Rahmetli babaannesinin güz döneminde Elazığ - Tunceli yöresine gidip başta cevizli sucuk olmak üzere pestil, dut kurusu, dut pekmezi gibi ürünler alıp geldiğini, kış akşamları şölen yaşatmak için onları serin bir yerdeki sandıkta sakladığını da öğrendiğim sevgili Buraneros, o sandığı kendisi doldurmuştu.
Babaanne nefis aşureler yapan, sahip olduğu tüm bilgileri ve tecrübelerini kızlarına, torunlarına da aktaran, başka bir deyişle ''el vermiş olan'' becerikli bir Anadolu kadınıydı.
Anadolu kadınının her derde derman olan yaratıcı ruhunu, maharetli ellerinden çıkanları en çok da babaanne ve anneannelerimizden bilmez miyiz? Onlar el verir, nesilden nesile bilgi ve beceri aktarımı sağlarlar. Bayrağı elden ele taşımamıza yardım ederler. Tabii ki içimizde ilgi ve istek varsa. Eğer yoksa vah halimize. Bayrak düşer, tüm gelenek ve görenekler çöp olur.
Tarhana yoğurmayı, aşure yapmayı, kışlık makarna kesmeyi ilk kendisinde görüp öğrendiğim rahmetli anneannem de bana el vermişti mesela. Hiç yapmamış olsam bile mumbar dolması yapmayı bile öğretmişti. Usta-çırak ilişkisi benzeri bir bağ vardı aramızda...
Bu bağı sağlamakta çaba sarf eden atalarımız, tüm aile büyüklerimiz nurlar içinde yatsınlar. 🙏🙏🙏
Michelangelo'nun, Vatikan Sarayı'ndaki Sistina Şapeli'nin tavanında bulunan bir fresk olan "Adem'in Yaratılışı" adlı eserini her görüşümde ''el vermek'' deyimi gelir aklıma. Eserde betimlenen; Tanrı'nın ilk insan Adem'e hayat üflemesi olsa da, bir büyüğün genç yaştaki birine bilgi birikimini aktarması gibi gelir.