hile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20/10/2014

Tongaya Düşmek Ne Demek?

Gündemdeki deyimlerden biri olan ''tongaya düşmek''te geçen tonga ne demekmiş hiç merak ettiniz mi? Malum günümüzde tongaya düşen düşene...
TDK Sözlük ''argo'' olduğunu belirterek yalnızca;
''tonga: isim Hile, düzen, tuzak'' demiş.
Tongaya basmak (veya düşmek) ise ''Kendisini kötü bir duruma düşürmek için hazırlanan bir düzene (dolap, hile) uğramak, tuzağa düşmek,'' olarak izah ediliyor.
TDK'da ''tonga'' ile ilgili başka hiçbir açıklama yok ne yazık ki.

Gelin şimdi ''tonga''nın birbirinden farklı iki anlamına bir bakalım:

Tonga, Pasifik Okyanusu'nun güneyinde bulunan ve krallıkla yönetilen bir ada devletinin adı.
Tonga Krallığı üç ana gruba ayrılıyor ve 171 adadan oluşuyor. Ülke bir zamanlar İngiliz himayesine girmiş; ama 1970 yılında bağımsızlığını kazanmış. Şu an İngiliz Milletler Topluluğu üyesi. Tropikal mimari güzelliklere sahip, butik otelleri, ideal kumlu plajları olan, şölenler, danslar ve kutlamaların yapıldığı Tonga, harika bir ada cenneti. Özellikle de maceracı tatilciler ve doğacılar için biçilmiş kaftan olduğunu öğreniyorum.

Ne dersiniz? ''Tongaya düşmek'' deyimindeki Tonga'yı böyle algılasaydık ''cennete düşmek'' ile eşdeğer olurdu herhalde
ve tadından yenmezdi, öyle değil mi? ☺️

Tonga, Yunanistan’da kullanılan ve kurutulmuş tütün yaprakları denk yapılırken uygulanan, dolayısıyla mübadiller sayesinde Türkiye’de de yaygınlaşmış olan metodlardan biri.
Bir bez ile kaplanmış olan sandığın içine el ya da makine ile dizilen kurumuş tütün yaprakları presle bastırılır, alabildiği kadar daha tütün dizilir ve etrafındaki bezle sarılarak paket haline getirilir. Bu metodla paketlenip TONGA haline getirilen tütünler daha sonra sandığın kenarlarını açma yoluyla çıkarılır. 
20-25 kg’lık küçük tongalar Karadeniz ve Marmara Bölgesi tütünlerinde, 45-50 kg’lık büyük tongalar ise İzmir ve Doğu Bölgesi tütünlerinde kullanılıyormuş.

Buradaki tonga, sıkıştırılıp preslenme olayını ifade ettiği için kötü bir sıkıntı yahut işkence çeşidi anlatılmak istendiğinde ''tongaya düşmek'' olarak kullanılabilirdi. Gayet de güzel uyardı bence.
Ancak sözlükteki tek anlamı ısrarla ''hile, düzen, tuzak'' olarak veriliyor. İlginç doğrusu.

Hazır yeri gelmişken bir de öneri:
Siz siz olun, şeytani varlıkların kurguladığı tongalara düşmeyin, dikkatli olun.
Güzel bir haftaya başlangıç yapmanız dileğiyle...


30/09/2013

At Gözlüğü Takmak

''At gözlüğü takmak'' ya da ''at gözlüğü ile bakmak'' deyimleri neyi anlatır bize?

Sabit fikirli, dar görüşlü, objektif bakış açısından yoksun insanları anlatır.
Başkalarının fikirlerine itibar etmeyen, saygı göstermeyen, olaylara tek yanlı, tek açıdan bakan, etki eden diğer faktörleri göremeyen, görmek istemeyenleri anlatır. Görse bile reddeden, kendi bildiğini okuyan insanları...

Çünkü onlar söz konusu gözlükleriyle bütünleşmişlerdir. Dolayısıyla; başlarını ne yana çevirirlerse çevirsinler değişen bir şey olmayacak, göremeyeceklerdir.

Bu deyimlerin kaynağına bir göz atalım şimdi...

Eskiden değirmende çalıştırılan atlar için çok kurnazca hazırlanmış bir düzenek kullanılıyormuş, duymuş muydunuz? Hayvanın, yani değirmen için su taşıyan dolap beygirinin, mekanizmanın bulunduğu en fazla iki metre yarıçapındaki dairesel bir alanda hiç durmadan dönüp durduğunu anlamaması, düz yolda yürüdüğünü zannetmesi için aldatma üzerine kurulu bir düzenekmiş bu.

