Hayatın her alanında fark etmeden büründüğümüz o rollerden; Kurban’dan, Zalim’den ve tabii ki o çok sevdiğimiz, vicdanımızı okşayan "Kurtarıcı" rolünden, yani bu üçgenden çıkmanın altın anahtarı neydi peki? Duygularımızı ve zihnimizi sürekli kontrol ederek kendimize sağlıklı sınırlar koymak.
Bugün mü? Karpman üçgeninin özünde en yakıcı köşesine odaklanıp o çok sevdiğimiz, vicdanımızı okşayan, hatta bir anlamda filmin jönü olan ''Kurtarıcı'' rolünün başlıbaşına bir cehenneme dönüşmesinden bahsetmek istiyorum. Çünkü geçen zaman, hayatın süzgeci ve insan ilişkileri bana o üçgenin suistimale açık en tekinsiz köşesinin "Kurtarıcı"lık olduğunu defalarca kanıtladı.
Bundan tam dokuz asır önce, yani 12. yüzyılda Clairvauxlu Aziz Bernard, o zamandan bugüne yankılanan meşhur deyişinde diyordu ki: "Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir.'' Bence bu bir nokta atışı...
''Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir,'' evet. Ben bu sözü ilişkiler sözlüğümde çok daha net biçimde, kestirmeden okuyorum:
''İyilik yaptığın insanlar, eninde sonunda sana cehennemi yaşatır. Üstelik % 90 gibi acımasız ama gerçekçi bir oranla." Bitmedi. İyilik yapılan insanda gizliden bir eziklik/borçluluk duygusu gelişmeye başlıyor ve bu, zamanla kurtarıcıya karşı gizli bir öfkeye dönüşüyor. Ya da sürekli yapılan fedakarlık karşı tarafın gözünde "hak" haline gelip ilk "hayır"da sizin kesinlikle kötü biri olduğunuzu düşünüyor.
Peki, bu acımasız gerçek karşısında ne yapacağız? Dünyaya kapılarımızı kapatıp, içimizdeki o yardımsever insanı sonsuza dek susturacak mıyız? Kimseye el uzatmayıp tamamen bencil mi olacağız?
Elbette hayır. Buradaki mesele iyilik yapmayı bırakmak değil, iyilik yaparken kendimizi bırakmamaktır.
Altı yıl önce bu blogda bahsettiğim o sihirli formül, bugün de tek kurtuluş reçetemiz:
Sağlıklı sınırlar çizmek.
Şöyle düşünelim. İyilik, karşı tarafın kendi hayat sorumluluğunu elinden almadığı, sizi bir "kurtarıcıya'', onu da bir "kurbana" dönüştürmediği sürece kutsaldır. Bir başkasına yardım ederken kendi can yeleğimizi çıkarmak, fedakarlık değil düpedüz kendi hayatımıza ihanet değil de nedir?
Eğer iyi niyet taşlarınızın etrafına sağlam, aşılmaz ve net sınırlar örmezseniz, o taşlardan inşa ettiğiniz yol sizi başkalarının cennetine değil, kendi cehenneminize götürür. Unutmayın; siz bu dünyaya birilerinin hayat senaryosundaki eksik figüranları veya bedava kurtarıcıları olmak için gelmediniz.
Bu yüzden, bir dahaki sefere birine hak ettiğinden, talep ettiğinden veya sizin gücünüzden fazlasını sunmaya yeltendiğinizde durun ve o yüzde doksanlık amansız oranı hatırlayın. Kendinize şu soruyu sorun:
“Şu an birinin hayatını mı güzelleştiriyorum, yoksa kendi cehennemimin taşlarını mı diziyorum?”
Başkalarına cennet yaratmaya çalışırken kendi evini yakmayanlardan olmanız dileğiyle...
Sevgiler,

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder