Sokaklarda insan yok. Dolayısıyla sadece bizlerin değil, hayvanların da alıştığı düzen bozuldu.
Kumrular, serçeler, kargalar arada balkonlara gelip konuyorlar. Muhtemelen karınları aç. Bir tabağa evde pek itibar görmeyen kepekli bulgurdan koysam yerler mi acaba diye düşünüp eyleme geçtim. Hem de nasıl yerlermiş...
Bakar mısınız, hayvanlar açmış. Dün akşam saatlerinden beri balkona koyduğum köpükten yem tabağının başına konan konana. Balkondan hiç ayrılmıyorlar. Malum, #EvdeKal günlerindeyiz. Kimse kimseyi ziyaret edemiyor, misafirliğe gidip gelemiyor. Ama bakın benim misafirlerime. Hem de en sevdiğim kuşlar geldi.
O dünya sevimlisi masum suratlarıyla kumrular ve cingöz kargalar artık hep balkondalar. Ben de içeriden keyifle onları gözlemliyorum. Böylece birbirinden pek de farkı olmayan sıradan günlerime renk gelmiş oldu. İnsanlar ve hayvanlar birbirine muhtaç. Bunu da anlamış oldum. Çifte kumrulardan bir tanesinin beni farkedip camın önüne kadar gelişine bakar mısınız? Kumru demek anneannem demektir benim için. Çünkü ötüşlerini ezgisiyle birlikte kelimelere dökerdi rahmetli. Derlermiş ki: ''Kız kumru, yağ döktü, kim döktü. Ben dökmem, kim döktü?'' Şimdi bu kelimeleri ötüşlerindeki melodiye yerleştirin. Hah işte. Kumru demek, anneannem ve bu tarz bir nakaratla söylenen melodi demektir benim için.
Şu tatlışın masum suratına bakar mısınız? Camın önüne gelip hiç ürkmeden neler yapıyor. Dilimize yerleşmiş olan ''çifte kumrular'' nitelemesi boşuna değildir, bilirsiniz. Kumrular hep çift olarak gezerler. Bunun asıl nedenini sorgulayacak olursanız kumruların eşlerine bağlılığı ile ünlü olduğunu, asla eş değiştirmediğini öğrenirsiniz. Bir yerde tek başına bir kumru görürseniz bilin ki eşi ölmüştür. Çünkü kalan eş ömrü boyunca başka bir kumruyla eşleşmiyor. Asla başka bir kuşun yuvasına girmiyor. İçinde bulunduğu şartlara uyum gösteriyor.
Anneannemden öğrendiğim kumru melodisinin anlamını yıllar yılı çözemedim. Muhtemelen o da bilmiyordu. Bilse anlatırdı mutlaka. Demek ki bu bir halk anlatısıymış ve o sadece bu kadarcığını biliyormuş. Kim yağ dökmüş? Ne yağı? Ne olmuş da sen mi döktün, ben dökmem, vb. sözler adeta bir ağıtmış gibi nakarat haline getirilmiş? Eh be, birazcık araştırınca çocukluğumdan beri süregelen bu sırrı çözmez miyim?!
Bir zamanlar biri kız diğeri erkek iki kardeş varmış. Anneleri erkenden öldüğünden babaları yeniden evlenip üvey ana getirmiş. Üvey ana tıpkı Külkedisi masalında olduğu gibi evin tüm işlerini bu iki kardeşe yaptırır, üstüne üstlük de onlara yapmadığı eziyet bırakmazmış. Günlerden bir gün çocuklar mutfakta temizlik yaparken kardeşlerden kız olanı yeni alınan kilimin üzerine elindeki yağ fıçısını devirmez mi? Oğlan da tuz kabını! İki kardeş korkudan ne yapacaklarını bilememiş, Allah’a dua etmişler: ''Allahım ne olur kuş olup kaçalım. Yoksa üvey annemiz bizi çok feci döver, eziyet eder'' diye ağlamışlar. Ve... O an duaları kabul olmuş, iki çocuk birer kumru olmuş, evden uçup gitmişler. Babaları çocukların kaybolduğunu zannetmiş. Üvey ana mı? Her gün pencereye gelip konan bir çift kumrunun onlar olduğunu bilirmiş. O yüzden de çifte kumrular ötmeye başlayınca biri ''Yağ döktüm'' derken öteki ''Tuz döktüm, ben korktum'' dermiş sürekli. Velhasıl, çok acıklı bir halk hikâyesiymiş bu, çok :((
İşte böyle. Söyler misiniz, şimdi ben kumruları eskisinden daha çok sevmeyeyim de ne yapayım?