Döner bir çarktan oluşan düzeneğe bağlanan atın gözlerine, sadece önündeki kısıtlı alanı görmesi, etrafını görememesi için gözlük takılıyormuş. Hatta gözlüğe rağmen, ''Aynı yerde döndüğünü anlar belki'' diye, yürüdüğü o sınırlı alana ara sıra çalı-çırpı ya da ufak tefek taş, toprak atanlar da çıkıyormuş.
Sözün özü; hayvanı sürekli ve bu tarz bir aldatmayla kullanıyorlarmış.
Ne kadar acımasızca ve haince bir plan, öyle değil mi?
''Plan'' demek hafif kalıyor. ''İğrenç bir aldatmaca'' desek daha doğru olacak.

Sabırla hizmet eden, fedakâr, zavallı bir canlının alenen aldatılması ve suistimali bu resmen. Sizce de korkunç değil mi?

''Dolap beygiri gibi'' deyiminin kökeni de buradan kaynaklı. Kısır bir döngü içinde olan insanlar için kullanılan bu deyim ''Gelişmelere açık olmamak, hep aynı yolda bilinçsizce ilerlemek, etrafından bihaber olmak'' gibi anlamlar içeriyor.

Su taşıyan bir dolap beygirinin ve ona takılan gözlüğün insanlara verdiği ilhama ve o ilhamla ürettiği deyimlere bakar mısınız?

(Görseller buradan ve buradan)

14/11/2012

Dikkatli Olun!

Arkadaşımın cep telefonu hiç tanımadığı bir numara tarafından aranıyor ve karşı taraftaki ses ''bedava sigorta'' kazandığını bildiriyor. Sesin sahibi son derece profesyonelce bir kurgunun içinde.
Düzgün bir Türkçeyle ikna edici bilgiler sıralıyor. Diyor ki: ''Yapacağınız tek şey bize müşteri hesap numaranızı vermek. Gerisi hemen halledilecek.''
Ve herhangi bir şüphe duymaması için ekliyor:
''Güvenliğiniz için bize ilk dört rakamı söylemeyin lütfen!'' 

Kötü niyetli kişilerin benzer senaryolarla sahtekarlıklara soyunduğunu geçmiş yıllardan gayet iyi bilen arkadaşım, bu şekilde başlayan bir kurguyla karşılaşmamasına rağmen son cümle sayesinde uyanıyor ve hattın ucundaki adamı azarlayıp derhal telefonu kapatıyor.

Bilmeyenler için buradan hatırlatmış olalım:
Çünkü müşteri hesap numarasının ilk dört rakamı hesabın olduğu banka şubesinin kodunu gösterir.
Çünkü telefon numarana ulaşabilen kişi hangi şehirde yaşadığını da kesinlikle biliyordur.
Siz siz olun, bu tür soyguncuları bir dakika bile dinlemeden kapatın telefonunuzu...                                                       
                                                              *    *    *

İnsanın sabahı pencereden gördükleriyle güzel bir güne açılır mı?
Açılırmış ve hatta  zihnine resmedilirmiş o görüntüler.
Resimler orada durduğu sürece de yüzüne yayılan tebessümler devam edermiş bütün gün.

Pazar sabahları anneleri dört dörtlük güzel bir kahvaltı hazırlarken evdeki çocuklar markete gönderilir hani. Olay kahramanlarımız işte tam da bu türden on yaşlarında üç erkek çocuk...
Muhtemelen marketten dönerken karşılaşmışlar birbirleriyle ve ellerindeki poşetleri bir kenara bırakıp kısa bir süre top oynamaya karar vermişler...

Aralarına da tatlı mı tatlı bir arkadaş almışlar (Yoksa 'kendiliğinden gelmiş' mi demeliydim?)
Kızıla çalan sarı renkte tüyleri olan çok sevimli bir köpek!
Sevimli kelimesi öyle boş yere kullanılmadı, dikkatinizi çekerim.

Köpek küçük oğlanlarla öyle güzel bir birliktelik oluşturmuş ki sanırsınız o da insan. Çevirdikleri dairenin dördüncü elemanı yapmışlar onu. Görseniz nasıl heyecanla top oynuyordu onlarla, gelen paslara nasıl karşılık veriyordu. Arada yerinde duramıyor,  pas kimdeyse ona doğru koşup iki ayak üzerinde ne numaralar yapıyordu. Sevincinden dört köşeydi hayvan sabah sabah...

