ütopya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ütopya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16/03/2024

Ütopyadan Distopyaya

Platon'un anlatımındaki Atlantis, halkının güzel yaşamının aksine, nehirlerden ve derelerden gelen kristal suları ve hayali adanın geri kalan sakinleri ile bereketli Atlantis ovasında, altın renkli bir kumsalda güneşin tadını çıkarmak, çöplerin yanında uzanmak, nefes almaya çalışmak, denizin dibindeki plastikleri "balıklamak", yaşlanan deniz kızlarının ağır ağır ölümü. Yapay zekâ gözüyle çevre felaketi!

1,5 milyon kilometrekarelik Büyük Pasifik çöp alanı, Platon'dan ve mideleri plastikle dolu olan kuşlardan ilham alan dijital yaratıcı Niceaunties'in paylaştığı video, önümüzdeki kasvetli geleceğin ana hatlarını çiziyor. 

Singapurlu sanatçı, yapay zekâ kullanarak oluşturduğu ve dünya sakinlerinin okyanusları umursamamasına referans olan bir evren yarattığı bu projenin ilhamını büyükannesi, annesi ve on bir teyzesinden almış:
Küresel plastik krizi! 

Pasifik'teki devasa plastik çöp parçaları ve bu atıkları sindirerek ölen göbekleri plastik çöple dolu zavallı deniz hayvanları. Martılar, balıklar ve insanlar ortak bir kaderi paylaşıyor gibi görünüyor. Denizleri plastikle tepeleme dolmuş, yaşanmaz bir gezegen; martılar, balıklar ve teyzelerin ortak kaderi mi? Gagası açık, iri bir martı, arkasında denizin dalgaları birbirini takip ederken kumların üzerinde hareketsiz kalıyor. Deniz kuşunun bağırsakları sökülmüş bir insan vücuduna sahip olduğu, içinden onlarca plastik şişe, kapak, kap döküldüğü, etrafında ölü balıkların olduğu ortaya çıkıyor. 

Hemen ardından ağlara sarılmış, Asya yüz hatlarına sahip yaşlı bir kadın, içinde "yuva yapan" tüm çöpleri yutmaya hazır, açıkta kalan vücudunun üzerinde tehditkâr bir şekilde uçan martıları gözlemliyor. Deniz kızları da diğer Sirenler gibi, hiçbir şeyden haberi olmayan yolcuları şarkılarıyla tuzağa düşürmeye mi çalışıyor, yoksa bu yok edilmenin yasını mı tutuyor?

02/11/2009

Bilmek, Ama Söylememek

Gün gibi açık bazı gerçekler vardır hayatımızda. O kadar eminizdir ki söz konusu gerçek bütün detaylarıyla beynimizin kıvrımlarına yerleşmiştir.

Üstelik her an tüm çıplaklığıyla gözümüzün önündedir ve orada sanki bir film şeridi gibi beklemektedir. Aklımıza geldiğinde vücudumuzun her zerresinde patlar adeta ve sarsar bizi.

Peki sadece bilinçte mi kalmalıdır bu? Bildiğimiz doğruyu düşünceye ve oradan da kelimelere döküp bir anlamda eyleme dönüştürmüyorsak eksilmez miyiz?
Bu türden bir varoluşu sorgulamıyorsak, hiç taviz vermeden, tutarlı, emin bir duruşla ve yaklaşımla, gereken itiraz ve eleştirilerle
''değiştirmeye'' yönelmiyorsak kendimize saygıdan bahsedilebilir miyiz ?

Ütopya olduğunu sanmak, bize dayatılanı kabullenmiş görünmek niye?


Bile bile üstelik...

Yoksa Attila İlhan'ın dediği gibi mi?


''Bir yerde vahim bir hata yapılmıştır.
Ne söylemeye dilim varır,
Ne düzeltmeye gücüm yeter.
Meyus bir papağan gibi
Söylenir dururum kendi kendime.''


*meyus:  Üzgün,karamsar