En iyisi balkona çıkıp biraz daha yem dökeyim....
* * *
Kumrular, serçeler, kargalar arada balkonlara gelip konuyorlar. Muhtemelen karınları aç. Bir tabağa evde pek itibar görmeyen kepekli bulgurdan koysam yerler mi acaba diye düşünüp eyleme geçtim. Hem de nasıl yerlermiş...
Bakar mısınız, hayvanlar açmış. Dün akşam saatlerinden beri balkona koyduğum köpükten yem tabağının başına konan konana. Balkondan hiç ayrılmıyorlar. Malum, #EvdeKal günlerindeyiz. Kimse kimseyi ziyaret edemiyor, misafirliğe gidip gelemiyor. Ama bakın benim misafirlerime. Hem de en sevdiğim kuşlar geldi.
O dünya sevimlisi masum suratlarıyla kumrular ve cingöz kargalar artık hep balkondalar. Ben de içeriden keyifle onları gözlemliyorum. Böylece birbirinden pek de farkı olmayan sıradan günlerime renk gelmiş oldu. İnsanlar ve hayvanlar birbirine muhtaç. Bunu da anlamış oldum. Çifte kumrulardan bir tanesinin beni farkedip camın önüne kadar gelişine bakar mısınız? Kumru demek anneannem demektir benim için. Çünkü ötüşlerini ezgisiyle birlikte kelimelere dökerdi rahmetli. Derlermiş ki: ''Kız kumru, yağ döktü, kim döktü. Ben dökmem, kim döktü?'' Şimdi bu kelimeleri ötüşlerindeki melodiye yerleştirin. Hah işte. Kumru demek, anneannem ve bu tarz bir nakaratla söylenen melodi demektir benim için.
İşte böyle. Söyler misiniz, şimdi ben kumruları eskisinden daha çok sevmeyeyim de ne yapayım?
En iyisi balkona çıkıp biraz daha yem dökeyim....
Çok ince bir davranış :)). Kumurlar ne güzelde alışmışlar size.
YanıtlaSilTeşekkürler. Sadece açtırlar diye düşündüm doğru çıktı.
SilÇabuk alışıyor kumrular demek ki. Tanışalı daha 24 saat olmamıştı fotoğrafta:)
Hayvanlar iyi insanları hissedermiş😇🌸
SilKumrular çok sokulgan hayvanlar özünde. Pek kaçmıyorlar.
SilKargaların doğru dürüst resimlerini çekemedim, oradan da belli:)
İlk fotoğraftaki bakışa vuruldum Zeugma... Biliyor musun burada sokak hayvanı hiç yok. Sadece kedi köpek değil kumru da az. Ördekler kuğular bile onlardan çok, bazen çocuklarla ekmek kırıntısı götürüyoruz (bulgur da az bulunuyor) ama bir gün yaşlı bir kadın azarladı bizi "vermeyin ekmek onların doğal gıdası değil midelerinde büyüyor hasta ediyor hem de hazıra konuyorlar alışıyorlar avlanmıyorlar" diye. Ay bilmem ki yine de dayanamadım yahu, kışın en azından koyuyorum yemek yazın tamam solucan vs idare ediyorlardır ama kışın mama yazın su inatla veriyorum (inşallah hakikaten öldürmüyorumdur hayvanları).
YanıtlaSilBir de hikayem var. Dedem vefat ettiğinde hep günün aynı saati gelen bir tek kumru vardı, dikkatimizi çekmişti bize yakınlığı. Ananem vefat ettiğinde de yine tek bir kumru gördüm haftalarca. Ne bileyim, ben de içten içe "ananem geldi dedem geldi" der olmuştum... Bazen hala görüyorum tek kumrular, benden çekinmiyor sanki gözleriyle muhabbet ediyor gibiler...
Ay ne yazdım :D
Ay ne tesadüf oldu. Şimdi blog ziyaretlerine çıktım, tam da sana geliyordum:)
SilAlmanya'yı bilmiyordum; ama İngiltere'de de hiç sokak hayvanı yoktu. En çok ona şaşırmıştım. Bir de evlerin %90'ının balkonu olmayışına. Aynı şekilde sadece St James's Park'ta ördekler, kuğular falan görmüştüm. bu iyi mi kötü mü bilemedim şimdi. Bizde kedi köpek çok ama kontrolsüz biçimde çok fazla ürüyorlar ve çoğu telef oluyor maalesef.
