gelincik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gelincik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

01/05/2025

Erguvanlar - Gelincikler | Gelincikten Gelinler

Bu aralar hava ne yapacağına karar veremiyor. Güneş bir açıp bir kapıyor. İki gün geçmeden günde ortalama 1 saat kadar yağmur, genellikle de rüzgâr var. Mayıs sonrası için aşırı sıcaklar kapıda beklemiyordur umarım. Aklım sık sık bu konuya kayıyor ve bezginlik duymam için adı bile yetiyor. En sevmediğim. Sırf bu yüzden kış aylarındaki soğuk günlerin tadını çıkarmak gerektiğine inandırdım kendimi. Dedim ki hep: ''Mesela bakın, sağlık için oda sıcaklığının 18-20 derece olması gerekiyor. Fakat çoğu kişi 'Olmaz öyle, üşürüm ben' diyor. Afrika sıcaklıkları gelsin bak, 18 derecelik oda sıcaklığında olmak için neler vermezdin.'' Hak vermeyene rastlamadım:) O nedenle en çok da bu serin bahar havalarının keyfini çıkarmak gerek.

Erguvanlar nisan ayı bitene kadar açıyor genelde. Ömürleri en fazla 1 ay. Ah, sırf çiçekten oluşan bu ağacın başından ayrılamadım. Rüzgârda fotoğraf çekmek ne kadar zordur. Şans benden yanaymış ki zaman zaman anlık molalar veriyordu. Bu güzellik burada hatıra kalsın o zaman.

03/07/2024

Gelincikten Yapılmış Gelin


Çocukluğumdan hatırlarım. Anneannem bana gelincikten bir gelin yapmıştı. Çok kısa bir sürede; ama şahane bir gelin. Elime alıp hayretle ve hayranlıkla bakakalmıştım. Daha sonrasını hatırlamıyorum. Bir daha da aynı şekilde yapılmış bir gelincik hiç görmedim. Hatta ''Gelincikten yapılmış alelade bir gelincikti belki. Görünce çok şaşırıp çok mutlu olduğum için zihnime şahane bir gelin olarak kazınmış,'' diyerek son kararımı vermiştim. Zaman içinde gelincik çiçeği gördüğüm vakit gelin yapma deneyimlerinde bulunmadım değil. Emin olduğum tek şey duvağın kırmızı olduğuydu. Bir de kırmızı taç yaprakların arkaya doğru döndürüldüğünde duvak olduğu. Bu verilerle ortaya bir türlü güzel bir gelin çıkaramıyordum. Kim bilir, belki gerçekten de çocukluğumdan kalma bir hayaldi gördüğüm.

28/05/2021

Gelinciklerle İlkbahara Veda

Günler, haftalar, aylar birbirini kovalıyor şaşılası bir hızla. Mevsimlerin ayırdına da varamaz olduk. Bahar serinliği diye bir kesit vardı, hangi ara gelip geçti bilen var mı? 17 günlük t
am kapanmaya mı rastladı da direkt yaz sıcakları bastı? Haziran geldi çattı. Üç hafta sonra gündüzler de kısalmaya başlayacak bir taraftan. 😩

21 Haziran kuzey yarımkürede en uzun gündüzün yaşanması ve sonrasında gündüzlerin kısalmaya başlaması demek hani. Nedense bunu ben hep kış geliyor diye algılar ve hafiften üzülürüm. Oysa yaz başlangıcı demek. 

Haziran - temmuz arası tarihlere rastlayan İngiltere günlerimde saat gece 24.00'a yaklaşmasına rağmen ortalığın hâlâ güpegündüz oluşu hayret vericiydi. İnsanın yatıp uyuyası gelmiyor bir türlü.  Daha kuzeydeki ülkelerde ise gece toplam bir-iki saat. Ülkemizin konumunu bu açıdan gayet iyi bence. Gece-gündüz farkı hiç abartılı değil. En başta biyolojik saat açısından, toplam 8 saat uyku çekmek için ideal.

Mini sohbetimiz sonrası bloglardaki bariz durgunluğa gelelim. Sıcaklarda tüm gün evde olmanın bıkkınlık vermesinden, açık havaya çıkma gereksiniminden kaynaklı olsa gerek. Benim de günaşırı yürüyüşler yapmaya çalıştığım bu günler, narin gelinciklerin en bol görüldüğü haziran başları olduğundan gelinciklerle ilgili. 

Geleneklerimizde bulunan en hafif Osmanlı şerbetlerinden olan ve gelincik çiçekleri yapraklarından yapılan bir şerbet bırakayım buraya. Dört yıl önce ilk kez yapmış ve pek beğenmiştim. Bu ikinci deneyimim.

20/07/2017

Ada Gelincik - Ada Cafe

Bozcaada'da, Çınaraltı Meydanı'na gelindiğinde hemen görünen, keyifle oturup soluklanabileceğiniz küçük, şirin, kaliteli bir mekân burası. Adanın sembolü adeta.
Girişte, İEL amblemli geleneksel varilleriyle dikkat çekiyor. İçeride ise gelinciklerle bezeli her yan.

Önce gözleriniz buluşuyor gelinciklerle. Duvarlardaki tablolar, raflardaki bardaklar, kavanozlar, tabaklar... Baktığınız her noktada gelincik var. Gelinciğin her hali. Gelincikten yapılma el emeği çeşit çeşit ürün var. Büyük cam sürahilerde gelincik şerbetleri, gelincikli lokum, gelincik reçeli, gelincikli kurabiye, gelincik soslu muhallebi. Gelincikli sabun...

Kendisi küçük ama Bozcaada'nın tanıtımı ve gelişmesine büyük katkılarda bulunmuş bir işletme burası. Adayı ziyaret edenlerin bir elin parmak sayısını geçmediği yıllarda, tam 23 yıl önce ''turizme yönelik ilk kafe'' olarak hizmet vermeye başlamış. İşletmenin kurucuları adanın gelişmesi için ellerinden ne geliyorsa yapmış, başta yeme içme olmak üzere her türlü ihtiyaca cevap vermişler. Yerine göre turizm enformasyon bürosu olup ziyaretçilerin tüm sorularını yanıtlamış, hatta bisiklet kiralamak isteyenlere bisiklet temin etmişler. Gelincik misyonu nasıl mı başlamış? Üretim ve pazarlama gibi bir niyetleri hiç mi hiç akıllarında yokken!

07/05/2017

Gelincik Şerbeti ve Reçeli

Kırların özgür çiçeği deyince ilk akla gelen papatya ile gelinciktir. Özellikle de gelincik. İncecik dalı, kırmızı saten görünümlü narin yaprakları ve üç-beş günlük kısacık ömrüyle doğadaki en zarif, en hassas çiçek belki de...

Geleneksel Türk gelinliklerinin kırmızı renkte olması ve taç yapraklarının duvağa benzetilmesi nedeniyle ''gelincik'' ismi verilen bu çiçeğin barındırdığı pek çok özellik insan yaşamı ile bağdaştırılmış. Ufacık bir yelde bile savrulup hasar görmesi hassas kimselerin en ufak bir olaydan dahi anında etkilenip kırılganlık sergilemesine benzetilmiş.
Dalından koparıldığında beş dakikaya kalmadan solmaya başlaması, canlılığını yitirip yok oluş sürecine girmesi ise sevdiğinden ayrılanların tıpkı gelincik gibi sararıp solmasına...

Çok eski zamanlardan beri çeşit çeşit meyvelerden ve çiçeklerden yapılan şerbetler Osmanlı'da saray mutfağının vazgeçilmezi, padişahların, özellikle de Kanuni Sultan Süleyman'ın gözdesiymiş. Yapım süreci daha zor ve hasat dönemi oldukça kısa olduğu için gelincik şerbeti ender bulunurmuş. Rivayet olunur ki Kanuni çok sıcak bir yaz günü Yeniçeri birliklerini teftiş ederken susayıp şerbet istemiş. Hemen bir tas soğuk şerbet getirmişler. Kanuni şerbeti içtikten sonra tasın içini altınla doldurup geri göndermiş.

O günden sonra bu durum bir gelenek haline gelmiş. Kanuni sonrasında da teftiş zamanı Yeniçeri ocağından padişaha bir tas şerbet sunulması ve içinin altınla doldurulup iade edilmesine devam edilmiş. Hatta Duraklama Dönemi'nde hazinede altın olmadığından taslar iade edilmeyince Yeniçeriler ayaklanıp savaşı bırakmış. Bunun üzerine sarayın altın kap kacakları acilen eritilip sikke yapılarak boş şerbet taslarının içine doldurulmuş ve cepheye gönderilmiş. Öte yandan, halk da hem serinlemek hem şifa bulmak adına, yaz aylarında sokaklarda dolaşan şerbet satıcılarını dört gözle beklermiş.

Şerbetler limon, vişne, kızılcık, kayısı, hurma gibi meyvelerin yanı sıra, menekşeden, gül yapraklarından,
demirhindi, meyankökü ve kısa bir dönem bulunduğu için çok değerli olan gelincikten yapılırmış.

Kim bilir, belki de insanların gelincikle daha uzun süre beraber olma isteğiydi bu.
Kavurucu bir yaz sıcağında yudumladıkları gelincik şerbetinin duyumsattığı bahar tazeliği, özgürlük,
kırılganlık ya da ''güzelliklerin gelip geçiciliği'' gibi duygulardı belki...

Üç gün önce topladığım gelinciklerle ben de kaybolmaya yüz tutmuş bu geleneksel şerbeti deneyimlemek istedim. Dallarından kopardığım için suçluluk duygusu var mı, var. Bugün yağan yağmur sonrası arkadaşlarının büyük hasar aldığını biliyor olmak bu duyguyu en aza indiriyor neyse ki. Hem onları tüm güzellikleriyle sayfamı süslemek üzere baki kıldım. Üstelik Osmanlı dönemine doğru, nostaljik bir yolculuğa çıkaracaklar beni.😊
Şimdi gelelim yapımına...
Yaklaşık iki avuç dolusu gelincik yaprağını bol suyla birkaç kez yıkadım. Suyunu iyice süzdükten sonra her bir yaprağı tek tek ikiye katlayıp dip kısımlarındaki siyah bölümü kopararak ayırdım (Sadece bu kısım biraz zor).

1 litrelik cam kavanozun içine 4 su bardağı su koyup içine 1 çay kaşığı limon tuzu ve yarım limon suyu ekledim. Bu suyu biraz karıştırıp içine ayıklanmış gelincik yapraklarını atar atmaz yaprakların hepsi birleşip yukarıya akın ettiler.
Kavanozun ağzını kapayıp güneş gören bir yere koydum. Üç saat içinde yukarıdaki aşamayı kaydettiler. Yani ilk üç saatin sonunda kavanozun altında çok güzel ve berrak bir renk oluştu.

Üç gün güneşte beklettiğim kavanozdaki yapraklar beyaza yakın açık pembeye dönüşmüş, alttaki renk bir hayli koyulaşmıştı. Bir an önce tadına bakıp merakımı gidermek istiyordum. Kavanozdaki gelincik suyundan bir miktar alıp içine biraz şeker karıştırdım. Gelincik şerbetim hazırdı. Gayet leziz bir şerbet elde etmiştim.👏😊
Kavanoz iki gün daha güneşte bekledikten sonra süzülüp içine 2 bardak şeker katılacak.
Şerbetimiz bu şekilde, konsantre kıvamda buzdolabında bekleyecek. İçileceği zaman bardaklara bir miktar konulup üzerine su ve buz ilave edilecek... Tarifi epey bir araştırma yaptıktan sonra uyguladığımı belirtmek isterim.

Hazır bu işe soyunmuşken birazcık da gelincik reçeli yapıp onun da tadına bakmalıydı. 1 su bardağı şeker ve 1 su bardağı suyu kaynatıp biraz koyulaşmasını sağladım. İçine 1 avuç dolusu ayıklanmış gelincik yaprağı ve
bir fiske limon tuzu atıp kısık ateşte 10 dk daha kaynattım.
İşte sonuç... Harikulade renkte, leziz mi leziz bir reçel oldu. Çok ama çok beğendim.😋😋

Gelincik mevsiminin bitmek üzere olduğunu hatırlatıyor,
yapacak olanlara kolay gelsin diyorum.
Sevgiyle...



03/05/2017

Bahar Muhabbetleri

Bu ara tadı tuzu yok insanların. Yalnızca bloglarda değil, Twitter'da da bariz bir durgunluk var. En aktif kullanıcılar bile adeta kabuğuna çekilmiş, tek tük tweet atıyor. Bunu ilk kez gözlemliyorum. Kendi durumum da farklı olmadığına göre sebebin ne olduğu aşikâr.

Bahar başlayıp da erikler nohut büyüklüğüne ulaştı mı etrafında mutlaka çocuklar olur, öyle değil mi? Evde kiloyla erik olsa da o minnak eriklerin tadı başka oluyor demek ki.
Bu çocukları yürüyüş esnasında, yolun üst kısmından gördüm. Çocukluk hatırası, bir fotoğraflarını alayım derken korkup kaçışmaya, saklanmaya başlamasınlar mı?
''Korkmayın çocuklar,'' diye bağırdım mecburen. Rahatlayıp ortaya çıkmaya başladılar. Bir tanesi ''Abla neden resmimizi çektin, polise mi vereceksin?'' demez mi?

Ne kadar şaşırdım anlatamam. Birkaç cümleyle o ağacın sahipsiz olduğunu, göz hakkı diye bir şey olduğunu, başka bir yerde sahibinden izin almadan bunu yapmamalarını falan söyledim. O an tam da içimden geçtiği şekilde ''Memlekette yeterince azılı hırsız var. Çalıp çırpmadık şey bırakmadılar. Sizin yaptığınız ne ki bu kadar korktunuz!'' diye bağıracak halim yoktu tabii yolun orta yerinde...