(!) ve bu yüzden iki tarih karıştırılıyor.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşı'nın ikisini birden gören, 1942'de sürgünde olduğu Brezilya'da ''Artık güneşin doğmasını bekleyecek gücüm kalmadı'' diyerek ''kendisinin barışı bekleyemediğini'', ama geride kalanların ''beklemesi'' gerektiğini söyledikten sonra eşiyle birlikte intihar eden Stefan Zweig geliyor aklıma yine. Nefesim tıkanıyor...

Kapitalizm var olduğu sürece gitgide şiddetlenen savaşların akıl almaz vahşetlerle devam edeceği gerçeğinden başka bir şey yok elde kalan. En ilkel kabilelerin bile aklından geçmemiş zulümler, kıyımlar eşliğinde şehirlere durmaksızın bombalar yağıyor. Çocuklar katlediliyor!! Ağızlardan salyalar saçılarak kelleler uçuruluyor!!
İnsanlık son nefesini vermek üzere...

Hangi barış? Hangi barışın günü? ''Barış Günü'' yılda bir kez olması gereken mi?
Ey gösteriş budalası dünya! Ey savaşmayı kahramanlık zanneden mahlukâtlar! Biraz olsun yüzünüz kızarsın!


Karikatür: Firuz Kutal



25/03/2014

İçimize De Bahar Gelsin

Baharla birlikte her yıl adeta blogumun sembolü haline getirdiğim ve yıldönümlerinde resimleriyle donattığım kayısı ağacı hiçbir zaman bu yılki kadar erken tarihte çiçek açmamıştı.

Bu elbette ki doğru dürüst kış yaşanmadığı içindi. Geçen yılki tarihten bile iki hafta önce açtı o harika çiçekleri. Ve ben bu durumun kış şartlarıyla ilgili olduğunu artık iyice öğrendim. Tam tarihleriyle üstelik.

Aylarca önünden geçtiğim o cansız ve kupkuru ağaç...

Özensizce birbirine girmiş dalları, yer yer dökülmüş ve çatlamış kabuklarıyla yaşadığına dair en ufak bir belirti göstermeden, bıkıp usanmadan, orada öylece, sabırla beklemişti. Doğanın o muhteşem döngüsü start verince yine, neredeyse gözle görülür bir hızla tomurcuklarını art arda sıralayıp eşsiz çiçeklerle donanmaya başladı.

''Baharda yansıttığı kıpırdanmaları dikkatle izlemeyi çok sevdiğim, içindeki güneşi ruhunun en aydınlık sabahında doğurmak üzere bekleyen ağaç. Kayısı ağacı, benim ağacım...''

Geçen yıl bu tarihlerde hüzünlü bir yazı yapmıştım onunla ilgili.
Artık kesilme zamanı gelmiş, inşaatlar burnunun dibine kadar dayanmıştı çünkü. Fakat dokunmadılar. Kesmeye kıyamadılar ve yine bıraktılar öylece. İşte bugünkü fotoğrafları:



Bu fotoğrafları çektiğim dakikalar tam da caddeden ardı ardına geçmekte olan seçim propagandası araçlarına rastladı.
Etrafa yayılan yüksek volümdeki coşkulu müziklerinin insanı heyecanlandırmaması mümkün değildi.
Afişlerin arasında şöyle bir cümleyle göz göze geldim:
''Sevgi Kazanacak''

Sevgi kazanacak... Sevgi kazanacak...

İşte dünyanın en kısa, en anlamlı cümlesi.
Dünyadaki en yüce ve birleştirici duyguydu sevgi...
Sevgi varsa barış da vardı.
Bahar döngü demekti. Evrenin bizlere adeta altın tepsiler içinde, özenle sunduğu, içimizdeki umutların da bir gün mutlaka yeşerip çiçekler açacağıyla ilgili büyülü mesajıydı.

Lütfen yalnızca sevgi kazansın. Sıkıntıdan, kederden, üzerimizdeki kara bulutlardan kurtulalım, yetsin artık.
İçimize de bahar gelsin, çiçekler açsın.
Ve o bahar her yeri, herkesi sevgiyle sarsın...

30 Mart seçimlerinin tüm ulusumuz adına böyle bir döngüyü gerçekleştirmesi dileğiyle...