SilEkmek verenlere kızan kadın haklı olabilir. Ama bu kez durum öyle değil. Bu hayvanlar insansızlıktan aç kalmışlar. Yerlerse, severlerse diye bulgur koydum, çok sevdiler. Bir de kar kış çok olduğunda yem koyarım ben. Mama ve su vermekle iyi ediyorsun neden öldürecekmişsin, gayet doğal bu yaptığın. Eline sağlık.
Deden, anneannen ve kumrularla olan bağ çok etkileyci. Tek gelmelerinden onların da eşlerini kaybettikleri anlaşılıyor. Kumruyla ilgili başka hikâyeler de var. Yusuf peygamberle falan ilgili. Zaten bir adı da ''Yusufcuk kuşu'' olarak geçiyor. Kutsal bir hayvan vesselam...
ne güzel bir hikaye. Şarkıyı bilmiyordum ama kumruları hep sevmişimdir
YanıtlaSilHalk hikâyeleri, efsaneler tüm toplumların nasıl da olmazsa olmazı. Kumruyla ilgili değişik versiyonlar var. Ben de hep sevmişimdir. Ötüşlerindeki melodiyle ilgili olan bu hikâyeyi de çok sevdim.
SilKumrular ne hoş bakmışlar ve ne hoş poz vermişler sana. Güzel ve hisli varlıklar. Ya büyüklerimize ne demeli! Ne güzel hikayeler anlatmışlar bize. Şimdi daha iyi anladığımız, öğrendiğimiz o hikayelerin her biri ne kadar değerli. Ve artık aramızda olmayan ama daima kalbimizde olan büyüklerimiz...ışıklar içinde uyusunlar.
YanıtlaSilDoğanın içinde olamasak da, elçilerinin ziyaretleri günlerimizin hoş sürprizleri oluyor... Sevgilerimle Zeugmacığım. Keyifli anların ve sevimli ziyaretçilerin çok olsun.❀★❀
O gün onlarla ne çok oyalandım. O tabak saatlerce durdu orada. Hiç düşürmeden güzel güzel yediler. Sevimli kumların melek gibi suratlarına bakmaya doyamam hiç. Anneannem rahmetli de çok severdi. Ötüşlerine o sözlerle eşlik ederdi. ''Kız kuumru, yağ döööktü''. Hiçbir zaman anlam verememiştim. Ne yağı? Kim dökmüş? Yıllar yıllar sonra öyle büyük bir sürpriz oldu ki Esincim. Dilden dile süregelmiş halk hikâyesine bakar mısın?
SilDoğanın içinde değiliz ama camdan balkondan idare etmeye çalışıyoruz. El mahkum. İlerisi için dişimizi sıkacağız, iş fena yoksa. Bak işte sevimli kumrulardan sonra sevgili Esinciğim de geldi ziyaretime. Beni çok mutlu etti.
Çok teşekkür ediyorum. Bilmukabele, senin de öyle olsun. Sevgiler Esinciğim...
Benim hikayeme göre daha insaflı imiş bu hikaye:)
YanıtlaSilSahiden hep çift geziyorlar.Balkonumuza ısrarla gelen,kovmamıza rağmen pes etmeyen kumru çiftler var.Izin verdigimiz bir vakitler ( yazıktır,yumurtası var,yavru oldu vs.) ailecek bitlendik.Ne olduğunu anlamadığız kizarikliklar oldu.koloni olup duvarda akislarini görünce anladık.15 gün boyunca ilaçlama,full temizlik,tekrar ilaçlama, tekrar temizlik yaparak kurtulduk ama canımız çıktı deyiminde ki hal oldu halimiz.Bu yüzden sürekli kovalıyor ve bırakmıyoruz kumruları
Üvey anneden korkan kız ve erkek iki kardeş sabit ama diğer detaylar farklı evet. Ağızdan ağıza anlatılırken değişlikliğe uğruyor sanırım. Mitolojik hikayelerde de aynı durum söz konusu. Bir yere sabit bir şekilde yazılıp çizilseydi değişmezdi bence:)
SilEvet, ''çifte kumrular'' diye deyim kalmış sayelerinde. Yalnız ben tek kumru gördüğümde eşini kaybetmiş diye hüzünleniyorum.
Kumrular çok sokulgan, hiç kaçmıyorlar, aynen:) Sevimli suratları sayesinde hiç kovalamıyordum ama şu yazdıklarınızdan sonra endişelendim gerçekten. Çok teşekkür ederim yaşanarak öğrenilmiş bu değerli bilgi için.