''Yetenek Sizsiniz''den fırlamış bu sahneler kısa sürdü ne yazık ki...
Oğlanlar azar işitmemek için toparlanıp sevimli arkadaşlarını orada, sokağın başında öylece bırakıp gittiler.
O mu? Normalde arkalarına takılıp gitmesi gerekiyordu değil mi?
Gitmedi...
Akıllı bir köpekti...
Birkaç dakika öncesine kadar sevinç içinde salladığı kuyruğu da kıpırdamıyordu artık.
Hüzünle baktı arkalardan bir müddet. 
Terkedilme psikolojisi yaşıyordu resmen...
Sessizce geriye döndü.
Sessizce kayboldu gitti sokaktan....

25/01/2011

Ali Cengiz Oyunu Nedir?

Hile ile iş yapanların yalanları ve akla hayale gelmeyecek planları için kullanılan ''Ali Cengiz oyunu'' deyiminin kökeni eski bir halk hikâyesinden kaynaklı.

Devrin birinde sihirbazlıkla uğraşan bir adam, bu işte o kadar çok ilerlemiş ki sonunda kendini istediği her şekle sokmayı başarmış. Ve bunu bir eğlence haline getirip para da kazanmaya, insanları hayrete düşürmeye başlamış.
Örneğin karısına:
''Bahçedeki keçiyi pazara götür, sat,'' diyor, hemen bahçeye gidip keçi oluyor, satıldıktan sonra da insan olarak eve geri dönüyormuş.

Adamın bir de bu oyunları isteyen herkese öğretme huyu varmış. Ama öğrettiği kim olursa olsun, başkalarına öğretmemesi için son bir oyun daha çıkarıp öldürüyormuş onu. Öğrenen bir serçeyse derhal bir atmaca olup boğuyor, ağaçsa ateşe dönüşüp yakıyormuş.
Oyunlar gitgide daha korkunç bir hale girmeye ve sihirbaz bu yeteneğini kendini eğlendirmenin dışında, çıkarları ve halkı aldatmak için de kullanmaya başlamış...

Sonunda olay padişahın kulağına gitmiş. Tellallar çıkarıp bu düzenbazı huzurunda kim alt ederse kızını ona vereceğini duyurmuş. Duyan herkes bu tehlikeli oyundan kaçarken Ali Cengiz adında bir genç bu göreve talip olmuş. Ve bu sihirbazdan kurs almaya başlamış. Oyunları öğrenirken aptal gibi davranan Ali Cengiz, öğrendiklerini gizleyip salağa yatıyor, sihirbaz da bir şey anlamıyor zannedip bildiği ne varsa en ince ayrıntısına kadar zevkle anlatıyormuş.

Nihayet padişahın huzurunda yapılacak sınav günü gelmiş çatmış.

Ali Cengiz bir koç olup gelmiş meydana. Sihirbaz derhal kurda dönüşmüş. Ali Cengiz kurdu boğmak için su olunca, sihirbaz kendini ateşe çevirmiş. Ali Cengiz bir çiçek olup padişahın kucağına düşmüş, sihirbaz bir eşekarısı olup üzerine. Bir süre ikisi de şekilden şekle girmiş.
En sonunda Ali Cengiz tavuk yemi olup yere saçılmış. Sihirbaz tavuk olup yemlere yöneldiğinde, Ali Cengiz hemen bir tilki olup tavuğu boğmuş ve bu düzenbaz büyücüden kurtarmış herkesi...

Anlayacağımız; çok eski çağlardan beri kullanılan masalsı bir şekil değiştirme oyunu bu. Hayatımızın birçok alanında karşımıza çıkan bir oyun. Ülkemizde, hepimizin gözü önünde oynanan oyunlardan biri aynı zamanda...

Kural: Sergilenen tavır ve davranışları zeki ve kıvrak bir öngörüyle tahmin etmek,
karşısındakinden daha zayıf bir şekle girmemek. Tavuk yemi olmamak... ''Yem olmamak''...

Siz siz olun yalan dolanlarla, akla hayale gelmeyecek planlarla, iftiralarla karşınıza çıkan
aşağılık düzenbazlara yem olmayın, onların seviyelerine inmeyin, akıl almaz tuzaklarına düşmeyin.

Temizlenin onlardan. Onlardan ve yaltakçılarından...
Temizlenmek zorlu bir hale girmişse yargı organlarından yardım isteyin...